Akşener’in tarihi hatası

İyi Parti Lideri Meral Akşener, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını kabul etmedi ve Millet İttifakı masasından kalktı. Akşener masadan kalkmakla kalmadı, ertesi gün kırıcı, yaralayıcı bir üslupla
Kılıçdaroğlu’na ve masaya ağır suçlamalar yöneltti. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın karşısında Kılıçdaroğlu’nun aday olmasını, “sıtma ile ölüm” arasında tercihe zorlanmak olarak tanımladı. Koltuk, makam hırsıyla hareket ettiği ithamında bulundu. Masayı da “kumar masası”, “noter masası” diye tarif etti.

Kılıçdaroğlu’nun ve masadaki diğer liderlerin bu ağır suçlamaları hak etmediklerini söylemek gerekir.
Kılıçdaroğlu’yla 6 yıldır, diğerleriyle 1 yıldır işbirliği içinde çalışan, Millet İttifakı’na Kılıçdaroğlu’yla birlikte büyük emek vermiş olan Akşener’in bu denli kırıcı bir üslup kullanmadan masadan kalkması elbette çok daha iyi olurdu. Akşener’in bu kararı, Millet İttifakı’na umut bağlayan ve güvenen milyonlarca vatandaşın umudunu ve güvenini sarstı. Daha önemlisi önümüzdeki seçimleri muhalefetin kazanmasını riske soktu. Bu karardan en çok memnun olanların başında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın geldiğini tahmin etmek zor değil. Kurulduğu günden beri Erdoğan ve MHP Lideri Devlet Bahçeli, Akşener’i o masadan kaldırmaya çok uğraştılar. “Cezaevine girersin” tehdidinden, nazik davet yöntemine kadar her
yolu denediler. Ancak Akşener, ısrarla masada kalacağını söyledi ve kaldı. Şimdi ise Kılıçdaroğlu karşıtlığı ile masadan kalkarak Erdoğan ve Bahçeli’nin beklentisini karşılamış oldu.

Akşener, Kılıçdaroğlu’yla birlikte “bu ucube tek adam rejimini değiştirmek” üzere yola çıkmıştı. Ancak 6 yıl sonra masadan kalkarak, giderek otoriterleşen, ülkeyi ağır bir ekonomik krize sürükleyen, hukuku yok sayan, insan haklarını, basın özgürlüğünü kısıtlayan tek adam rejiminin ekmeğine yağ sürmüş oldu.
Önümüzdeki seçimleri muhalefet açısından riske sokarak tarihi bir hata yaptı. Muhalefetin seçimleri kaybetmesi, iktidarın daha da otoriterleşerek rejimini güçlendirmesi halinde, bu sonuçtan Akşener sorumlu tutulacaktır. Akşener’in bir hatası da cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda CHP’li belediye
başkanları Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş isimlerinde ısrar etmesidir.

Kılıçdaroğlu bir yıl önce belediye başkanlarının görevlerine devam edeceklerini, vatandaşa taahhütlerini hayata geçirmek için çalışacaklarını açıklamıştı. Bu görüşünü zaman zaman tekrarlamış olmasına karşın Akşener’in İmamoğlu ve Yavaş ısrarını sürdürmesi, masadan kalktıktan sonra bile bu iki isme “aday olun” çağrısı yapması siyasi etikle pek bağdaşan bir tutum değildi. Kendisi aday olmayan, partisinden de aday önermeyen Akşener’in, başka bir partinin liderini ve yönetimini yok sayarak o partiden ısrarla aday önermesi CHP’nin iç işlerine karışmak anlamına geliyor.

Akşener, CHP milletvekillerini İYİ Parti’ye geçiren ve böylece seçimlere ve Meclis’e girmelerini sağlayan Kılıçdaroğlu’na demokrasiyi tahkim eden bu tavrı nedeniyle ömür boyu şükran duyacağını ve Kılıçdaroğlu ve ailesini kendi sülalesine emanet ettiğini açıklamış bir liderdi. Ne ara ve hangi gerekçelerle bu kadar sert, keskin bir Kılıçdaroğlu karşıtlığı biriktirdiğini anlamak gerçekten kolay değil. Akşener, MHP’den kendisiyle birlikte ayrılanlarla İYİ Parti’yi kurdu. Partisini MHP çizgisinden merkez sağ çizgiye yönelterek büyümesini sağladı. MHP’nin yüzü olarak bilinen isimleri, vitrinden geri çekip yerine merkez sağa yakın isimler yerleştirerek, Demirel’in Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi’nin konumuna getirmeyi hedefledi. Bu yolda önemli de bir mesafe katetti. Ancak masadan kalkma kararı verirken, partisinin
merkez sağ tabanından değil, yönetimde ve örgütteki eski MHP’li ülkücülerden yana ağırlık koydu. Partisinin MHP’den gelmeyen kesimini dikkate almadı. Oysa İYİ Parti’nin MHP kökenli olmayan kesimiyle CHP tabanı birbirine çok uzak değil. İYİ Parti’nin tabanındaki merkez sağ kesimin Atatürk’le, cumhuriyet
değerleriyle, laiklik ilkesiyle bir sorunu yok, tıpkı CHP tabanı gibi. Hatta iki taban arasında geçişler olduğu da bir gerçek. Bu kesimin Kılıçdaroğlu’nun adaylığına, Akşener ve MHP kökenli yöneticiler kadar bir karşıtlığı söz konusu değil. Hatta bazı araştırmalarda İYİ Parti tabanında Kılıçdaroğlu’na yüzde 70 ve üzerinde destek olduğu bilgisi kamuoyuna yansıtılmıştı.

Akşener’in Kılıçdaroğlu karşıtlığı dışında cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda bir hazırlığı olmadığı da anlaşıldı. Habertürk canlı yayınında “İYİ Parti önerirse cumhurbaşkanı adayı olurum” diyen Prof. Dr. Erşan Şen’in bu açıklamasından kısa sonra yaşadıklarına ilişkin aktarımları da bunu gösteriyor. Ersan Hoca “aday olurum” dedikten sonra kendisini Buğra Kavuncu’nun aradığını, Meral Hanım’ın görüşmek istediğini ilettiğini aktardı. Buğra Kavuncu’nun Meral Akşener’le kendisini telefonla
görüştürdüğünü açıkladı; Meral Hanım’ın telefonda Şen’e “adaylık konusunda ciddi misiniz” diye sorduğunu, kendisinin de “ciddiyim” yanıtını verdiği, bunun üzerine de Akşener’in “o zaman gelin, kapımız açık, görüşelim” dediğini duyurdu.

Kılıçdaroğlu’nu “kazanamayacak aday” diye damgalayan İYİ Parti’nin televizyon ekranlarından aday belirleyecek bir noktaya gelmesi düşündürücü olmalı. Başta Akşener ve İYİ Parti olmak üzere Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı çıkanların gerekçelerini açık açık söylemeleri gerekir. Daha önce de sormuştum. Bu gelişmelerden sonra yeniden sormak gerekiyor.

Kılıçdaroğlu neden aday olmasın?
Dürüst olduğu için mi?
Hırsız olmadığı için mi?
Kendisini, ailesini, çevresini zenginleştirmediği için mi?
İhale dağıtmayacağı için mi?
Hazineye bağlı hortumları keseceği için mi?
Halkı soyanlardan hesap soracağı için mi ?
Neden?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Fikret Bila Arşivi