Atilla Dorsay Netflix'in yeni filmini yazdı

Atilla Dorsay Netflix'in yeni filmini yazdı

Atilla Dorsay Netflix'te yayınlanan Madame Claude filmini yazdı.

T24 yazarı Atilla Dorsay, Netflix'te yayınlanan Fransız yapımlı Madame Claude filmini inceledi. Dorsay'ın yazısı şöyle:

"Evet, işte Netflix'ten ilginç bir film. Madame Claude... Bizim pek tanımadığımız bir hanım. Ama Fransızlar iyi bilir, hatta daha 1977 yılında bir biyografik filmini yapmışlardır. Asıl adı Fernande Grudet olsa da bu "madame" sözcüğün Fransızca'daki çift anlamlılığının bu kez kötü olanına dayanıyor. Bu "madame" bizim ünlü Madam Matild Manukyan'ınımızın bir benzeri... Yani o bir "genelev kraliçesi". Fransa yakın tarihi içinde kendine özgü bir rol oynamış olan...

Film 1968 yılında açılıyor. Fransa'da George Pompidou dönemi başlamıştır. Henüz siyah-beyaz TV vardır ve erkenden bitmektedir, fosur fosur sigara içilmektedir ve henüz cep telefonu yoktur.

Anversli belediye başkanının kızı olan Fernande Grudet, kendisini ülkenin "genelev patroniçesi" olmaya adamıştır. 25 yaşındaki ilk ve tek evliliğinden olan kızına tümüyle sırt çevirmiş, her açıdan tam anlamıyla duygusuzlaşmış bu haşin ve inatçı kadın şöyle der: "Aşk bir hastalıktır. Ben hastalıkla yaşayamazdım." Buna karşılık emrinde onlarca genç ve güzel kadını çalıştıracaktır, artık gerçek ailesi onlardır.

Ama kolay iş değildir bu... Elbette dediği gibi, "İnsanlar iki şeye para harcamaktan çekinmez: yemek ve seks." Onun güvencesiyse bunlardan ikincisidir. Bunun için kızları özenle seçer, onlara çok şey öğretir: bacak aralarını temiz tutmaktan temel cinsellik hijyenine, "müşteri" değil, "arkadaş" ya da "küçük tavşanım" demeye... Ve her türlü, her yaştan, her cins erkeğe tahammül etmeye...

Paris'in "sefahat semti" Pigalle'deki randevu evi aynı zamanda hem polisin, hem de siyasetin mekanlarından biri olup çıkmıştır. Polis onun sayesinde kimi güncel olayları aydınlatmayı, kimi suçluları yakalamayı umar. Örneğin o yıllarda ülkeyi sarsan Markovich olayını: Alain Delon'un koruması olan Markovich ölü bulunmuştur, Delon ve bir arkadaşı suçlanmıştır, sonrasında Pompidou'nun karısının cinsel içerikli fotoğraflarının bulunduğu ve bunun da De Gaulle'cu klancıların işi olduğu söylenmiştir!.. Evet, işte Fransa böyle rezaletlerin yaşandığı bir ülkedir, belki bunların şampiyonu...

Kendi kendisine verdiği adla Madame Claude, tüm bunlar için yardıma çağrılır. Kendisinin ve kızlarının "arkadaş"larından öğrenebileceklerine dayanarak... O arada hayatına Lyonlu gencecik Sidonie girer: Geçmişindeki büyük dramın etkisinden henüz tam kurtulamamış olan... O ve Virginie kadının en büyük destekçileri olacaktır. Uzun zamandır ilk kez hayatına cinselliği, hatta aşkı sokan yakışıklı Andre ile birlikte... Ama öylesine acılaşmış ve katılaşmış Madame yeniden sevebilir mi?

Böylece zaman geçer, 1970'ler gelir. Woodstock yaşanmış, cinsel devrim başlamıştır. Ve belki "artık kimse seks için para ödemeyecektir". Bir zamanlar evini Marlon Brando'dan Kennedy'ye, hatta İran Şahı'na en ünlülerin ziyaret ettiği söylenen gerçek adıyla Fernande Grudet'nin modası geçmiştir. Ama bunu kabul etmekte öylesine zorlanır ki... 1974'te Pompidou ölür. Madame'ın kızları dağılır; her biri kendi kaderini yaşamak için... Madame artık sadece "sosyetik fuhşun yaşayan efsanesi"dir.  

Ama bu onu yıllar sonra "devlete borçları" nedeniyle hapse girmekten kurtaramayacaktır. Ancak 1992'de, 69 yaşındayken özgürlüğüne kavuşur. Arada "Alo, Oui - Alo, Evet" adıyla anılarını yazar. Ve 2015 yılında Nice kentinde hayata veda eder.

Herhalde bu anılardan yola çıkmış olan film, kadın bir yazar- yönetmenin elinden çıkmış bir yapım. Birkaç temel özelliği var. Biri, cinselliğe verdiği önemli yer. Öyle ki, özellikle ilk yarıda erotizmin dozu hayli yükseliyor, pornografinin sınırlarını zorluyor. Ama bir yandan zaten filmin konusu seks ve hikâye bunu gerektiriyor. Ayrıca bu sahneler genel bir estetiğe sahip oldukları gibi, en azından bazıları seksin en itici, hatta en iğrenç yanlarını da gösteriyor. Biz erkekler için pek hoş olmasa da...

Bir diğer özellik, hemen tüm filmin Madame'ın ağzından, onun bakışı ve yorumuyla anlatılması. Bu belli bir tekdüzelik yaratmıyor değil. Allahtan o roldeki Karole Rocher inandırıcı ve etkileyici olabiliyor. Aynı şeyler yakın dost Jo rolündeki deneyimli Roschdy Zem ve Sidonie rolüneki Garance Marillier için de söylenebilir. Böylece çoğunu ilk kez gördüğümüz bu kalabalık kadro, açık bir uyum içinde, bu filmi zirveye değilse de belli bir düzeye çıkarabiliyor."