Mustafa K. Erdemol

Mustafa K. Erdemol

İslamabad fiyaskosu! Başarısızlığın sorumlusu kim?

Uzatmadan yanıtlayayım; Pakistan'ın arabuluculuğunda İslamabad’da ABD ile İran arasında 21 saat süren müzakerelerde herhangi bir anlaşmaya varılamamasının sorumlusu çok açıktır ki ABD’dir.

Anlaşma tanımının içerdiği her anlama ters düşen bir tutumla masaya gelen ABD’nin, tavizler vererek “barış” sağlamak yerine, “savaşla elde edemediğini müzakerelerle alma” niyeti taşıdığı ortaya çıktı görüldüğü gibi. Yani ABD için “İslamabad görüşmeleri” de İsrail’le birlikte başlattığı hukuksuz savaşın bir parçasıydı belli ki. Çünkü ABD görüşmelerin başlayacağı ana kadar İran’ı tehdit etmeyi sürdürdüğü gibi, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance da İran’ın on maddelik taleplerini “yapay zekayla üretilmiş metin” sözleriyle küçümsedi. Bunların İran’ın pozisyonunu müzakereler öncesi zayıflatmayı amaçladığı da çok açık.

Durum aslında her iki ülke için, ama daha çok ABD için “kötü” sayılabilir. Bunu Vance’ın “anlaşmaya varamamak İran için daha kötü bir haber” demesinden anlayabiliriz kolaylıkla. Bu, “anlaşamamanın” ABD için de kötü haber olduğunun itirafıdır elbette.

İran’dan, sanki savaşı kaybetmişçesine önüne konulan şartları kabul etmesi herhalde beklenemezdi. Görüşmelerin tıkandığı konular, İran nükleer programı, dondurulmuş varlıklar, Hürmüz Boğazı'nın kontrolü, İran'ın genişletilmiş diğer talepleri ile başından beri iki ülkede de hakim olan güvensizlik duygusuydu. Durum bu olunca hem de bir gün içinde bir anlaşmanın çıkmasını beklemek gerçekçi olmazdı.

Ne olacak peki? Savaş sürecek mi? Mümkün. Ama her iki tarafın savaş sırasında da, görüşmeler öncesinde de “arka kapı” diplomasisi sürdürdüğü anımsanırsa aynısının yine yapılacak olması da mümkün. Unutmayalım, anlaşmanın gerçekleşmemesinin ardından İrlanda çiftçilerinin yakıt sıkıntısı çektikleri gerekçesiyle polisle çatışmaları Avrupa’da yakıt eksikliği kaynaklı kaosun yaşanabileceğinin ilk belirtisidir. ABD, özellikle bu kaos ortamının da sorumlusu olarak kabul ediliyor batıda. Dolayısıyla, İslamabad’ın bir son olarak kabul edilmesi özellikle ABD’nin işine gelmeyecektir. Avrupa’dan beklediği desteği alamayan ABD bir tarafta, başta Çin olmak üzere önemli güç odaklarının desteğini almış İran bir tarafta. Terazinin dengesi, kaybedecek çok şeyi olmasına rağmen İran’dan yana. ABD, “arka kapı” diplomasisine İran’dan daha fazla muhtaç demektir bu. ABD iç siyasetindeki Trump karşıtı dalgalanmanın da yükseldiğini görmek lazım.

ABD, İsrail’le beraber üzerine çullandığı İran’ın “yenildiğine” gerçekten inanıyor olmalı ki, dünyanın en önemli deniz ticaret yollarından biri olan Hürmüz Boğazı’na serbest/ sınırsız erişim talep etme hakkını kendinde bulabildi. İran’ın bu stratejik su yolu üzerindeki kontrolünden/egemenliğinden ABD istediği için vazgeçmesini kim bekleyebilir? Kaldı ki İran bu konuda katı da değil. Daha kapsamlı bir anlaşmaya varılana kadar mevcut tutumunu sürdüreceğini açıkladı defalarca. Yani açık bıraktığı bir kapı var hala bu konuda. Bunu müzakere konusu yapmaktan vazgeçmesi gereken taraf ABD’dir kuşkusuz.

Savaşla alamadığını müzakerelerde elde etme niyeti taşıyor deyişime bir örnek de ABD’nin İran’dan nükleer programını kısıtlamasını ya da tamamen durdurmasını istemesidir. İran uranyum zenginleştirse bile nükleer silah üretmeyeceğini uluslararası kamuoyuna, açıkça hem de defalarca ilan etti. İlgili kurumlar, aralarında ABD Dış İstihbarat Örgütü de var, İran’ın nükleer silah yapma niyetinin olmadığına raporlarında yer verdiler. ABD, kendi müttefiklerinin çoğunu İran’ın nükleer programının tehlikeli olduğu konusunda ikna edememişken bu taleple müzakere masasına gelmekle “kibirli” bir tutum sergilemiş oldu.

İran’ın nükleer programının durdurulmasını isteyen ABD İran’ın yaptırımların durdurulması, dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması, 47 yıldır yaptırımlar nedeniyle uğradığı zararların tanzim edilmesi taleplerini neden görüşmekten kaçınıyor?

Müzakerelerde İsrail’in yer almamasının izaha muhtaç bir tarafı olduğu da kesin. Savaşı ABD’yle birlikte başlatan ama anlaşmada yer almayan, tam tersine kendi uğursuz “gündemini”, Lübnan’ı mahvederek uygulamaya devam eden İsrail’in durdurulmasını anlaşmanın şartlarından biri olarak masaya getiren İran’a haksız denebilir mi?

“Arka kapı diplomasisi” başarısız olursa ya da kısa sürede başarı getirmezse özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde, ardından bölgede gerginliklerin artarak tırmanacağını görebiliriz.

Umudum, kaosta. Yani, ABD/İsrail çılgınlığını durduracak bir enerji krizinin Avrupa’da baş göstermesinde.

İrlandalı çiftçiler başlattı bile.

Bunun daha İngilteresi, Fransası var.

Eli kulağındadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mustafa K. Erdemol Arşivi

Trump neden geri adım attı?

25 Mart 2026 Çarşamba 05:05