Son Dakika | Müsavat Dervişoğlu'ndan Akın Gürlek yorumu: Baskı artık aleni ve resmi
İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu partisinin grup toplantısında konuştu.
Konuşmasında Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olarak atanmasına tepki gösteren Dervişoğlu, "Ana muhalefet partisine yönelik en büyük hukuki süreçleri yöneten ismin Adalet Bakanı olarak görevlendirilmesi bu davaların siyasi yönünü somutlaştırmış ve resmileştirmiştir. İktidar muhalefete yönelik baskısını resmi hale getirmekten ve aleni şekilde sergilemekten çekinmemektedir" dedi.
Seçime 20 ay kala Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olması ne ifade ediyor? İsmail Saymaz anlattı
"DAVAYI AÇAN KİŞİ DAVAYI YÜRÜTEN HAKİMLERİN BAŞINA GEÇİYOR"
İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu'nun partisinin grup toplantısındaki konuşması bu şekilde:
"Tam gece yarısı kabinede değişiklik yapıldı, iki önemli bakan görevden alındı yerine yenileri getirildi. Tek adam rejimleri böyledir, biri gider, diğeri gelir, isimlerin, şahısların hiçbir önemi yoktur. Kabinenin başı haricinde hiçbir değişiklik de önemli değildir.
Bütün bakanlıklar artık cumhurbaşkanının talimatlarını yerine getiren temsil makamı olmaktan öte bir anlam ifade etmemektedir. Bu açıdan yeni kabine değişikliği ucube sistemdeki illüzyondan başka bir şey değildir.,
Ancak ana muhalefet partisine yönelik en büyük hukuki süreçleri yöneten ismin Adalet Bakanı olarak görevlendirilmesi bu davaların siyasi yönünü somutlaştırmış ve resmileştirmiştir.
İktidar muhalefete yönelik baskısını resmi hale getirmekten ve aleni şekilde sergilemekten çekinmemektedir.
Davayı açan kişi dava süreci başlamadan davayı yürüten hakimlerin başına geçiyor, düşünebiliyor musunuz?
Aynı zamanda olası itiraz makamlarının da odağında yer alıyor.
Yani size dava açan, sizinle ilgili kararı verecek olan makamın üstünde ve karara itiraz edebileceğiniz makamların merkezinde konumlanmış durumda. Böyle bir ortamda hiçbir süreçten Türkiye'ye demokrasi ve hukuk süreci çıkmaz."
"YENİ TÜRKİYE; YAŞLANAN VE AZALAN TÜRKİYE"
"Biliyorsunuz veri açıklamakta da meşhurlar. Tarih gibi rakamları da tahrif etmekte mahirler. Nüfus verileri açıklıyorlar. Facia öylesine büyük, öylesine acı verici ki bunu tamir etmekte o kadar zor ki ne desem az geliyor vallahi. Halen kimlerin kaçak yolla bu ülkeye girdiğini, kaç kişi olduklarını, hatta nerede olduklarını dahi doğru dürüst bilmiyoruz. Emin olun bunlar da artık bilmiyorlar.
Yeni Türkiye işte; yaşlanan ve azalan Türkiye. 25 senede nüfus artışı yok olma noktasına gelmiş. Bunun için bile Türk milletini azarlıyorlar. Diyorlar ki 'Ey vatandaş çocuk yap. Üç yap, beş yap.' Nasıl mesela, nasıl? Asgari ücretin kirasını ödemeye yetmediği 1+1 evlerde mi büyüyecek aileler? Yoksa her an deprem korkusuyla yaşanan o metruk binalarda mı? Terk edilmiş ya da betona teslim edilmiş, adeta yok olmuş köylerde mi büyüyecek aileler?
Çeyrek asırda dönüm noktası olabilecek onlarca fırsatı heba ettiler. Tarımda, sanayide, turizmde onlarca sektörde bambaşka bir Türkiye ortaya çıkabilirdi. Sanayi devi çıkmasa doğa turizm cenneti, yazılım olmasa biyoteknoloji merkezleri ortaya çıkardı. Ama hepsini bir şekilde harcayıp %1'i İsviçre, %9'u Dubai gibi yaşayan; %90'ı ise Afrika ve Hindistan'la yarışan bir ülke yarattılar.
Şimdi kentsel dönüşümün de sonu aynıdır. Oysa bambaşka bir Türkiye mümkündür. Anadolu'ya yeniden yerleşmek için birbirinin tekrarı zevksiz ve mutsuz binalar yerine mamur, yeşil şehirler için bu bir fırsattır. Ama o fırsatı yine harcıyorlar. Söyleyin, hangi geleneğimizdir bu ortaya çıkan garabet? Hangi mimarimiz, hangi ustalığımızdır? Hangi sanatımızdır, hangi kültürümüzdür?
Diyorlar ki 'Ey vatandaş çocuk yap.' Tarımı bile isteye sıfır noktasına getirdiler. O çocuklar nereden geldiği, nasıl yetiştirildiği belli olmayan zehir dolu sebze ve meyveyi mi yiyecek? Açlık sınırının altındaki maaşlarla mı o çocukların karnı doyacak? Dünya doyarken Türkiye neden açtır, soruyorum sizlere? Dünya fiyat istikrarına doğru yol alırken Türkiye neden her ay yeni bir enflasyon rekoru kırmaktadır?
Sebebi kader değildir, coğrafya da hiç değildir. Sebebi aslına bakarsanız dış güçler de değildir. Bu fark iklimden değil, savaştan değil, kaderden değildir."
"RANT İÇİN KURDUĞUNUZ MÜESSESELER İNSANIMIZIN HAYATINA SEBEP OLUYOR"
"Mazotu pahalı, gübresi pahalı, ilacı dövizle alan bir üreticiye 'Üret' diyemezsiniz. Yasal ve anayasal hak olan destekleri vermeyip sonra da 'Çiftçi neden ekmiyor?' diye sorgulayamazsınız. Ramazan ayında ihracatı yasaklayıp 'Et fiyatını ucuzlattık' diye bir başarı öyküsü yazamazsınız. Sorunları yeniden ve yeniden üreten bir sorumsuzluğu; sözüm ona bağdaş kurup oturduğunuz taşımalı iftar sofralarında aklayamazsınız.
Ey vatandaş çocuk yap! Peki o çocuklar nerede okuyacak? Tuvaletine sabun dahi koyamadığınız o okullarda mı? Okuduğunda ne yapacak mesela? Kurye olup ölecek mi? Kasiyer olup sürünecek mi? Yoksa 6 milyona katılıp ev genci mi olacak? Ona çizdiğiniz yol nedir? Geleceğine kurduğunuz köprü nerededir?
Söyleyeyim; o yollar, köprüler ya özelleşmiştir ya da özelleştirilmek ve satılmak için sıradadır. Bugün her şey bitmiş, sıra devletin yaptığı yollara ve köprülere gelmiştir. Her yıl 100 milyardan fazla para geçilmeyen yollara gitmekteyken, misliyle hastanelerimizin kiraları verilmekteyken, onlarca projeden milyarlarca lira yok olmaktayken bir aylık faize bile karşılık gelmeyen bir bedelle köprüleri ve otoyolları satmaya kalkıyorlar.
Peki, bu vatanın birikimiyle, çalışanın kazancından ödediği vergiden, yediğinden, içtiğinden kesilerek yapılmış Boğaz köprülerini ve otoyolları bugün özelleştirmek bir vatan meselesi, bir namus meselesi değil midir?
Cumhuriyetin asırlık birikimlerini yok ettiniz; Telekom'u, Tank Palet'i, SEKA'yı, Eti Maden'i... Satmadığınız değer bırakmadınız. Limanlarımız, tersanelerimiz elimizden gitti. Bunlar saymakla bitmez. Özelleştirdiğiniz hizmetlerin başka yüzünü daha söyleyeyim size. Elektriği özelleştirdiniz; üretimi ayrı, dağıtımı ayrı hale getirdiniz. Şehirlisi ayrı, köylüsü de ayrı kan ağlıyor şimdi. Muhatap yok, sorumlu yok.
Daha kaç gün oldu, araç muayene istasyonunda linç edildi bir polisimiz? O Deli Dumrul istasyonları belki böyle hatırlarsınız. Artık o kurduğunuz, rant için kurduğunuz müesseseler insanımızın hayatına sebep oluyor hayatına! Kendinize gelin!"
NEDİR BARIŞ? İLKESİZLİĞİN YENİ ADI MIDIR?
"Bu memlekette özelleştirme diye kamunun tekelini yandaş tekeline çevirmek, hesap sormamak, milleti kazıklamak, buna göz yummak, o maddi kaynağı emekliden, çalışandan esirgeyip rant olarak dağıtmak soruyorum size vatanına ihanet değil midir? Vatanına ihanet değil midir değerli dava arkadaşlarım?
Yaşadığımız denetimsizlik cinayete azmettirmek değil midir?
Şimdi söyleyin! Söyleyin bana milliyetçilik nedir diye anlatın! Milliyetçilik Türkiye'de bütün bu olup bitenlere gözlerini kapatmak mı? Bu neyin ülküsüdür? Türkü perişan edenlere ram olmak mıdır sizin ülkü diye tarif ettiğiniz?
Nedir kardeşlik diye tanımladığınız? Kardeş kanı dökenlere ortak olmak mıdır? Nedir barış? İlkesizliğin yeni adı mıdır? Nedir huzur? Milletin feryadını duymamak mıdır?
Çok yanlış yere gelmişsiniz beyler, çok yanlış yere gelmişsiniz! Siz bu yanlıştan artık dönemezsiniz ama buradan açıkça ilan ediyorum; siz ne olursanız olun biz bu memleketi size yedirmeyeceğiz!"
"KOSKOCA BİR MİLLETİ MAKAM FANTEZİLERİNİZİN ALTINDA EZDİNİZ"
"Terörsüz Türkiye, Umut Hakkı, Türkiye Yüzyılı; kilim gibi dokunmuş şaheserleriniz olarak karşımızda duruyor. O kilimleri alın sarayınızın, konağınızın duvarına asın!
'Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.' Peki o vatanın üzerinde yaşayanlar, o sancağı tutanlar ne olacak? Türk milleti ne olacaktır? Bugün Türk milletini davet ettiğiniz yer neresidir? Bu davetin icabı halinde Türk milletini bekleyen şey nedir? Orada refah var mıdır mesela? Hangi fabrikalar işleyecek? Hangi çarklar dönecek? Hangi tarlalardan bereket hasat edilecektir?
Bunu hangi köylü yapacaktır? Daha iyi okullar kurulmuş mudur? Daha hızlı internet şebekesi var mı? Bu tarif ettiğiniz Türkiye neresidir? Ticaret yasaklardan, kısıtlardan, kara paradan arındırılmış mıdır?
Sokakların güvenliği için bir projeniz var mıdır? Gençlerimiz kumarın, uyuşturucunun, fuhşun, çetelerin pençesinden kurtarılmış mıdır? Söyleyin neresidir orası? Tek bir sözünüz, tek bir kelamınız var mıdır acaba insana dair? Yaşı 7, 17, 77 hiç fark etmez; ona onurlu bir yaşam var mıdır? Ev bulmak, yurt bulmak dert olmaktan çıkmış mıdır? Kanal İstanbul yerine İkmal İstanbul denmiş midir?
Dünya lidercileri, ülkü devleri, ey komisyoncular! Hepinize sesleniyorum; tarih emanet verir ama senet yazmaz. Siz o emanete ihanet ettiniz, o emanete ihanet ettiniz! Vatanı da, milleti de, makamlarınızı da rehin ettiniz. Koskoca bir milleti makam fantezilerinizin altında ezdiniz. Türk insanı içinse bir tek güzel hayal dahi kurmadınız.
Siz bu ülkenin niçin bir cumhuriyet olduğunu bir türlü anlamadınız. Siz onu kuranları; sizin gibi plazalarda, yazıhanelerde pinekleyen, hisse alıp satan, altın alıp satan, hikaye anlatıp dedikodu yapan kendiniz gibi divaneler zannettiniz. Türkiye’yi ise size dar geliyor zannettiniz. Oysa Türkiye’ye küçük gelen aslında sizlersiniz!
Türkiye niçin bir ulus devlettir? Egemenlik niçin milletindir? Oy ve sandık hangi sebeple namustur? Siz niçin maraba değilsiniz? Nasıl o koltuklarda oturuyorsunuz? Kimin sayesinde oturuyorsunuz? Bir türlü anlamak istemediniz. Ne Mustafa Kemal’i anladınız, ne de onun kurduğu Cumhuriyet'e bunu ikrar edebildiniz.
Toz toprak içindeki karargahlardan, Anadolu’nun çıplak, sıtmalı, trahomlu bedenine dokunan bir battaniyenin kıymetini bir türlü bilemediniz. Mustafa Kemal’in omuzundaki battaniyeyi bir kere bile hatırlamadınız!"
"HER TÜRLÜ MİLLİYETÇİLİĞİ AYAKLARININ ALTINA ALMIŞTI"
"Başının üstüne çatı kalmamış bu millet için binbir gayretle çatılan bu çatıyı hiçbir zaman sevmediniz. Türkiye; namusuyla kazandığı ekmeği namusuyla bölüşenlerin Cumhuriyet'idir. Bunu beğenmediniz. Siz o ekmeği ne büyüttünüz ne de adaletle bölüştünüz. Siz o ekmeği bize çok görenlerin neslindensiniz, onların soyundansınız.
O nimete kinden, kibirden ve nankörlükten başka hiçbir gözle bakmadınız. Bugünse kalkmış tüm aymazlığınız, düzenbazlığınız, ikiyüzlülüğünüz ve melanetinizle diyorsunuz ki: 'Türklüğü tehris edin.' Evet, siz bize bunu söylüyorsunuz. Feriştahı bunu yaptıramadı feriştahı! Feriştahı da bunu yaptıramaz! Bu millet bir avuç kalsa da size bunu yaptırmaz!
Şimdi, şimdi sakin sakin konuşacağım. Sonra diyecekler ki; sinirlendi ağzından çıktı. Yok, oldukça sakin ve tane tane anlatacağım. Şimdi çıkmış bize milliyetçilik dersi vermeye kalkışıyorlar. Bize ait anılardan kurulmuş cümlelerle de nutuk irat ediyorlar. O hatıralar bizim beyler, bizim!
Ben sizin söylediklerinize değil yaptıklarınıza bakıyorum. Yaptığınız çağrılarla Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin tartışılmazlarını tartışma masasına yatırıp tartışılır hale getirdiniz. İmralı canisinden ulakları vasıtasıyla gelen mesajın her cümlesinin altına imza attınız. Meclis'i bir hainin ayağına yönlendirerek devletle terör örgütünü eşitlediniz. Binlerce evladımızın katili alçağa 'Umut Hakkı' adı altında özgürlük vadetmeye de devam ediyorsunuz.
Şimdi soruyorum: Siz neyin milliyetçiliğini anlatıyorsunuz? Anlatıyorsunuz da anlatırken utanmıyor musunuz? Hem bize milliyetçilik dersi veriyorsun, bana niye veriyorsun? Benim öyle bir derse ihtiyacım yok. Ben milliyetçiliğimin zekatını versem 40 Ramazan yeter sana, 40 Ramazan!
Sonra bana sorma! Ortağına bir sor! Her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almıştı. Sor bakalım ona, ayağını Türk milliyetçiliğinin üzerinden kaldırmış mı? Bu millete ne soruyorsun?"
"SEN BENİM DAVA ARKADAŞIM DEĞİLSİN! SEN ABDULLAH ÖCALAN’IN DAVA ARKADAŞISIN!"
"Üzülerek söylüyorum, hicap duyarak söylüyorum, utanarak söylüyorum; sadece kendisini değil Türk milliyetçiliğini de bu sözleriyle, bu icraatlarıyla güvenilmez yapmıştır bu beyefendi. Türk milliyetçiliği üzerine bir kara gölge gibi düşmüştür. Belli ki şimdi merkez siyaset söylemimizden ziyadesiyle rahatsızlık duyuyor.
Evet, çıktığımız yoldan dönmeyeceğiz. Sizin yok etmek için büyük bir çaba sarf ettiğiniz siyasetin merkezini, Allah'ın izni, teşkilatımız ve kadrolarımızla yeniden inşa edeceğiz. Müreffeh bir Türkiye yaratacağız.
Biz sizin gibi başka şeylerin derdinde değiliz. Biz ekmeği büyütmenin, o ekmeği pay etmenin derdindeyiz. O ekmeğe el sürdürmeyeceğiz, buna emin olun. Bu ülkeyi de size kurban ettirmeyeceğiz, bu bayrağı size kirlettirmeyeceğiz.
Dava arkadaşlarım; edebiyatın da sonu gelmiştir. Sen benim dava arkadaşım değilsin! Sen Abdullah Öcalan’ın dava arkadaşısın! Bunun hesabını da bize değil, milliyetçi ülkücü camiaya vermek zorundasın! Benim dava arkadaşlarım işte burada, senin dava arkadaşların da İmralı’da yatıyor!"
"SİYASET MÜESSESESİ GÜVENİLİRLİĞİNİ KAYBETMİŞTİR"
"Evet, aziz milletim. Anlattıklarım bir tesadüf eseri değildir. Yaşadığımız acılar münferit değildir. Karşı karşıya olduğumuz tablo da kaderimiz değildir. Bu yaşadıklarımız siyasetin ahlaktan ve iktidarın sorumluluktan kaçmasından kaynaklıdır. Makamların milletten kopmasının sonucudur. Çünkü bu ülkede artık yapılan yanlışa yanlış değil, yanlışı kimin yaptığına bakılıyor. Onun için size her zaman söylüyorum: Zarfa değil, mazrufa bakın. Oyun kime emanet edildiğine değil, oyun kime verildiğine bakılıyor mesele. O emanet başka kapılarda pazarlık konusu yapılıyor. Vatandaşın verdiği o oy, başka siyasi hesaplara ciro ediliyor. Vatandaşın iradesi kişisel hesapların altında eziliyor.
İstifa elbette ki bir haktır. Bizim partimizden de bir sürü arkadaşımız istifa etmiştir. Hiçbirisiyle ilgili olumsuz tek bir beyanıma şahit olmamışsınızdır; aksini söyleyen varsa burada dile getirsin. Olur. Bütün bunlar olduğunda kurduğum bir tek cümle vardır: Siyaset gidenlerle değil, kalanlarla yapılır. Gidenin yolu açık olsun demişim. Biz hedeflerimizi, ideallerimizi paylaşacak milyonlarca insan buluruz. Ama bütün bu olup bitenlere bakarak Türk siyasetinin kirlendiğine delalet eden beyanlardan azami ölçüde uzak durulması gerektiğine de sürekli vurgu yapmışımdır.
Siyaset müessesesi güvenilirliğini kaybetmiştir. Demokrasinin fazileti, faziletli kişiler sayesinde değer kazanır. Eğer bunu yapmaya muvaffak olamazsanız, kişilerle birlikte demokrasi de aşağıya gelir.
Bir istifayla birlikte seçmenin temel tavrından istifa etmemek gerekmektedir. Dün kara dediğine bugün ak dememek esastır. Şimdi bizden gidenler de öyle yapmışlardır. Şimdi arkalarından konuşmuyoruz deyip de konuşmuş gibi olmayayım; kim Cumhuriyet Halk Partisi’ne en ağır dille saldırdıysa o Cumhuriyet Halk Partisi’ne, kim AKP’ye karşı bir söylem saldırısı gerçekleştirdiyse o da Adalet ve Kalkınma Partisi’ne gitmiştir. Ondan sonra da bize soruyorlar: İşte siz de onlara benziyor musunuz? Gelin bakın bakalım, onlara benzeyen bir tane adam var mı burada? Burası siyasi namusuna sahip çıkanların yuvasıdır. Burada cambazlık bir hak değildir. Benim bu konudaki bakışım da çağrım da oldukça nettir. Meşruluk sana bana göre değişen bir şey değildir, öyle sayılmamalıdır. Siyasetin aşağı çekilen seviyesine karşı daha da aşağı çekerek mukabele etmek bir cevap da değildir. Siyaseti kirletenlerden şayet şikâyetçiysek, gelin şikâyet edenler olarak İYİ Parti çatısı altında hep birlikte temizliğe başlayalım bakalım."
"MÜSAVAT DERVİŞOĞLU HAİN, ABDULLAH ÖCALAN KURUCU ÖNDER... BÖYLE BİR ŞEY OLUR MU?"
"Buradan da bir anlayışa varalım. Eğer niyetimiz açıksa bunu yapacak gücümüz de var demektir. Kıymetli yol arkadaşlarım, bu yozlaşmanın izleri her yerdedir. Dış politika bunun en önemli parçasıdır. Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Mısır Cumhurbaşkanı Sisi arasında bir görüşme gerçekleşti. Görüşmenin oldukça samimi geçtiği anlaşılıyor. Öyle ki Sayın Erdoğan, Sayın Sisi'ye Togg marka bir de otomobil hediye ettiler.
Dün dediklerini, bakın ben bir parantez daha açayım buraya, dün dediklerini bugün inkar ettiklerinde hiç kimse onlara; yani gazeteciler, televizyon yorumcuları 'Yahu efendim, dün bunu söylediniz bugün bunun tam tersini ifade ediyorsunuz, bu tenakuzun kaynağı nedir?' diye sormadılar. Bize geldiler sordular mesela, hep bana soruyorlar: 'Yahu Devlet Bahçeli'deki bu değişikliğin sebebi ne acaba?' diye. Ya bize soracağınıza onlara sorsanız ya!
Şimdi Togg arabası hediye etmiş. Siz o yerli ve milli otomobili dilinizden düşürmediğiniz Rabia'nın ruhuna hançer olsun diye mi ürettiniz? Soruyorum size, nerede kaldı Rabia'nız? Hararetime su bile dayanamadı. Kendimi Ramazan'a hazırlıyorum, onun için bugün dikkat ederseniz su içmedim. Bakalım önümüzdeki hafta ne olacak. Allah hepimizin tuttuğu oruçları da kabul ve makbul eylesin.
Şunu en başta açıkça ifade edeyim; ben artık bu görüşmeleri 'dün ne dediniz, bugün ne yapıyorsunuz' kolaycılığıyla eleştirmiyorum. Çünkü bu ülkede artık herkes biliyor ki Sayın Erdoğan'ın dış politikası süreklilikle değil, şahsi ihtiyaç ve hata paylarına göre şekillenmektedir. Dün en ağır sözlerle hedef alınan siyasi aktörler, bugün hiçbir açıklama yapılmadan stratejik ortak ve dost ilan edilebilmektedir.
Eğer elinizde kontrol ettiğiniz güçlü bir medya varsa, Meclis'i etkisizleştirilmiş, yargıyı siyasete bağımlı hale getirmişseniz dış politikada istediğiniz kadar tutarsız davranabilir ve bunun bedelini de asla ödemezsiniz. Türkiye'de yaşanan budur. Bu tabloyu tekrar tekrar anlatmanın artık kimseye yeni bir şey söylemediği kanaatini taşıyorum. Hatta şunu da açık yüreklilikle ifade edeyim; dış politikada ideolojik öfke ve körlük yerine ülke menfaatini gözeten taktik hamleler bir noktaya kadar anlaşılabilir. Devlet aklı, gerektiğinde soğukkanlı olabilmeyi de gerektirir. Ancak sorun burada değildir.
Sorun şudur: Dış politika Sayın Erdoğan için haylidir bir devlet meselesi olmaktan çıkmış, iç siyasette istediği gibi kullanabildiği bir propaganda aracı ve malzemesine dönüşmüştür. Bugün sertleşen dil, yarın hiçbir açıklama yapılmadan yumuşayabilmektedir. Bu yüzden bizler, atılan adımların ülkenin menfaati için mi yoksa iç siyasetteki dengeleri yönetmek için mi atıldığını artık ayırt edemez hale geldik. Türkiye açısından asıl güvenlik meselesi budur, asıl güvenlik sorunu budur.
Bu yüzden buradan hepsine sesleniyorum, aziz milletime de açık bir çağrı yapmak istiyorum: Lütfen Sayın Erdoğan'ın sert dış politika söylemlerine bakarak birbirinize düşmeyin. Onlar barışıyorlar, biz hasım olarak kalıyoruz sonra. Dikkat ediyorsunuz değil mi? İkisi de bu konuda ziyadesiyle mahirdir ha! Millet birbirine takılır, bu arkadaşlar da abilik vazifelerini kavga ayırma alanında kullanırlar. Birbirinizin sakın kalbini kırmayın. Siyasi saiklerle birbirinizin gönlünü incitmeyin. Bir davaya sırf kullanılan dil sert diye körü körüne bağlanmayın. Aklınızı kullanın, aklımızı kullanalım.
Çünkü bu ülkede 'darbeci' ve 'İslam düşmanı' diye yaftalanan isimlerle Sayın Erdoğan'ı bir gün aynı karede yan yana görmek bir istisna değildir. Bunu söylemek için kâhin olmaya gerek yoktur. Bunu daha önce defalarca yaşadık. Hani az önce bahse konu şahısla ilgili de söyledik ya; Abdullah Öcalan'la bunun ne ilişkisi var? Müsavat Dervişoğlu hain, Abdullah Öcalan kurucu önder... Ya böyle bir şey olur mu?"
"NETANYAHU İLE DE AYNI MASAYA OTURUP ONA DA BİR UMUT HATTI TANIYACAK MISINIZ?"
"Milliyetçi Hareket Partisi'nin 57. kuruluş yıl dönümünü de tebrik ediyorum. Alparslan Türkeş'in kutlu mirasının bugünlere gelişine sevindiğimi ifade ediyor, layık ellerde yönetilmesi arzusunu da bir kere daha ifade ediyorum.
Aziz milletim, sizden korkuyorum ama bana da bir isim bulursunuz. Bakın o isimleri millet verir. Yani partinin gençleri, düşünenleri, teşkilatları değil. İsim ararsınız, 100 bin tane iletişimciyi yan yana getirirseniz o ismi bulamaz belki de. Ama bir gün bir Anadolu köyüne gider, kahvenin önünde oturan bilge bir ihtiyar size takılması icap eden sıfatı takar ve ömrünüzün sonuna kadar da onu taşımaya devam edersiniz. Benim için şu anda en büyük sıfat, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'in sıradan bir neferi olmaktır.
Aziz milletim, uluslararası basında yer alan haberlere göre Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump, Gazze'de yaşanan katliamlar nedeniyle uluslararası kamuoyunda ağır şekilde eleştirilen İsrail Başbakanı Netanyahu'yu Gazze Barış Kurulu'na davet etmiştir. Bu kurulun 19 Şubat'ta toplanması beklenmektedir. Ve aynı gün Netanyahu'nun Washington'da Trump ile görüşmesi planlanmıştır. Türkiye bu kurulun bir üyesidir ve ülkemizi Dışişleri Bakanımız temsil etmektedir.
Bu noktada iktidara açık ve net sorular soruyorum: Netanyahu ile bu toplantıya şayet katılınırsa, Türkiye ile İsrail aynı platformda birlikte çalışmış olunmayacak mıdır? Bir dönem İsrail'e karşı siyasi ve ekonomik blokaj uyguladığını söyleyen iktidar, öbür yandan Netanyahu ile aynı masada mı oturacaktır? Eğer oturulacaksa, İsrail'e yönelik ticari ambargo yakın zamanda sona erdirilecek midir? Bu konuda bir vaatte bulunulmuş mudur? Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceğine dair kamuoyuyla paylaşılmış açık ve tutarlı bir yol haritanız var mıdır? Yoksa yine dışarıda başka, içeride başka konuşulan bir sürecin içine mi giriyorsunuz? Yoksa içeride olduğu gibi dışarıda da mı teröristlerle aynı masaya oturacaksınız? Burada oturdunuz denediniz bir şey olmadı. Artık gidip bu zamana kadar terörist diye ilan edip millete şikayet ettiğiniz Netanyahu ile de aynı masaya oturup ona da bir umut hattı tanıyacak mısınız? Bu soruların cevapsız bırakılmamasını temenni ediyorum."
"BÖYLE İNSANLARIN İYİ PARTİ İÇİNDE YERİ YOKTUR"
"Aziz Türk milleti, kıymetli dava arkadaşlarım. Türk milleti önüne dikilen tüm sedleri yıkmış, engelleri aşmış bir millettir. İYİ Parti de bütün bu siyasetin oluşturduğu olumsuzlukların putlarını yıkmış bir partidir. Bu sebeple İYİ Parti; Türkiye’yi parçalama planlarını bozacak, Cumhuriyet’in yurttaşlık ahdini kurumsallaştıracak, bireyi hür, aileyi güçlü, devleti mamur kılacak, bayrağının şerefini milletinin mutluluğuyla bir tutacak, 200 yıllık bir idealin 100 yılı aşan bir tecrübenin neferidir.
Bu sebeple bu fikre, bu bilince, bu vazifeye halel getirmemenin sorumluluğunu taşımak mecburiyetindeyiz. Bu sorumluluğun gereklerini uygulamakta önce partimizin içinden başlarız. Mihalgazi Belediye Başkanı Sayın Zeynep Güneş'e atfedilen lafları da bir parti üyesi yaptı diye sineye çekecek değildik. Aynı kişi benzer provokatif eylemleri 27. dönem Erzurum Milletvekilimiz Sayın Naci Cinisli ile alakalı olarak da yapmış, ona da bir kumpas kurmaya kalkmış. Bunu sonradan öğreniyorum. Naci Bey bunu bildirmiş ama kendisiyle ilgili herhangi bir işlem yapılmamış. Partimizden istifa etmiş, ne hikmetse 4 gün sonra dönmüş ve partiye döndüğü andan itibaren de kurguladığı stratejinin ağlarını örmeye devam etmiş.
Böyle insanların İYİ Parti içinde yeri yoktur. Gereği neyse onu yaparız, bundan sonra da aynı şekilde muamele ederiz, herkes bunu iyi bilir. Bunun üzerinde tepinmek isteyenler de buyursun istedikleri gibi tepinsinler. Bir insan, bir kadın, bir çocuk incindiyse onu yapan 77 köyün yabancısı da olsa sorumluluk üstlenir ve ondan hesap sorarız. O densiz artık partimizden ihraç edilmiş ve defolup gitmiştir. Hiç kimse bizi kendisiyle kıyaslamasın. Çok şükür ne düştük ne öldük."
"MİLLET OLMANIN ŞANI, MİLLETE DAİR ORTAK SORUMLULUKLARI TAŞIMAKTIR"
"Evladını kaybetmiş anaları meydanlarda yuhalatmadık. Genç kızların kıyafetine karışıp namuslarına dil uzatmadık. Kimseye sürtük demedik. Mitinglerde Kur’an-ı Kerim sallamadık. Şehit tabutunu kürsü diye kullanmadık. Bayrağı indirtmedik, şehidi gücendirmedik. Şehit anasının da bedduasını almadık. Bir kadına yapılan hakaretin cezasını onu kapı dışarı ederek gösterdik. Şimdi onlardan bekliyorum; Mustafa Kemal Atatürk'ün mübarek annesine hakaret edenlere ne yapacaklar göreceğiz.
İçimizde ve dışımızda yaşanan her olayda tekraren görüyoruz ki önümüzdeki patika sadece bir partinin parti olarak başarılı olmasını, vekil sayısını arttırmasını değil, iktidar olmanın ötesinde de bir yolu göstermektedir. Türk milletinin tarihin bu evresinde yüzleşmek zorunda kaldığı bir yol ayrımı söz konusudur. Kararı ya bizi buna zorlayanlar verecek ya da bu zora direnenler, yani sizler vereceksiniz. Türkiye’yi dünyaya ve değişimlere kapatmayı, dahası Türk milletini kendi içine kapatmayı, kardeşi kardeşten şüphe eder hale getirmeyi arzu edenler ortadadır ve bilinenlerdir. Herkes o şahsiyetleri tanıyor. Düzeni kanunsuzlukla, milli egemenliği birtakım zümre ve yapılarla, bereketi ise kıtlıkla ikame etmek isteyenlerin ikbalini Türk’ün istiklal ve hürriyetten uzaklaşmasına bağladıkları bilinen bir gerçektir.
Türkiye’yi dünyanın gidişatına karşı korumak için değil, o gidişattan faydalanmak üzere ebedi bir zorbalığa mahkum etmek isteyenler ortadadır. Bu sebeple mağlup edilmesi gereken kişilerden önce bu anlayıştır. Asıl birleştirmesi gereken bölünmek istenen zihinlerdir. Yapılması gereken bir hakkın bir hakka tercih edilmesi değildir. Refah yoksa özgürlük olmaz, özgürlük yoksa bağımsızlık kalmaz. Yapılması gereken tek ayrım iyilik ve kötülük arasında yapılması gereken ayrımdır. Hasret kaldığımız ahlakın da susadığımız adaletin de temel kaynağı burasıdır. Millet olmanın şanı, millete dair ortak sorumlulukları taşımaktır. Yapmamız gereken tercih budur. Nasıl bir devlet lazım, biliyoruz. Nasıl bir vatan hayal ediyoruz, biliyoruz. Emeklinin hak ettiğini, gencin istediğini, çalışanın derdini, üretenin değerini biliyoruz. Çünkü değerli dava arkadaşlarım, biz bizi biliyoruz, biz bizi biliyoruz. O sebeple Türkiye’nin içinde bulunduğu tüm olumsuzlukları bir bir aşacak ve partimizi sergilediğimiz yüksek bir performansla Anadolu’nun en kuytu köşelerine kadar taşıyıp orada fikirlerimizi büyük Türk milletinin aziz fertleriyle birlikte paylaşacağız. Bundan sonra oturmak yok!"