Fikret Bila
ABD ve İsrail'in hedefleri
ABD ve İsrail hava saldırısıyla İran’ı vurdular.
İran da İsrail ve bölge ülkelerindeki ABD üslerini füzelerle vurdu.
ABD Başkanı Trump, çalışma yerleşkesi vurulan İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in öldüğünü duyurdu.
İran ise Hamaney’in öldüğünü 24 saat inkar etti, yaşadığını açıkladı.
Dün sabah İran da Hamaney’in öldüğünü duyurdu ve 40 günlük yas ilân etti.
Ayrıca ABD ve İsrail saldırıları sonucunda İran’ın Genelkurmay Başkanı ve üst düzey bazı komutaların da öldüğünü açıkladı.
Destekçileri Tahran’da Hamaney lehine büyük bir gösteri yaptılar.
Hamaney’in yerine yeni dini lider seçilinceye kadar İran’ı üç kişilik bir kurul yönetecek.
Dini Liderler Meclis’i Hamaney’in yerine yeni lideri seçecek.
Hamaney’in öldürülmesiyle İran’da rejimin çökeceği beklentisi de dillendiriliyor.
Ancak bunun kısa sürede ve kolayca gerçekleştirilmesi mümkün görünmüyor.
ABD’nin ve İsrail’in İran’a yaptıkları saldırıların hedefleri nelerdir?
ABD ve İsrail’in öncelikli hedefi İran’da yönetimi değiştirmek ve ABD’nin kontrolünde, İsrail’e tehdit oluşturmayacak bir yönetim kurmak.
Bu amaçla ABD, İran halkını ayaklanmaya, Devrim Muhafızları Ordusu’nu silah bırakmaya çağırdı.
Ancak bu çağrı bir karşılık bulmuş değil.
ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı Büyük Ortadoğu Projesi’nden (BOP) ayrı düşünülemez.
ABD eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın 2003 yılında, Washinton Post gazetesinde yayımlanan makalesinde anlattığı BOP, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da 22 ülkenin sınırlarının değişmesini öngörüyordu.
ABD, bu projeyi hayata geçirmek için, İsrail’le birlikte, İsrail’e tehdit oluşturan ülkelere müdahale edip yönetimleri değiştirdi.
Rice bu makaleyi yazdığı günlerde ABD Irak’da Saddam Hüseyin’i devirmiş, Irak’ı bölmüştü.
Sonraki süreçte Libya’da yine ABD karşıtı Kaddafi’yi devirdi, Libya’yı böldü.
Suriye iç savaşından sonra Beşar Esad’ı devirdi, Suriye’yi böldü.
Suriye’den sonra hedefin İran olduğu vurgulanıyordu.
Nitekim ABD yine İsrail’le birlikte İran’ı vurdu ve dini lider Hamaney’i öldürdü.
Böylece bölgede İsrail’e tehdit oluşturabilecek, Büyük İsrail Projesi’nin hayata geçmesini önleyecek devletlerde yönetimleri değiştirdi.
Bu müdahale öncesinde, İran’ın velayet savaşları yoluyla rejimini bölge ülkelere ihraç etmesini de engellemiş, İran’ın Lübnan ve Suriye’den çekilmesini sağlamıştı.ABD’nin İran’a müdahale ederken önemli hedeflerinden birinin de Çin olduğunu belirtmek gerekir.
ABD’nin Venezuella’ya müdahalesi de aynı hedefe yönelikti.
Çin’le rekabette zorlanan ABD’nin Venezuella’ya müdahalesinin temel amacı bu ülkenin Çin’e petrol ihracını durdurmaktı.
Çin petrol ihtiyacının büyük bölümünü Venezuella ve İran’dan sağlıyordu.
ABD, Venezuella’ya ve İran’a müdahale ederken Çin’in petrol ve doğalgaz ithalatını da önemli ölçüde baltalamış oldu.
Hedefi ne olursa olsun egemen bir ülkeye askeri müdahalede bulunmak, operasyon yapmak ABD’nin de İsrail’in, başka bir ülkenin de hakkı değildir.
ABD’nin Venezuella’ya ve İran’a müdahalesi uluslararası hukuka aykırıdır.
İran’da rejimi beğenmeyebilirsiniz, demokratik bulmayabilirsiniz ama bu hiçbir ülkeye askeri müdahale hakkı ve yetkisi vermez.
Ancak Trump yönetimindeki ABD’nin uluslararası kurumları ve hukuk kurallarını hiçe saydığı da bir gerçek.
Trump, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Güvenlik Konseyi gibi kurumları ve kurallarını da hiç dikkate almıyor. Askeri ve ekonomik gücüyle emperyalist hedeflerine ilerliyor. Bu durum yeni dünya düzeninin kurumsuz, kuralsız ve hukuksuz oluştuğunun göstergesi. Bu ortamda Türkiye, uluslararası hukuktan ve uluslararası kurumlardan yana net tavır koymalıdır.