Türk Milli Eğitim sisteminde merkezi sınavlar sorunu bulunmakta mıdır?

“Yerleştirme sisteminin iyileştirilmesi konusunda alınması gereken en önemli önlemin okulların “nitelikli” ve “niteliksiz” olarak ayrımına bir son verilmesidir. Etkili bir öğretmen yetiştirme sistemi ile nitelikle öğretmenlerin sisteme kazandırılması, okullar arasındaki bu nitelik farkını ortadan kaldırmanın yollarından birisi olacaktır.”

Prof. Dr. Abdurrahman Tanrıöğen ile “merkezi sınavlar” sorununu konuştuk.

whatsapp-image-2026-03-21-at-21-40-18.jpeg
Prof. Dr. Abdurrahman Tanrıöğen

Merkezi sınavlar nedir? Türk Milli Eğitim Sistemi’nde “merkezi sınavlar” sorunu bulunmakta mıdır?

Tüm ülke genelinde ya da belirli bir bölgede, aynı anda, aynı içerik ve kurallarla yapılan, standart ölçme-değerlendirme sürecine sahip sınavlar “merkezi sınavlar” olarak adlandırılır. . Bu sınavlar genellikle merkezi bir kurum veya devlet tarafından hazırlanarak uygulanır ve değerlendirilir. Ülkemizde yapılan başlıca merkezi sınavlar şunlardır:

⦁ LGS (Liseye Geçiş Sistemi): Ortaokuldan liseye geçişte kullanılır.

⦁ YKS (Yükseköğretim Kurumları Sınavı): Üniversiteye girişte kullanılır.

⦁ KPSS (Kamu Personeli Seçme Sınavı): Kamu kurumlarında işe alımlarda kullanılır.

⦁ ALES (Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı): Yüksek lisans ve doktora başvurularında kullanılır.

Merkezi sınavların tüm adaylara aynı koşullarda, aynı sorulara cevap verme fırsatını vererek “eşitlik sağlamak”, sonuçların kişisel yargılardan bağımsız olarak, ölçme-değerlendirme ilkelerine uygun şekilde yapılmasını gerçekleştirerek “objektif değerlendirme yapmak” ve öğrencilerin bir üst eğitim kademesine geçişi veya belirli bir program/kuruma yerleştirilmelerini sağlayarak “seçme yerleştirme” gibi amaçları bulanmaktadır.

Ancak son yıllarda milli eğitim sistemimiz içerisindeki merkezi sınavlara ilişkin belirli çevrelerin olumsuz algılar geliştirdiklerine ve eğitimin, aile, öğretmenler ve akademislerler gibi önemli paydaşları tarafından şiddetli bir biçimde eleştirildiğine tanık olmaktayız.

Bu çevrelerin ilk eleştiri odağı, merkezi sınavların sınav merkezli bir eğitim sistemine yol açmasıdır. Sınav merkezli bir eğitim sistemi ne yazık ki, ezberciliği teşvik etmesi, öğrencilerin eleştirel düşünme, problem çözme ve araştırma becerilerini geliştirmeyerek “yaratıcılığı kısıtlaması” , öğretmenlerin sınav odaklı bir müfredat izlemek zorunda kalarak derslerini test çözme saatine dönüşmesine engel olamamaları gibi eleştirilere hedef olmaktadır.

Merkezi sınavlara yapılan eleştirilerin bir başka hedefi ise sınavların yoğun psikolojik baskılara neden olmasıdır. Sınava girmek durumunda olan öğrenciler küçük yaşta büyük baskılar altında kalmakta ve fiziksel sağlıklarını da tehlikeye sokan stres ve kaygıları geliştirtirmektedirler.

Özellikle öğrenciler ve ebeveynler, özellikle YKS ve LGS’yi çocuklarının geleceklerini belirleyen tek sınav olduğunu düşünmektedirler. Tek bir sınavda çeşitli nedenlerle başarılı olamayan öğrencilerin yaşam standartlarının başarılı olan akranlarına oranla daha düşük olacağı beklentisi, hem öğrencilerde he med ailelerde kaygı bozukluklarına yol açabilmektedir.

Sınavlarda çocukların başarılarını olumsuz olarak etkileyebilecek bir başka etkenin “aile baskısı” olduğu yolundaki eleştirilerde de haklılık payı bulunmaktadır. Başarı beklentisi, aile-çocuk ilişkilerini olumsuz etkileme potansiyeline sahiptir.

Merkezi sınavların çeşitli eşitsizlik sorunlarına yol açtığı da eleştiri noktalarından birisidir. Özel dersler, kurslar, özel okul olanakları olan öğrencilerin diğer akranlarına oranla daha şanslı olması, eğitimde fırsat eşitsizliğinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Eşitsizlikten söz edilmişken, bölgesel eşitsizliklerine de değinmek gerekir. Ülkemizin doğu ve batı illeri arasında eğitim kalitesi farkının sınav sonuçlarına yansımasının söz konusu olduğu düşünülmektedir. Eşitsizlik konusunda vurgulanması gereken bir başka etken de, öğrenciler arasındaki sosyo-ekonomik farklılıkların bulunmasıdır. Alilenin gelir durumunun öğrenci başarısında önemli bir etkiye sahip olmasının da eşitsizlik durumunun ortaya çıkmasına neden olabilecek bir etken olduğu sınavları eleştirenlerin ileri sürdükleri nedenlerden bir başkasıdır.

Sınavlar ne yazık ki, tek boyutlu bir ölçüm yapmaktadır. Merkezi sınavlarda sadece akademik başarı ölçülmekte, sosyal becerilerin, yaratıcılığın, liderlik becerilerinin, spor ve sanat yeterliliklerinin göz ardı edildiği bir gerçektir. Merkezi sınavlarda Howard Gardner Çoklu Zeka Kuramı’nda belirtilen sekiz zeka türünden sadece dil ve matematik zekalarının ölçülmesi çocukların yaşam başarılarını sınırlayıcı bir etkendir. Ölçme ve değerlendirme konusuna değinmişken, son yıllarda ülkemiz gündemini önemli derecede işgal eden, soruların çalındığı ya da belirli çevrelere önceden verildiği algısı da sınavların, başlangıç amaçlarına ulaşmasına engel bir durumdur. Aynı okuldan çok sayıda tam puan alan öğrencilerin ortaya çıkması, sınavların güvenilir bir ölçme sistemi olmadığını kanıtlar niteliktedir. Buna ek olarak merkezi sınavlarda sorular sorularda zaman zaman hatalı soruların bulunması ve kimi zaman sınavların iptal edilmesi, bu sınavların özenle hazırlanmadığını ilişkin olumsuz kanıların oluşmasına neden olmaktadır.

Merkezi sınavların sonuçlarına göre öğrencilerin yaşadıkları hayal kırıklıkları, tercih sisteminde yanlış yönlendirmelerin yapılması, öğrencilerin istemedikleri okullara veya bölümlere yerleştirilmeleri soruna yol açmaktadır. Nitelikli okulların sayısının azlığı nedeniyle, özellikle LGS’de yarış çok sert olmakta ve çok küçük farklarla çocukların istedikleri okullara girememeleri sonucu ortaya çıkmaktadır.

Bu sancılı sınav sisteminin olumsuzluklarını ortadan kaldırabilmek için neler yapılmalıdır?

Öncelikle, milli eğitim sisteminin sınav merkezli kimliğinden kurtarılması gerekir. Öğrencilerin sadece tek bir sınavla değil, projeler, performans değerlendirmeleri, sunumlar, porfolyo sistemi gibi süreç odaklı değerlendirmelerle bir üst eğitim düzeyine geçme şanslarının yaratılması gerekir. Bunun için müfredatın da ezberlemeye yönelik değil, problem çözme ve yaratıcılığı destekleyen içeriklere sahip olması gerekir.

Alınması gereken bir başka önlem de “psikolojik baskıyı azaltmak” olmalıdır. Öğrencileri tek bir sınava mahkum etmek yerine, yıl içerisinde birden fazla sınav hakkının tanınması ve en iyi puanın geçerli sayılması, özellikle LGS gibi sınavların yaş olarak daha olgun dönemlere çekilmesi, okullarda sınav kaygısı ile başa çıkmaya yönelik psikolojik danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması bu konua alınabilecek önemli önlemlerden bazılarıdır.

Eleştiri noktalarından birisinin “fırsat eşitsizliği” olduğundan söz edilmişti. Bu olumsuz durumu önleyicive fırsat eşitliğini sağlayıcı önlemler olarak, okullar arasındaki nitelik farklılıklarının azaltılması, okullarda öğretmen ve kaynak dağılımının degelenmesi, ekonomik koşullarının kısıtlı olan öğrencilere ücretsiz kursların düzenlenmesi ve dijital soru bankaları sağlanması, dejavantajlı bölgelerde ek öğretmen ve burs destek programlarının uygulanması ileri sürülebilir.

Ölçme değerlendirme konusunda söylenmesi gereken tek önlemin, soruların titizlikle hazırlanması ve önceden bazı kişi ve gruplara verilmesinin önüne geçilmesi olmalıdır.

Yerleştirme sisteminin iyileştirilmesi konusunda alınması gereken en önemli önlemin okulların “nitelikli” ve “niteliksiz” olarak ayrımına bir son verilmesidir. Etkili bir öğretmen yetiştirme sistemi ile nitelikle öğretmenlerin sisteme kazandırılması, okullar arasındaki bu nitelik farkını ortadan kaldırmanın yollarından birisi olacaktır.

Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Şahin Aybek Arşivi

Eğitim nereye koşturuluyor?

13 Mart 2026 Cuma 05:00