
Ayşenur Arslan
Aaaa Yalnız Değilmişiz!
Öğrencilerime ve stajyer gençlere anlatmayı çok severim.
Hindistan’a dair bir kitapta okumuştum: Bağımsızlık ateşinin yandığı, İngilizlere karşı mücadelenin yaygınlaştığı günler.. İşgal güçleri ya da onların emrindeki Hint polisi evleri basıyor.. Direnişin önde gelen isimlerini gözaltına alıyor.. Bu arada -bize hiç yabancı gelmeyecek bir ifadeyle- “örgütsel doküman” falan ele geçiriliyor.
Dediğim gibi, biz bu ifadeye alışkınız da.. Örgütsel dokümanlar arasında “DÜNYA HARİTASI” sayılınca, bir durdum!
“Nasıl yani” dedim.
Neyse ki yazının devamında sorum yanıt buldu. Şöyle ki:
O günlerde dünya haritasını, genel haliyle bütün dünyayı gösterecek şekilde bulmak mümkün değilmiş. Ancak her sayfasında ayrı bir ülkenin haritası yer alacak şekilde basılır ve özellikle ders kitaplarına öyle girermiş.
Niye mi!
Dünya haritasını göz önüne getirin. (Hatta internetten açıp bakın) Hindistan nere İngiltere nere.. Dahası, Hindistan İngiltere’den kat kat büyük.. “Bunlar ta nereden gelip hangi güçle bizi işgal ediyor?” Dedirtiyor yani! Dedirtmiş de..
Bu noktada çok daha geriye gideyim. Sokrat’a atfedilen ve bugün bile kulağımıza küpe olması gereken bir sözü hatırlatayım:
“Eğitim kıvılcımla ateş yakmaktır. Boş bir kabı doldurmak değil..”
Hintli gençlerin Sokrat’tan ve bu sözden haberi var mıydı, bilmiyorum. Ancak o günlerde her şeyin bir kıvılcım çaktığını gördük.
Kıvılcım bir ateş yaktı ve Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesinde “Biz aslında güçsüz değilmişiz” dedirtti.
Şu fotoğraf da bir kıvılcım değil mi! Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeleri giymişler cübbelerini, yaşananlara itiraz için dışarı çıkmışlar.
On güne yaklaşan eylemlerde milyonlarca genç de itiraz için sokakta değil miydi..
Aslında sandığa gitseler birbirine zıt partilere oy verecekken, eylemlerde aynı sloganda buluşmamışlar mıydı?
Bu topraklarda en büyük kıvılcımı çakan ve onun yaktığı ateşle işgalcileri yenmeyi başaran Atatürk’ün adı boşuna mı ortak sesteydi.
İktidarın, Saray’ın anlamadığı.. Çözemediği de buydu.. Gözaltına alınıp dayak yiyeceklerini ve bir ihtimal cezaevine gönderileceklerini bile bile nasıl günlerce sokaktaydılar?
Sağolsun siyasal iletişimci Serkan Kafkas yardımlarına koştu da sorularının yanıtını verdi.
“AKP seçmeni zannediyor ki, bu kadar insan Ekrem İmamoğlu yargılandığı için sokakta. Hayır. Depremzedelere parayla çadır satan Kızılay Başkanı’nı yargılamadığınız için sokaktayız. Kendi parti yöneticinizin ‘Ankara'yı parsel parsel sattı’ dediği Melih Gökçek’i yargılamadığınız için sokaktayız. Sarıklı, cübbeli amirali jet hızıyla emekli ederken Cumhuriyet’e bağlılık yemini eden teğmenleri ihraç ettiğiniz için sokaktayız.
Sesimizi duyun diye sokaktayız.”
Ekleyeceğimiz daha yüzlerce neden sıralayabiliriz elbette. Ama ben ilk cümleyle ilgili fikrimi söylemek istiyorum.
“Bu kadar insan bir bakıma Ekrem İmamoğlu yargılandığı ve Silivri’ye gönderildiği için de sokakta.”
Çünkü o da günümüz ölçülerinde “kıvılcım çakmayı” başaranlardan. O kıvılcımla milyonlarca insanda ateş yakmayı bilenlerden.
Aslında belli bir kitle için Erdoğan da öyleydi. İtirazı vardı. İsyan ediyordu. Özgürlük vaat ediyordu.
Onca yılın ardından o Erdoğan gitti. Türkiye’nin yarısından fazlasını hor gören, ezen, uçak filosuyla ve Saray ihtişamıyla gösteriş yapan “muktedir” geldi. Kendi kitlesi de -en azından bir bölümüyle- bunu görüyor.
“ESPRESSOLAB CEPHESİ!”
Sadece bu da değil.
19 Mart’tan bu yana şunu da gördük: “Sakın ha sokağa çıkmayın” diyenler vardı ya.. Saray sözcüleri, kalemleri hep şunu ima etmedi mi: Sokağa çıkarsanız yüzde 50’yi zapt edemeyiz. Sokağa çıkarsanız iç savaşa yol açarsınız. Vs vs.. demediler mi?
Bu arada Kılıçdaroğlu ve kurmayları da aynı şeyi farklı cümlelerle dile getirmedi mi?
Yalan değil!! İç savaş değilse bile tarihe “ESPRESSO SAVAŞI” diye geçecek bir kutuplaşma yaşamıyor muyuz?
Bu muydu”!!
Espressolab önünde namaz kılmak.. Mustafa Varank’ın “kahve içesim geldi” diye bir şubesini ziyaret edip Saray’ın mesajını vermesi .. Ya da Mesut Özil’in karton bardaklı kahve pozuyla gençleri iktidar safına çağırması..
Bu arada gençlere dinci eğitim modelleri hazırlığındaki Milli Eğitim Bakanı’nın Ankara’da D&R mağazasını gezip kitap kapaklarını incelemesi..
Bu muydu gerçekten!!!
Anlattığı hiçbir fıkraya gülünmeyen komikler gibiler.
Dünyanın da gülmediğini anlayınca akılları başlarına gelir mi acaba?
Avrupa durdu durdu.. Sonunda, kendi gençlerinin tepkisini gördüğü için, Türkiye’nin dört bir köşesine yayılan eylemleri görmezden gelemeyeceğini anladı.
En üst düzey tepki Fransa Cumhurbaşkanı Macron’dan geldi. Hem de iktidarın AB ile sıcak ilişkiler umduğu bir süreçte:
“Muhalefet ve sivil toplum temsilcilerine yönelik kovuşturmaların sistematik mahiyette oluşu, bilgi edinme ve toplanma özgürlüğüne yönelik ihlaller, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın gözaltına alınıp tutuklanması, tam da belli bir Türkiye fikri ve Türkiye’nin Avrupa’yla ilişkileri adına ancak üzüntü duyabileceğimiz, çok açık bir biçimde, ihlaller ve saldırganlıklar teşkil etmektedir. Türkiye’nin Avrupa’ya ihtiyacı var, Avrupa’nın da Türkiye’ye ihtiyacı var. Ancak Avrupa’nın, Avrupa güvenliği konusundaki sorumluluklarını yerine getiren ve aynı zamanda bulunduğu taahhütlere riayet ederek demokrasi yolunda devam eden bir Türkiye’ye ihtiyacı var. Ve bunu söylerken, güçlü bir temennide bulunduğumu anlamışsınızdır.”
Sert değil mi!
Ama Saray’ı asıl Beyaz Saray şoke etti. Haberiniz olsun.
Gözden kaçtı.. Ya da gözden kaçırıldı.. Doğrusu benim de yazılarının tiryakisi olduğum Cansu Çamlıbel’in son yazısıyla haberim oldu.
Muhtemelen Erdoğan’ın Trump ile görüşmesi için Washington’a nabız yoklamaya giden Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın başına gelenden söz ediyorum.
Yıllarca Hürriyet Washington temsilciliğini yapmış bir gazeteci dikkatiyle, Cansu özetle şunu anlattı: "Örneğine pek rastlamadığımız biçimde Hakan Fidan ve mevkidaşı Rubio bir araya geldi ama görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlemedi. Hani şu tarihi bağlardan ve müttefik olma halinden bahseden yazılı bir açıklama da yapılmadı.
Onun yerine Rubio X hesabından birkaç kelimelik ama çok şey ifade eden şu mesajı verdi:
“Türkiye’deki son tutuklamalar ve protestolarla ilgili endişelerimi dile getirdim.”
Aşkolsun!! Bugün Espressolab önünde namaz kılanların babaları boşuna mı 6. Filo’ya karşı namaza durmuştu. Reis boşuna mı bunca yıl “ne istenirse” vermişti!!
Neyse ki Rubio’ya yanıt gecikmedi. Reuters’a konuşan “şu adını açıklamamakta ısrarlı” YETKİLİ, “sorun görüşmelerde öyle değil farklı şekilde ele alınmıştır..” diye açıklama-ma yaptı.
Elbette umudumuz Rubio ya da Macron falan değil.
Bu ülkenin tertemiz çocukları.. Pudra şekeri değil özgürlük.. Milyonluk araba değil bağımsızlık isteyen evlatlarımız..
Sokağa çıktı.
Sonra da etrafına bakıp “Aaaaa yalnız değilmişiz” dedi.