Koruma adı altında milli parklara 99 yıllık tahsis izni
Türkiye’de toplam 822 bin 522 hektar büyüklüğünde 50 milli park, 274 tabiat parkı, 111 tabiat anıtı ve 32 tabiat koruma alanı bulunuyor. TBMM Genel Kurulu'nda görüşülen “Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin ilk beş maddesi kabul edildi.
Teklifin yasalaşması halinde, bu alanlarda tanıtım, spor, eğlence ve dinlenme amaçlı tesislerin kurulması sağlanacak. Milli park dışındaki korunan alanlarda plan hazırlama süreci uygulanacak. Kabul edilen maddeler, bazı alanlarda turistik tesisler için özel şirketlere 49 yıla kadar intifa hakkı verilmesini, işletmenin “başarılı bulunması” durumunda ise bu sürenin 99 yıla kadar uzatılmasını içeriyor. Düzenleme ayrıca ulaşım, enerji nakil hatları, su ve doğal gaz iletim hatları için özel kişi ve şirketlere bedel karşılığında izin verilmesini hükme bağlıyor. Teklifin Genel Kurul'daki görüşmeleri 24 Şubat Salı günü devam edecek.
MUHALEFETTEN "ÖZELLEŞTİRME" TEPKİSİ
Kanun teklifine karşı çıkan muhalefet partileri, düzenlemenin milli parkları koruma alanı olmaktan çıkarıp turizm, enerji ve madencilik projelerine açacağını belirterek teklifin geri çekilmesini talep etti.
CHP Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, “Milli parkların içinden yol, enerji ve boru hattı geçebilecek. Bu teklifin özü para” dedi. CHP Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun, “Hazinede para bitmiş, milli parkları özelleştiriyorsunuz” sözleriyle tepki gösterdi. İYİ Parti Trabzon Milletvekili Yavuz Aydın ise teklifi “koruma değil, talan düzenlemesi” olarak niteledi.
"KAMU YARARI YERİNE ÖZEL ÇIKAR ÖNCELENİYOR"
BirGün'de yer alan habere göre meslek ve çevre örgütleri de düzenlemenin iptalini istiyor. Türkiye Ormancılar Derneği, teklifin geri çekilmesi çağrısı yaptı. Dernekten yapılan açıklamada, “Koruma statüleri zayıflatılmamalı, güçlendirilmelidir. Yerel halk, bilim insanları ve meslek odaları karar süreçlerine dahil edilmelidir” denildi.
Düzenlemenin Anayasa hükümleri, uluslararası sözleşmeler ve doğa koruma hukukunun temel ilkeleriyle çeliştiğini belirten dernek, milli parkların “koruma alanı” olmaktan çıkarılıp “işletme alanına” dönüştürüldüğünü bildirdi. Turistik tesislerin 49 yıl, bazı koşullarda 99 yıla kadar özel şirketlerce işletilebilmesinin kamu yararı yerine özel çıkarları önceleyeceği ve ekosistemlerin parçalanmasına yol açacağı belirtilen açıklamada, “Milli parklar, turizm yatırımlarına açılacak alanlar değil; yaşamın sürekliliğini güvence altına alan ekolojik sistemlerdir" ifadeleri kullanıldı. Salda Gölü Koruma Derneği ise teklifi, “Adı koruma, özü tahsis. Milli parklar satılık değil. Halkındır, doğanındır” sözleriyle eleştirdi.
MÜLKİYET DEVRİ OLMADAN UZUN SÜRELİ TAHSİS
Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası Genel Başkanı Serap Baysal, düzenlemenin koruma hukukunu zayıflattığını ve teklifin “korunan alan sistemini piyasa ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandıran yapısal bir müdahale” olduğunu ifade etti.
Koruma statülerinin yürütme organı tarafından değiştirilebilmesinin önünün açılmasını ciddi bir gerileme olarak tanımlayan Baysal, bu yaklaşımın kamu yararı denetimini zayıflatacağını belirtti. Baysal, "Yaklaşık 50 milli park ve 260’ın üzerinde tabiat parkını kapsayan bu rejim değişikliği, kamusal doğal varlıkların özel sermaye lehine tahsisini kolaylaştırmaktadır" diyerek, uzun süreli kiralama ve işletme yetkilerinin, mülkiyet devri yapılmaksızın kullanım hakkının özel tüzel kişilere bırakılması anlamına geldiğini ve bunun “tahsis yoluyla özelleştirme” olduğunu vurguladı.
Milli parklarda 'özel şirketlere' 99 yıllık izin planı
Baysal, açıklamalarını şu sözlerle tamamladı:
"Bu yaklaşımın uygulamada turizm, enerji ve altyapı projeleri lehine yorumlanacağı açıktır. Böylece koruma statüsü, norm olmaktan çıkarılıp kolay aşılabilir bir idari prosedüre indirgenmektedir. Ekolojik açıdan bakıldığında ise korunan alanların turizm ve ticari kullanıma açılması; habitat parçalanması, taşıma kapasitesinin aşılması ve biyolojik çeşitlilik kaybı riskini artıracaktır. Sonuç olarak: Bu yasa değişikliği, doğayı koruma hukukunu güçlendiren değil; korunan alanları ekonomik tahsis rejimine daha fazla entegre eden bir yönelim taşımaktadır. Sürecin şeffaf, bilimsel ve toplumsal denetime açık biçimde yeniden ele alınması zorunludur."
