Fikret Bila
Yargısız infaz
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu cezaevinde bir yılını doldurdu.
Geçtiğimiz yıl 18 Mart’ta üniversite diploması iptal edilen İmamoğlu, 19 Mart’ta gözaltına alınmış ve tutuklanmıştı.
İmamoğlu bir yıldır Silivri’de, hücrede kalıyor, cezaevi koşullarında mücadelesini sürdürüyor.
Sadece İmamoğlu değil, CHP’li İstanbul ilçe belediye başkanları, Adana’nın Ceyhan, Seyhan belediye başkanları ve Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek de bir yıla yakın süredir cezaevindeler. Son olarak Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan ve Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel de tutuklandı.
Bir yıldır cezaevinde tutulan CHP’li belediye başkanlarının hiçbiri hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı yok. Bazıları hakkında henüz iddianame bile hazırlanmış değil.
Mahkumiyet kararı olmadan belediye başkanlarının bir yıldır cezaevinde tutulmaları yargısız infazdır.
Önce mahkeme kararı olmadan bir ceza infaz ediliyor sonra yargılama başlıyor.
Çağdaş hukuk devletlerinde böyle bir uygulamanın yeri yoktur.
Hukukun üstünlüğüne dayalı devletlerde tutuksuz yargılama esastır.
Bu iktidar döneminde bu kurala uyulmadığı, hatta bu kural tersine çevrilerek “tutuklu yargılamanın esas, tutuksuz yargılamanın istisna” olduğuna tanık oluyoruz.
Türkiye bu uygulamadan vazgeçmeli, tutuksuz yargılamayı yeniden esas kural haline getirmelidir.
Tutuklu yargılamanın esas haline getirilmesi adalete olan güveni sarstığı gibi Türkiye’nin uluslararası alandaki yerini de aşağıya çekmektedir.
GELECEK OLSUN!
Tutuklular arasında İzmir’in bir önceki Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer de var.
O da Haziran 2025’ten buyana İzmir Buca Cezaevi’nde, bir hücrede kalıyor.
Tunç Soyer, hücresinde her gün yaşadıklarını, duygularını, düşüncelerini günlüğüne dökmüş.
Soyer’in günlügü “Gelecek Olsun!” adıyla kitaplaştırıldı.
Kitabını bana da göndermiş, teşekkür ediyorum. Okuru bol olsun.
İnsanın başına kötü bir iş gelince “geçmiş olsun” denilir. Bu söz, kötü gün veya günler geride kalsın, bir daha yaşanmasın dileğidir.
Ancak Soyer, kitabına “Gelecek Olsun!” adını vermiş, bir ünlem de koyarak.
Bu tercihini de yaşam anlayışına bağlamış.
Hayatı “başıma gelen nankörlüklerin toplamı” diye tanımlayan bir düşünürün bu görüşüne karşı, “bugün yaşadıklarımdan öğrendiklerimi yarına taşımaktır” diye tanımlamış.
Soyer, sosyal demokrasiyi özümsemiş, onun gereği olan sosyal belediyeciliği hayata geçirmiş, toplumun dezavantajlı kesimlerini desteklemiş bir belediye başkanlığı yaptı.
İzmir depreminden sonra kentsel dönüşüm sürecinde kooperatifçiliği teşvik ederek vatandaşların yeni konutlarını maliyetine inşa ettirdi. İhalelere katılım olmayınca kooperatifler yoluyla İZBETON’la birlikte inşaatlar kâr amacı güdülmeden yapıldı ve vatandaş bu hizmetten çok memnun kaldı. Böylece “Halk Konut Projesi”ni hayata geçerdi.
Bu uygulama Bülent Ecevit’in “halkçılık” ilkesinin hayata geçirilmesinin örneklerinden birini oluşturdu.
Kadınlara dönük tarımsal üretim kooperatifleri kurdurdu.
Soyer bugün cezaevinde.
Cezaevinde yaşadıklarından da yarınlara taşıyacağı önemli çıkarımları olacaktır.
Bugün CHP’li belediye başkanlarına yaşatılanlardan yarına taşınması gereken çok önemli dersler var.
Sadece belediye başkalarının değil Türkiye’nin kurucu partisi olarak CHP’nin yarına aktarması gereken çok önemli bir deneyim söz konusu.
Bu aktarım Türkiye’nin demokratik, laik, hukukun üstünlüğüne dayalı yapısını güçlendirmesi, çağdaş ülkeler liginde hak ettiği yeri alması açısından çok önemli.
Bütün okurlarımın bayramını yürekten kutluyorum.