Mehmet Akif Cenkci
Bayramda fazla mesai: Çalışanın hakkı nelerdir?
Ramazan Bayramı denildiğinde akla önce huzur gelir. Aile gelir, ziyaret gelir, aynı sofrada buluşmanın sıcaklığı gelir. Çocukların sevinci, büyüklerin duası, evlerin telaşı gelir. Fakat bu ülkenin milyonlarca emekçisi için bayram her zaman tatil anlamına gelmez. Birileri bayram sabahı ailesiyle kahvaltı yaparken, birileri işyerinin yolunu tutar. Birileri bayramlaşırken, birileri vardiya değişimine hazırlanır.
Hastanelerde, fabrikalarda, güvenlik noktalarında, otellerde, ulaşımda, üretimde ve hizmet sektörünün daha birçok alanında hayat bayramda da devam eder. Çünkü hayatın durmadığı yerde çalışma da durmaz. İşte tam bu noktada önemli bir soru ortaya çıkar: Bayramda çalışan işçinin hakkı gerçekten teslim ediliyor mu?
Bayram günü yapılan çalışma sıradan bir mesai değildir. O gün çalışan işçi yalnızca emeğini ortaya koymaz. Aynı zamanda ailesiyle geçireceği zamandan, sevdikleriyle paylaşacağı en değerli anlardan da vazgeçmiş olur. Bayram günü çalışmak, bir anlamda insanın kendi bayramından feragat etmesidir.
İşte bu nedenle bayram mesaisi özel bir hak doğurur. Kanun açık bir şekilde şunu söyler: Bayram günü çalışan işçiye, normal günlük ücretinin yanında ayrıca bir günlük ücret daha ödenmesi gerekir. Halk arasında bu durum “çift yevmiye” olarak bilinir.
Başka bir ifadeyle, bayram günü çalışan bir işçinin emeği normal bir iş gününün emeği gibi değerlendirilmez. Çünkü o gün herkes dinlenirken çalışan insan, yalnızca işini yapmaz; sistemin devam etmesi için kendi dinlenmesinden vazgeçer.
Ne var ki mesele kanunda açık olsa da uygulamada aynı netliği görmek her zaman mümkün değildir. Özellikle düşük ücretle çalışanlar, güvencesiz işçiler ve kayıt dışılığın yaygın olduğu sektörlerde bayram mesaisi çoğu zaman hakkaniyetli şekilde karşılık bulmaz. Bazı işçiler bayramda çalıştığı halde bu çalışma bordroya yansımaz. Bazıları ise hakkı olan ek ücreti alamaz.
Oysa burada tartışılan mesele yalnızca bir ücret hesabı değildir. Bu mesele emeğe verilen değerin ölçüsüdür. Bir toplumun çalışanına bakışı, en çok da böyle günlerde ortaya çıkar. Herkesin dinlendiği bir günde çalışan insanın hakkı korunmuyorsa, orada yalnızca iş hukuku değil, toplumsal vicdan da yara alır.
Bir başka gerçek daha var. Bayram günlerinde çalışanların önemli bir bölümü zaten geçim mücadelesi veren insanlardır. Aldığı ücret ay sonunu getirmeyen, kira ile mutfak masrafı arasında sıkışan milyonlarca emekçi için bayram mesaisi çoğu zaman tercih değil zorunluluktur. İnsanlar bayramda çalışmak istedikleri için değil, gelir kaybı yaşamamak için çalışmak zorunda kalırlar.
Ramazan Bayramı paylaşmanın ve dayanışmanın sembolüdür. O halde bu paylaşımın en başında emeğin hakkı gelmelidir. Bayramın bereketinden söz edilecekse, önce alın terinin bereketi konuşulmalıdır. Bayramın huzurundan söz edilecekse, çalışanın hakkını alamadığı bir düzenin huzur üretmeyeceği de bilinmelidir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey yalnızca kanunları hatırlatmak değildir. Asıl ihtiyaç, bu hakların eksiksiz uygulanmasını sağlayacak bir çalışma ahlakıdır. Çünkü bayram günü çalışan insan, hayatın devam etmesi için kendi bayramından vazgeçmektedir.
Unutulmamalıdır ki bayram, yalnızca tatil yapanların değil; çalışırken hakkı teslim edilenlerin de bayramı olmalıdır. Eğer bir ülkede bayram günü çalışan işçi emeğinin karşılığını eksiksiz alabiliyorsa, işte o zaman bayram gerçekten herkes için bayram olur.