Ayşenur Arslan

Ayşenur Arslan

Silivri mi Dubai mi?

Savaşta arabuluculuğu, dünyada kimsenin ciddiye almadığını düşündüğümüz Pakistan’a kaptırdık.. Gazze konusunda ipleri “Barış Kurulu” adı altında Trump’ın eline verdik.. Yıllarca yemeyip yedirdiğimiz, giymeyip giydirdiğimiz Ahmet El Şara ABD’ye biat edince Suriye’deki nüfuzumuzu kaybettik..
Bırakın bölgeyi, dünya lideri olduğumuzu düşünürken ellerimiz boş kalınca Dubai senaryosu yazdık.. “Dubai öldü.. Sıra İstanbul’da masalları” okuduk. Maalesef kimileri inandı ya da inanmış gibi yaptı.

Oysa;

Konuya hakim isimlerden Prof. Burak Arzova, Dubai’nin başarı öyküsünün temelinde yatan “finans merkezi” gerçeğini öylesine net yazmıştı ki, masallar bir anda Kaf Dağı’nın arkasına kaçıvermişti:

“Küresel finans merkezleri endeksinde 2026 yılında Dubai ve Abu Dabi Orta Asya ve Afrika bölgesinde birinci ve ikinci sıraları almaya devam ederken, Dubai küresel ölçekte ilk 10’a girerek yedinci sıraya yükseldi.

İstanbul ise; Merkez Asya ve Doğu Avrupa grubunda yer alıyor. Küresel endekste 101. sırada. Bir önceki sıralamadan 13 basamak aşağıya düşmüş durumda. Daha önemlisi, İstanbul, Küresel Merkezler Grubu’nda yer almıyor.”

İstanbul’da Anadolu yakasını betondan bir mezarlığa çeviren Finanskent güya Dubai gibi uluslararası yatırımcıları, Türkiye’nin zenginlerini buluşturacaktı.

Hatta başta Merkez Bankası, önemli kurumlar İstanbul’a taşınacaktı.

Birbirinin güneşini kesen çirkin gökdelenler bir yana.. Finans Merkezi, yabancı yatırımcının talep ettiği, beklediği hiçbir koşulu yerine getiremiyordu. Mesela, Dubai’den öğrenildiği kadarıyla, parasını getiren kişi ya da kurumlar çocuklarının kendi dillerinde ve hatta ülkelerinden gelecek öğretmenlerle eğitilmesini bekliyordu. Son yıllarda yabancı okulların başına gelenlerse bu konuda hiç de ümitvar değildi.

Ancak asıl önemlisi, hukuktu.

Hadi biz, ülkemiz kalkınacak diye susup hukuk, adalet var-mış gibi yaptık diyelim.. Küresel araştırmalar tüm veriler inceleyip sıralamasını yapıyor. O inceleme sonucunda ”Türkiye 2025 yılında, hukuk üstünlüğü endeksinde bir önceki yıla göre bir sıra gerileyerek 143 ülke arasında 118. sırada yer aldı.”

İktidarın daha önceki kimi büyük rakamlı anlaşmalarda, sıkıntı halinde Londra mahkemelerini yetkili kılması boşuna değildi elbette.

Ama insan hakları konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını tanımayı taahhüt edip tanımayan Türkiye, acaba akçeli konularda ne yapardı? Soru işareti hep havada asılı kaldı ve Türkiye küresel finans endeksinde de 101. sıraya oturdu.

* * *

Aslında İBB davası, İstanbul’un bu başlıklarda neden Dubai’nin yerini alamayacağına dair sayısız örnekle dolu.

Batı kamuoyu ve ilgili kurumları hepsini yakından izleyemiyordur muhtemelen. Ancak bir isim var ki, başına gelenler ve duruşmadaki savunması kelimesi kelimesine kayıt altına alınmıştır.

Zira, o isim, Necati Özkan, uluslararası siyasi danışmanlık derneğinde önce Avrupa'da başkanlığa, daha sonra dünyada yönetim kurulu başkan yardımcılığına getirildi. Tutuklu olmasaydı 2026 1 Ocak'tan itibaren 2 yıl süreyle başkan olacaktı. Olamadı.

19 Mart 2025 günü hapse atıldı. Ankara ondan nefret ediyordu. Cumhur İttifakı ve bileşenleri, onun kampanyasıyla İstanbul’un ellerinden gideceğini anlamış olmalılardı. CHP’de de Kılıçdaroğlu ve ekibi aynı gerekçeyle rahatsızdı. Nitekim Altılı Masa’nın aday belirleme sürecinde rahatsızlık kulislerden çıkıp ekranlara yansıdı.


Necati Özkan şimdi o rahatsızlığın.. Daha doğrusu “BAŞARININ CEZASINI ÖDÜYOR”.


Hem de örgüt üyeliği gibi bir iddia ile.

Necati Özkan da iddianameyi masaya yatırıp soruyor:

“Benim örgüt üyeliği ile ilişkin gerekçeler nerede? Söylüyorum, bakın: İddianame sayfa 7, diyor ki: 'Ekrem İmamoğlu'nun uzun yıllardır siyasi danışmanlığını yapmak.' Buyurun... Bu aleni bilgi.. İlkokul 1. sınıf öğrencisi okuma yazma biliyorsa 'Necati Özkan kimdir?' diye yazsın, zaten onu bulur. İki, sayfa 36: 'CHP'nin 4 Kasım 2023 tarihinde düzenlenen kurultayına katılmış olmak.' Bak, bak, bak! Ya ben CHP'nin, yani 1990 başından beri her kurultayına katılıyorum. Sadece CHP'ye değil; AK Parti kurultaylarına da katıldım, MHP kurultaylarına da katıldım. Mesleki merakım gereği, ilgim gereği katılıyorum. Bunun neresi suç olabilir? Sonra sayfa 72: 'Ekrem İmamoğlu Beylikdüzü Başkanlığı döneminden beridir irtibat halinde olduğu, çok güvendiği ve aynı zamanda siyasi danışmanlığını yapmakla birlikte örgütün akıl hocası konumunda olmak.' Siz peynir alırken evinize, güvenmediğiniz bir adamdan peynir alıyor musunuz Sayın Başkan?”

Devam ediyor Özkan.. Hem de en dehşet iddia ile:

“Sayfa 88 Başkanım: 'Ekrem İmamoğlu'nun liderliğinde ve talimatlarıyla Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. yapılanması içerisinde Murat Ongun tarafından organize edilen, Necati Özkan tarafından planlanan; suç örgütüne fon sağlamak amacıyla usulsüz ihaleler, doğrudan teminler, muvazaalı isimli tahsisatlar, muvazaalı sözleşmeler ile para tahsilatı eylemlerini organize etmek.' Bir tane örnek yok! 'Şu vakada bunu yapmıştır' diye bir tane örnek yok. Dolayısıyla hani hakikat dışı, kurmaca, düzmece, yorumdan ibaret bir iddianame ile karşı karşıyayız. Yorum! Şuna şöyle bir şey yazalım, buna böyle bir şey yazalım. Yazın...”

Delil bulamayınca Özkan’ın notlarından İmamoğlu için şöyle “suçlar” çıkartılmıştı: Partinin başına geçmek.. Trump ile görüşmek..

İddianamedeki ifadeler gerçekten o kadar komikti ki, Necati Özkan espri yapmadan duramadı.. Ekrem İmamoğlu’na dönerek, “Nereye kurdunuz bu suç örgütünü.. Nereye CV vereceğiz” diye sordu.

*. *. *

CV değil ama "biat etmenin işe yaradığını" söyleyebiliriz. Bakın, olay tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcısı olan, daha sonra Yargıtay’a getirilen Yüksel Kocaman hakkında, mafya ile ilişki anlamına gelebilecek bir rüşvete dair ‘BELGE’ ortaya çıktığı iddialarına rağmen koltuğunu koruduğu görülüyor. Muhtemelen Akın Gürlek’te olduğu gibi ona da ‘sakın konuşma’ talimatı verildiği iddiası nedeniyle susuyor.

4b2771d4-120c-4882-bd37-f569ff530fa2.webp

T24’ten Asuman Aranca’nın haberi her şeyi açıkça anlatıyor oysa:

“Ayhan Bora Kaplan’ın yargılandığı kara para davası dosyasına giren belgede, Yüksel Kocaman’ın üzerine aldığı Mercedes’in ödemesinin, Kaplan’a ait MRL Restoran isimli şirkette asistan olarak çalışan Sevda S. tarafından yapıldığı öne sürüldü. MASAK raporuna göre Kaplan’ın asistanı Sevda S., 2 Ekim 2019’da Borusan Oto Servis hesabına “Yüksel Kocaman araç bedeli” açıklamasıyla 338 bin 650 lira gönderdi.
İddialara göre Yüksel Kocaman, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı olduğu dönemde Kaplan hakkındaki 8 soruşturma dosyasından 7’sinin kapatılmasında rol oynadı. Bu süreçte Kaplan tarafından Kocaman’a lüks bir BMW verildiği, ayrıca Gölbaşı’ndaki villasının mobilyalarının yaptırıldığı öne sürüldü.Başa dönersek.. Soru net: Silivri mi Dubai mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ayşenur Arslan Arşivi

Ortalık 56 oldu!

10 Nisan 2026 Cuma 09:19

Meğer saman altında barış aramışız!

09 Nisan 2026 Perşembe 09:58

"Dini istismar" mı dediniz?

08 Nisan 2026 Çarşamba 08:59

Yalçın Küçük'e veda ederken...

07 Nisan 2026 Salı 09:09

Mahkemede "Tost"

06 Nisan 2026 Pazartesi 09:05

"Adalet Güçlünün İşine gelendir"

04 Nisan 2026 Cumartesi 09:30

Shaq da mı bizi kandırıyor?

02 Nisan 2026 Perşembe 09:02

Saray'ın yol haritası!

01 Nisan 2026 Çarşamba 09:20

İran : Dört koldan!

31 Mart 2026 Salı 09:19

Bir "terörist" ölmüş diyeler!

30 Mart 2026 Pazartesi 09:18