İBB davasında 17. gün... Duruşmada 'had' tartışması! İmamoğlu'ndan savcıya sert çıkış
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu dün duruşmadan ayrılırken "Bu dosya niye çöktü biliyor musunuz, bu kadar vicdansız bir iddia makamı vardır ve iddia makamı bu dosyadaki tek suç örgütüdür" demişti. Bu sözlerine Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bu sabah 'kamu görevlisine hakaret' gerekçesiyle soruşturma başlatıldı.
Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney dahil 3 kişi hakkındaki iddianamenin, İBB Davası ile birleştirilmesiyle davanın tutuklu sanık sayısı 92'ye, toplam sanık sayısı ise 414'e yükseldi.
Halk TV Muhabiri Gamze Altunay gelişmeleri aktarıyor...
20.00: DURUŞMA YARIN DEVAM EDECEK
Ceylan'ın savunmasının ardından duruşmaya yarın devam edilmek üzere ara verildi.
Duruşma, yarın CHP Bilgi İşlem Sorumlusu Orhan Gazi Erdoğdu'nun savunmasıyla devam edecek.
19.30 : İPA ÇALIŞANI NURİ CEM CEYLAN'IN SAVUNMASI
İPA çalışanı Nuri Cem Ceylan savunmasına başladı.
"Neden yok olduğumu anlatmaya çalışacağım" diyen Ceylan, "Bahsedilen uygulamanın herhangi bir yerinde yokum. İddianame geldi, orada da yokum. Ya ben gerçekten yokum" ifadelerini kullandı.
Ceylan, ifadesinde şunları söyledi:
"Sadece Eylem 13 kapsamındayım. Eylem 13'te de İstanbul Senin ve İBB Hanem var. Sadece İBB Hanem kapsamında bir savunma yapacağım yer aldığım konumda. Aslında ben şu anda “neden yokum”u anlatmaya çalışacağım. Yani herhangi bir yerinde yokum. Uygulamanın herhangi bir yerinde yokum. Çalışmanın herhangi bir yerinde yokum. Bunu anlatmaya çalışacağım. Yokluğun tanımını nasıl yaparız; biraz onu denemeye çalıştım aslında. Çünkü iddianame ilk elime geldiğinde, avukatım sağ olsun, hemen ertesi gün getirdi. Ben zaten neden tutuklandım acaba diye böyle uzun uzun düşünüyordum. Onun peşinden iddianame geldi. “Sende bir şey yok” dedi. Dedim yani bir şey yazıyordur. Ya gerçekten yokum! Onu anlatmaya çalışacağım.
En başta şunu söyleyeyim: Şahsıma yöneltilen suçlamalara ilişkin olarak, İBB Hanem kapsamındaki serverların işlenmesi veya paylaşılması yönünde herhangi bir talimatım, eylemim ya da iştirakim olmadığını açıkça belirtmek isterim. Herhangi bir suç işlemedim, herhangi bir suça da teşebbüs etmedim.
GÖREV TANIMINI ANLATTI
Öncelikle kişisel kendimi çok kısa anlatacağım. Ben, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde 2018 yılında Şehir ve Bölge Planlama bölümünden mezun oldum. Öğrencilik döneminden itibaren de şehircilik alanlarında ve şehirciliğin de genellikle tasarım alanında yani söylediğim gibi çünkü Güzel Sanatlar Üniversitesi mezunuyum mesleki ve akademik çalışmalarda yer aldım. Şimdi ben İBB iştiraki olan İPA'da çalışıyorum. Şehir plancısı unvanıyla çalışıyorum. Benim kurumum ne yapar? İlçelerin ihtiyaçlarını belirler, planlama çalışmaları yapar, kentlere dair yarışmalar düzenler ve en temel çalışmalarımızdan birisi budur, vizyon çalışması düzenler ve İBB tesisleri hakkında raporlama çalışmaları yapar. Benim buradaki görevim ise yani söylediğim gibi tasarım yönünü geliştirmiş bir kişiyim. O yüzden de sunum tasarımı yaparım. Yani gerçekten hızlı ve şık anlaşılır sunum tasarımları yaparım. Rapor tasarımlarına gerçekten hızlı rapor tasarımları düzenlerim. Zaten bu hızımdan dolayı bu kurumda çalışıyorum. En temelde söylediğim gibi bu projelerin görsel tasarım süreçlerinde katkı sunmaktayım. Aynı zamanda yani şehir plancısı olduğum için de iklim, afet gibi bazı bu konularda da çalışmalar yürütmekteyim.
"PROJENİN HİÇBİR YERİNDE YOKUM"
Şimdi İBB Hanem projesine geldiğimizde, projeyle ilgili anlatacağım bir şey yok söylediğim gibi. Çünkü arkadaşlar zaten anlattı. Çünkü ben projenin hiçbir yerinde yokum. Sadece test ekranında varım. Aslında onu anlatacağım yani söz konusu projede görevli değilim, yetkili de değilim. Herhangi bir veri tabanına erişimim yok, onu boş verin iş geliştiren arkadaşımın bile veri tabanına erişimi yokken ben dışarıdan biri olarak veri tabanına erişmem mümkün değil. Uygulamayı geliştiren yazılımcılardan biri de değilim. Hani simam böyle görünce yazılımcıya benziyor galiba ama yazılımcı da değilim maalesef. Gün içinde birçok tasarım işi gelir bana yoğun ve hızlı çalıştığımız için. Bu konuda bu gelen işlerden biri ve benden bunun sadece uygulamanın tasarımını yapmam da istenmedi. Yani sadece yorumlamam istendi. Bu konuyla ilgili herhangi bir toplantıya da katılmadım. Bu süreçte de ne yaptım, yani genel kurumsal kimliğe hakim birisi olarak logo kullanımı, renk seçimi, yazı karakteri, genel arayüz estetiğiyle ilgili hakkında yorumlar yaptım ve bunu sözlü ilettim. Yani tasarımını bile yapmadım, sadece yorum yaptım. Bu da sadece ara yüzüne ilişkin başka herhangi bir yorumum da yok, herhangi bir bilgim de yok. Söylediğimiz gibi yani bu veri konusu, sosyal hizmetler konusu benim böyle bir uzmanlığım da yok. O yüzden de dahil olmadım yani dediğim gibi. Yani uygulamanın teknik altyapısı, veri akışı, veri tabanı veya kullanıcı bilgilerine ilişkin hiçbir işlem yapmam mümkün değil, yapamam da. Böyle bir bilgi birikimim de yok. Bu süreçte herhangi bir kişisel bilgi bir şey görmedim yani gördüğüm şeyin de kişisel bilgi olduğunu da anlamam. Yani böyle bir yorumlamama gerek yok, herhangi bir KVKK eğitimi almama da gerek yok. Böyle bir birimde de çalışmıyorum.
"İDDİANAMEDE ADIM SADECE İKİ YERDE GEÇİYOR"
Şimdi yokluğumu şöyle anlatacağım; iddianamede adım sadece iki yerde geçiyor. Yani sadece iki yerde geçiyor. Bir tanesi o bahsi geçen test kullanıcısı ekran görüntüsü, onu zaten detaylarıyla anlattılar ama ufak ben de anlatacağım. Ve bundan kaynaklı USOM'un raporunda yok, sonrasında polis müzekkeresinde gelen bir tablom var. Orada da yönetici olduğumuz USOM raporunda öyle düşünüldüğü için biz de sanki projenin yöneticisiymişiz gibi anlaşılmış. Ama öyle bir durum yok. Yani zaten hani aslında şunu da söylemek istiyordum başta hani suçlamayı anladınız mı? Anlayamadım aslında. Neden? Çünkü ben değerlendirmede de yokum, iddianamenin herhangi bir yerinde de yokum, herhangi bir ifadede de yokum. Yani hani ne soracaksınız çok merak ediyorum. Umarım hepsine yanıtlarım, doğru dürüst olmaya çalışıyoruz burada hepimiz kendi işlerimizde yaptığımız gibi. Aktarabileceğim şu test kullanıcısıyla ilgili, test kullanıcısı konusunda tekrardan aktarabilmek adına bu sayfa 220'de bulunuyor. Ekran görüntüsü zaten orada 2 nolu yazıyor. Iraz'ın da bahsettiği gibi, bu arada Iraz'la da biz Vatan Emniyet'te tanıştık onun haricinde herhangi bir tanışıklığımız yok. Zaten bu zamana kadar 4 kişiyi dinlediniz, 4 kişiden de adımı duymadınız. Hatta unutuldum falan diye düşündüm yani bütün süreçlerde. 2 nolu kullanıcı zaten deneme kullanıcısı olarak geçiyor. Ben de burada zaten dediğim gibi test yaptım, test de değil yani baktım uygulamaya baktım, şifrem de 123456 zaten, test kullanıcısı olduğu da bariz görülüyor.
"UYGULAMA TEST AŞAMASINDA KALMIŞ"
Şimdi projenin yöneticisi olmadığımı şöyle biraz daha anlatabilirim; projenin test ekranına baktığımızda testler 10-11.2023 tarihinde başlamış, İPA'dan Elif'le Esra 13-11.2023 tarihinde test yapmış. Ben ise 23-11.2023 tarihinde açılmış kullanıcım, 27-11.2023 tarihinde bakmışım. Yani bir tane girişim var bu uygulamayla ilgili, o da iki hafta sonra. Yani bu işin yöneticisi olamayacağım çok açık net yani iki hafta sonra bir şeye baktıysam demek ki bu işin yöneticisi değilim. Hatta şimdi öğrendim ben de Iraz anlatınca. Galiba benim 10 dakikalık baktığım yorum da Iraz'a da ulaşmamış. Yani eğer bu işin yöneticisiysem, dediğim gibi neresindeyim? Yani benden sadece yorumunu yapmam istendi. 5-10 dakika baktım yorumumu ilettim. Zaten uygulama kurum içi bir uygulama, onu zaten bahsettiler. Uygulama test aşamasında kalmış, zaten bundan da bahsettiler. Yani bu konu hakkında başkaca anlatabileceğim hiçbir şeyim de yok. Yani yine özetlemem gerekirse maalesef bunları tekrar tekrar söylüyorum; projenin yöneticisi değilim, yazılımcısı değilim, sosyal hizmet uzmanı değilim, teknik bir sorumlusu da değilim. Çalıştığım kurumda da bir idari görevim yok. Yani en altta bir personelim. O yüzden herhangi bir kim kimi görevlendirmiştir, kim kimi yetkilendirmiştir bununla ilgili bir karar verici değilim, bununla ilgili bir bilgimin olması da mümkün değil.
"BU MEMLEKETE BİR FAYDA SAĞLAMAYA ÇALIŞIYORUZ"
Babam polis emeklisi birisi. Kendisi yıllarını verdi doğal olarak. Hatta çok üzüldü yani oğlunu burada gördüğü için. Kendisinin devlete karşı saygıyı, hukuka karşı saygıyı çok iyi öğrettiğini düşünüyorum. Ben de hayatımı buna göre yaşadım. Zaten devlet bursuyla, KYK yurdu imkanlarıyla yaşadık; bu eğitimimizi o sayede aldık. O yüzden de bu memlekete bir fayda sağlamaya çalışıyoruz. Ama bulunduğumuz konum burası maalesef. Babam görev başındayken beyin kanaması geçirdi, apar topar ben Eskişehir'de hastaneye gittim. Ameliyattan çıkma ihtimali %50'ydi. Sağ olsun şu anda yanımızda, doktorlara da teşekkür ediyoruz. O günden beri de emekli olmak zorunda kaldı. Ondan sonra zaten benim de mezuniyetim yakındı; o günden beri de ailemin maddi manevi yükünü karşılamaya çalışıyorum. O yüzden de işimizi daha ehliyle, daha düsturlu bir şekilde yapmaya çalışıyoruz. Dediğim gibi ailemin maddi ve manevi olarak bana ihtiyacı vardır. Anlatabileceklerim bu kadar. Sadece ben şu kağıtlara -maalesef- bizim özgürlüklerimiz de sığıyor, başkalarının özgürlükleri de sığıyor; tarih sığıyor, coğrafya sığıyor, her şey sığıyor. Ben de iyi dediğim gibi tasarlarım, sığdırırım. Ama ben bu kağıtlara annemin, babamın gözyaşlarını sığdıramadım, sığdıramam da. Benim en çok üzüldüğüm konu da onların üzülüyor olması, kendi adıma değil yani.
CEZAEVİ KOŞULLARI
Biraz da cezaevinin koğuşlarından, cezaevi şartlarından bahsetmek istiyorum. Neden bahsetmek istiyorum? Söylediğim gibi iddianamenin hiçbir yerinde yokum; niye tutukluyum diye aylarca düşündüm. Koğuştaki arkadaşlara da sordum -içeride herkes bir avukat oluyor maalesef orada falan- ondan sonra buraya geldik. En azından artık derdimizi birilerine anlatabildik, sizlere anlatabildik. Cezaevinde şöyle bir durum var; ilk tanıştığımız şey keneler zaten. Maalesef 2026 yılında hala kenelerle mücadele etmeye çalışıyoruz. Koğuşta zaten 60 kişi yatıyoruz, 60 kişiyiz. Benden önceki ifadelerden birini söyledi; ben günlerce bedenimin yarısı ranzanın altında yattım. Koğuşlar da dar, yaklaşık 1.5 kulaç. Kaç yattım bilmiyorum. Şimdi mesela benim mahkememe geliyor olmama en çok sevinen bir arkadaş var; o yerde yatıyor. O artık geceleri uyumuyor, sabahları benim yatağıma yatıyor. O sayede en azından onu o ranzanın altından bu şekilde kurtarmış olduk. Zaten yemekler soğuk geliyor. Bir kettleımız vardı onu da aldılar. Son 2-3 aydır yemeğimizi de ıslatamıyoruz. İlaç talep ediyoruz, o gelmiyor. İlaçlı sularda duş almaya çalışıyoruz, vücudumuzun her yeri yara. Şundan dolayı anlatıyorum; bir cefa çekmek üstünden söylemiyorum, bir tutukluluğun önlem olup olmadığıyla ilgili bu bilgilere de haiz olmanız gerektiğini düşünerek bunları aktarıyorum. Aslında yine hukuka bir fayda olsun diye.
Ben özetlemem gerekirse; ben hiçbir kişisel veri görmedim, paylaşmadım, saklamadım. Aileme bakmakla yükümlüyüm. Herhangi bir suç kaydım bulunmamaktadır. Cihazlarımın şifreleriyle birlikte teslim ettim; biz zaten bu konunun benim cihazlarımla bir alakası yok. Buna rağmen delil karartma şüphesiyle tutukluyum; hakkaniyetli olduğunu düşünmüyorum. Bu dosyadaki diğer kişilerin adli kontrolle serbest bırakılmasına rağmen benim tutuklu oluyor olmam biraz sitem yaratıyor. Daha önceki süreci söylüyorum; son tutukluluk incelemenizde özellikle kadınları yavrularına kavuşturduğunuz için de teşekkür ederiz. Umarım annem de bana kavuşacak yakında verdiğiniz bir kararla. Zaten mesela orayı atladım mı, test kullanıcılarından Iraz da biraz bahsetti; Şimdi Zehra ile benim aramda hiçbir fark yok. Hiçbir fark yok, yani bir tane fark yok. İkimiz de sadece orada adımız geçiyor, başka bir farkımız yok.
Sabit ikametgah sahibiyim -bunda bazı usulleri de söylemek gerekiyor galiba- sabit ikametgah sahibiyim. Sonuç olarak beraatımı ve en kısa sürede tahliyemi talep ediyorum. Saygılarımı sunuyorum."
19.00 : DURUŞMAYA VERİLEN ARA SONA ERDİ
Duruşma, verilen aranın ardından bilgisayar mühendisi Mehmet Çağlar Kuru'nun savunmasıyla başladı.
2006'dan beri İBB'de çalıştığını söyleyerek, pandemi döneminde uygulanan Askıda Fatura sisteminin yaratıcısı olduğunu ve bu nedenle ödül aldığını da belirten Kuru, "19 yıldır ülkeme ve ülkemin insanlarına sevgiyle hizmet etmekteyim. Tek eylemden yargılanmaktayım. İstanbul Senin uygulamasında görev ve yetkim yoktur. USOM raporundan da görev ve yetkim olmadığı anlaşılmaktadır" sözleriyle savunmasına başladı.
İstanbul Senin uygulamasında yönetici kullanıcılar arasında yer almadığını ve suçlamaları kabul etmediğini ifade eden Kuru, eşinin sağlık durumdan da söz etti.
"Eşim böbrek nakli için acil bekleme listesinde, hiç yorulmaması gerekirken evin tüm yükünü sırtlanmak zorunda kaldı" diyen Kuru, suçsuz olduğunu söyledi ve tahliyesini talep etti.
"BU UYGULAMALARLA MİLYONLARCA AİLEYE YARDIM YAPILMASINA KATKI SAĞLADIM"
Mehmet Çağlar Kuru, savunmasının tamamında şunları söyledi:
"Sayın Başkanım, savunmam yaklaşık 15 dakika sürecek. Ve bu süre içerisinde önce öz geçmişinden bahsedeceğim. Sonra iddianamede yer alan suçlamaların benimle uzaktan yakından neden ilgisi olmadığını anlatacağım. Kısaca kendimden bahsedeyim. 2006 yılından beri İBB bünyesinde bilgisayar mühendisi olarak çalışmaktayım. 2006 yılından beri üç farklı belediye başkanlığı döneminde çalıştım. Askıda Fatura ve benzeri uygulamalarda, ulusal ve ulusal arası onlarca ödül almış birçok projeye imza atmış birisiyim. Hatay depreminde geliştirdiğimiz uygulama üzerinden depremzedelere, gıda ve hijyen paketi sağladık. Her yıl Kurban Bayramı'nda on binlerce aileye yardım sağlanabilmesi için, bayramın son gününe kadar büyük bir özenle, mutlulukla çalışıyorum. Bu uygulamalar ile yüz binlerce aileye, milyonlarca kişiye yardım yapılmasına katkı sağladım. Bu ve buna benzer uygulamalar için, haftalarca günde üç dört saat uyku uyuyup, duş bile alamadığım, yemeklerimi ekran karşısında yediğim dönemler oldu. Bu zamana kadar, 19 yıldır, ülkeme ve ülkemin insanlarına sevgiyle hizmet etmekteyim. Özgeçmişimdeki detayları sizlerle paylaşmamın sebebi, tarafıma yapılan suçlamaların kendimle neden bağdaşmadığını aktarmaktır.
"ADIM TEK EYLEMDE GEÇİYOR"
Bu iddianamede adım, sadece tek eylemde geçmektedir. Bu eylem altında, iki ayrı konu başlığı var. İstanbul Senin uygulaması ve İBB Hanem uygulaması. Eylem 13’te, konu başlıklarından ilk olan İstanbul Senin uygulamasıyla ilgili kişisel verileri kaydetme ve bu veriler ile konum bilgilerini eşleştirilmesine ve verilerin yurt dışına sızdırılması suçlamalarıyla ilgili olarak, İstanbul Senin uygulamasında herhangi bir görev ve yetkim yoktur. USOM raporundan, İstanbul Senin uygulamasında herhangi bir ekipte yer almadığım, görev yapmadığım anlaşılmaktadır. Detaylandırmak gerekirse; USOM raporunda şekil 6’da -diğer arkadaşlar da göstermişti bunu- İstanbul Senin uygulamasına ait çalışma akışlı diyagramı mevcut. Şuradaki. Diyagramda yer alan grupların hiçbirinde görevli değilim. Yetki ve sorumluluğum yoktur. USOM raporunda, İstanbul Senin uygulamasını kullanan vatandaşların hesap bilgileri ve erişim ve yönetimini sağlamak amacıyla “keylock” yazılımı kullanıldığı belirtilmiş. Keylock yönetici kullanıcı listesinde 33 mevcut, 15 silinmiş kullanıcı olduğu belirtiliyor. Bu yönetici kullanıcı listesinde yer almıyorum. Burada, az önceki bahsetmiş olduğum diğer kişilerin de gösterdiği tablolar. Oradaki yer alan 33 kişi ve 15 kişi silinmiş olan bu listelerde de yer almamaktayım. Ve ifade tutanaklarının tamamında, İstanbul Senin uygulamasıyla ilgili hiçbir soru ya da cevapta ismim dahi yer almamakta olup, İstanbul Senin uygulamasıyla ilgili hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum. İlgimin, yetkimin, bilgimin, sorumluluğun olmadığı bir konu için de adımın dahi geçmeden, nasıl suçlama yapıldığını anlamıyorum.
"VERİ SIZDIRMA GİBİ BİR DURUMUM SÖZ KONUSU DEĞİL"
Konu başlıklarından ikincisi olan İBB Hanem'le ilgili başlayacak olursak… Öncelikle iddianame sayfa 264, eylem 13 değerlendirmede yer alan “ÇEKİNO Savunma, Elektronik ve Bilişim AŞ çalışanı Mehmet Çağlar Kuru'ya sızdırıldığı, bu firmaların kamuyla ilgisi olmadığı” satırında yer alan ÇEKİNO firmasının, aslında İBB iştiraki olan İSPER personeli olduğunu belirtmek istedim. 2006 yılından beri İBB çalışanıyım. USOM raporunda da İBB çalışanı olduğum belirtilmiştir. SGK kayıtlarında da İBB çalışanı olduğum gözükmektedir. Yani kurum içinde çalışan birisiyim. Veri sızdırma gibi bir durumum söz konusu değil. İddia konusu kişisel verileri, mail ile Hüsnü Can Şen'e göndermedim, dizin yoluyla gönderdim. Buradaki en büyük sorun, dizin yolu ile veri kavramının birbiriyle karıştırılmasıdır. Benzetmek gerekirse; dizin yolu şu an karşınızda açık olan PDF dosyasının adıdır. Misal olarak; dosyada iddianame.PDF oldu. Dosyanın adı bu. Dizin yoluna denk gelen şeydir bu. Yani burada sadece iddianame.PDF yazıyor. İddianame.PDF dosya adından, iddianamenin kaç sayfa olduğu, kaç eylemden oluştuğu, eylem içeriklerine ve kişi bilgilerini göremezsiniz, bilemezsiniz. Elinizde sadece iddianame.PDf kelimesi vardır. Veri ise o dosyanın kendisidir. O dosya açıldığında verileri görürsünüz. Kaç sayfa olduğu, kaç eylemden oluştuğu, eylem içeriklerini görebilirsiniz. Dosya yolu, veri değildir. Gönderdiğim mailde dizin yolu olduğu bellidir. Veri değildir. O kadar büyük bir verinin de mail ile gönderilmesi mümkün değildir. Gönderdiğim mailde herhangi bir dosya ekibi bile mevcut değildir.
Başkanım, şurada gene USOM raporunda bir sayfa var. Onu sayfa olarak belirtmeyip, sizlere iletmek istiyorum. Highlight yapılmış bir alan var üç tane. Hepsi aynı sayfa. Bu son raporu sayfa 48’de iki kez, tarafımca, dizin yollarının Hüsnü Can Şen'e gönderildiği belirtilmiştir. Şurada bir kere söylüyor, şurada ikinci defa söylüyor. Ancak yanlışlıkla bu paragrafın altında, şekil 18’de yer alan bahse konu verilerin gönderildiği ibaresi yanlışlıkla yer aldığından, kafa karışıklığına yol açmıştır. Sehven yazılmış olduğunu dikkate almanızı rica ederim. Benim mailimi Hüsnü Can Şen açtığında, verilere erişebilmesi mümkün değildir. Az önceki vermiş olduğum İddianame.PDF'ten şey yapabilirsiniz. Oradaki dosya dizinlerini, gelen BT talebi doğrultusunda oluşturup, işlem tamamlandıktan sonra gerekli bilgilendirme mailini ilgili kişilere gönderilmiştir. Belirtilen dizin yoluna Hüsnü Can Şen'in erişim yetkisi yoktur. Dizin bilgileri geliştirmiş olduğu uygulama için gönderilmiştir. BT talep ile ilgili olan akışı da Rozan Hanım anlatmıştı. Oradaki şeyi de biliyorsunuz, iş akışınızı. İddia konusu kişisel verileri kimseye aktarmadım. Zaten teknik olarak bellidir.
BERAAT GEREKÇELERİNİ TEK TEK ANLATTI
15 yıldır aynı adresteyim. 19 yıldır aynı işyerindeyim. 26 yıldır aynı telefon numarasını kullanmaktayım. Küçük bir kızım var. Ailem için yaşayan, onlarla birlikte mutlu olan birisiyim. Kızımla sokakta gezerken, yapmış olduğum bir uygulamanın tabelasına denk gelince veya gazetede, televizyonda haber olunca kızıma gösterip, ‘Bak bunu baban yaptı’ dediğim zaman kızımın gurur duymasından mutlu olan birisiyim. Eşim uzun süredir böbrekleriyle ilgili sağlık sorunları yaşıyor. Durumu maalesef dönüşü olmayan bir süreç içerisindedir. Eşimin böbrek nakli söz konusu olup her an sıra gelebilir, böbrek nakli olabilir. Kendisi nakil için acil donör bekleme listesindedir. Eşimin hiç yorulmaması gereken bir dönemde olması gerekirken tutukluluğum yüzünden hem ev yükünü hem ekonomi yükünü hem kızımın eğitim yükünü tek başına taşımak zorunda kaldı. Bu da maalesef olumsuz giden sağlık sürecini hızlandırıyor. Bunca projeyi, bunca fedakarlık yaparak geliştiren bir kişinin, ailesiyle ülkesinin topraklarında mutlu bir şekilde yaşayan birisinin vatan sevgisi olup olmadığını hatta veri toplamak ya da bunları paylaşmak gibi hukuksuz işlemler yapıp yapmayacağının kararlarına kararını sizlere bırakıyorum Başkanım. Suçlamaları kabul etmiyorum. Hiçbir suçum yok, suçsuzum Başkanım. Tahliyemi ve beraatımı talep ediyorum Başkanım. Ama mahkeme aksi kanaatteyse, sizinle paylaşmış olduğum gerekçeleri destekleyen sabit bir hayatın, delil karartma ya da yok etme durumu olmaması, eşimin özel durumu ve çocuğumun eğitim durumundan dolayı adli kontrol dahilinde salınmamı talep ediyorum Başkanım."
17.45 : DURUŞMAYA ARA VERİLDİ
İsmet Korkmaz'ın avukatının savunmasının ardından mahkeme heyeti duruşmaya ara verdi.
17.15 : KORKMAZ'IN AVUKATI: VATANDAŞA HİZMET ETMEK İÇİN İBB'DE KALDI
İsmet Korkmaz'ın avukatı Elif Gürler'in savunmasına geçildi. Müvekkilinin özel sektörden de teklif aldığını ancak vatandaşa hizmet etmek için İBB çalışanı olmayı tercih ettiğini belirten Nurgüller, Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi'nin teknik inceleme raporunda verilerin darkwebte satışa çıkarıldığının söylendiğini ancak tehditleri yayınlamakla yükümlü olan USOM'un sayfasında bir sızıntı ilanı göremediğini ifade etti.
Avukat Gürler, müvekkilinin tutuklanmasına neden olan ifadeyi veren itirafçı Naim Erol Özgüner'in sandık verilerini müvekkiline iletirken sosyal hizmet verisi olduğunu söylediğini belirtti. Özgüner'in daha sonra ifadesinde verilerin sandık verisi olduğunu söylediğini ifade eden avukat Gürler, "Ben bu sebeple nundan sonra kendisinen itirafçı değil iftiracı diye söz edeceğim" diye konuştu.
Avukat Gürler, Anayasa'nın ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin daha fazla ihlal edilmemesi gerektiğine vurgu yaptı ve tutuklu teknik personelin beyanlarının tamamlanmasının ardından bir ara karar verilerek müvekkilinin tahliyesini talep etti.
16.55 : İSMET KORKMAZ: UYUŞTURUCU KOĞUŞUNDA YERDE YATIYORUM
Iraz Bayrak ile avukatı Mehmet Furkan Akçı'nın savunmalarının ardından İBB Akıllı Şehirler personeli İsmet Korkmaz'ın savunmasına geçildi.
İBB'ye başvurup teknik mülakatın ardından işe başladığını söyleyen Korkmaz, İBB Hanem'in faal olmadığını, teknik destek sunduklarını ifade etti. İtirafçı Naim Erol Özgüner'in gönderdiği linke telefon numarası eklediklerini belirten Korkmaz, "Sosyal amaçlı bir iş olduğu için ve daire başkanından geldiği için bunu yaptık" dedi.
Korkmaz savunmasını yaparken, mahkeme başkanı araya girdi, "Heyecanlı mısın İsmet, bak Iraz kendini nasıl ifade etti, biz erkekler zorlanıyoruz" dedi.
Koğuşunun uyuşturucu koğuşu olduğunu ve adapte olmakta zorlandığını ifade eden Korkmaz, 70 kişilik koğuşta kaldığını ve 6 aydır yerde yattığını söyledi.
Korkmaz, savunmasında şunları söyledi:
"Altı aydır yerde yatıyorum. Bu durum beni psikolojik olarak derinden etkilemiştir. Ailem uzun süredir Erzurum’da, köydeki evimizde yaşamaktaydı; fakat benim içine düştüğüm bu durumdan dolayı İstanbul’a gelmek zorunda kaldılar. Herhangi bir gelirim olmadığı için burada zor şartlar altında bir ev tutup yaşamaya çalışıyorlar. 70 yaşındaki annem ve babam, cezaevi görüşlerine gelebilmek için aylardır yollarda perişan oluyorlar. Ailemin yaşadığı bu mağduriyetin artık son bulmasını istiyorum.
"İŞ İLANINA BAŞVURARAK İŞE GİRDİM"
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki işe alım sürecimden bahsetmem gerekirse; 2018 yılında Yeditepe Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri bölümünden mezun oldum. Mezuniyetten sonra iki yıl özel sektörde uzman olarak çalıştım. En son çalıştığım firmanın yüksek lisans desteği vermesi üzerine, Bilgisayar Mühendisliği tezsiz yüksek lisans programına başvurdum. Derslerin yoğunluğu nedeniyle iş hayatına bir süre ara verip tamamen eğitimime odaklandım. Eğitimim sürerken kariyer.net sitesinde yayınlanan "Veri Uzmanı" ilanına başvurdum ve olumlu dönüş alarak teknik mülakata davet edildim. İnsan kaynakları tarafından yapılan teknik yeterlilik mülakatını geçtikten sonra, yaklaşık iki ay boyunca güvenlik soruşturması ve arşiv taraması süreçlerinin tamamlanmasını bekledim. Ağustos 2022 tarihinde, Akıllı Şehirler Müdürlüğü bünyesindeki Veri Yönetimi biriminde "Büyük Veri Uzmanı" olarak göreve başladım ve üç buçuk senedir de bu görevi sürdürüyorum.
"İDDİANAMEYE YANLIŞ BİR ŞEKİLDE YANSIDI"
İddianamede bahsedilen USOM toplantılarına değinecek olursak; bu toplantı Microsoft Teams üzerinden, yani uzaktan bağlantı şeklinde gerçekleştirildi. Ben bu toplantıya Büyük Veri ekibi adına katılım sağladım. İddianamedeki Şekil 11'de yer alan tablo bana soruldu; ancak bu tablonun Adem Ok tarafından geliştirildiğini, benim bu çalışmada teknik bir rolümün olmadığını belirtmek isterim. Sadece onlara yardımcı olmaya çalıştım. Zaten Adem Ok da ifadesinde tabloyu kendisinin geliştirdiğini beyan etmiştir. Toplantıda ekran paylaşımı tarafımdan yapıldığı için bu durumun iddianameye yanlış bir şekilde yansıdığı görülmektedir.
"AKTİF OLARAK HAYATA GEÇMEMİŞ BİR UYGULAMA"
İraz Bayrak’ın da belirttiği gibi, "İBB Hanem" projesi aslında aktif olarak hayata geçmemiş bir uygulamadır. Biz Akıllı Şehirler Müdürlüğü olarak bu projeye sadece teknik destek sağlamaya çalıştık. Bu desteği biraz açmak isterim: Proje kapsamında bizden, İBB’nin Bölgesel İstihdam Ofisi, Askıda Fatura ve İSMEK gibi hizmetlerinden faydalanan vatandaşların bilgilerine telefon numarası eklenmesi talep edildi. Biz bu talebi karşılayarak verileri kendilerine ilettik. Fakat bir süre sonra, o dönemin Daire Başkanı Naim Erol Özgüner tarafından bize WhatsApp üzerinden bir link iletildi. Sezgin Paydaş’ın beyanlarında da belirttiği üzere, bu link içerisindeki CSV dosyasına da aynı işlemin —yani daha önce yaptığımız gibi telefon numarası ekleme çalışmasının— yapılmasını talep etti.
"BİZ HAYATA GEÇMEMİŞ OLAN İBB HANEM ÜZERİNDEN TUTUKLUYUZ"
Biz de bu projenin sosyal amaçlı olduğunu bildiğimiz ve talep doğrudan Daire Başkanı’ndan geldiği için sorgulama gereği duymadan, gelen listedeki verilere telefon numaralarını ekleyip ilettik. İşlem tamamlandıktan sonra da bu verileri sistemimizden imha ettik. Zaten Iraz Bayrak da ifadesinde belirtti; Bilgi İşlem Daire Başkanlığı tarafından yürütülen bu süreçte bizim rolümüz teknik destekle sınırlıydı. USOM raporlarında da benim İBB Hanem uygulamasının oluşturulma, proje aşaması veya geliştirme süreçlerinde yer almadığım açıkça görülmektedir. Raporda ismim bu süreçlerin içerisinde geçmiyor. Anlamadığım husus şu: Ben neden İBB Hanem üzerinden buradayım? Savcılık aşamasında bana genellikle İstanbul Senin uygulamasına yönelik sorular soruldu. Sanırım iddia makamı bu iki uygulama arasındaki teknik ayrımı tam olarak yapamadı; İstanbul Senin yayına çıkmış bir uygulama iken, biz hayata geçmemiş olan İBB Hanem üzerinden tutukluyuz. Bu farkın anlaşılamamış olması gerçekten üzücü.
HTS KAYITLARI
Son olarak baz kayıtlarına değinmek istiyorum. CHP il binasında bulunduğum iddia ediliyor; ancak Emrah Bey de beyan etti, ben 2024 yerel seçimleri sürecinde o binada bulunmadım. Baz kayıtlarında adımın geçtiği iddia edilen Melih Geçek’i ise hiç tanımıyorum; kendisiyle hayatımda ilk defa burada, duruşma salonunda yüz yüze geldim. Sayın Başkanım, bizim yaptığımız basit bir telefon numarası eşleştirme işlemi, bana isnat edilen bu ağır suçların karşılığı değil. Hukuka aykırı şekilde kişisel veri elde etmedim. Bana verilen talimat doğrultusunda, tamamen işimin gereğini yaptım. Bu verilerin yayılmasıyla ilgili herhangi bir girişimim veya kastım asla olmamıştır. Zaten teknik olarak da benim yaptığım işlemden dolayı bu verilerin dışarı sızması veya yayılması mümkün değildir.
Durum tespit raporu sürecinde verdiğim beyanlara bakıldığında, yaptığım işlemlerin suç teşkil etmediğini bildiğim için savcılığın bu soruşturmayı tutuklamaya kadar götüreceğini dahi düşünmemiştim. Dolayısıyla kaçma gibi bir düşüncem veya girişimim de hiç olmadı. Kaldı ki, durum tespit raporunun oluşturulduğu tarih ile emniyet süreci arasında dört aydan fazla zaman geçti. Kaçacak olan insan bu sürede kırk kere kaçabilirdi; ancak ben suç işlemediğimden emin olduğum için buradayım. İddianamede yer alan "delil karartma" şüphesine gelince; bırakın delil karartmayı, ben telefonumun şifresini dahi kendi rızamla kolluk kuvvetlerine teslim ettim. Benim delil karartmak gibi bir amacım hiçbir zaman olmamıştır, olamaz da. Tahliyemi talep ediyorum."
16.35 : IRAZ'IN AVUKATI: KATILDIĞI TOPLANTILAR İDDİANAMEDE FARKLI ANLATILMIŞ
Iraz Bayrak'ın avukatı Mehmet Furkan Akçı, müvekkilinin katıldığı toplantıların iddianamede farklı anlatıldığını belirtti.
Verilerin sızdırıldığı iddiasına yönelik de konuşan avukat Akçı, "Özel şirkette çalıştığı belirtilen Mehmet Çağlar Kuru'nun İBB personeli olduğu ortaya çıktı. Haliyle bu iddia da boşa düştü" dedi.
Bayrak'ın Hüseyin Gün ile hareket ettiği iddiasına yönelik, "Savcılık casusluk iddianamesini yazdığı anda Iraz Bayrak ile ilgili şüphesi sonlanmıştır" ifadelerini kullandı.
14.50: EN GENÇ SANIK KÜRSÜDE: IRAZ BAYRAK
Davanın en genç sanığı Yazılım mühendisi Iraz Bayrak'ın sorgusuna geçildi. 1999 doğumlu Iraz Bayrak 2021 yılında işe başladı ama 2019 yılındaki bir projeden suçlanıyor.
Iraz Bayrak şunları söyledi:
2021 yılında mezun oldum ve iş arama sürecine girdim. Bu dönemde özel sektörde çeşitli görüşmeler yaptım ve süreçler olumlu ilerliyordu. Açıkçası kamuda çalışmak gibi bir planım ya da hedefim yoktu. Bu süreçte üniversiteden bölüm başkanım aracılığıyla bir öneri aldım.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde iş analisti pozisyonu için bir ihtiyaç olduğunu ve benim de bu pozisyona uygun olabileceğimi ilettiler. Bunun üzerine başvuru yaptım. Başvuru sürecim tamamen resmi ve çok aşamalı ilerledi. İnsan Kaynakları sürecinde Hande Hanım ile, ardından ilgili birim yöneticileriyle ve sonrasında teknik ekip ile olmak üzere toplam üç ayrı mülakata katıldım. Tüm bu aşamaları başarıyla tamamladıktan sonra, 23 Eylül 2021 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Analiz ve Test Grubu’nda iş analisti olarak göreve başladım.
Tutuklandığım tarihe kadar da aynı ekipte, aynı görevde çalışmaya devam ettim. Yaklaşık dört yıldır bu kurumda çalışan bir personelim. Bunu anlatma sebebim hayat hikâyemi paylaşmak değil. Hakkımda, “Naim Erol Özgüner" tarafından işe aldırıldığı” yönünde bir iddia bulunmaktadır ve bu iddianın, örgüt üyeliği isnadına dayanak oluşturmak amacıyla kurgulandığını düşünüyorum.
İddianameyi defalarca okudum. Naim Erol Özgüner’in beyanlarını ve diğer tanık ifadelerini inceledim. Ancak hiçbirinde, beni işe aldırdığına dair somut, gerekçeli veya doğrulanabilir bir ifade yer almamaktadır. Çünkü böyle bir durum gerçekte yoktur. Ben işe başlamadan önce kendisini tanımıyordum. İşe başladıktan sonra da herhangi bir yakınlığım veya birebir ilişkim olmamıştır.
Sadece, daire başkanlığı döneminde üç ayda bir yapılan genel personel toplantılarında kendisini uzaktan görmüşlüğüm vardır. Bunun dışında bir tanışıklığım bulunmamaktadır. Dolayısıyla, bu iddia tamamen asılsız ve dayanaksızdır. Sürecin başından itibaren yaşanan bu yanlış değerlendirmelerin, hem benim belediyede çalışma sürecimin hem de kişisel durumumun doğru anlaşılmasını engellediğini düşünüyorum. Bu nedenle, tüm bu hususları açıkça ifade etme gereği duydum.
İstanbul Senin projesinden suçlandığını, projenin yapım aşamasının 2019'da olduğunu belirten Bayrak, "Benim belediyeye giriş tarihim 2021. Projenin içinde yokum" dedi. Bayrak, 2023'te henüz fikir aşamasında olan İBB Hanem projesinin 4 yıllık proje olduğu iddiasına da değindi ve "İmamoğlu’nun projenin tanıtımı yaptığı iddiası var. Proje hayata bile geçmedi. Sayın başkan sayın heyet projenin tanıtımı size burada yapılıyor ilk kez" dedi.
"DÜĞÜNE DAVET ETTİĞİM İÇİN ÖRGÜT ÜYESİ OLMAKLA SUÇLANIYORUM"
Hüseyin Gün'ü tanımadığını ve hayatında hiç görmediğini belirten Bayrak, davada yargılananlardan yalnızca Emrah Yüksel ve Naim Erol Özgüner'le tanıştığını ifade etti. "Özgüner'le 4 yılda yalnızca 1 kez 75 saniye telefon görüşmem var. Düğünüme davet etmiştim. Konunun buraya geleceğini bilsem davet etmezdim" diyen Bayrak, "Düğüne davet ettiğim için örgüt üyesi olmakla suçlanıyorum" ifadelerini kullandı. 6 aydır cinayet koğuşunda olduğuna da değinen Bayrak, mahkeme başkanına seslenerek "Beni anlamayabilirsiniz ama belki babamı anlarsınız" diye konuştu.
Savcılığın projeyi büyük bir gizlilikle yürütüldüğü iddiasına yönelik konuşan Bayrak, "Iraz bu proje sürecini nereden yürütmüş? Mail, kurumsal mail, kurumsal talep sistemi. Tüm hepsini USOM’la paylaşmış mı? Paylaşmış. Nasıl büyük bir gizlilik var burada?" dedi.
"Aileme ve özgürlüğüme kavuşmayı talep ediyorum" diyen Bayrak savunmasını noktaladı. Bayrak'a ilk soruyu Necati Özkan sordu. "Sizinle bir temasımız, tanışıklığımız oldu mu, projelere dahlim oldu mu?" diye soran Özkan'a, Bayrak "Hayır, olmadı" diyerek yanıt verdi.
14.40: "CUMHURBAŞKANI İMAMOĞLU"
İBB davasının 17. celsesi verilen aranın ardından tekrar başladı. Tutuklular salona alkışlar ve "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganlarıyla girdi.
12.00: BÜYÜK ŞÜPHE: VERİLERİ BİLEREK Mİ SIZDIRDILAR?
Emrah Yüksel'in çapraz sorgusunda, Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Hasan Fehmi Demir de soru sordu. Ve o sorgu çok önemli bir şüpheyi açığa çıkardı.
Avukat Demir, iddianameye göre, 20 Mayıs 2025’te USOM (Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi) yetkililerinin başsavcılığın talimatı ile teknik inceleme başlatıldığını hatırlattı. Ve bu müdahaleden 6 gün sonra, 26 Mayıs'ta 2025'te bir sızıntı olduğuna dikkat çekti. Avukatın sorduğu soru şu: "Teknik inceleme yapıldıktan 6 gün sonra bunun 'Dark Web' veya 'Darknet' sayfalarında yayınlanmış olması, incelemeyi yapanlar tarafından da sızdırılmış olma ihtimalini barındırır mı?"
Emrah Yüksel de o soruya şu yanıtı verdi: "Oradaki veriler o anda teslim edildi mi edilmedi mi süreci bilmiyorum."
11.00: İMAMOĞLU'NDAN "HAD" YANITI
Gerilimin ardından Emrah Yüksel sorgusunun devamı için kürsüye çıktı. Bu sırada Ekrem İmamoğlu söz aldı ve şunları söyledi:
İmamoğlu: Bu iftiranameyi yazanlar, bu işi kurgulayanlar, altına da iddiananın ana unsuru olarak Türkiye’yi ele geçirme yazan zihniyet, çalışma arkadaşlarım Emrah Yüksel’e soracağım soru bu izahı netleştirecek. Bu iddianame ne yazık ki terfinameye dönüşmüştür. Az önceki harareti ona bağlıyorum
Emrah Yüksel’in suç örgütüne üye olduğunu burada öğrendim. Bu suç örgütü üyesi olarak suçlandığı bu çöp iddianamede; örgüt yöneticisi adlandırılıyor. Arkadaşlarımız ona bağlı o da bana bağlı. Orada örgüt yöneticisi olan Hüseyin Gün’ü tanıyor musunuz?
Emrah Yüksel: Hayır Sayın Başkan Tanımıyorum. 5 yılda 5 baz kaydım var. Bugün salona girse beni tanımaz.
İmamoğlu: Bunun bir izaha ihtiyacı var. Nasıl bir örgüt ki ben örgüt yöneticisini tanımıyorum. Üye yöneticiyi tanımıyor. Şimdi burada iddia makamını kınıyorum. Ne için burada olduğunu biliyorum iddia makamının. Bu çalışma arkadaşımız, 6-7 aydır iddia makamının kararıyla hapis yatıyor. Bu iddia makamının tariflediği şekliyle casusluk iddianamesini kurgulayan yine aynı iddia makamı. Bu bir siyasi davadır. Bu siyasi dava çökmüştür. Ana şemada örgüt yöneticisi diye tarif edilen kişiyi örgüt üyesi tanımıyor. Bu iddianame çökmüştür.
10: 40: "HADDİNİZİ BİLDİRİRİZ"
Bugünkü duruşma İmamoğlu'nun dünkü celsede söylediği "Bu dosyada tek suç örgütü vardır o da iddia makamıdır" sözleri ve soruşturmanın gerilimiyle başladı.
Duruşma başlamadan önce, sanıklar salona geldiğinde savcı İmamoğlu’na "Dün bir beyanda bulunmuşsunuz doğru mu? İddia makamı olarak bu tarz söylemleri kabul etmiyoruz" dedi. İmamoğlu bu çıkışa "Böyle bir diyalog doğru mu? Kabadayılık" deyince savcı "Kabadayılık falan olmuyor. Bakın haddinizi aşarsanız haddinizi bildiririz" dedi.
İşte satır satır o diyalog...
Savcı: Başkanım, başlamadan İmamoğlu’na bir sorum vardı. Ekrem Bey, buyurun. Sorum var da. Oradan da dinleyebilirsiniz. Dün bir beyanda bulunmuşsunuz sanırım yargılama sonrası; "İddia makamı çöktü" vesaire, doğru mu?
Ekrem İmamoğlu: Birazdan söylerim…
Savcı: Birazdan değil, şu an soruyorum. Yani bize öyle bir beyan olduğu için cevap verirseniz sevinirim o konu hakkında.
Ekrem İmamoğlu: Birazdan arz ederim.
Savcı: Şimdi suç örgütüyle ilgili bir tanım yapmadan önce, iddia makamı hakkındaki beyanınıza dikkat edin. İlk celse de benzer durum yaşandı, hesap sorma tarzında. İddia makamı olarak bu tarz söylemleri kabul etmiyoruz.
Ekrem İmamoğlu: (Mikrofon verilmediği için sesi anlaşılmıyor.) Böyle bir diyalog kurulmaz… Sayın Hâkim böyle kabadayılık…
Savcı: Kabadaylık vesaire durumu söz konusu değil. Bakın burada yargılamayı... Bir dakika, bir şey konuşuyorum. Yargılamaya gölge düşüren, savcılık makamını baskı altına almaya çalışan beyanlardan vazgeçin. Bu doğru bir yaklaşım değil.
Ekrem İmamoğlu: (Sözleri anlaşılmıyor…)
Hâkim: Savcım şöyle yapalım, tamam... Şey yapmayalım... Tamam... Şey yapmayalım... Savcım gerek yok şeye.
Savcı: Bakın haddinizi aşarsanız, haddinizi bildiririz savcılık makamı olarak. Haddinizi aşmayın.
(Ekrem İmamoğlu ve avukatlar bu sözler üzerine itiraz ediyor…)
Hâkim: Savcım... Şöyle... Savcım... Avukat Bey? Tamam Avukat Bey, sakin olun.
Savcı: Müvekkiliniz beyanlarına dikkat etsin, hadden bahsediyor.
Hâkim: Tamam Avukat Bey, tamam Savcım. Savcım kişisel şeye girmeyelim, diyaloğa girmeyelim. Tamam... Tamam... Tamam Avukat Bey, sakin olun. Tamam, gerek yok şeye. Savcım hiç gerek yok bu diyaloğa.
Savcı: Ekrem Bey, beyanlara dikkat edin.
Hâkim: Savcım, Savcım şey yapmayalım... Savcım tamam Avukat Bey... Savcım şey yapmayalım, kişisel şeye girmeyelim. Savcım uzatmayalım.
Avukatlar: Savcı haddini bilsin Sayın Başkanım.
Hâkim: Tamam Avukat Bey. "Had bildirmek" kelimesine tepki gösteriyorsunuz, aynı cümleyi kuruyorsunuz. Değişen bir şey olmuyor. Yani hani şimdi Savcım o tarz bir şeye girmeyelim, diyaloga girmeyelim. Gerek yok şu an için.
Avukatlar: Sizden söz alarak konuşsun. Siz de aynı şeyi yapamazsınız. Aynı şeyi yaparız.
Hâkim: Avukat Bey, tamam.
Ekrem İmamoğlu: Kime bakıyorsun yahu?
Hâkim: Ekrem Bey. Ekrem Bey, müdahale etmeyelim.
Ekrem İmamoğlu: Ekrem Bey değil! Hayırdır, kime bakıyorsun sen?
Hâkim: Ekrem Bey, hiç şeye girmeyelim.
Savcı: Ekrem Bey, bakın şu an... Üslubumu bozmuyorum. Benle 'sen' diye konuşmayın, benimle 'sen' diye hitap etmeyin.
Hâkim: Savcım, şeye girmeyelim. Ekrem Bey, bakın...
Savcı: Benimle 'sen' diye hitap etmeyin! Israrla söylüyorum.
Hâkim: Savcı Bey...
Ekrem İmamoğlu: Israrla mı yazdınız iddianameyi?
Hâkim: Ekrem Bey, iddianameyi yazan savcımız şu an huzurda bulunan savcı değil. Evet, söz hakkı... Söz hakkı vermedim zaten. Söz hakkı vermeden sanık da müdahale ediyor, siz de bağırıyorsunuz. Herkes bağırıyor yani şu an. Sadece Savcı Bey açısından söylüyorsunuz da yani herkes aynı şeyi yapıyor şu an. Savcım, savcım girmeyelim şeye. Tamam.
Avukat: Sayın Başkan, bizim meslektaşımızın mikrofonu kapatılmış, onu da açmanız gerekiyor.

