Ayşenur Arslan

Ayşenur Arslan

İBB davası nasıl çözülüyor!!!

Hayal edebilir misiniz bilmiyorum. Bir gazeteci, Alican Uludağ, hücresinde oturmuş gökyüzü parçasına bakıyor. O sırada “abi” dediği bir başka gazeteci, Merdan Yanardağ soğuk havaya aldırmadan günlük açık hava yürüyüşünü yapıyor. Belki görsem aslan benzetmesi yapacağım bir resimde, tutsaklığı alabildiğine vurgulayan duvarlar, çitler arasında hayatı hatırlamaya çalışıyor.

O sırada, ikisinden de genç bir gazeteci, İsmail Arı, tutsaklar arasına konmak üzere Turhal’daki ailesinin yanından alınmış İstanbul Emniyeti’ne götürülüyor.

Ne kadar çarpıcı, ne kadar ilginç bir film olurdu değil mi!

Oysa gerçek.

Onlar ve daha başka gazeteciler..

Beraat ettiği Gezi davasında yeniden yargılanıp müebbet hapse mahkum edilen Osman Kavala..

Ekrem İmamoğlu ve kimi ağır hasta çalışma arkadaşları..

Cumhuriyet tarihinin en büyük dramını yaşıyor.

Erdoğan, Saray’dan yapılan açıklamalara göre ABD-İsrail-İran savaşını bitirmek için arabuluculuk yapıyor. Taraflar arasında mekik diplomasisi ile çaba harcıyor.

Aynı Erdoğan, içerde neredeyse düşman hukuku uygulanmasına ses çıkarmıyor. Hatta belki teşvik ediyor. Yandaş medya da düpedüz yalanlarla tutsaklığı normalleştiriyor.

Cumhur İttifakı içinde bir tek MHP Genel Başkan yardımcısı Feti Yıldız durup durup adaletten, daha doğrusu adaletsizlikten söz ediyor. Ama galiba kimse onu duymuyor:

“ Tanıklar olay mahallinde objektif ve bağımsız bir gözlemci olarak bulunmazlar. Tanık kural olarak hakim huzurunda dinlenir. Olayın meydana geldiği zaman ile dinleme zamanı arasında geçen zaman arasındaki fark arttıkça beyan delilerinde unutma, çarpıtma gibi bazı kusurlar meydana gelir.

Bu yüzden tanığın soruşturma evresindeki beyanının daha güvenilir bulunması mümkündür. Tanığın önceki beyanının okunup halen geçerli olup olmadığını sormak usulüne uygun bir dinleme değildir. Olayın delili, bir tanığın beyanlarından ibaret ise, bu tanığın duruşmada mutlaka dinlenmesi gerekir. Daha önce yapılan dinlemeye ilişkin tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez.”

Feti Yıldız, İBB davasında sayısız kere yaşanan bir usul hatasını sergiliyor. Hep görmedik mi! Açık ya da gizli tanık, polis soruşturması ya da savcılıkta verdiği ifadeyi tekrarlayamıyor. O ifadeler “sen şunu demiştin” diye mahkemede okunup geçiliyor.

Daha vahim şeyler de yaşanıyor bu arada.

Çok çarpıcı bir örnek.. Duruşmada, rüşvetle suçlanan tutuklu sanık Ağaç Aş genel müdürü Ali Sukas ile İmamoğlu arasındaki diyalog.. Unutulmayacak davanın unutulmazları arasına girecek bir tutanak:

“Ekrem İmamoğlu”: Sayın Genel Müdür Ali Bey nasıl işe başladınız?

“Ali Sukas”:Ben orman yüksek mühendisiyim. Mesleki gelişimime sürekli dikkat eden birisiyim. Kendimi sürekli güncelledim. Akademik çevrelerde ve meslek camiasında bilinen birisiyim. 2019 seçimlerinden sonra İBB’den insan kaynakları beni aradı. 15-20 gün sonra tekrar arandım İnsan Kaynakları tarafından bir ön görüşme yaptık. Sonra işe girişim yapılınca Ekrem Bey’in yanına gittim orada ilk kez tanıştık kendisiyle.

“Ekrem İmamoğlu”: 6-7 yıllık süreçte çalıştığınız yöneticilerle ilgili bir baskı yapıldı mı? Benim tarafımdan ya da başkası tarafından ‘Ekrem İmamoğlu şunu şurada görevlendir?’ şeklinde bir talep geldi mi size?

“Ali Sukas”: Kesin söyleyebilirim ki asla. Böyle bir istek hiç olmadı.

“Ekrem İmamoğlu”: Çalıştığınız kişiler şu partiliymiş şunu hemen çıkartın gibi bir dayatma yapıldı mı hiç?

“Ali Sukas”:Bu konuda da kesinlikle hayır. Burada işini yapan herkesle devam edeceğiz dedim. Ne Ağaç A.Ş.’de ne de başka bir yerde böyle bir şey yaşanmadı.

“Ekrem İmamoğlu”: Her yıl en az bir kez iştirak ziyareti yaparım. 32 iştirakı yılda bir kez en az bir kez ziyaret eder toplantı yaparım. Geçmişten gelen müdürlerimiz de vardı. İlk kez bir “Belediye Başkanı ziyarete geldi” sözünü hep duydum. Bu toplantılar nasıl olurdu?

“Ali Sukas” O şirketle ilgili sunumlar yapılırdı. Tamamen şirketin faaliyetiyle ilgili biz Başkana sunum yapardık. Talebimiz varsa onu iletirdik. Başka da bir toplantı olmazdı.

“Ekrem İmamoğlu”: Toplantı dışında da buluştuğumuz anlar olurdu. Bu buluştuğumuz noktalar nereler olurdu neden bir araya gelirdik?

“Ali Sukas”: Yeni yaptığımız parklarda açılışlarda karşılaşırdık. Başkan benden bilgi alırdı ben bilgilendirme yapardım ama hiç özelde oturup bir yerde konuşmadık fırsat olmadı keşke oturabilseydik ama olmadı. Örnek olarak Antalya Muğla yangınları olmuştu o bölgeye İBB olarak neler yapılabilir şeklinde bir toplantı olmuştu ona ben de katılmıştım.

“Ekrem İmamoğlu”: İddia makamına göre iddianame, bana göre iftiranamede yer aldığı gibi bir buluşmamız oldu mu?

“Ali Sukas”: Böyle bir yapı olsa az çok hissederdim. Bizim gizli bir toplantıya şahit olmadığım gibi duyumunu bile almadım.

“Ekrem İmamoğlu”: Sanık olarak yer alan iş insanları var. Burada bulunan ya da bulunmayan bir firmayla ilgili size şununla çalış ya da çalışma şeklinde beyanım oldu mu?

“Ali Sukas”: Kesinlikle olmadı.

“Ekrem İmamoğlu”: Dolaylı ya da doğrudan bir tane olduysa lütfen söyleyin.

“Ali Sukas”: Hayır asla olmadı.

Tam da Feti Yıldız’ın altını çizdiği gibi, hakim “emniyette söylediklerinizle burada anlattıklarınız arasında boşluklar var” deyince Sukas, her hukukçuyum diyenin ezberlemesi gereken bir yanıt verdi:

“Emniyete şokla giriyorsunuz başkanım. O şartlarda kalmak kötüydü..”

Yazıya “hayal edebilir misiniz “ diye başlamıştım ya..

Öyle devam edeyim..

Gecenin karanlığında evinizin polis ya da sık sık rastladığımız üzere jandarmalarla kuşatılıp gözaltına alındığınızı..

Neyle suçlandığınızı bile bilmeden günlerce nezarette kaldığınızı.. İsmail Arı örneğinde anlattım, savcı tarafından ifadeniz de alınmadan tutuklandığınızı düşünün.

Aslında Gezi, sonrasında İBB ve casusluk davası “Erdoğan’ın hayali” sanki. Bütün TEK ADAMLAR gibi toplumu etkileyebilmek için kendisine düşman yaratıyor. Birileri de o düşmanlar için dosyalar, davalar hazırlıyor. Sahte itiraflar, sanığı hiç görmemiş gizli tanıklar, tahliye vaatleriyle de dolduruyor..

Dün onlardan birini Özgür Özel meclis grup toplantısında açıkladı.

Açıklaması, adını İBB davasında sık sık duyduğumuz, güya bir rüşvet ağını ifşa ettiği iddia edilen açık hava reklamcısı Murat Kapki hakkındaydı:

“Murat Kapki dün çıktı, mahkemeye başvurdu. Şöyle yazmış: 'Baskı gördüm. Bir gün bile burada yatmazsın demelerine aldandım. Tahliye vaadine kandım. Savcıların yönlendirmesiyle doğru olmayan şeylere imza attım.”

Geldik mi yine Feti Yıldız’ın uyarılarına!

Emniyet’in sorgu odalarında.. Söyledikleri dinlenmeyen savcı sorgularında.. Daha fenası, gecenin bir vakti cezaevi ziyaretlerinde “ikna edilen” Kapki, eğer mahkemede dinlenseydi.. Onun suçlamalarıyla hapis yatan onca insan belki bugün sevdikleriyle olacaktı.

Geçmişe dönüp “keşke” demenin hiçbir yararı yoktur elbette. Ancak geleceğe bakıp hayal kurabiliriz.

Biliriz ki filmler, her zaman “birilerinin” hayallerindeki gibi bitmiyor!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ayşenur Arslan Arşivi

Akın Bey Neden Susuyormuş!

21 Mart 2026 Cumartesi 11:50

Erdoğan O İmzayı Neden Attı?

20 Mart 2026 Cuma 10:21

Bir FETÖ Kumpasından Bugüne!

19 Mart 2026 Perşembe 09:12

Halil Konakçı'yı kim neden koruyor?

18 Mart 2026 Çarşamba 09:23

İBB Davasında hukuk "arası"!

17 Mart 2026 Salı 09:16

Hıristiyan Siyonizmi Kapımızda!

14 Mart 2026 Cumartesi 09:30