AKP'den ihraç edilince Mücahit Birinci'ye aydınlanma geldi
İBB Borsası iddiaları sonrası AKP'den ihraç edilen Mücahit Birinci, o günden bu yana sürekli olarak AKP'ye yol göstermeye karar verdi. AKP'deyken partisinin uygulamalarına karşı bir tavır almayan Birinci, ihraç olduktan sonra sık sık sosyal medya paylaşımları ile de eski partisini 'uyarmaya' karar verdi.
Birinci bu sefer de röportaj verdi. İBB Borsası'ndaki 'tahliye pazarlığı' iddiaları nedeniyle ihraç olan Birinci, İmamoğlu'nun tutukluluğuna 'Olmasaydı iyidi' minvalinde konuşurken AKP'nin son yıllardaki hukuki ve siyasi baskılarına da karşı çıktı. Birinci, "Vatandaş ekmek derdine düşmüş. Milyonlarca TL'miz saçılıp gidiyor. Türk milleti aşırı uyanık; sessiz ama uyanıktır bir de. Bak bu sessizliği kimseyi kandırmasın. Sandığı bekler, sandıkta gereğini yapar.Bizim arkasında saf tutmaya devam ettiğimiz cumhurbaşkanımız odur. Ben Sayın Cumhurbaşkanımıza milletin ve Türkiye'nin hâlâ ihtiyacı olduğunu düşündüğümden dolayı bunları sesli dile getiriyorum" dedi.
Euronews’e verdiği röportajda eski partisine yönelik dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Son dönemde AK Parti’ye açık uyarılarda bulunan Birinci, partinin kuruluş dönemindeki özgürlükçü çizgiye dönmesi gerektiğini söyledi.
Taciz iddiasının ardından: AKP’li Birinci MKYK’nın Whatsapp grubundan çıktı
Partinin zamanla daha otoriter ve devletçi bir görüntü verdiğini belirten Birinci, bunun aşılması gerektiğini ifade etti.
Birinci'ye İmamoğlu'nun tutukluluğu da soruldu. İBB Davası'nda bir 'tahliye pazarı' kuruldu ve bundan rol oynadığı iddiası ile AKP'den ihraç edilen Birinci, Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına ilişkin soruya 'Tutuklanmasaydı iyidi" yanıtını verdi.
"Madem tutuklandı süreç iyi yönetilmeli" minvalinde konuşan Birinci şunları sarf etti:
"Olmasaydı iyi olabilirdi ama olunca da iyi yönetmek lazım. Bakın, bu siyasi bir yaklaşım; hukuki bir yaklaşım değil. Siyasi yaklaşım şudur: Evet, olmasaydı iyiydi. Ama olduğu zaman da çok iyi yönetmek lazım bu durumu. Sayın Ekrem İmamoğlu'nun cezaevinde olma sürecinin iyi yönetilmesi lazım. Vatandaşla iyi iletişim kurulması ve bu meselenin iyi izah edilmesi lazım. Yargının bağımsız olması gerektiğine inanırım; olup olmadığı hususu ise bütün ülkelerde tartışmalıdır.
Amerika'da da görüyoruz biz bunu. Dolayısıyla siyasetin belli miktarda yargıyı etkilemesi söz konusu. Bunu kabul ediyorum. Hem bu siyasi etkiyi kabul ederken hem de Sayın İmamoğlu'nun yargılanamaz olduğu iddiasını reddetmek lazım. CHP yönetiminin yapması gereken şey şu: "Bu yargılama siyasidir ama biz bu iddialardan temizlenip öyle çıkacağız" tavrını sergilemek. Bu hem kendi siyasetini rahatlatır hem de muhalefet vazifesini yerine getirir."
İHRAÇ EDİLİNCE AYDINLANMA GELDİ KONUŞTU
İhraç edildikten sonra AKP'nin hatalarını söylemeye başlayan Birinci, ihraç edildiği eski partisinin ilk yıllarındaki özgürlükçü çizgiye yeniden dönmesinin mümkün olduğunu söyledi:
"Tabii, şüphesiz inanıyorum. Ben bunun AK Parti'nin genel olarak genetik kodlarında mevcut olduğunu, Sayın Cumhurbaşkanımızın partiyi kurarken dostları ve arkadaşlarıyla birlikte bu kodları AK Parti'ye yerleştirdiğini biliyorum. Ama şu veya bu sebeplerle - buna 15 Temmuz, o hain darbe süreci dahil - AK Parti olarak biraz daha fazla otoriter renge büründüğümüzü ben kabul ediyorum.
Biraz daha fazla devletçi bir imaj oluştuğunu kabul ediyorum. Fakat bizim Sayın Cumhurbaşkanımızı tekrar o otobüsten çekilerek alnı öpülen insana dönüştürmemiz lazım. Yani miting alanına giderken benim 80 yaşındaki Hüseyin amcamın alnından öptüğü, dokunabildiği adama dönüştürmemiz lazım. Bu da sivil siyasetle ve özgürlük sahasının açılmasıyla olur. Yoksa aksi takdirde çok net ve kesif bir tasfiye bekler bizi. Bunun önünü almamız lazım."
Birinci, VPN yasakları ve intranet iddiaları gibi tartışmalara da karşı çıktı. Bu tür adımların çağın yönüyle uyumlu olmadığını savundu:
"'Zamanın ruhu' denen bir şey var ya; biz şu anda zamanın ruhunu ıskalamak üzere olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü zamanın ruhu Rusya tarzı bir sistem ve rejim asla değil. Aşırı devletçi vurgular sivil siyasetin sahasını daraltır. Zaten Türk milleti devletine âşıktır. Aşırı devletçi vurguyla ekstra bir otoriter baskı kurmaya lüzum yoktur vatandaş üzerinde".
“Türkiye’de seçimler olur”
Muhalif seçmende seçimlerin sembolik hâle gelebileceğine dair kaygılar bulunduğu hatırlatılan Birinci, böyle bir ihtimali mümkün görmediğini söyledi:
"Bazı vatandaşların kafasında soru işareti olmasına rağmen bunun mümkün olmadığını baştan müjdeleyeyim: Böyle bir şey olmaz. Türkiye'de seçimler olur. Kimse ondan endişe etmemeli. Seçimler zamanında olur. Türkiye bu demokratik sisteme geçişi pahalı ve ağır bedelle ödemiştir.
Ben Türk milletinin demokrasiye âşık olduğu kanaatindeyim. Dolayısıyla bizim sıkı sıkı sarılacağımız yer demokrasi ve özgürlükler sahasıdır, otoriter saha değildir. Aşırı katı devletçi uygulamalar vatandaşın üzerinde doğru tepkilere sebep olmaz sandıkta. Yani insanlar üzerinde demokrasi kılıcı gibi yargı sopasının dolaştırılması, hukuki tehditlerin insanları kendi üzerlerinde hissetmeleri - bunlar amaca yönelik haller olmaz parti için."
"VATANDAŞ EKMEK DERDİNDE"
Birinci, sokakta en çok ekonomiyle ilgili şikâyetler duyduğunu belirtti. Vatandaşın geçim sıkıntısına odaklandığını söyleyen Birinci, tarım ve belediyecilik politikalarının da gözden geçirilmesi gerektiğini ifade etti:
"Ekonomi olmadı mı? Olmadı. Başaramadık onu. Vatandaş bunalmış vaziyette. O siyasi yargılamalar olarak nitelenen yargılamalar vatandaşın hakikaten çok da fazla umurunda değil şu anda.
Vatandaş ekmek derdine düşmüş. Tarım bu Türkiye'nin tarım faaliyetinde, tarım politikalarında ciddi revizyona ihtiyaç var. Belediyecilik faaliyetlerinde ciddi revizyona ihtiyaç var. Belediyelerin konser düzenleme gibi lüks sayılabilen faaliyetlerden el çekmesi lazım. Milyonlarca TL'miz saçılıp gidiyor. Türk milleti aşırı uyanık; sessiz ama uyanıktır bir de. Bak bu sessizliği kimseyi kandırmasın. Sandığı bekler, sandıkta gereğini yapar."
Birinci, AKP'nin özünde devlete yaslanan değil, egemen sisteme itiraz eden bir hareket olduğunu söyledi. Birinci AKP'nin bu çizgiye döndüğünde yeniden yüksek oy alabileceğini savundu:
"AK Parti hareketi temelde bir muhalif harekettir. Egemen ideolojiye ve egemen sisteme karşı bir itiraz hareketidir. Egemen sermayeye, devlete dayanarak büyümüş sermayeye itiraz eden, Anadolu sermayesini ön plana çıkaran bir muhalif hareketti. O yüzden işçi ve emekçi de yıllarca AK Parti'yi destekledi. Muhalif ruhun AK Parti'de olduğunu gördüğü için destekledi.
Ne zaman ki AK Parti o muhalif hareketliliğini ele alıyor, sisteme muhalefet eden tavrını ortaya koyuyor; o zaman yüzde elli üzerinde oy görüyoruz. Bu dinamiklere döndüğümüz anda yine o oyları görürüz. Şu anda ise tam tersi bir garip durum var: Cumhuriyet Halk Partisi'ne giydirilmiş demokratik renkler var; bize giydirilmeye çalışılan katı devletçi renkler var. Oysa katı devletçi kodlar CHP'nin genetiğindedir, bizim genetiğimizde yoktur bu."
Birinci, AKP içinde değişim iradesinin bulunduğunu düşündüğünü söyledi. Ancak bunun ne zaman görünür olacağına dair bir öngörüsü olmadığını belirtti:
"Bu iradenin olduğunu bilmesem zaten konuşmam. Umudumu keserdim. AK Parti'de de bu noktada tartışmaların yürüdüğünü biliyorum. Çok tecrübeli, çok akıllı AK Parti yöneticileri var; bunların içinden geliyorum ben. Ama ne zaman olacağına dair bir öngörüm yok.
Öngörüm olsa daha rahat olurum. Şu anda hakikaten öngörüm yok. Bu iradenin olduğunu söylüyorum; ne zaman tezahür edeceğini söyleyemem. Yapılması gereken çok açık: Demokratik sahayı gevşetmek lazım, özgürlükler sahasını gevşetmemiz lazım. Cumhurbaşkanımızın kodlarında sivil hareket var.
Hiçbir askeri vesayete dayanmayarak, onlarla mücadele ederek geldi. O otobüsün tepesinden çekilerek yanaklarına dokunulan, alnına öpülen cumhurbaşkanımız zaten odur. Bizim arkasında saf tutmaya devam ettiğimiz cumhurbaşkanımız odur. Ben Sayın Cumhurbaşkanımıza milletin ve Türkiye'nin hâlâ ihtiyacı olduğunu düşündüğümden dolayı bunları sesli dile getiriyorum."
----
Soru: AK Parti'nin kuruluş kodlarına dönmesi gerektiği çok konuşuluyor. Siz de bunu belirtiyorsunuz. Özellikle özgürlükçü, libertaryen bir tavır vardı AK Parti'nin ilk yıllarında. Bu tavra dönüşün bir yolu olduğuna inanıyor musunuz?
"Tabii, şüphesiz inanıyorum. Ben bunun AK Parti'nin genel olarak genetik kodlarında mevcut olduğunu, Sayın Cumhurbaşkanımızın partiyi kurarken dostları ve arkadaşlarıyla birlikte bu kodları AK Parti'ye yerleştirdiğini biliyorum. Ama şu veya bu sebeplerle - buna 15 Temmuz, o hain darbe süreci dahil - AK Parti olarak biraz daha fazla otoriter renge büründüğümüzü ben kabul ediyorum.
Biraz daha fazla devletçi bir imaj oluştuğunu kabul ediyorum. Fakat bizim Sayın Cumhurbaşkanımızı tekrar o otobüsten çekilerek alnı öpülen insana dönüştürmemiz lazım. Yani miting alanına giderken benim 80 yaşındaki Hüseyin amcamın alnından öptüğü, dokunabildiği adama dönüştürmemiz lazım. Bu da sivil siyasetle ve özgürlük sahasının açılmasıyla olur. Yoksa aksi takdirde çok net ve kesif bir tasfiye bekler bizi. Bunun önünü almamız lazım."
Soru: Son dönemde VPN'lerin yasaklanması konuşuluyor, hatta bir intranet kurulacağına dair iddialar dahi gündeme geldi. Bu hamlelerin arkasında ne yatıyor?
"'Zamanın ruhu' denen bir şey var ya; biz şu anda zamanın ruhunu ıskalamak üzere olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü zamanın ruhu Rusya tarzı bir sistem ve rejim asla değil. Aşırı devletçi vurgular sivil siyasetin sahasını daraltır. Zaten Türk milleti devletine âşıktır. Aşırı devletçi vurguyla ekstra bir otoriter baskı kurmaya lüzum yoktur vatandaş üzerinde".
Soru: 'Seçimlerin olmayacağı yahut tamamen sembolik hale geleceği'ne dair ciddi endişeler var muhalif seçmende ve çeşitli toplum kesimlerinde. Ne dersiniz?
"Bazı vatandaşların kafasında soru işareti olmasına rağmen bunun mümkün olmadığını baştan müjdeleyeyim: Böyle bir şey olmaz. Türkiye'de seçimler olur. Kimse ondan endişe etmemeli. Seçimler zamanında olur. Türkiye bu demokratik sisteme geçişi pahalı ve ağır bedelle ödemiştir.
Ben Türk milletinin demokrasiye âşık olduğu kanaatindeyim. Dolayısıyla bizim sıkı sıkı sarılacağımız yer demokrasi ve özgürlükler sahasıdır, otoriter saha değildir. Aşırı katı devletçi uygulamalar vatandaşın üzerinde doğru tepkilere sebep olmaz sandıkta. Yani insanlar üzerinde demokrasi kılıcı gibi yargı sopasının dolaştırılması, hukuki tehditlerin insanları kendi üzerlerinde hissetmeleri - bunlar amaca yönelik haller olmaz parti için."
Soru: Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? AK Partili isimlerden bile "buna gerek yoktu" diyenler var.
"Olmasaydı iyi olabilirdi ama olunca da iyi yönetmek lazım. Bakın, bu siyasi bir yaklaşım; hukuki bir yaklaşım değil. Siyasi yaklaşım şudur: Evet, olmasaydı iyiydi. Ama olduğu zaman da çok iyi yönetmek lazım bu durumu. Sayın Ekrem İmamoğlu'nun cezaevinde olma sürecinin iyi yönetilmesi lazım. Vatandaşla iyi iletişim kurulması ve bu meselenin iyi izah edilmesi lazım. Yargının bağımsız olması gerektiğine inanırım; olup olmadığı hususu ise bütün ülkelerde tartışmalıdır.
Amerika'da da görüyoruz biz bunu. Dolayısıyla siyasetin belli miktarda yargıyı etkilemesi söz konusu. Bunu kabul ediyorum. Hem bu siyasi etkiyi kabul ederken hem de Sayın İmamoğlu'nun yargılanamaz olduğu iddiasını reddetmek lazım. CHP yönetiminin yapması gereken şey şu: "Bu yargılama siyasidir ama biz bu iddialardan temizlenip öyle çıkacağız" tavrını sergilemek. Bu hem kendi siyasetini rahatlatır hem de muhalefet vazifesini yerine getirir."
Soru: Vatandaştan gelen şikâyetler neler? Sizi sokakta durdurup dert yananlar ne söylüyor?
"Ekonomi diyor hocam. Ekonomi olmadı mı? Olmadı. Başaramadık onu. Vatandaş bunalmış vaziyette. O siyasi yargılamalar olarak nitelenen yargılamalar vatandaşın hakikaten çok da fazla umurunda değil şu anda.
Vatandaş ekmek derdine düşmüş. Tarım bu Türkiye'nin tarım faaliyetinde, tarım politikalarında ciddi revizyona ihtiyaç var. Belediyecilik faaliyetlerinde ciddi revizyona ihtiyaç var. Belediyelerin konser düzenleme gibi lüks sayılabilen faaliyetlerden el çekmesi lazım. Milyonlarca TL'miz saçılıp gidiyor. Türk milleti aşırı uyanık; sessiz ama uyanıktır bir de. Bak bu sessizliği kimseyi kandırmasın. Sandığı bekler, sandıkta gereğini yapar."
Soru: AK Parti'nin asıl ruhunun ne olduğunu düşünüyorsunuz?
"AK Parti hareketi temelde bir muhalif harekettir. Egemen ideolojiye ve egemen sisteme karşı bir itiraz hareketidir. Egemen sermayeye, devlete dayanarak büyümüş sermayeye itiraz eden, Anadolu sermayesini ön plana çıkaran bir muhalif hareketti. O yüzden işçi ve emekçi de yıllarca AK Parti'yi destekledi. Muhalif ruhun AK Parti'de olduğunu gördüğü için destekledi.
Ne zaman ki AK Parti o muhalif hareketliliğini ele alıyor, sisteme muhalefet eden tavrını ortaya koyuyor; o zaman yüzde elli üzerinde oy görüyoruz. Bu dinamiklere döndüğümüz anda yine o oyları görürüz. Şu anda ise tam tersi bir garip durum var: Cumhuriyet Halk Partisi'ne giydirilmiş demokratik renkler var; bize giydirilmeye çalışılan katı devletçi renkler var. Oysa katı devletçi kodlar CHP'nin genetiğindedir, bizim genetiğimizde yoktur bu."
Soru: Bu değişim iradesinin AK Parti'de mevcut olduğuna inanıyor musunuz? Cevabınız evetse, sizce ne zaman tezahür edecektir?
"Bu iradenin olduğunu bilmesem zaten konuşmam. Umudumu keserdim. AK Parti'de de bu noktada tartışmaların yürüdüğünü biliyorum. Çok tecrübeli, çok akıllı AK Parti yöneticileri var; bunların içinden geliyorum ben. Ama ne zaman olacağına dair bir öngörüm yok.
Öngörüm olsa daha rahat olurum. Şu anda hakikaten öngörüm yok. Bu iradenin olduğunu söylüyorum; ne zaman tezahür edeceğini söyleyemem. Yapılması gereken çok açık: Demokratik sahayı gevşetmek lazım, özgürlükler sahasını gevşetmemiz lazım. Cumhurbaşkanımızın kodlarında sivil hareket var.
Hiçbir askeri vesayete dayanmayarak, onlarla mücadele ederek geldi. O otobüsün tepesinden çekilerek yanaklarına dokunulan, alnına öpülen cumhurbaşkanımız zaten odur. Bizim arkasında saf tutmaya devam ettiğimiz cumhurbaşkanımız odur. Ben Sayın Cumhurbaşkanımıza milletin ve Türkiye'nin hâlâ ihtiyacı olduğunu düşündüğümden dolayı bunları sesli dile getiriyorum."