Halkbank davası bitti Hakan Atilla açtı ağzını yumdu gözünü! "Hakkımı helal etmiyorum"
Hakan Atilla, Halkbank davasının siyasi pazarlıklarla kapatıldığını ileri sürdü; kendisinin “ateşe atıldığını" o kişilerin de hükümet için de 'yuvalanmış' kişiler olduğunu söyledi. Atilla süreci, "“İsrail ile başladı, İsrail ile bitti” sözleri ile değerlendirdi.
Eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla, T24’ten Cansu Çamlıbel’e verdiği röportajda, Halkbank davasının geldiği son noktaya sert tepki gösterdi. ABD ile yapılan anlaşmada Reza Zarrab’ın davalarının düşürülmesi ve mal varlığının iadesine yer verildiğini hatırlatan Atilla, kendi durumunun ise tamamen yok sayıldığını söyledi.
Atilla, dokuz yıl süren süreçte hem kişisel hem de mesleki olarak ağır bir bedel ödediğini anlattı. Halkbank’ın finansal kayıp yaşadığını ancak asıl yıkımın kendisinde olduğunu belirten Atilla, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Benim özelimde kişi olarak çektiğim acılar çok hissedilir ölçüde oldu. Bir şirketin çektiğiyle kıyaslanabilecek şeyler değil yaşadıklarım.”
Atilla, davanın başından itibaren Halkbank’ın doğrudan savunma yapması gerektiğini düşündüğünü de söyledi:
“Ben bütün bu süreçte Halkbank’ın bir adım öne çıkarak savunma yapmasını isterdim. Madem banka ve ülke aleyhine bir şey yürütülecekti, Halkbank muhatap almalıydı ve savunma yapmalıydı ki benim önerim oydu en başta.”
Atilla’ya göre süreçte iki temel sorun yaşandı. İlki, bankanın meselenin ağırlığını kavrayamaması oldu. İkincisi ise yönetim anlayışındaki eksiklikti. Atilla bunu şöyle anlattı:
“İki şey oldu; hem banka ilk başlarda olayın idrakine varamadı hem de vizyonsuzluk baskın geldi. Öyle olunca da banka süreçlerde geride kaldı ve mahkemede tüm dava süreci benim üzerimden yürüdü.”
ABD’deki yargılama boyunca kendisinin, bankayı mahkûm etmek için bir araç olarak kullanıldığını savunan Atilla, şu ifadeleri kullandı: “Evet zaten amaç oydu. Benim üstümden Halkbank’ı mahkûm edebileceklerini düşündüler.”
Atilla, mahkemenin başında İran’ın üst düzey isimleriyle aynı şemada gösterildiğini, ancak yargılama ilerledikçe bu kurgunun çöktüğünü söyledi.
Atilla o dönemi anlatırken şu cümleleri kurdu:
“Mahkemenin başında benim fotoğrafımı şemada İran’ı yönetenlerle aynı yere koyup -ki hatırlayacaksınız Hamaney de vardı- bütün sisteminin ‘mastermind’ı olarak lanse ettiler. Ama mahkemenin sonunda benimle ilgili pozisyon ‘çarkın dişlisinde küçük bir taş’ noktasına geldi. Çünkü zaten en başından beri benim konuyla alakam olmadığını kendileri de biliyorlardı.”
ABD ile Türkiye arasında varılan mutabakatın ayrıntılarını bilmediğini söyleyen Atilla, Halkbank dosyasının Hamas’ın elindeki İsrailli rehineler meselesiyle ilişkilendirilmesini inandırıcı bulmadığını belirtti:
“Ben de Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri’nin bir belli konularda mutabakata vardığını tahmin ediyorum tabii ki. Açıkçası Türkiye’nin, Hamas’ın 7 Ekim 2023 saldırısında kaçırdığı İsrailli rehinelerin bırakılmasındaki katkılarından dolayı Halkbank davasını düşürdüklerini düşünmüyorum.”
Atilla’ya göre asıl mesele, başka başlıklarda uzlaşılmış olması. Atilla bu kanaatini şu sözlerle dile getirdi: “Muhtemeldir ki başka konularda anlaşmaya vardılar.”
“Halkbank da aynısını yapabilirdi”
Atilla, davanın başında savcılıkla uzlaşma yoluna gidilmesi halinde bugün yaşananların hiçbirinin ortaya çıkmayacağını söyledi. Uluslararası örnekleri hatırlatan Atilla, Halkbank’ın da benzer bir yol izleyebileceği görüşüne açık destek verdi.
Atilla, Reza Zarrab’ın ilk tutuklandığı dönemde Halkbank’ın dosyada olmadığını, sürecin daha sonra Halkbank merkezli bir davaya çevrildiğini savundu: “Yani Reza Zarrab tutuklandığında Halkbank’la ilgili bir konu gündemde değildi.”
Kendisinin tutuklanmasının da bu yeni stratejinin parçası olduğunu düşündüğünü belirten Atilla, şunu söyledi:
“Plan ise şuydu bence; beni tutuklayıp benim üzerimden bankayla ilgili belli bilgileri alacaklardı, böylece davanın Halkbank davasına dönüşmesi kolaylaşacaktı.”
"BENİ KONUŞTURUP YUKARI GİTMEK İSTEDİLER"
Atilla, Amerikan makamlarının hem Zarrab’ı hem de kendisini baskı altına alarak Türkiye’deki daha üst düzey isimlere ulaşmayı hedeflediğini savundu. O döneme ilişkin değerlendirmesi şöyle oldu:
“Ben de öyle tahmin ettim. Orada iki seçenek üzerine çalıştıklarını düşünüyorum. Birincisi Reza Zarrab’ı sıkıştırıp ihtiyacını duydukları ifadeleri ondan almak. İkincisi de benim zaten Zarrab aleyhine tanık olacağım varsayımı üzerinden beni anlaşmaya zorlamak ve benim üzerimden Halkbank’a gitmek.”
Atilla, Zarrab’ın kendisinin neden tutuklandığını ilk başta anlamadığını da öne sürdü. Atilla, bu konuda, “Ama ne zaman ki savcılıkla iş birliği yaptı, ondan sonra ifadesini sanki bankayla ortak iş yapmış, ben de bunu kolaylaştırmışım gibi verdi” dedi.
MASAK ve Türk kurumlarına eleştiri
Atilla, yalnızca ABD tarafını değil, Türkiye’deki kurumları da eleştirdi. Zarrab’ın kurduğu paravan şirketlerin daha önce tespit edildiğini, buna rağmen bankacılık sistemi genelinde etkili bir uyarı yapılmadığını iddia etti. Atilla’nın bu bölüme ilişkin en dikkat çekici sözlerinden biri şöyle oldu:
"Bir kere David Cohen de dönemin OFAC Direktörü Adam Szubin de yemin etmelerine rağmen yalan söylediler. Beni Türkiye ziyaretlerinde bir kenara çekip uyardıkları yalan. O görüşmelerde benimle beş altı kişi daha vardı, böyle bir şey olmadı. Biz onlara Zarrab’ın usulsüz işler çevirdiğine eminlerse neden kendisini yaptırım listesine koymadıklarını sorduk. Koymadılar listeye. Bu arada görevini ihmal eden sadece onlar da değil, Türk makamları da. MASAK ve Emniyet’in Organize Suçlar birimi benim tutuklandığım 2017’den önce, hatta 17-25 Aralık 2013’ten önce Zarrab’ın kurduğu paravan şirketleri tespit etmiş. Zarrab’ın o dönem iş yaptığı 15-20 banka var, bütün özel bankalar dahil. Hatta çalıştığı bankalar içinde en az çalıştığı kurum Halkbank. MASAK, bu kişinin usulsüz işler çevirdiğini, paravan şirketler üstünden para transferi yaptığını tespit etmiş. Fakat bu raporu ne BDDK’ya ne Bankalar Birliği'ne ne Hazine’ye iletmiş. "
Bu durumun nedenini bilmediğini söyleyen Atilla, burada “başka bir hesap” olabileceğini düşündüğünü öne sürdü.
ABD tarafında da benzer bir tablo gördüğünü anlatan Atilla, Amerikalı yetkililere Zarrab’la ilgili ellerindeki bilgileri paylaşmaları ya da onu yaptırım listesine almaları çağrısı yaptığını söyledi. Buna rağmen adım atılmadığını belirten Atilla, “Adama ‘yasakla’ diyorsun, adam görevini yapmıyor. Aynı Türkiye’dekiler gibi. Muhtemelen onların da başka hesapları olduğu için yapmadılar” dedi.
Atilla, New York’taki yargılamada kendi lehine konuşabilecek Halkbank yöneticilerinin tanıklık yapmasının engellendiğini de anlattı. Türkiye’den görüntülü ifade alınabileceğini ancak bunun da işletilmediğini söyledi. Atilla’nın bu konudaki cümlesi şöyle oldu: “ Tanıkları kullanmamıza müsaade etmediler. Belki onların da tutuklanacağını düşündüler.”
"HÜKÜMET İÇİNDEN BİRİLERİ"
Atilla, bu süreçte hükümetten değil, “hükûmet içinde birileri”nden söz etmeyi tercih etti. Atilla'ya yönelik soru ve cevaplar şöyle:
"-ABD Adalet Bakanlığı onların ifadesinin Amerika’ya gitmeden, Türkiye’den görüntülü alınmasını organize edemez miydi?
Edebilirdi. Türkiye’nin ABD Büyükelçiliği’nde çalışanlar da şahittir. Halkbank’ın birçok üst düzey yetkilisi benim için “Evet, bu adam doğru söylüyor” dedi. Ama biz bu hakkımızı kullanamadık mahkemede.
-Bizzat olayları yaşayan Halkbank üst düzey ekibinin hukuki savunmaya katkıda bulunmasını engelleyen hükümet miydi?
Hükümet demeyelim de… Hükümet içinde birileri diyelim."
Atilla kimin hangi bilgiyi yukarıya taşıdığını bilmediğini söyledi ancak yanlış yönlendirme yapıldığı kanaatini de açıkça dile getirdi.
Atilla, Ankara’da kendisinin de Reza Zarrab gibi iş birliği yapacağından endişe edildiğini düşündüğünü söyledi.
Ailesinin ABD’ye gitmesinin engellenmesi ve pasaportlarına el konulması gibi adımların da bu kuşkuyu güçlendirdiğini belirten Atilla, kendisini kurtarmaya dönük ciddi bir devlet çabası görmediğini söyledi:
"Hatırlarsınız, Reza Zarrab tutuklandıktan sonra ta ki iş birliği yapana kadar geçen süreçte Türkiye Cumhuriyeti devleti Reza Zarrab’ı ABD’den alma konusunda bir çaba sarf etti. Ben kendi şahsımla ilgili böyle bir çaba zaten hiç görmedim"
Atilla, avukat ücretlerinin ödendiğini ancak bunun ötesine geçilmediğini vurguladı. Atilla Savunma yapmasının da çeşitli biçimlerde engellendiğini ileri sürdü.
Atilla, Halkbank ile ilgili protokol hazırlanırken kendi dosyasının ve diğer kamu görevlileri hakkındaki suçlamaların da gündeme getirilmesi gerektiğini söyledi. Bu başlığın pazarlığın parçası yapılmamasını büyük bir eksiklik olarak gördüğünü belirtti.
Atilla, Zarrab hakkında geçmişte çok ağır suçlamalar yönelten Türkiye’nin, bugün onun davalarının düşürülmesini ve mal varlığının iadesini kabul ederken, kendi devlet görevlileri için benzer bir talepte bulunmamasını sert sözlerle eleştirdi:
"Talep etmesi lazımdı, hatta hâlâ da lazım. Belki de gündeme getirdiler onu bilemiyorum. Ama bu müzakerenin bir parçası olmalı. Karşı taraf kabul etmeyebilir ama siz bunu müzakerenin bir parçası haline getirebilirsiniz. Ya hatırlayın, Türkiye alenen Reza Zarrab’ı vatan hainliğiyle ve ajanlıkla suçladı. Bugün, geçmişte böyle suçladığınız bir adamın davalarını iptal edip mal varlığını iade etmeyi kabul ediyorsun da kendi devletin için çalışmış, hiçbir suçu günahı olmayan insanlar hakkındaki kararların geri alınmasını talep etmeyi aklına getiremiyor musun? Bana komik geliyor bu durum!"
"DEVLETİN İÇİNDE YUVALANMIŞ KİŞİLER"
Röportajın en çarpıcı bölümü ise Atilla’nın kırgınlığını ve öfkesini açık biçimde dile getirdiği bölüm oldu. Kendisine sahip çıkılmadığı duygusunu “devlet” kavramından ayırarak anlatan Atilla, şu ifadeyi kullandı: “İşte ben onu ‘devlet’ olarak görmüyorum. Ben bu işleri yürütenleri ‘devletin içinde yuvalanmış birtakım insanlar’ diye düşünüyorum.”
"Devletin içinde yuvalanmış birtakım insanlar” kim?" sorusuna da Atilla şu yanıtı verdi:
"Yok hükümetten değil, devlet içindeki bazı kişilerden bahsediyorum ben. Onlar da biliyor kendilerinin kim olduğunu."
Atilla, aynı bölümde şu sert çıkışı yaptı: “Onlara hakkımı da helal etmiyorum elbette.”
Bu sözlerinin kimleri kapsadığı sorulduğunda daha da açık konuştu. Kendisinin suçsuz olduğunu bilen, süreçte ne döndüğünü gören ve buna rağmen onu “ateşe atan” kişilere işaret ederek şöyle dedi:
“Ama sonuçta ben, benim suçsuz olduğumu bilen, oradaki çevrilen işlerin ne olduğunu bilen ve buna karşı kendilerini korumak için beni orada ateşe atanların hiçbirine hakkımı helal etmiyorum.”
Atilla, ABD ile 10 yıllık ticaret yasağının sürdüğünü, bu nedenle iş hayatına dönmesinin de fiilen zorlaştığını anlattı. Kendisinin Türk şirketleri açısından da risk olarak görülebileceğini söyledi. Atilla “Mesela ben bir gün bir şirkette mesela çalışmak istesem ve şirketin Amerika ile işi olsa, benim varlığım şirket için problem olur” dedi.
"ZARRAB GELSE BENDEN MUTEBER OLUR"
Buna karşılık Reza Zarrab’ın Türkiye’ye dönmesi halinde yeniden güçlü bir konum elde edebileceğini söylemesi de dikkat çekti. Atilla, bu konuda şöyle konuştu: “Öyle görünüyor. Valla gelirse, benden daha muteber olacağı kesin. Yine Türkiye’de muteber bir iş adamı olabilir. Şaşırmam ben.”
Atilla, dava boyunca Ankara’dan kendisine çeşitli hukuki hamleler dayatıldığını, ancak bunların hiçbirini uygulamadığını da anlattı:
"Doğrudur. Zaten devlet ondan sonra “Zarrab nerede?” diye nota verdi ABD’ye. Tabii orada hâkimi FETÖ’cülükle suçlamanın şöyle bir yanı olurdu; reddi hâkim kabul edilmeyecek, sonra biz bu hâkimden adil bir karar bekleyeceğiz. Akla mantığa aykırı bir şey. Daha sonraki aşamada ise temyiz başvurumu geri çekmem istenildi ama ben çekmedim. "
Bu kararın doğru olduğunu ise şu sözlerle anlattı: “Vallahi iyi ki yapmamışım. Yapsaydık daha orada yatıyor olurduk herhalde.”
"İSRAİL İLE BAŞLADI İSRAİL İLE BİTTİ"
Atilla, davanın başından sonuna kadar yalnızca hukukla açıklanamayacağını savundu. Sürecin İsrail yanlısı çevrelerin etkisiyle Halkbank dosyasına dönüştüğünü öne sürdü. Bugün gelinen noktada da İsrail’in bu kapanışa en azından sessiz onay verdiğini düşündüğünü söyledi:
"Bahsedilen rehinler Türk de değil Amerikalı da…İsrailli rehinler. Türkiye’nin İsrailli rehinelerin kurtarılmasına yardımcı olması nasıl oluyor da Amerika’nın dış ticaret konusundaki yaptırımlarının delinmesi davasını kapatmasına vesile oluyor ben anlamadım. İşte o yüzden de “İsrail ile başladı, İsrail ile bitti” diyorum. Anlattım ya, Zarrab ilk tutuklandığında işin Halkbank ile alakası yoktu. Sonrasında İsrail yanlısı düşünce kuruluşu FDD ve FBI’ın ortak çalışması sonucunda iş Halkbank’a döndürüldü. Ben böyle okuyorum süreci. "
Röportajın sonunda ise ABD ile varılan son mutabakatın gerçek gerekçesinin kamuoyuna açıklanan çerçeveden farklı olduğunu iddia etti
"Zarrab belli açıkların parçası olduğu için tabii ki Zarrab’ın iadesinin öncelikli olarak istenmiş olmasını anlıyorum. Öyle akıl verildi ama olması gereken o değildi. Bence devlet, önce devleti için çalışanı kurtarmalıydı. Sonra zararlı olan konuyu da kendi içinde değerlendirip ne olup ne olmadığını iyice etüt etmeliydi. Bazı şeylerin aleyhine kullanılacağı düşüncesi vardıysa da gidip pazarlık yapacaktı o zaman. Yani bu pazarlığı 9 yıl önce yapacaktı.
Trajikomik çok şey var. Zaten ben bu davanın zaten başka manalara geldiğini ilk baştan fark ettiğim için hiçbir aşamada mantık aramadım. Kendi içinde tutarsız çok şey oldu. Ama bugün gelinen noktada en tutarsız olan biraz önce konuştuğumuz şey; Hamas’ın tuttuğu rehinelerin Türkiye’nin ABD ile olan dış ticaret yaptırımı problemiyle ne alakası var? Bence bu hikaye tamamen iki ülke liderleri arasında varılan mutabakata bir kılıf için üretilmiş bir şey. “Gel bu işi kapatalım” kararı alınmış sonra ona uygun prosedür aranmış ve bulunmuş. Artık bu aşamadan sonra mahkeme yeniden işi uzatma noktasına giderse o zaman ben anlarım ki İsrail uzatmak istiyor ve işi bozmak istiyor. "