Mustafa K. Erdemol

Mustafa K. Erdemol

Tarihte eşi benzeri yok! Küba’ya ABD ablukası genişledi

Dünya kan revan içinde. Gazze trajedisi her ne kadar unutturulmaya çalışılsa da hafızalarımıza yer etti çoktan. Dünyanın çeşitli bölgelerinde savaşlar, kıyımlar sürüyor. Kimsenin aklına Küba’ya yönelik 60 yıldan fazla süren ambargo/abluka gelmiyor haliyle. Başkalarıyla empati yapma konusunda mükemmel bir tarihe sahip olan Küba halkı, uğradığı büyük haksızlığın gündemde olmamasına pek aldırmasa da ülkede gittikçe gelişen ABD kaynaklı krizden de haberdar olunmasını bekliyor pek haklı olarak.

Şu günlerde, dünyanın çeşitli ülkelerinde Küba ile dayanışma dernekleri konuyu gündemde tutmaya çalışıyorlar. Ülkemizde de Jose Marti Küba Dostluk Derneği bu tür bir çabayı sürdürüyor uzun zamandır. Yıllardır büyük bir kararlılıkla ABD ambargo/ablukasına direnen Küba, özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın 29 Ocak’ta imzaladığı yeni kararlardan sonra içine sokulduğu krizi daha da derinden yaşıyor.

Geçtiğimiz Pazartesi günü Jose Marti Küba Dostluk Derneği, Küba’nın İstanbul Başkonsolosluğu ile TKP ortaklığında bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda Dernek Başkanı Nahide Özkan, Küba’ya 1960 yılından beri ABD tarafından uygulanan ambargo/ablukaya ilişkin son durum hakkında şu bilgileri verdi:

“Küba’ya yönelik ABD ablukası açık bir kuşatmaya dönüşmüş durumda. 29 Ocak’tan beri ticari petrol gemileri, Adaya petrol taşıyamıyor. Ülkenin kendi kaynakları petrol ihtiyacının 4’te 1’ini karşılayabilir durumda. Yaşananlar Küba ekonomisini derinden etkiliyor, birçok sektör durma noktasına geldi. Sağlık sektöründe öncelikli hastalara yönelik bir düzenleme yapıldı, kısıtlama getirildi. Kamu kurumları haftanın belli günleri açık kalabiliyorlar. Ulaşımda, doğalgaz ve elektrik kullanımında kısıtlamalarla karşı karşıyalar. Özellikle sağlık alanında tehdit altında olan kesimler var. Gebe kadınlar, kanser hastaları, elektrik kullanımına ihtiyaç duyan hastalar yaşam riski ile karşı karşıya kalmış durumdalar.”

Görüldüğü gibi BM dahil uluslararası kuruluşların bile yasadışı saydığı kuşatma yeni yeni kararlarla daha da katlanılamaz hale getiriliyor.

Şunları anımsatalım: Uluslararası Mahkeme (International Court) 1960 yılından bugüne kadar Küba Cumhuriyeti'ne uygulanan kapsamlı siyasi/ekonomik ABD yaptırımlarını uluslararası hukukun ihlali kabul ediyor. Bunlar arasında, her şeyden önce, egemenliğin korunması, kendi kaderini tayin hakkı, müdahale yasağı ile ilgili BM Şartı'nın 2(4) - 2(7) maddeleri, 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (UDHR) maddeleri, 1966 tarihli Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi'nin (ICESCR) maddeleri ile Dünya Ticaret Örgütü'nün (WTO) ticaret özgürlüğünün korunmasına ilişkin hükümlerinin yanısıra Avrupa Birliği Antlaşması'nın (TEU, Maastricht Antlaşması) birçok ilkesi var.

ABD hükümeti 1917 tarihli “Düşmanla Ticaret Yasası”nı temel alarak, 1959'daki Küba devriminden sonra bir dizi yeni yasa ile yönetmelik çıkardı bilindiği gibi. Bunlar arasında 1961 tarihli “Dış Yardım Yasası”, 1993 tarihli “Küba Varlıklarını Kontrol Yönetmeliği”, 1992 tarihli “Küba Demokrasi Yasası”, “Torricelli Yasası” olarak bilinen yasa, 1996 tarihli “Küba Özgürlüğü ve Demokratik Dayanışma Yasası”, “Helms-Burton Yasası”, 2000 tarihli “Ticaret Yaptırımları Reformu ve İhracat Artırma Yasası” yer almaktadır. Tüm bu önlemlerin amacı, 1959 devriminin sosyal, ekonomik, kültürel kazanımlarını yok etmekti. 1960 yılında, Amerika Kıtası İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Lester Mallory, ABD yönetiminin stratejisini açıkça dile getirmişti:

“Küba'nın ekonomik yaşamını zayıflatmak için mümkün olan her türlü önlem derhal alınmalıdır. Küba'ya para, malzeme verilmeyerek parasal, reel ücretler düşürülmeli, açlık, umutsuzluk yaratılmalı, hükümet devrilmelidir.” Amaç, Küba ekonomisinin canlılığını zayıflatmak, açlığı umutsuzluğu kışkırtmak, rejim değişikliğini kolaylaştırmak için hoşnutsuzluk tohumları eklemekti.

Malloy’un belirttiği hedefler, bugüne kadar ABD'nin Küba'ya yönelik yaptırım politikasının temelini oluşturmuştur. Yaptırımlar, tüm ekonomi, finans sektörünü etkiliyor, ekonomik kalkınmayla teknolojik yeniliklere erişim için hayati önem taşıyan Küba'nın teknolojik egemenliğini hedef alıyor.

Yeri gelmişken; Küba’nın geri kaldığını iddia edenlere Küba için uluslararası ödeme işlemlerinin kapatıldığını, hiçbir ülkenin bu koşullar altında teknolojik modernizasyon sürecinden geçemeyeceğini anımsatırım.

Bunca engele ragmen örneğin kendi ilaçlarını da üreten bir ülkedir Küba. Büyük Amerikan ilaç tekellerinin de bu güzel ülkeye düşman olmasının nedeni budur. Ambargo /ablukanın sınır ötesi etkileri, ilaç üretimi için gerekli bileşenlerin ithalatını,uluslararası tıbbi işbirliğini ciddi şekilde engellemiş, çoğu zaman olanaksız hale getirmiştir. Nisan 2019'dan Mart 2020'ye kadar olan dönemde, ABD ablukası sağlık sektöründe 239 milyon 803 bin 690 dolarlık zarara yol açtı Küba’da. Bu rakam, COVID-19 pandemisi öncesindeki dönemde kaydedilen zarardan neredeyse 80 milyon daha fazladır.

ABD’nin alçakça sürdürdüğü kuşatma Küba toplumunun temel yapılarına, geçim kaynaklarına, kalkınma kapasitelerine yönelik vahşi bir saldırıdır. Tarihte de eşi benzeri yoktur.

Basın toplantısında konuşan TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan “Küba hakkında çok fazla yalan söyleniyor. Küba’nın medya olanakları sınırlı, Küba’nın CIA odaklı propagandaya karşı daha fazla dayanışmaya ihtiyacı var. Küba’ya karşı saldırıda enformasyon alanında ABD’ye destek olunması insanlık suçudur” derken bir gerçeğe parmak basıyor. Gerçekten büyük insanlık suçudur Küba’ya yaşatılanlar da ABD’ye destek olmak da.

Küba’nın İstanbul Başkonsolosu Raúl Ernesto Madrigal Cárdenas’ın sözleri çok çarpıcıydı. Özellikle “Küba bitti, mahvoldu diyenler, eğer Küba böyleyse ABD neden 60 yıldan fazladır ülkemize abluka uyguluyor?” diye sordu örneğin. Küba karşıtlarının bu soruya verecek yanıtları yoktur elbette. Cardenas, bunca yıllık ablukaya rağmen sosyalist Küba’nın “yıkılmadığını” ifade ediyor.

Küba Sosyalist Cumhuriyeti 60 yıldan beri, halkıyla birlikte ABD ambargo/ablukası karşısında baş eğmedi. Eğmeyecek de. Ancak, 29 Ocak 2026’da alınan yeni kararla ABD baskısı daha da yakıcı hale gelecek. Bu Küba’yla daha fazla dayanışma içinde olmayı gerektiriyor.

Bu konuda yapılan açıklamaları, kampanyaları kaçırmamanızı öneririm.

Küba hepimiz için direniyor çünkü.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mustafa K. Erdemol Arşivi

Küreselleşen intifada değil

20 Aralık 2025 Cumartesi 05:05