Emekli Tuğgeneral Naim Babüroğlu ile söyleşi: 30 Ağustos nedir?

Mustafa Kemal Paşa, 99 yıl önce bugünün sabahında uyandı. Dört gün önce taarruz başlamıştı. İki dilim ekmek, bir kaç parça zeytin ve bir parça peynir ile kahvaltısını yaptı. Önüne harita geldi. Son hamleyi yapma zamanı gelmişti. Paşalara haber gönderdi...99 yıl önce bugünü ve 30 Ağustos'un anlamını Emekli Tuğgeneral Dr. Naim Babüroğlu halktv.com.tr'den Arda Ormancı'ya anlattı.

Muhabir
Yayınlanma:
Güncelleme: 30 Ağustos 2021 18:11
Emekli Tuğgeneral Naim Babüroğlu ile söyleşi: 30 Ağustos nedir?

Arda Ormancı

Yirmi iki gün ve gece süren Sakarya Meydan Muharebesi ile Yunan Ordusu, Ankara önlerinde durdurulmuş, çok kanlı ancak çok önemli bir zafer elde edilmişti. Düşman durdurulmuştu elbet ancak vatan toprağından nasıl atılacaktı? Mustafa Kemal Paşa bunu çoktan düşünmüş, 7-8 Ağustos 1921'de Sakarya Savaşı'ndan günler önce Tekalif-i Milliye Emirleri'ni yayınlatmıştı. Çünkü; düşmanı vatandan kovmanın tek yolu vardı, taarruz. İki yüz otuz sekiz yıldır durmadan geri çekilen Türk Askeri'nin üzerindeki ölü toprağını atma vakti gelmişti..

Yirmi milyondan iki yüz bine..

Emekli Tuğgeneral Dr. Naim Babüroğlu Büyük Taarruz'u, 'Türk Tarihi'nde bir kırılma noktası' sözleriyle tanımlıyor. Osmanlı Devleti'nde İkinci Viyana Kuşatması ile beraber geri çekilme sürecinin başladığını, bu tarihten itibaren Osmanlı'nın sürekli olarak toprak kaybettiğini aktaran Babüroğlu, bu sürece Avrupalılar'ın, "Türkler'in Kovulma Süreci" dediğini de belirtiyor.

Ayrıca, sürecin devamı olarak Birinci Dünya Savaşı sonunda Mondros Ateşkes Antlaşması'yla Osmanlı Devleti'nin her yanının fiilen işgal edildiğini anlatan Babüroğlu, "1863'e kadar yaklaşık yirmi milyon kilometrekareye hükmeden Osmanlı, 19 Mayıs 1919 itibariyle yalnızca iki yüz bin kilometrekareye hükmetmektedir" bilgisini paylaştı.

Geri çekilmenin sonu

238 yıllık geri çekilmenin Sakarya Meydan Muharebesi ile son bulduğunu söyleyen Babüroğlu, bu geri çekilmeyi durduranın da 40 yaşında bir Başkomutan olan Mustafa Kemal olduğunun altını çizmekte. Babüroğlu bunun önemini "Eğer bu geri çekilme durdurulmasaydı, Türkler'in son yurdu olan Anadolu işgal edilecek ve Türkler, burada, sıkıştıkları bölgede asimile edilecek, sömürge hayatı yaşayacak ve bugün Türkler'den herhangi bir işaret kalmayacaktı" sözleriyle anlatmakta.

Hazırlık

Sakarya Meydan Muharebesi'nin 13 Eylül'de son bulmasının ertesi günü 14/15 Eylül 1921'de Mustafa Kemal'in seferberlik emri verdiğini ve Türk Ordusu'nu 238 yıldır ilk defa taarruz etmeye hazırladığını ifade eden Babüroğlu, "Türk Ordusu'nu milletin desteğiyle donatmaya başlar" dedi. Babüroğlu ayrıca, milletin askeri donatmasının 7-8 Ağustos 1921'de çıkartılan Tekalif-i Milliye (Milli Yükümlülük) Emirleri ile olduğunu belirtti. Babüroğlu, "Dünya savaş tarihinde bir ilktir" cümlesiyle de bu kararların önemini vurguladı. 
Emekli general, halktan bu süreçte alınan her şeyin makbuz ile alındığını ve savaştan sonra 'kuruşu kuruşuna' ödendiğini aktarımını yaptı.

Ordunun, halkın tüm desteğine rağmen, Yunan Ordusu ile ancak eşit seviyeye geldiğini fakat Mustafa Kemal Paşa'nın taarruz kararını zihninde verdiğini söyleyen Babüroğlu şöyle konuştu:

"Şunu bilir Mustafa Kemal Paşa, 'Bu kadar güçlü bir orduya ben taarruz ettiğimde, bütün cepheden taarruz edersem onu mağlup etmem mümkün değil. O zaman, öyle bir baskın etkisi yaratmalıyım ki, düşman ummadığı bir darbe alsın ve oradan ben düşmanı kuşatayım'. Onun için Mustafa Kemal Paşa riskli ama inandığı bir plan geliştirir, silah arkadaşlarıyla birlikte"

Kurt Kapanı

Mustafa Kemal'in taarruz planını da anlatan Babüroğlu, bu planda amacın düşmanı şaşırtmak olduğunu belirtti. Planın detaylarıyla ilgili ise, "Ordunun çoğunu Afyon'un güneyine toplayacak. Ahır Dağları'ndan Süvari Kolordusuyla taarruz edecek" derken Yunanlılar'ın Ahır Dağları'nı geçilemez gördüğü için bunu beklemediğini ifade etti. Planın başarılı olması için 'gizlilik ve aldatmaya ihtiyacı vardı' şeklinde konuşan Babüroğlu bunun ise Akşehir'de düzenlenen futbol maçıyla başarıldığını belirtti. Bu durumun basına çıkması üzerine tüm dünyanın taarruz yapılmayacağına inandığını ancak bunun aslında bir kamuflaj olduğunu dile getirdi Babüroğlu. Emekli general aynı zamanda, o tarihlerde düzenlenen çay partisi ile de tüm dünyanın aldatıldığını anlatarak Yunan Ordusu subaylarının hiçbir şeyden şüphelenmediğini hatta taarruzdan iki gün önce eşleriyle Afyon'da balo verdiklerini dile getirdi.

"Bütün sorumluluk bana aittir"

Babüroğlu ayrıca, planın komutanlara anlatılmasından sonra Yakup Şevki Paşa'nın, Mustafa Kemal Paşa'ya karşı çıktığını aktaran ve Yakup Şevki Paşa'nın "Buna karar verenler tarihe karşı büyük vebal altında kalırlar. Adama vatan haini derler, hepimizi meclisin önünde asarlar" dediğini ve Mustafa Kemal Paşa'nın bunun üzerine ayağa kalkarak, "Korkmayın paşam tarihe ve millete karşı bütün sorumluluk bana aittir. Asarlarsa beni asarlar" şeklinde cevap verdiğini anlattı. Aynı dönemde Yunan siperlerinin İngilizlerce teftiş edilerek "Bu siperleri Türkler, 4-5 ayda geçerlerse 1 günde geçtiklerini iddia edebilirler" şeklinde rapor yazıldığını bahseden Babüroğlu Yakup Şevki Paşa'nın kaygısının da bu yönde olduğunu ifade etti.

26 Ağustos

Babüroğlu, Büyük Taarruz'un başlangıç gününü şöyle anlatmakta:

"Komutanlar, sabah saat 03.30'da atlara binerek Kocatepe'ye hareket ederler. 04.30'da topçu atışı başlayacaktır ancak sis nedeniyle 05.30'da başlar. Topçular çok başarılı atışlar yapar. Türk Ordusu daha önce kendilerine verilen hatlardan taarruza başlarlar ve taarruz genel olarak istediği şekilde gelişir"

30 Ağustos

30 Ağustos'un önemini ve neler yaşandığını ise şu cümlelerle anlatmakta Babüroğlu:

"29-30 Ağustos gecesi uyandırırlar Mustafa Kemal'i, 1-2 saat uyumak istemiştir. Haritayı getirirler, Batı Cephesi'nin Harekat Şube Müdürü Kurmay Binbaşı Tevfik (Bıyıklıoğlu) düşman durumunu getirir. Mustafa Kemal Paşa, haritaya bakar, 'İsmet Paşa'yı çağırın' der. Artık düşmanın kuşatıldığını görmüştür, haritada" 

Haritada durumu gördükten sonra Mustafa Kemal Paşa'nın hemen Dumlupınar'a hareket ettiğini söyleyen Babüroğlu, "Orada bizzat muharebeyi sevk ve idare eder. Başkomutan yönettiği için buna Başkomutan Meydan Muharebesi adı verilir" dedi. 

Gerçekleşen muharebede ağır yenilgi alan düşmanın yok edildiğini bundan sonraki sürecin kovalama süreci olduğunu aktaran Naim Babüroğlu, bu süreçte Türk Ordusu'nun çok hızlı yol katederek İzmir'e vardığını ve bu hızlı hareketin İkinci Dünya Savaşı esnasında Almanlar'ın uyguladığı "Yıldırım Harbi Doktrini"nin temelini oluşturduğunun bilgisini paylaştı.

Tarihin hükmü

Yunanlılar'ın Büyük Taarruz sonrası 6 devlet adamını sandalyeye ters oturtularak kurşuna dizdiğini, bu yenilgiye "Küçük Asya Felaketi" adını taktıkalrını ve sadece taarruz sırasında yüz otuz binden fazla zaiyat(mevcut: yaklaşık 230bin) verdiklerini belirten Naim Babüroğlu, "Bazıları, 'Küçük bir muharebe, n'olacak ki?' diyor, Sakarya Savaşını ve Büyük Taarruz'u Türk Tarihi'nden çıkartın, geriye işgal edilmiş bir coğrafya kalır. Tarihin hükmüdür bu. Mustafa Kemal Atatürk'ü, Türkiye'den çıkartın, geriye Afganistan kalır. Bu da tarihin hükmüdür" şeklinde konuştu.