Şubat ayında 34 kadın katledildi!
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu'nun (TKDF) yayımladığı Şubat 2026 Kadın Cinayetleri Raporu'na göre, 1 Şubat – 28 Şubat 2026 tarihleri arasında 34 kadın erkekler tarafından katledildi. Bu ölümlerin 23'ü doğrudan cinayet olarak kayıtlara geçerken, 11 kadının ölümü ise "şüpheli" olarak nitelendirildi.
Cinayete kurban giden kadınların medeni durumları incelendiğinde; 15'inin evli, 7'sinin bekar, 3'ünün boşanmış olduğu belirlendi. 9 kadının ise medeni durumu tespit edilemedi. Yaş aralığı verilerine göre, katledilen en genç kadın 8, en yaşlı kadın ise 72 yaşındaydı. Yaş dağılımı şu şekilde gerçekleşti: %4,8'i 0–18 yaş aralığında, %33,3'ü 19–35 yaş aralığında, %42,9'u 36–50 yaş aralığında ve %19,0'ı 51 yaş ve üzerindeydi. 2 kadının yaşı ise tespit edilemedi.
FAİLLERİN PROFİLİ VE CİNAYET YÖNTEMLERİ
Raporda yer alan verilere göre, kadınların 9'u aile içindeki erkekler (eşi, oğlu, babası veya erkek kardeşi) tarafından öldürüldü. 8 kadın boşandığı ya da boşanma aşamasında olduğu erkekler tarafından, 3 kadın ise birlikte yaşadığı erkekler tarafından katledildi. Diğer fail profilleri şöyle sıralandı: 1 kadın ailesinden biriyle bağlantılı bir erkek, 1 kadın tanıdığı bir erkek, 1 kadın ise kızını istismar eden erkek tarafından öldürüldü. Ayrıca bu dönemde 5 failin cinayet sonrası intihar ettiği tespit edildi.
Cinayetlerde kullanılan yöntemler, ateşli silahların yaygınlığını ortaya koydu. 34 ölümden 18'inde ateşli silah kullanıldı. 6 kadın kesici aletlerle, 3 kadın boğularak, 1 kadın darp edilerek katledildi. 2 kadın yüksekten düşme sonucu hayatını kaybederken, 4 kadının ölüm yöntemi belirlenemedi. Cinayetlerin işlendiği mekanlar ise büyük oranda evler oldu; 22 kadın kendi evinde, 5 kadın kamusal alanda, 4 kadın ormanlık, 3 kadın ise sulak alanlarda katledildi.
KORUMA KARARLARININ İŞLEVSİZLİĞİ VE YARGISAL AÇIKLAR
TKDF, 2 kadının öldürüldüğü sırada aktif koruma kararı bulunmasına rağmen katledilmesine dikkat çekerek, koruyucu ve önleyici mekanizmaların etkin uygulanmadığını belirtti. Raporda şu ifadelere yer verildi:
"Cinayet sonrası faillerin intihar etmesi ise kamuoyunda dosyanın kapandığı algısını yaratmakta, ancak gerçekte cezasızlık duygusunu derinleştirmektedir. Oysa burada sorgulanması gereken; risk değerlendirmelerinin yeterli yapılıp yapılmadığı, uzaklaştırma ve koruma kararlarının etkin biçimde uygulanıp uygulanmadığı, tutuksuz yargılama kararlarının hangi ölçütlerle verildiği ve kurumlar arası koordinasyonun neden sağlanamadığıdır."
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu'ndan Türk Medeni Kanunu'nun 100. yılına özel açıklama
Cinsel şiddet vakalarında mağdurların yaşadığı ağır psikolojik travmanın yargı süreçlerinde yeterince dikkate alınmadığı vurgulanan raporda, uzman değerlendirmesinden uzak, toplumsal baskı ve spekülasyonun etkili olduğu süreçlerin hem mağdurları hem de toplumun adalet duygusunu zedelediği ifade edildi.
"HİÇBİRİMİZ GÜVENDE DEĞİLİZ"
TKDF, şiddetin yalnızca ev içinde değil, okullarda ve kamusal alanda da artış gösterdiğine işaret etti. Eğitim sistemindeki politikalar, psikososyal destek mekanizmalarının zayıflaması ve rehberlik hizmetlerinin yetersizliği, şiddeti besleyen unsurlar olarak tanımlandı.
Raporun sonuç bölümünde, "Şubat 2026 verileri; ataerkinin beslediği eşitsizlik, cezasızlık kültürü ve etkisiz uygulamaların kadınların yaşam hakkını doğrudan tehdit ettiğini bir kez daha göstermektedir. Kadın cinayetleri bireysel değil yapısal bir sorundur" tespiti yapıldı.
Federasyon, yaşam hakkının güvence altına alınması için koruyucu-önleyici mekanizmaların işletilmesinin, risk analizlerinin bilimsel kriterlerle yapılmasının ve toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan politikaların kararlılıkla uygulanmasının şart olduğunu vurgulayarak şu uyarıda bulundu:
"Bu mesele yalnızca kadınların değil, toplumun tamamının güvenlik ve adalet meselesidir. Yaşam hakkı güvence altına alınmadıkça hiçbirimiz gerçek anlamda güvende değiliz."