Ayşenur Arslan
Babalar ve Oğulları
Gençliğimde büyük bir açlıkla okuduğum dünya klasikleri arasında Turgenyev’in ayrı bir yeri vardır.
Rusya’da 19. Yüzyılda alevlenen kuşak çatışmasını yansıtan romanı “Babalar ve Oğullar” benim dünyama da değmişti.
Romanda, Çarlık Rusya’sı ilmek ilmek çözülüyordu. Benim gençliğim ise kapitalist sisteme başkaldırının eylemleriyle geçiyordu.
Bu yazıda tanıyacağınız BABALAR ve OĞULLARI ise doğrudan, düpedüz Erdoğan rejimini anlatıyor.
İlk oğul Mustafa Keleş. İBB Spor Kulübü başkanı Fatih Keleş’in oğlu. Babasıyla birlikte “örgüt üyesi” olduğu iddiasıyla tutuklu yargılanıyor.
Dünkü duruşmada sıra ondaydı. Önce Mustafa Keleş, durumu özetledi:
“Savcılık babamın benim örgüt yöneticim olduğunu iddia ediyor ama aramızda baba oğul ilişkisi dışında herhangi bir örgütsel bağ bulunduğunu gösteren tek bir somut delil veya bir beyan dahi yok.”
Derken İmamoğlu, kendisiyle ilgili bir husus nedeniyle Mustafa Keleş’e soru sormak istedi. Mikrofonu aldı ama konuşamadı. Yutkundu, su içti.. Olmadı! Ağlamaktan konuşamıyordu çünkü. Bunu fark edince, başta Mustafa Keleş’in annesi başta birçok tutuklu yakını da ağlamaya başladı.
İmamoğlu, daha sonra “Burada karşılaşmasak belki sana okul nasıl gidiyor diye soracaktım. Seninle bayramdan bayrama başka bir sohbetimiz oldu mu?” diye sordu. Mustafa “olmadı” dedi. İmamoğlu bunun üzerine, “Sayın heyet, Allah hiçbir anne babaya böyle evlat işkencesi yaşatmasın. Ben bu devlet adına özür diliyorum” diye konuştu.
Avukatı ise, FETÖ kumpaslarını hatırlatan bir tuhaflığı dile getirdi. Mustafa Keleş’in örgüt üyeliği iddiasına dair irtibat kayıtlarının aynı isimdeki bir başka kişiye, müteahhit Mustafa Keleş’e ait olduğunu anlattı. Müvekkilinin lehine beyanın ifade tutanağına geçmediğini bildirdi.
Durum bu kadar açık olduğu halde Mustafa Keleş aylardır cezaevinde yerde yatıyor.. Koğuşu “verem karantinasına” alındığı için de ciddi bir tehlike ile karşı karşıya bulunuyordu.
* * *
Tek adam rejiminin artık kanıksadığımız fotoğrafında her oğul böyle çile çekmiyor elbette.
Hele babası, Erdoğan’ın “toplu sözleşmelerde ve memurların iktidar çizgisinde örgütlenmesinde” büyük katkısını gördüğü Memur Sen’in başkanı Ali Yalçın ise.
Belki Melih Gökçek’in oğlu Osman ya da Mehmet Ağar’ın oğlu Tolga kadar tanınmış değil ama, Yuşa Yalçın da yakında popüler olur.
Zira Meclis gündemine de taşınan iddialara bakılırsa, henüz gençliğinin baharındaki Yuşa Yalçın, çok sayıda toplu konut projesinde yönetici olarak, imza yetkisi alarak başarıdan başarıya koşmuş!
Abarttığımı zannedenlere tek bir örnek vereyim: Memurlara ucuz konut yapılsın diye Kuşadası’nda TOKİ’nin tahsis ettiği araziye 1300 lüks villa yapılmış. Ankara’da, Kocaeli’deki projeler cabası.
Maşallah, delikanlı hem fevkalade zengin.. Hem de bayağı yakışıklı..
Anneciği nasıl övünüyordur kim bilir.
Marifetli genç Yuşa Yalçın’ın, şahitliğini Erdoğan’ın yaptığı düğünle mürüvvetini de görürüz artık. Yeter ki bazı “vatan haini ezan düşmanı” odaklar baba oğul hakkındaki iddiaları kurcalamaya.. “Bu kadar mal varlığı nasıl oldu da oldu” diye sormaya kalkmasın.
* * *
Hiçbir dönemde bu kadar net, bu kadar “parçalayıcı” örnekler yaşanmamıştı herhalde!
Lüks içinde yaşayıp parana para katmak istiyorsan Saray’ın adamı olacaksın. Sadece biat etmekle kalmayıp Erdoğan’ın işine yarayacaksın.
Aksi takdirde cezaevinde tek bir kanıt olmadan yıllar tüketip verem karantinasında yaşayacaksın.
Bilmem anlatabildim mi!!!