Türkiye’nin rejim sorunu

Anayasa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni; “demokratik, laik, sosyal hukuk devleti” olarak tanımlar.

Bu tanım aynı zamanda Türkiye’deki siyasi rejimi de tarif eder.

Türkiye demokrasiyle yönetilir.

Devlet laiktir.

Sosyal hukuk devletidir.

Hukukun üstünlüğü ilkesine dayanır.

Türkiye’nin laik, hukukun üstünlüğüne dayalı bir devlet olması demokrasinin de güvencesini oluşturur.

Demokrasilerde halk, ülkenin hangi siyasi parti veya partiler tarafından yönetileceğine seçimlerde karar verir.

Demokratik sistem iktidarın denetimini de sağlar.

Bu denetimi işleten güçler ayrılığı ilkesidir.

Demokratik sistemde yasama, yürütme, yargı güçleri birbirinden bağımsızdır.

Parlamento, yürütme erkini yasama organı olarak denetler.

Yürütme erkinin işlemleri yargı denetimine tabidir.

Ayrıca demokrasilerde basın da halk adına yürütme erkini denetleyen bir işleve sahiptir.

İktidarın ülke kaynaklarını nasıl kullandığı da muhalefet partileri, bağımsız denetim organları ve basın tarafından denetlenir.

Anayasanın belirlediği bu rejimin AK Parti iktidarı döneminde fiilen değiştirildiği, özellikle cumhurbaşkanlığı-hükümet sistemine geçildikten sonra bu değişimin hızlandığı gözleniyor.

Cumhurbaşkanlığı-hükümet sisteminde yürütme erkinin tüm yetkileri cumhurbaşkanında toplandı.

İktidarın Meclis’teki çoğunluğu yasama denetimini etkisiz hale getirdi.

Muhalefetin verdiği araştırma önergeleri iktidar çoğunluğu tarafından reddediliyor.

Yargı siyasallaştırıldığı, bağımsız denetim organları etkisizleştirildiği için iktidarın idari ve yargısal denetimi de bağımsızlığını ve etkinliğini yitirmiş durumda.

İktidar, parlamento ve yargı üzerindeki gücünü muhalefeti, özellikle ana muhalefet partisi CHP’yi ağır baskı altına almak için kullanıyor.

İktidar, yargı eliyle CHP’nin belediyelerini hizmet veremez duruma düşürmeyi hedefliyor.

Basının yüzde 90’nından fazlasını da kontrol ettiği için halkın gerçekleri öğrenmesini engellemeye çalışıyor, özgür gazetecilik yapmaya çalışan gazetecileri ve yayın organlarını baskı altında tutuyor.

Ülke kaynaklarını kamu ihaleleri yoluyla dağıtarak kendine yakın şirket grupları oluşturuyor.

Ücretleri ve emekli maaşlarını enflasyonun altında tutarak, yarattığı ekonomik krizin faturasını çalışanlara ve emeklilere yüklüyor.

Anayasada yazılı demokratik rejimin kurallarını ve kurumlarını hiçe sayarak iktidarını sürdürmeyi amaçlıyor.

Türkiye’yi anayasada yer alan “demokratik, laik, sosyal hukuk devleti” niteliklerinden ve anayasal denetimden uzaklaştırıyor, otoriter bir rejim inşasını hızlandırıyor.

Bu süreci durdurmak ve Türkiye’nin temel niteliklerini yeniden güçlendirmek görevi muhalefet partilerine düşüyor.

Bu görev sadece CHP’nin değil.

Aynı görev, “demokratik, laik, sosyal hukuk devleti” niteliklerine bağlı diğer muhalefet partilerine düşüyor.

Türkiye’nin rejim sorununun çözülebilmesi için muhalefet partilerinin birlikte hareket etmeleri gerekiyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Fikret Bila Arşivi

Halkın onayı

06 Mayıs 2026 Çarşamba 05:04

Güç birliği zorunluluğu

04 Mayıs 2026 Pazartesi 05:06

İşçi hakları

01 Mayıs 2026 Cuma 05:04

Yüz karası değil kömür karası

29 Nisan 2026 Çarşamba 05:04

Maden işçiliği

27 Nisan 2026 Pazartesi 05:06

Üç bayram bir arada

24 Nisan 2026 Cuma 05:06

İkinci kez monarşi önerisi

22 Nisan 2026 Çarşamba 05:07

CHP'liler pes etmez

20 Nisan 2026 Pazartesi 05:06

Güvenlik sorunu

17 Nisan 2026 Cuma 05:06

Yalçın Küçük’ün ardından

13 Nisan 2026 Pazartesi 05:05