İBB'nin topladığı 6.2 milyon TL'lik bağış kamuya geçirildi

Yayınlanma:
Güncelleme: 17 Şubat 2022 17:48

İlk önce 31 Mart'taki İstanbul seçimlerine çöktüler.

Vatandaş 23 Haziran'da şamarı indirse de...

Onlar hiç vazgeçmedi.

Çökmeye ant içmişlerdi çünkü.

Ulaşım Koordinasyon Merkezi'ndeki kurumların sayısını arttırıp İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin (İBB) karar yetkisine çöktüler. Plaka ağalarıyla el ele vererek, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun daha çok taksi hayaline dahi çöktüler.

165 yıldır İBB'nin uhdesindeki Galata Kulesi'ne çöktüler.

Gezi Parkı'na...

Sonunda koronavirüste mağdur olanlar için vatandaşların gönderdiği bağışa çöktüler.

Tastamam 6.212.511,14 TL!

İçişleri Bakanlığı 'Paralel' dedi

Hatırlayın.

Salgının birinci ayıydı.

Türkiye'deki ilk vaka 13 Mart 2020'de saptandı.

Dört gün sonra koronavirüsten kaynaklı ilk ölüm meydana geldi.

30 Mart'ta toplam vaka sayısı 10.827'ye, ölüm sayısı ise 131'e yükseldi.

Toplumda telaş ve korku hakimdi.

İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyeleri mağdurlarla dayanışma için bağış topladı. İBB'nin 'Birlikte Başaracağız' ve ABB'nin 'Altı Milyon Tek Yürek' kampanyasına binlerce vatandaş katıldı.

İçişleri Bakanlığı'nın, valiliklere gönderdiği genelgede Yardım Toplama Kanunu'na göre yardım toplamak için valilikten izin almadığı savunuldu. Bakan Süleyman Soylu, kampanyayı 'paralel devlet kurmak' diye suçladı. Hesaplar bloke edildi.

İmamoğlu: Beddua alacaklar

İstanbul Valiliği'nde kurulan Denetim Komisyonu, paraların hak sahiplerine iadesini istedi. Hazırlanan raporda, Yardım Toplama Kanunu'nun 29. maddesinde "İzinsiz toplanan mal ve paralara el konularak mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar verilir" denildiği kaydedildi.

Fatih Kaymakamlığı'nın 8 Şubat 2022'de İBB'ye gönderdiği yazıya göre, belediyenin altı banka hesabındaki 6.212.511 TL ile 100 İsviçre Kronu ve 40 Euro'ya el konup İstanbul Defterdarlığı'na ait üç hesaba aktarıldı.

'Çökme' işlemini İmamoğlu'na sordum.

Şöyle dedi:

"O gün bu parayı ihtiyaç sahiplerine dağıtmayıp kamuya geçirenlere, o zor günleri yaşayan ve yaşamaya devam eden binlerce insan beddua edecek. Beddua aldılar."

Bu arada ABB'nin hesaplarındaki 3.5 milyon TL henüz kamuya geçirilmedi.

Ancak İstanbul'daki kararın bir benzeri Ankara'da da uygulanacak.

Eli kulağındadır.

Ha çöktü...

Ha çökecekler.

Esnaf-kurye sistemi: motorlu kölelik

İlk kıvılcımı Trendyol'un moto-kuryeleri yaktı.

Trendyol'un sahibi olan Çinli Alibaba Group, yüzde 11 zam teklif edince 12 bin kurye ayaklandı. Üç günlük mücadele sayesinde zam miktarı yüzde 39.8'e çıktı.

Ardından Yemeksepeti'ndeki taşlar yerinden oynadı. Yaklaşık 10 bin moto-kurye 5500 TL'lik ücret ve sendika hakkı için direniyor.

Hepsiburada'nın dağıtım ağı Scotty'in moto-kuryeleri kontak kapattı.

Sırada Amazon var.

Migros Yemek'in moto-kuryeleri huzursuz.

Motorlu köleler uyanıyor.

Esnaf Kurye Modeli

Türk-İş'e bağlı Taşıma İşçileri Sendikası tarafından basılan, Pamukkale Üniversitesi'nden Erkan Kıdak'ın hazırladığı 'Kargo Taşımacılığında Kendi Hesabına Çalışma Aldatmacası / Esnaf Kurye Modeli' adlı kitapçık, 'Gig Ekonomisi' ve 'Platform Ekonomisi' denilen bu sektörü yakından inceliyor.

Kıdak, modelin fotoğrafını çekmek için İstanbul, Ankara ve İzmir'de 26-36 yaşındaki 12 moto-kuryeyle görüştü.

Altısı üniversite, dördü yüksekokul, ikisi lise mezunu.

Bir buçuk yıllık iş deneyimleri var.

Kıdak'a göre ticaretin sanal dünyaya taşınması ve koronavirüs tüketim alışkanlıklarını değiştirirken, kargo şirketleri maliyeti azaltmak için 'esnaf-kurye' yöntemini geliştirdi. Şirketler "Kendi işinin patronu ol" aldatmacasına başvuruyor.

İşçi de değiller, işveren de

Bu modelde çalışanlar kargo şirketiyle sözleşme imzalıyor. Ardından motosiklet alıp taşımacılığa başlıyor.

İşe girerken, araç şartından ötürü borçlanıyorlar.

Borcu ödemek için yıllarca çalışıp işverene bağımlı hale geliyorlar.

Fabrika işçisinin tasavvur edemeyeceği büyük bir abluka altında çalışıyor.

Trafikte takip ediliyorlar.

Kayıp halinde ücretleri kesiliyor.

İşçi sayılmıyorlar. Ancak işveren de değiller.

Taşeron mudurlar?

O da olamaz.

Çünkü asıl işverenden bağımsız yapıları bulunmuyor.

Kıdak'ın görüştüğü 12 moto-kuryeden ancak ikisi sigorta primini ödeyebiliyor. Sağlık hizmetinden yararlanamıyorlar.

Ölümle burun buruna geldikleri halde iş kazası ve meslek hastalığında bir güvenceleri bulunmuyor.

Mesai saatleri belirsiz.

Fazla mesaide yüzde 50 zam verilmiyor. Yıllık izin ve kıdem tazminatı yok.

Gönderi başına 2 TL artı KDV alıyorlar.

Günde 120-140 arasında gönderi dağıtılıyor.

Kampanya dönemlerinde bu rakam 200'e çıkıyor.

130 gönderi dağıtan moto-kurye ayda 7.967 TL kazanıyor.

Motosiklet borcu için 5071 TL ödüyor.

Diğer ödemelerle birlikte masraf 6395 TL'ye çıkıyor.

Elde ancak 1572 TL kalıyor.

Yaşa yaşayabilisen!

'Moto-kuryeler işçi sayılsın'

Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu, esnaf-kuryelerin işçi sayılmasını talep ediyor. Hollanda'da yargı 'Deliveroo' adlı yemek dağıtım şirketinde çalışanları bu kapsamda gören bir karar aldı.

Kıdak'a göre karar Türkiye'deki moto-kuryeler için uygulanmalı.

Geriye dönük olarak sosyal güvenlik primleri ödenmeli.

Bilhassa sendika karşıtlığına son verilmeli.

Yemeksepeti'nde yaşandığı üzere...

DİSK'e bağlı Nakliyat-İş Sendikası geçen yıl Yemeksepeti'nde çoğunluğa ulaşıp yetki için başvurmaya hazırlanırken, şirket taşımacılıktan büro iş koluna çevrildi.

Nakliyat-İş'in üyeliği düşerken, içeriye iktidar yanlısı Hak-İş'e bağlı Öz-Büro-İş sokuldu.

Nakliyat-İş şimdi hem sendikal mücadele veriyor.

Hem 17. gününü geride bırakan iş bırakma eylemini örgütlüyor.

Nakliyat-İş Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu, sektörün salgında iki kat büyüdüğünü belirterek, "Bu yıl asgari ücret düzeyinde 4253 TL ücret önerdiler. Bizim talebimiz 5500 TL verilmesi. Yemeksepeti'nin çalışma koşulları kötüleşti ve işçiler yoksullaştı" diyor. Küçükosmanoğlu, boykot çağrısına vatandaşların destek verdiğini ve İstanbul'da yüzde 50'nin üzerinde siparişlerin düştüğünü ifade ediyor.

Dağıtım robotu değil, insan

Karşımızda motosikletli ve kasklı dağıtım robotu değil, insanca çalışmadan mahrum bırakılan motorlu köleler var.

O kadar ki hastalanmaya bile hakları yok.

Serhat anlatıyor:

"Annem ve babam korona oldu. O süreçte aynı sofrada yemek yedim. Ben çalışmaya devam ettim, onlar yattı. Ben test yaptırmadım hiç. Çalışmaya devam etmek zorundasın. 15 gün yatmam demek, 15 gün aracım yatacak. Ödemelerim aksayacak, cepten de harcamaya devam edeceğim. O yüzden çok riskli..."

Önceki ve Sonraki Yazılar