Avrupa Konseyi'nin İhlal prosedürü sonrası Türkiye'yi neler bekliyor?

Çarşı davasıyla birleşen Gezi Parkı eylemleri davası 26 Kasım'da İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Davanın tek tutuklu sanığı Osman Kavala'nın tutukluluğunun devamına karar verilmesi ardından Avrupa Konseyi'nden Türkiye'ye yönelik ihlal prosedürlerinin uygulanması kararı verildi. Avrupa Konseyi'nin İhlal prosedürü kararının uygulanmasıyla Türkiye'yi neler bekleyecek?

Yayınlanma:
Güncelleme: 03 Aralık 2021 09:24
Avrupa Konseyi'nin İhlal prosedürü sonrası Türkiye'yi neler bekliyor?

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM kararına rağmen tutuklu bulunan iş insanı Osman Kavala için yeni bir hamlede bulunarak AİHM’in Kavala kararını yerine getirmediği için Türkiye’ye karşı ihlal sürecini başlatma kararı verdi. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Kavala'nın 30 Kasım-2 Aralık tarihleri arasında serbest bırakılmaması halinde Konsey üyesi Türkiye hakkında taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS) ihlal prosedürü başlatacağını duyurmuştu.

Resmi kararın bugün açıklanması gereken karara ilişkin Dışişleri Bakanlığı'ndan tepki geldi. Dışişleri'nin yaptığı açıklamada, "Avrupa Konseyi yargıya müdahale niteliği taşıyacak kararın devamını getirmekten kaçınmalı. Özellikle Kavala kararının sürekli gündemde tutulması tutarsız bir yaklaşım" ifadeleri kullanılırken, "Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, insan hakları sisteminin etkinliğini sürdürmek istiyorsa tarafgir ve seçici tutumunu bırakıp, AİHM kararlarının uygulanmasını tüm üye ülkeler yönünden tarafsız bir yaklaşımla ele almalıdır" vurgusu yapıldı.

Oy ve veto hakkı alınacak

Yaklaşık 4 yıldır cezaevinde tutuklu bulunan Kavala’nın tutukluluğunun devam kararı ardından Komitenin verdiği ihlal prosedürü kararıyla Türkiye’nin Konseydeki oy ve veto hakkı elinden alınacak.

Türkiye’nin, sözkonusu yaptırımlar sonrası Avrupa ile sallantıda olan ilişkilerinin daha da zedeleneceği düşünülüyor.

12 Eylül dönemini hatırlattı

Avrupa Konseyi’nin "ihlal prosedürlerinin" bir adım önüne geçecek olan bu yaptırımlar, Türkiye’nin kurucu üyelerinden olduğu Konsey tarafından en son 12 Eylül döneminde uygulanmıştı.

12 Eylül askeri darbe döneminde Avrupa Konseyi ile ilişkileri sarsılan Türkiye, üyeliğinin askıya alınmaması için çabalasa da 1984 yılına kadar Türk diplomatlar Konsey’e gidememişti.

10 Büyükelçi krizi ardından gündeme geldi

Avrupa Konseyi tarafından Türkiye’ye yönelik ihlal prosedürlerinin uygulanması ihtimali geçtiğimiz ay yaşanan 10 büyükelçi krizi akabinde gündeme gelmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 10 farklı ülkenin büyükelçilerinin bir araya gelerek iş insanı Osman Kavala için serbest bırakılma çağrısını yapmasının ardından açıklamalarda bulunmuş, "Bunları ülkemizde ağırlamak gibi bir lüksümüz olamaz" demişti. Sözkonusu açıklamalar ardından başlayan 'persona non grata' yorumları, gündemi olası diplomasi çatlaklarına dair meşgul etmiş ve "Konsey tarafından yaptırıma maruz kalınacak mı ya da Konsey üyeliği askıya alınacak mı?" sorularını da beraberinde getirmişti.

Ekim ayında yaşanan 10 büyükelçi krizini halktv.com.tr’den Berrak Güngör’e değerlendiren emekli Büyükelçi Uluç Özülker, Avrupa Konseyi üyeliğinin söz konusu açıklamalar ardından askıya alınmasının gündeme gelebileceğini belirtmişti. Özülker, "Bu ülkelerin önemli bir kısmıyla zaten ilişkilerimiz açmazda. Hukuk açısından baktığınız zaman Avrupa Konseyi üyesi olarak değerlendirildiğinde Türkiye’nin mevcut koşullarda yüzde yüz haksızlığı vardır. Söz konusu on ülkeye baktığımız zaman içlerinde Avrupa Konseyi üyesi olmayanlar da var ama eğer Türkiye’ye karşı bir tutum alınacaksa, Avrupa Konseyi üyeleri bir araya gelmek suretiyle Türkiye’nin üyeliğini askıya almaya kadar bu işi götürebilir. Bir bilek güreşine doğrudan girmeye kalkarsanız, ellerinde Türkiye’yi askıya alacak dışlayacak imkan, kabiliyet ve aynı zamanda hukuki gerekçeler var" ifadelerini kullanmıştı.

AİHM’in Kavala için verdiği karar

AİHM’in yaklaşık 4 yıldır tutuklu bulunan iş insanı Osman Kavala için verdiği kararlardan oluşan metinde şu ifadeler yer alıyordu:

"Mahkemenin mevcut davadaki nihai kararıyla; Türk makamlarının, Mahkeme tarafından tespit edilen ihlallerin başvuran açısından olumsuz sonuçlarını ortadan kaldırmamasının, özellikle de Komite'nin tekrarlanan itirazlarına rağmen başvuranın derhal serbest bırakılmasını sağlamamasının, davalı devletin kararlara uymayı reddetmesi anlamına geldiği kanaatine varılmıştır."

"30 Kasım - 2 Aralık 2021'de gerçekleşecek 1419'uncu toplantıya kadar başvuru sahibinin serbest bırakılmaması durumunda; Sözleşme'nin 46-4 maddesi uyarınca Türkiye'ye yönelik yargılamaları başlatma niyetlerini Türkiye'ye resmi olarak bildirme konusundaki kararlılıklar ifade edildi.”

AİHM, Kavala'nın tutukluluğunun hak ihlali olduğunu belirterek derhal tahliye edilmesine dair kararını 10 Aralık 2019'da bildirmişti.

Tarihler 3 Eylül 2020’yi gösterdiğinde ise Avrupa Konseyi, AİHM kararlarının uygulanması yönünde kararını açıklamıştı.

Bugün görülen dava sonrası Kavala'nın tutukluluğuna devam kararı verildi.

Türkiye’yi neler bekliyor?

2019 yılından bu yana AİHM, 2020’den bu yana da Avrupa Konseyi kararlarını görmezden gelen Türkiye için çanlar resmen çalmaya başladı. Konsey tarafından uygulama kararı alınan ihlal prosedürü dahilinde Türkiye’yi neler bekliyor?

Türkiye’nin Avrupa Konseyi tarafından oy ve veto hakkının elinden alınması, demokrasi ve insan hakları konusunda öncü olması amacıyla İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulmuş Konsey’de, Türkiye’nin de kurucu üye olarak yer aldığı noktadan oldukça geriye gittiğinin göstergesi olacak.

Bunun yanı sıra Türkiye’nin gittikçe kötüleşen dış ilişkileri ve uluslararası topluluklardan gittikçe uzaklaşması da diplomaside izolasyon ve yalnız bırakılma ihtimalini kuvvetlendiriyor.

Gazeteci ve yazar Fikret Bila, Halk TV’de yayınlanan 10 Ekim tarihli Açıkça programında ihlal prosedürlerinin ötesinde Konsey üyeliğinin askıya alınması durumundan bahsederek, “Bu durum Türkiye’yi uluslararası camiada itibarı olmayan bir ülke konumuna getirir” yorumunu yapmıştı.

Tarihteki örnekler

AİHM kararlarını uygulamadığı için bir Konsey üyesine karşı ilk dava 2017 yılında Azeri muhalif Ilgar Mammadov'un tutukluluğu sebebiyle Azerbaycan'a açılmıştı.

Davanın açılmasından hemen hemen bir yıl sonra Mammadov, Ağustos 2018'de ise serbest bırakılmıştı.

Dosya tekrar AİHM’e gidecek

Türkiye’nin diplomasisinde kritik bir yer tutacak kararın bugünkü duruşmadan çıkması beklenirken halktv.com.tr'den Hazar Dost’a konuşan Osman Kavala'nın avukatlarından Tolga Aytöre, "Yerel mahkeme en son 5 Kasım'da tutukluluk incelemesi yaptı ve tahliye etmedi" diye konuştu.

Aytöre yaptığı açıklamada, yargılamanın siyasi şekilde ilerlemesinin hukuki açıdan değerlendirmeyi zorlaştırdığını aktarmıştı.

Öte yandan Aytöre, Türkiye'nin 30 Kasım 2 Aralık arasında Kavala için tahliye kararı vermemesi durumunda Bakanlar Konseyi'nin dosyayı tekrardan AİHM'e göndereceğini belirtip, AİHM'in casusluk suçlamasını da dahil ederek Türkiye'ye dair karar alacağını söylemişti.

AİHM'in casusluk suçlamasından da hak ihlali vermesi durumunda ise Türkiye’nin Avrupa Konseyi ile yaşadığı çatlakların büyümesi bekleniyor.