Halk TV Canlı Yayın
Fikret Bila

Fikret Bila

Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) son toplantısından sonra açıklanan bildiride Suriye’nin kuzeyiyle ilgili olarak “Barış Koridoru”  ifadesine yer verilmesi dikkat çekiciydi. Bu isimlendirme cümlede şöyle geçiyordu:

“Bütün gücümüzle Barış Koridoru inşası için gayret sarfedileceği hususundaki kararlılığımız teyit edilmiştir”

Anlaşılıyor ki, “(Suriye) Barış Koridoru” ifadesi Ankara’nın Fırat’ın doğusuna yapmayı planladığı askeri harekâtın adını oluşturuyor. Bu isimlendirme de elbette tarihe geçmiş “Kıbrıs Barış Harekâtı”nı çağrıştırıyor.

MGK’nın, Bülent Ecevit’in Türkiye’nin Kıbrıs’a yaptığı askeri harekâtı, “Sadece Türklere değil Rumlara da barış getirmek için Ada’ya gidiyoruz” diyerek açıklaması ve harekâtı “Kıbrıs Barış Harekâtı” olarak ilân etmesinden esinlenmiş olması büyük olasılıktır.  Ecevit’in siyasi ve diplomatik zekâsının bir ürünü olan bu isimlendirme, Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesinin haklılığını ortaya koyan etkili bir ön alma hamlesiydi.

Şimdi, MGK, Fırat’ın doğusuna yapmaya hazırlandığı harekât için  “Barış Koridoru” diyerek, Ecevit’in izlediği yoldan gideceği anlaşılıyor.

BENZERLİKLER

1974 yılında Kıbrıs’ta yaşanan olaylarla, Suriye’de yaşanan olaylar ve Türkiye’ye yönelik tehdit açısından benzerlikler yok değil.

Yunanistan’daki cunta yönetiminin desteğiyle Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki EOKA’cılar bir darbeyle Kıbrıs’ın tümünü ele geçirip, Türkleri egemenlikleri altına almaya kalkıştılar. Bu darbe, Kıbrıs Türkleri kadar Türkiye’nin güvenliğini de tehdit eden bir girişimdi. Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üç garantöründen biri olarak, Londra ve Zürih antlaşmalarından doğan hakkını kullandı ve Kıbrıs Barış Harekâtını gerçekleştirdi. Kıbrıs Türklerine olduğu kadar Kıbrıs Rumlara da barışı getirdi ve bu sonuç Yunanistan’da cuntanın devrilip yeniden  demokrasinin geçilmesine de yol açtı.

Suriye iç savaşının Türkiye açısından oluşturduğu tehdit, Kıbrıs’ın tümüyle Rum egemenliğine girmesi halindeki tehditle benzerdir. Her ikisi de Türkiye açısından beka sorunu yaratacak gelişmelerdir. Bu nedenle Türkiye’nin kayıtsız kalması mümkün değildir.

Bir diğer benzerlik Kıbrıs Barış harekâtının, uluslararası hukuka dayanarak yapılmasıdır.Türkiye’nin Suriye topraklarında gerçekleştirdiği Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonları ile gerçekleştirmeyi planladığı Suriye Barış Koridoru harekâtı da uluslararası hukuka, Birleşmiş milletler Sözleşmesine uygundur. Uluslararası hukuki dayanağı mevcuttur. Kıbrıs’ta olduğu gibi Suriye’de de barışın sağlanması Türkiye’nin bekası için gereklidir. Bu nedenle Suriye Barış Koridoru Harekâtının amacı da Suriye’de barışın sağlanmasına katkıda bulunmak olmalıdır. 

BENZEMEYEN YÖNLER

Kıbrıs Barış Harekâtı ile Suriye Barış Koridoru Harekâtı arasında benzemeyen yönler de vardır. 

Kıbrıs Barış Harekâtı öncesinde diplomatik açıdan bütün yollar denenmiş, Ecevit, diğer garantör devlet olan İngiltere ve olaya müdahil olması muhtemel ABD ile yoğun diplomatik temasta bulunmuştur. Londra ve Zürih antlaşmaları çerçevesinde Türkiye ile İngiltere’nin birlikte hareket etmesini önermiş ancak sonuç alamamıştır. Bu aşamadan sonra ise ABD’nin ve İngiltere’nin karşı duruşlarına ve engelleme çabalarına karşı Türk Silahlı Kuvvetleri, bugüne göre çok daha geri olanaklar ve teknolojiye sahip olmasınarağmen askeri açıdan en zor harekât türü olarak bilinen amfibik çıkarma harekâtını başarıyla gerçekleştirmiştir. Bu süreçte Türkiye askeri hazırlıklarını ve planlarını gizli tutmuştur.

Bu açılardan Suriye Barış koridoru Harekâtının hazırlıklarına bakıldığında,  dış ve iç politik alanda çok farklı bir yöntemin islendiği gözlenmektedir. Ankara, çok sık şekilde Fırat’ın doğusuna harekât yapacağını ilân ederek, ABD-PKK ittifakına TSK’ya karşı önlem almak için zaman kazandırmaktadır. Bu duyurular Türkiye’nin kararlılığını göstermesi ve ABD ile yürütülen güvenli bölge görüşmelerinde Washington’u baskılamaya yönelik olabilir ancak bu kadar sık ve somut şekilde yinelenmesi harekâtın hedefi olacak güçlere de hazırlanma veya başka yollara başvurma olanağı tanımaktadır.

İkincisi ve daha önemlisi, iktidarın bir milli mutabakat sağlamak yerine, Suriye Barış Harekâtı’nı muhalefete karşı şimdiden bir propaganda aracı olarak kullanmasıdır. Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna gireceğini açıklarken, “Bay Kemal” diyerek CHP liderine yüklenilmesi ve  konunun iç politika malzemesi yapılması Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında yaşanmış bir olay değildir. Aksine Başbakan Bülent Ecevit ve koalisyon ortağı ve Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan, o günkü ana muhalefet lideri Süleymen Demirel’in desteğini alarak, milli mutabakat sağlamışlardır. Erbakan 1960’lara giderek İnönü’yü sorumlu tutmamış, Ecevit de Demirel’i eleştirmemiştir. Demirel de 1975 yılının başında hükümeti devraldığında, ABD’nin uyguladığı askeri ve ekonomik ambargo karşısında ABD üslerini kapatma kararı alan eski hükümetin bu kararını uygulamakta tereddüt etmemiştir.

Suriye’ye Barış koridoru Harekâtı yapılacaksa, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın sadece isminden değil iç ve dış politikadaki başarılı yöntemlerinden de yararlanmak gerekir.

Bu yazı toplam 2094 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazıları »