Özgür Özel'e "Diplomasız Erdoğan" davası: Erdoğan'ın avukatları diploma istedi diye reddi hakim istedi
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında kendisine yönelik açılan "diplomasız Erdoğan" davasıyla ilgili dikkat çeken bir hukuki gelişmeyi paylaştı. Özel, davanın görüldüğü mahkemede hakimin diploma örneğinin dosyaya sunulmasını talep etmesi üzerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatlarının "hakimin tarafsız olmadığını ve şahsi merak içerisinde olduğunu" iddia ederek reddi hakim talebinde bulunduğunu açıkladı. Yaşanan süreci "fıkra gibi" sözleriyle eleştiren Özel, diploma tartışmasını yeniden kamuoyunun gündemine taşıyarak Erdoğan’a "Varsa diploman mahkemeye sunacaksın" sözleriyle meydan okudu.
CHP Lideri Özgür Özel, partisinin Grup Toplantısı'nda şu ifadeleri kullandı:
Hep beraber yoğun bir haftayı geride bıraktık. İstanbul'da 39 ilçemiz var. 19 Mart'tan sonra 26 Mart Çarşamba akşamı Saraçhane'deki son mitingimizi yaptığımızda bir karar ilan etmiştik. Demiştik ki, "Burayı Ekrem Başkan'ı tutukladılar ama bir seçilmişe, belediye meclisi içinden seçilen bir Cumhuriyet Halk Partiliye emanet ediyoruz. Buradaki 7 günlük zorunlu ikametimiz ve hep birlikte demokrasi nöbetimiz Saraçhane'de bitti.
"TÜRKİYE İTTİFAKI'NIN MENSUBU TÜM DEMOKRATLARA YÜREKTEN TEŞEKKÜR EDİYORUM"
Ama Cumartesi günü Maltepe'ye, yani Anadolu'ya ayak basıp bundan sonra her Cumartesi Türkiye'de bir şehirde ve her Çarşamba akşamı İstanbul'da bir ilçede olacağız. O gün buna başladığımızda birkaç hafta sonra, "Ya yaz gelince ne olacak? O sıcakta üniversiteler boşalınca, İstanbul boşalınca nasıl olacak? Sonbahara gelince, kış geliyor nasıl olacak? Yağmuru, dolusu, fırtınası, karı nasıl olacak?" dendi. Biz dedik ki, "Gerçekten dediğiniz şartlarda miting olmaz. Miting dediğin hava şartlarını gözetir. Miting dediğin katılımın en yüksek olacağı yeri, coğrafyayı, siyasi atmosferi gözetir. Ama biz İstanbul'da her akşam bir ilçede miting yapmayacağız. Biz İstanbullu seçtiğine ve seçme iradesine, yani Cumhuriyetin en önemli kazanımı sandığa sahip çıkacak, seçtiğine sahip çıkacak." Biz orada miting değil eylem yapacağız dedik. 46 derecede yaptık, -4 derecede yaptık. Bir miting, bir eylem sırasında 12 kişinin bayıldığı da oldu. Üzerimize kar yağdı, dolu yağdı da oldu. Ama geçen hafta 39. ilçeyi Ataşehir'de tamamladık istisnasız bir şekilde ve 91. eylemde de Kocaeli'ndeydik.
Hukuksuzluklar, adaletsizlikler, haksızlıklar, tarihin görülmediği bu zulüm... Görmediği bu zulüm ve üzerimize yargı erkini elinde bulunduranların yürütme erkinin emrine girmesiyle birlikte yaptıkları siyasi operasyonlar sürdükçe mücadelemiz devam edecek. Ben İstanbul il örgütümüze, 39 ilçe başkanımıza ve örgütümüze bugüne kadarki mücadeleleri, İstanbul'da katılan milyonlar için Anadolu'da katılan milyonlar için her bir sadece Cumhuriyet Halk Partiliye değil Türkiye İttifakı'nın mensubu tüm demokratlara yürekten teşekkür ediyorum.
"BAKIRKÖY'DEKİ BÖLGE MİTİNGİYLE DEVAM EDİYORUZ"
Tarih bu tarihi mücadeleyi yazacak ve yarın akşam ilçe mitinglerini tamamladık 3. bölge mitingiyle, 3. bölgedeki ilçeler adına yapacağımız Bakırköy'deki bölge mitingiyle devam ediyoruz. 3, 2, 1 diye bölgeleri sayıp 18 Mart akşamı da hep birlikte o tarihi gecede İstanbul'da ayakta olacağız.
"MUHALEFETİN İFTAR SOFRASINDAN KORKAR OLMUŞLAR"
Cumartesi günü İstanbul'da mübarek Ramazan'ın üçüncü gününde Saadet Partisi'nin düzenlediği iftara katıldık. Genel Başkan Sayın Mahmut Arıkan'a bir kez daha teşekkür ediyorum. DEVA Partisi'nin, Gelecek Partisi'nin ve Yeniden Refah Partisi'nin Sayın Genel Başkan yardımcıları ve Genel Başkanları oradaydı. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Genel Başkan vekili oradaydı ve oturduk bir iftar yaptık. İftarda kürsüde siyaset yoktu, sadece Gazze, Filistin vardı. Her konuşan Türkiye'nin özlediği bu güzel masa dedi. İftar bitti dağıldık. Artık iktidarda kalmayı sadece kötülüğe endekslemiş olanlar kendilerinin içinde olduklarını dahi fark etmeden muhalefetin bir arada olmasını, birlikte iftar yapmasını, hal hatır sormasını, beraber Filistin davasına sahip çıkmasını öylesine gözlerini köreltmiş ki kötülük, masadaki AK Parti Genel Başkan vekilini bile görmeden o masaya döndüler ve dediler ki, "Bu iftarı Saadet Partisi yapmadı. Bu iftarı İstanbul Büyükşehir Belediyesi yaptı, onun kaynaklarıyla yapıldı." Tabii bu Saadet Partilileri, Milli Görüş hareketinin sadık savunucularını çok üzdü, biz de çok rahatsız olduk. Aslında sonra da bu tartışmalar sürerken bir Saadet Partili bana böyle tuttu kolumu dedi ki geçen "Genel başkanım, genel başkanım sen onlara bakma. Zaten iftarı İBB kasasından verenler AK Parti'ye gitmişti, kendi cebinden dayanışmayla iftar yapabilenler Milli Görüş'ün Saadet Partisi'nde devam ediyorlar."
Kişiler kendinden biliyor işi ama iktidar öyle zor bir durumda ki meydanlardan korkuyor, tartışmaktan korkuyor, karşıma çıkmaktan korkuyor. Belediyelerimize çöküyorlar "Ya ne yapıyorsun?" diyorum. Gel mesela Aydın'da koyalım sandığı, Aydınlılar karar versin Aydın'ı kimin yöneteceğine. Geçen sefer bir karar verdiler sen tehditle ya bize katılacaksın ya Silivri'ye atılacaksın diye topuklayıp kaçana karşı koyalım sandığı. Gaziosmanpaşa'da koy bakalım sandığı, Hakan'ı mı seçiyorlar yoksa senin o bilmem ne yöntemiyle oraya getirdiğin kabiliyetsizi mi seçiyorlar? Koy bakalım Cumhuriyet Halk Partisi'nden seçilip de sizin tehditle, şantajla, onunla bununla parti değiştirmeye zorladığınız yerlerde sandığı, ondan kaçıyorlar. Emekliden korkuyorlar, işçi sesini yükseltiyor irkiliyorlar, en sonunda muhalefetin iftar sofrasından korkar olmuşlar. Köşe yazarları yazıyor ki "Baktım oraya neyi gördüm?" Neyi gördün? Altılı masayı gördüm, yok üstünde şu vardı altında bu vardı. O masada Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Genel Başkan vekilinin olduğunu dahi göremeyip bir iftar masasından husumet çıkarmaya çalışanlara sözüm şudur: Vallahi de billahi de iyilik kazanacak, kötülük kaybedecek. Helal lokma yiyenler kazanacak, haramzadeler kaybedecek. O masada kardeşliği görenler kazanacak, o masadan düşmanlık çıkaranlar tarihe gömülecek.
"VERGİ HAFTASI UTANILACAK BİR HAFTAYA DÖNÜŞTÜ"
Her yıl Şubat ayının son haftası Vergi Haftası. Bu hafta Vergi Haftası’nın içindeyiz. Tabii bu hafta Türkiye’nin, Avrupa’nın en adaletsiz vergi düzeni olan ülkesi olmasından dolayı kutlanacak bir hafta değil, utanılacak bir haftaya dönüştü.
"HERKESİN İHTİYAÇ DUYDUĞU HER ŞEYDE ÖTV VAR"
Zaman zaman meydanlarda söylüyorum, söyledikçe daha fazla ilgi uyandırıyor. Türkiye’nin AK Parti’nin kara düzenindeki vergi meselesini olabilecek en basit şekilde anlatan bir grafiğimiz var.
Türkiye’de 100 lira vergi toplanıyor. Gerçekleşmesi 65 falan oluyor da, buradan beklediğini alamayınca buradan yüzdeye yansıyor. Bu seneki niyetleri: Dünyanın en adaletsiz vergisi dolaylı vergiler; %62.4. Kim veriyor bunu? Bu işçi kardeşim veriyor, bu elinde çocuğuyla ev hanımı kardeşim veriyor, bu çiftçi veriyor, bu emekli veriyor, hemşire hanım veriyor, doktor hanım veriyor.
Bu vergiler, dünyanın en adaletsiz vergisini toplam verginin %62,5’i. Elektrik yakınca verdiğin vergi, doğalgaza verdiğin vergi, çocuğuna üst baş ayakkabı alırken verdiğin vergi... Parayı verip karşılığında fişi aldığında, parayı verdiğin anda ödediğin vergi %62.5.
Kalanı gelir vergisi. Şuradaki üzgün, maaşının 12 maaşın 3’ünün vergiye gittiği maaşından vergi kesilen herkes veriyor. İçinde bir miktar stopaj var; bankadaki paradan kazanılandan kesilen stopaj gelir vergisinin içinde. Ve maaşlardan kesilen vergi... Bu iki mavi yakalı ya da devlet memuru, maaşından kim maaş alıyorsa ondan kesilen %25.5.
Geriye ne kalıyor? %11 kurumlar vergisi. Bu sırıtan zengin kardeşimden... Esas parayı kazanandan... Dünyada esas vergiyi verenlerden Türkiye’de %11 alınıyor. İşçiden, emekliden, emekçiden, memurdan, çiftçiden alınan vergilerin toplamı %62; kazanandan ve kâr edenden, para kazanandan alınan vergilerin oranı %11. Böyle bir adaletsizliğin içindeyiz.

Ve Türkiye’de ayrıca Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) alınıyor. İlk çıktığında 'lüks vergisi' demişlerdi. Duyunca da şey diye düşünüyorsun; 'E lüks harcama yapanlar çok versin, hiç olmazsa zorunlu harcama yapandan, çocuğuna mont alandan, okul için kırtasiye alandan daha makul vergi alınır.' Şu anda lüks vergisi diye başlayan, adı Özel Tüketim Vergisi olan vergi alınıyor; ne de var? Tırnak makasında var, mutfak tüpünde var, doğalgazda var. Yani olmazsa olmaz, herkesin ihtiyaç duyduğu her şeyde ÖTV var.
Nede yok? Lüks vergisi diye getirdikleri vergi; elmasta yok, pırlantada yok, o hani milletvekilinin -AK Parti Eskişehir milletvekilinin- oyları Eskişehir’de İYİ Parti’den alan, sonra AK Parti’ye kaçan milletvekilinin taktığı o saatin saatinde lüks vergisi yok ama sen gidip de mutfak tüpü aldığında, doğalgaz parası ödediğinde Özel Tüketim Vergisi var.
Türkiye’de vergi öyle bir hale geldi ki anlatılması, farkındalığının yaratılması ve hesabının sorulması belki Türkiye’nin önümüzdeki dönem hem seçimine damga vuracak hem de gelen iktidara kimden vergi alacağını, kimden daha az alacağını, kimi kayıracağını ortaya koyan ilk ve en önemli temenni olacak, görev olacak; o iktidarın birinci görevi bu olacak.
"DÜNYADA BİR TEK TÜRKİYE’DE VERGİSİ TELEFONDAN FAZLA"
Bugünlerde piyasaya gençlerin çok sahip olmak istedikleri bir cep telefonu çıktı, yeni bir model, pahalı bir model. Bu cep telefonunun yurt dışında yarı fiyata satılıyor, Türkiye’de fiyatı 107.999 lira, 108 bin lira. Telefon alıyor ya, doğal devlet bu alışverişten bir vergi alır; %10 alır, 15 alır; dünyada, Amerika’da %8 alıyor, 4’ü eyalete 4’ü merkezi yönetime. Türkiye’de 108 bin liralık telefonun 54.959 lirası vergi, 53 bin lirası telefon. Dünyada bir tek Türkiye’de vergisi telefondan fazla. Telefon alacaksın; 55 bin lira vergi ödüyorsun, 53 bin lira da o dünyanın en gelişmiş her bir gencimizin sahip olmak istediği telefona sahip oluyorsun.
Tabii buna sahip olmak için Türkiye’de o gencin babasının 4 ay çalışması lazım, Avrupa ülkelerinin bazısında 19 gün; bir ay bile değil, 19 gün çalışması lazım. İşte bu telefonda %50 Özel Tüketim Vergisi var (30 bin lira), %20 KDV var, %12 TRT bandrol ücreti var (Neden? Telefondan radyo açar ya da TRT’yi açar izlersen diye 6.400 lira TRT bandrol ücreti alıyor), %1 de Kültür Bakanlığı payı var (530 lira). Toplam 54 bin lira. Ve işin enteresanı, bu ÖTV’den sonra KDV uygulandığı için verginin de vergisini alıyor.
Geçen gün mitingde söyledim; benim memleketim Manisa çok sevdiğim, çok özlediğim, çok anlattığım bir yer. Lidyalılar, şimdiki Salihli’nin Sard mahallesinde -beldeydi mahalle oldu- Sardes’te ilk parayı bulmuşlar. Parayı basmışlar ve ilk kullanmışlar; paranın mucidi Lidyalılar. Sonra Sümerliler vergiyi bulmuşlar; yani bir alışveriş yapıyorsun para kazanıyorsun bunun bir kısmını devlete vermen lazım, bunu bulmuşlar.
Hepimizin övünmesi gereken değilse de birazcık böyle acı acı tebessüm etmesi gereken bir şey; bu konuda en büyük icadın sahibi Sayın Erdoğan. O, vergiden vergi almayı bulmuş. Geçen gün ben bunu söyledim, gençler hızlı şekilde sosyal medyada yapay zekayla birtakım çizimler, karikatürler yaptırıyorlar. Bir köşede Sümerliler vergi topluyor parayla, Sayın Erdoğan da gelmiş; 'O iş o kadar kolay değil, onun da vergisi var' diyor. Vergiden vergi...
Bir cep telefonu alırken Sayın Erdoğan'ın bulduğu yöntemle verginin, vergisinin, vergisinin, vergisi alınıyor. Aynı paraya dört kere devlet bir paranın üzerine üç kez daha vergi koyuyor ve onun sonunda verginin, vergisinin, vergisinin, vergisini alarak bir cep telefonunun parasından, fiyatından daha fazla vergi almanın yolunu buluyor.
Bu adaletsizliği bitirmek için... Maaş alanların, gençler eskiden işe giriyordu, "Kaç para maaş alıyorsun?" "Ya maaşı çok değil ama" bugünkü parayla der ki bir mühendis işe girer, "55 bin lira maaşı ama yılda dört kere de ikramiye var." "Aaa iyiymiş" diyorduk. Güzel, 12 değil 16 maaş. Şimdi öyle işler pek kalmadı, duymuyoruz. Şimdi 12 maaş alıyorsun; o mavi yakalı ya da beyaz yakalı genç kardeşimin 55, 60, 70 bin lira alacağı maaşın üç tanesi vergiye gidiyor. Yani 12 tane maaş alıyor, 9'u cebine kalıyor, üç tanesi vergiye gidiyor. Böyle bir durumla karşı karşıyayız.
"100 LİRALIK ÖZELLEŞTİRME YAPILDIYSA 86 LİRASINI AK PARTİ YAPTI"
Vergi haftasındayız dedik ve vergi haftasında tabii önemli bir farkındalık; hem vergi vermek hem verginin nereye gittiğini görmek. Sağ olsun Gelir İdaresi Başkanlığı'nın sosyal medyası, "Vergi deyince akla ilk ne gelir? Devlet vergi alır ama köprüler yapar, yollar yapar" diye İstanbul'da güzel bir Boğaz Köprüsü fotoğrafını koyarak "Vergi haftası kutlu olsun" demiş. Mesaj şu: Verginle köprü yapıyoruz. Güzel bir paylaşım.
Hemen arkasından, hemen arkasından o köprülerin satılmak üzere bir hazırlık yapıldığını bir kez daha hatırlatmak isterim. Tarihteki tüm kazanımların, yani Cumhuriyet ne yaptıysa bunlar daha sonra özelleştirildi. 1980'lerin sonunda başladı, şu ana kadar 100 liralık özelleştirme yapıldıysa 86 lirasını AK Parti yaptı, %86'sını. Yani AK Parti, Cumhuriyet döneminde kendisinden önce yapılmış her şeyin satışının %86'sını aldı, cebine koydu; güya onlarla bize hizmet edecekti.
Şimdi gelmişler, iki köprünün, Boğaz'daki iki köprünün... Üçüncü köprüyü biliyorsunuz; hem geçiş ücreti çok pahalı hem bizim değil. Herhalde daha 22 sene yapanlar o geçişten para alacaklar, bekledikleri kadar alamazlarsa da aradaki farkı geçiş garantisiyle devlet ödeyecek kendilerine. Ama birinci ve ikinci köprü ve yedi otoyol; devletin yaptığı, şu an bizim olan ve geçiş ücretleri de diğerlerine göre makul olan yerleri satmaya niyet ettiler.
"DEVLETİN YAPTIĞI KÖPRÜ 59 LİRA KOCAELİ'Nİ YALOVA'YA BAĞLAYAN KÖPRÜ 959 LİRA"
Örneğin devletin yaptığı köprü şu an 59 lira. Tayyip Bey'in kendi bulduğu, "Cebimizden beş kuruş çıkmayacak" dediği ama geçiş garantisi verdiği Kocaeli'ni Yalova'ya bağlayan köprü 959 lira. Biri 59 lira, biri 959 lira. Bu ucuz, 59 lira olan geçiş ücretinden, örneğin İzmir'den Çeşme'ye kadar gidiyorsun; rahmetli Özal'ın Semra Hanım'la kaset dinleyerek açtığı, "Koy bakalım Semra kaset, bir keyfimize gelelim" dediği yerde 103 kilometre 59 lira. Bu taraftan Akhisar'aka kadar gidiyorsun, Tayyip Bey'in yaptırdığı yerde 103 kilometre bu sefer 359 lira.
Şimdi bu köprüleri alıp satmaya ve 59 lira olan geçiş ücretini 300-350 lira yapmaya niyetliler. Bu köprülerin dikkatinizi çekiyorum, bu ucuz fiyatlarla yıllık getirisi 600 milyon dolar. Bu ucuz fiyatlarla... Dedikleri gibi beşe, altıya, yediye katlandığında 3-4 milyar dolar olacak. Bugünkü geçiş paralarıyla 600 milyon dolar olan bu köprüleri Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı özelleştirmeye niyetli ve niyet ettikleri para 3 milyar dolar lira. Yani beş yıllık kirasıyla 25 yıllık gelirini satacaklar.
25 yıllık... Beş yılda gelecek parası zaten; birini bu sene alıyoruz, ikincide sen bu işi yapana kadar gelecek sene gelecek. Üç senelik parayı peşin almak için 25 senelik kazancı bırakıyor. Ve işin kötüsü, bıraktıkları 59 liralık köprüyü 359 lira yaparak verdikleri parayı belki de bir senede, 9-10 ayda alacaklar. Kalan zamanda hepimizi kendi köprümüzden geçerken ki alternatifi yok ki bunun; yani İstanbul'da bir bedava devlet köprüsü olur, ikiyi üçü dördü özelleştirirsin, parası olan oradan geçiş yapsın ama olmayana devletimizin hizmeti de bu dersin. Öyle bir köprü yok.
"ŞEYE CEVAP VERİYORLAR, BİR KELİME YOK"
Adam Anadolu yakasında oturuyor, İstanbul'da Avrupa yakasında çalışıyor; mecbur geçeceği köprüye bugün 60 lira veriyor, bence o da saçma ama yarın 359 lira ödeyecek. Bunu söylüyoruz, soruyoruz. Geçen hafta sordum, "Bu soruya net bir cevap ver." Her şeye cevap veriyorlar, bir kelime yok. AK Parti'nin sözcüsünden yok, bakanlarından yok, Sayın Erdoğan'dan bir kelime cevap yok. Belgeleri söyledim, arkadaşlara verdim, basınla paylaştılar.
Basında iki tane belge çıktı; üç ay önceden birisi Karayolları'na diyor ki: "Köprüler, yollar üzerinde bir şeyi özelleştirirsin; tut işte kafeterya, benzin istasyonu, yolun bir kısmı... Onlara baştan yaz ki buralar özelleştirilince sözleşmen bitecektir, tazminat da vermeyiz." diye. İkincisi de diyor: "Yabancı bir şirket gelecek, köprüleri görecek, altyapısını inceleyecek; yardımcı olun, her türlü kolaylığı yapın." Bu belgelere de gık demediler.
"BUNU DUYAN DUYMAYANA DUYURSUN"
Bir değerli gazeteci kardeşimiz bakanı aramış, bakanlığı aramış sormuş, "Satacak mısınız?" demiş. "CHP'nin kuvvetli iddiaları var" demiş. Onlar da demişler ki: "Kesin satacağız diyemeyiz, piyasasını araştırıyoruz." Buradan bu Ramazan mübarek günde Türkiye'deki bütün, bütün vatandaşlarımıza sesleniyorum: Köprülerin satılacağından haberdar olan vatandaşlarımızın oranı anketlere göre %35-40. Bir kere bunu duyan duymayana duyursun. Haberdar olup da köprü satışını destekleyenlerin oranı %10, %90 karşı.
"ALTIN YUMURTLAYAN TAVUĞU YABANCILARA SATMAK İSTİYORLAR"
Ve altın yumurtlayan tavuğu yabancılara satmak istiyorlar. Dediğim gibi adam fiyatı beş katına çıkardığı gün, bir yılda bütün parayı toplayacak; 25 yıl boyunca gelecek paradan hepimiz mahrum kalacağız. Benim ona itirazım şudur: O para bana lazım, o para Cumhuriyet Halk Partisi'ne lazım, o para Türkiye İttifakı'na lazım. Seneye yaparsan 24 sene, öbür sene yaparsan 23 sene o paranın geleceği Cumhuriyet iktidarlarında... Biz o parayla en düşük emekli maaşını asgari ücrete çıkaracağız, sonra bir buçuk asgari ücret yapacağız. Biz o parayla, biz o parayla asgari ücreti yükselteceğiz; oradan zorlanacak olan küçük esnafa, KOBİ'ye, sanayiciye sosyal güvenlik destekleme yardımı yapacağız, destekleme primi vereceğiz. Biz o parayla kanunda %5 yazarken 1 verdiğiniz çiftçiye hakkı olan 5 desteklemeyi ödeyeceğiz. O parayla biz, o parayla biz bu telefonu almak isteyen öğrenciye; ilk telefonunda, ilk bilgisayarında vergi yok kardeşim, bu telefon sana 50 bin lira (yani gerçek fiyatı üzerinden) diyeceğiz.
"SANDIKTA HESABI SORACAK"
O yüzden öyle giderayak bundan sonra göreceksiniz bir iktidarın gidişini muhalefet köylerde ki sağ olsunlar uzun süredir o şekilde gidiyor iş, muhtarın karşıdan gelişinden anlar. Bürokrasiden gelen bilgilerden anlar. Seçmen de iktidar da gidişini giderayak yaptıklarıyla gösterir. Şimdi giderayak 25 yıllık parayı hemen alayım, ha seçim öncesi bir şeyler yapayım belki milleti kandırırım. Milletin o işlere karnı tok da kış geçer, kurt yediği ayazı unutmaz demişler. Bu zor günler geçecek ama bu emekli, bu emekçi, bu öğrenci, bu esnaf, bu çiftçi ettiklerinizi unutmayacak; sandıkta hesabı soracak.
"ŞİMDİ MİLLİ PARKLARA GÖZ DİKMİŞLER"
Bizim Manisa’da çok söylenen bir laf var, üst üste üst üste gelince bunlar der ki: "Ölü bir değil ki yıkayasın, deli bir değil ki bağlayasın." Öyle bir haldeyiz ki sattılar sattılar doyamadılar. Grup başkanvekillerimiz geçen hafta söyledi, rapor geldi ilgili arkadaşlardan; şimdi milli parklara göz dikmişler. Milli parklara... Öyle bir şey ki; Ankara Soğuksu Milli Parkı hedefte, Uludağ Milli Parkı hedefte, Bolu Abant, Trabzon Altındere Milli Parkları hedefte. Ne yapacaklarmış biliyor musunuz? Bu milli parkları giderayak 49 ve 99 yıllığına kiralamak için kanun teklifi getirmişler. Gidiyor, şunu görüyor artık; yolcu durak bas (yolcu dur, Abbas bağlasan durmaz demek istiyor muhtemelen) bağlasan durmaz. Emekli böyle el sallıyor, asgari ücretli el sallıyor. Diyorlar ki artık bu vakitten sonra anketler ortada, görüyorsunuz neler neler oldu. Hızla anketler açıklanıyor, bu ayın anketleri geldi. Biri hariç, o Kasım’da da şimdi de hatta geçen yerel seçimlerden önce bir ay boyunca AK Parti hiçbir İstanbul ilçesini kaybetmiyor diyordu; son gün fark 1 milyondan fazla İmamoğlu lehine değişti dedi. Yani bir ay algı operasyonu yaptılar, sonra 1 milyon dediler 1,5 milyon da farkı yediler. O bir özel şirket, o AK Parti’yi önde bulmuş. Şu ana kadar 7 anket geldi önümüze; Allah’a şükür hepsinde Türkiye’nin birinci partisi Cumhuriyet Halk Partisi.
"GALATA KULESİ’Nİ CENEVİZLİLERDEN KURTARMAK BU AK PARTİ’DEN KURTARMAKTAN KOLAY"
Farkı kiminde koruyoruz, kiminde açıyoruz ama Cumhuriyet Halk Partisi önde. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin gittiği görünüyor, gözü yolda olanlar gözü milli parklara dikmiş. Ya sen düşünsene, sen burada Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidar partisisin, sen işgal ordusu değilsin ki! Demokrasiye inansan bugün gidersin yarın gelirsin. Abant’ı milletin elinden alıp yandaşa vermenin, orman idaresinden alıp, kültür bakanlığından alıp bir takım yerleri yandaşlara peşkeş çekmenin ne şeyi var? Giderayak Abant’ı verecek yandaşa, Uludağ’ı verecek yandaşa, efendim uğraşıyor işte Yerebatan Sarnıcı’nı alacak verecek yandaşa, Galata Kulesi’ni alacak verecek yandaşa... Vallahi bu Galata Kulesi’ni Cenevizlilerden kurtarmak bu AK Parti’den kurtarmaktan kolay, vallahi daha kolay.
"ÇATIR ÇATIR GERİ ALACAĞIZ"
Ama bütün vatandaşlarımıza söylüyorum: Bil ki bu iktidar köprü satıyor, giderayak satıyor. Bil ki Abant’ı satıyor, Yedigöller’i satıyor, Spil’i satıyor, Uludağ’ı satıyor; bil ki gittiğindendir. Aha buradan da alacaklara söylüyorum, alacaklara: Daha bugüne kadar Özgür Özel’in yapacağım deyip de şartlar oluştuğunda yapmadığı bir iş, tutmadığı bir söz yoktur. Buradan söylüyorum, bunlar istedikleri kadar satsınlar; millet bunları gönderip Cumhuriyet Halk Partisi’ni getirdiğinde, Türkiye İttifakı’ni getirdiğinde şimdi ağzı sulananlara söylüyorum; 99 yıllığına o Abant gölünü sizde tutmayız, çatır çatır geri alacağız. Hepsini geri alacağız.
"OTOBANLARDAKİ BÜTÜN GİŞELERİ KIRACAĞIZ"
Önce, önce bu geçiş garantisi falan filan oraya buraya yaptıkları köprüleri, otoyolları bir güzel milletin malı haline getireceğiz. Allah’ın izniyle, Allah’ın izniyle bunlar hani bir gün geçmişte geldiler gücü biraz elde tutunca Balyoz kumpası yapıp balyozu böyle ele aldılar ordunun kafasına vurdular ya Fethullah’la beraber; gün gelecek Cumhuriyet Halk Partisi’nde bir balyoz operasyonu olacak. Alacağız elimize balyozu, otobanlardaki bütün gişeleri kıracağız. Bütün gişeleri! Almanya’da otobanda gişe mi var? Dışarıdan geçene var. Milletin köprüsü millete bedava olacak. O gün gelince biz kıracağız o gişeleri.
Safları ayrıştırın safları! Milletin safında duranlar yan yana dursun. Saflar sıklaşsın, kol kola girsin, omuz omuza dursun. Ama öbür safta da bakan evlatları dursun! Çünkü devir değişiyor, sandık gelecek bakan evlatlarının devri bitecek vatan evlatlarının devri başlayacak!
"AK PARTİ'NİN AKLI NEREDEYDİ 10 SENE ÖNCE CHP BUNLARI SÖYLERKEN"
Ne diyoruz mesela, köprüyü satma diyoruz. Niye? Altın yumurtlayan tavuk kesilmez, satılmaz. Başkasına verirsen tavuğun zaten bugünkü yumurta elinde, ikincisi karnında; üç yumurtaya 25 yumurta verilmez diyoruz. Çok basit. Şimdi köprüyü satma diyoruz, Abant'ı, Uludağ'ı satma diyoruz; zarar ederiz diyoruz, inat ediyoruz satacağız diyorlar. Bakın devletin varlıklarının satılmasının bir faturası hemen çıktı. Benim memleketim Manisa, kalbim Soma'da atıyor biliyorsunuz büyük bir facia yaşadık. Yırca'da ağaçlar kesilirken de 301 evladımız katledilirken de hep Soma'daydık. 86 duruşması oldu 86'sına katıldım. İlk gün 10 bin kişi kapıdaydı, son gün 240 kişi kararı dinledik ama fikri takipten vazgeçmedik. İşte ben o Soma'da yine böyle altın yumurtlayan bir tavuk, belki daha fazlası; Soma Termik Santrali var. Yıllardır çalışıyor, yıllardır para basıyor, yıllardır Soma'yı ısıtıyor. Yıllarca uğraştık işte filtresi düzgün olsun Soma zehirlenmesin diye. Devlet çalıştırırken filtre var, özelleştirilenlerde yok; yapmayın dedik.
Bunlar tutturdular, 2015 yılında Soma Termik Santrali'ni özelleştireceğiz. Dedik yapmayın. Ya kardeşim bu kömür geliyor, elektrik oluyor satıyorsun. Elektriğin alıcısı belli, elektriğin alıcısı var parası peşin. Kömürün alıcısı var parası peşin. Biz niye satalım bunu da başkası para kazansın? Bizim kazandığımız para... Hayır özelleştireceğiz. Yaptılar bir özelleştirme, önünde hiç yoksa 10 kere basın açıklaması yapmışımdır. Yanımda kim var o gün? O gün yanımda avukat Sercan Okur var ilçe yöneticisi, Levent Elbinsoy var o dönemin yeni emekli sendikacısı. Anlatıyoruz yapmayın bunu diye, dinlemediler. Konya'dan işi işte yoğurt, süt, gofret, Torku diye bir şirket. Kıymetli bir şirkettir, kooperatifleri severiz biz; o gün de dedim herkes bildiği işi yapsın. Gelirsiniz buraya Konya'daki kooperatifin üyesinin de parasını batırırsınız, yapmayın dedik. Hayır Torku gelecek... O zaman en büyük desteği AK Parti veriyor. Efendim biraz da Konya kooperatif falan görmüş; Torku gelecek Soma'nın yüzü gülecek, Özgür Özel önümüzden çekil, özelleştirme Soma'yı şaha kaldıracak...
Özelleştirdiler. Yapmayın dedik dinlemediler. Şimdi Soma'da 42 bin kişi soğukta, evler soğuk. Neden? Torku beceremedi, santrali işletemedi, faaliyeti durdurdu. Şimdi karşı karşıya olduğumuz durum şu; bir kere yıllarca pahalı diye devletin taktığı filtreyi takmadı Soma'yı zehirledi. KOAH, kanser hastalığı bilmem ne çalışmaları dünya kadar. Filtreyi takmadılar en başta. Üstüne buradan kömürü alıyor elektrik üretip satıyor ya, aldığı yere Türkiye Taşkömürü Kurumu'na ya bizim kurum, 11 yılda 18 milyar da borcu takmış mı? Türkiye Taşkömürü 18 milyar alacaklı, hepimiz alacaklıyız. Bu diyor beceremedim battım. Soma'da 48 bin kişi soğukta. Bir basın açıklaması gördüm, ben yokum orada; üçümüzdük ya, Sercan Okur orada. Ne olmuş son seçimlerde? Doğruyu söylediği için vaktiyle Soma'nın Şehremini olmuş, belediye başkanımız olmuş o Sercan Okur orada duruyor. Yanında Levent Elbinsoy eski sendikacı, ilçe başkanımız olmuş. Üçüncü de ben vardım satmayın diyorduk. Ben yokum kim oturuyor yanlarında? AK Parti'nin ilçe başkanı Ali Sezer. Soma donuyor buna bir çare bulsunlar ben de bu eyleme destek olmaya geliyorum diyor. Ali Bey ayağına sağlık hoş geldin de bu AK Parti'nin aklı neredeydi 10 sene önce CHP bunları söylerken? Neredeydi aklınız?
"AK PARTİ'Yİ GÖNDERMEK İÇİN SANDIK BAŞINA DAVET EDİYORUM"
Bugün hoş gelmişler sefa gelmişler; Soma Ticaret Odası, Esnaf Odaları, Nakliyeciler Odası, Soma'da kim varsa bugün burada. Bana da gelecekler, partileri gezecekler; aman Soma'nın burası bir daha özelleştirilmesin, satılmasın... Öyle niyetleri de var AK Parti'nin. Soma'nın malı Soma'da kalsın, bunu kamulaştırın diyorlar. Günaydın arkadaşlar, hepinize günaydın. İşte Cumhuriyet Halk Partisi 11 yıl önce bunu söylerken bunları görüp de söylüyordu. Şimdi Soma'nın esnafına borcu takmışlar, Soma'yı soğukta bırakmışlar. Nereden baksan taşıyanın parası kalmış, bilmem nenin parası kalmış, Torku patlamış. Belki o Torku'nun Konya'daki yatırımcısı, Konya'daki ortakları da bu işten zarar görmüş. AK Partililer CHP ile birlikte basın açıklamasına gelmişler, Soma'da haber oluyor. Arkadaşlar milletin menfaatini düşünüyorsanız AK Partilileri CHP haklı çıkınca basın açıklamasına değil, AK Parti'yi göndermek için sandık başına davet ediyorum.
"MADENLER DEVLETİNDİR ANAYASAYA GÖRE, ARKASINDAN DOLANIYORSUNUZ"
Yine Soma'da Polyak madeni. Birkaç ay önce yapmayın dedik etmeyin dedik; Kınık'ta, İzmir'in Kınık ilçesi sınırlarında ama çoğu işçisi Soma'da çalışıyor, oturuyorlar, servis ile gidiyorlar. Polyak'ı sattılar. %70 hissesini Çinli bir firma aldı. Gelmiş direkt, 3.900 işçi var ya; 1.200, 1.700'ünü işten çıkarmış. Direkt. 1.243 işçi de duruyor ama daha Çinli şirketten bir lira maaş nasip olmamış. Yani 1.700 kişi çıkmış, kalan 1.200 kişi de çalışıyor parasını alamıyor. AK Parti iktidarı da dönmüş "Allah Allah nasıl oldu bu iş?" diye bakıyor.
Madenler devletindir anayasaya göre, arkasından dolanıyorsunuz. Santraller, bu kadar karlı ve stratejik işletmeler satılamaz. Oradan kim para kazanıyorsa bu milletin kazanacağı parayı peşkeş çektiniz diye kazanıyordur. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında stratejik hiçbir kurum; santral, rafineri, baraj, stratejik hiçbir kurum satılmayacak. Bu satılmış olanlarda düzgün işleten işlettiği güne kadar... İşletmeyenin tepesine bineceğiz, hepsini geri alacağız, bu milletin yeniden malı yapacağız. Başka çaresi yok.
"ASGARİ ÜCRETİN İFTAR SOFRASI KARŞISINDAKİ ENFLASYONU 18'DEN 7'YE DÜŞMÜŞ"
Şimdi iki haftadır gösteriyorum; Tayyip Bey demiş ya, üç yıl öncesinden "Daha az ekmek alıyorsanız bana beddua edin" diye. Biz de diyoruz ki Tayyip Bey, beddua bizim kültürümüzde yok, ayıplı bir şey, döner kendini vurur. Biz dua ediyoruz senden kurtulalım diye. Üç yılı gösterdim; önce ekmekle gösterdim, pideyle gösterdim, şimdi artık bu salı Ramazan'ın içindeyiz. Bu standart dört kişilik aile, dört kişilik komşularını çağırıyor, birlikte iftar yapıyorlar. Bunu geçen sene de önceki sene de yaptık biliyorsunuz. Fiyatlar aynı yerden alınıyor ve direkt karşılaştırılıyor. Ne var? Mercimek çorbası, pide, kavurma, pilav, cacık, tatlı ve çay.
Tayyip Bey ne diyor? "3 yıl öncesine göre az alıyorsanız beddua edin" ekmeği. 2022'de bu sofra 480 liraya kuruluyormuş, 3 yıl önce. 2023'te, geçen sene 2.530 lira. Bu sene 3.950 lira. 3 yıl öncesine göre dört kişilik ailenin bu menüyle misafir ağırlama maliyeti %723 artmış Tayyip Bey! Ve asgari ücrete oranlandığında; 3 sene önce asgari ücretli bu sofradan 18 tane kurabiliyormuş, bugünkü asgari ücretli 7 tane kurabiliyor. Asgari ücretin iftar sofrası karşısındaki enflasyonu 18'den 7'ye düşmüş. 3 yıl öncesine göre %723'lük bir artış ortaya çıkmış Ramazan sofrasında.

O yüzden, o yüzden önümüzdeki hafta uygun günde -bugün gündemde çok- uzun uzun konuşacağım. Ama mübarek Ramazan'dan, Ramazan geldiğinde seslerin düşmesi, incitici sözlerden geri durmak, kutuplaşmak yerine kucaklaşmak, küsleri barıştırmak, tokun açın halinden anlamak... Ramazan'da aç kaldığın sürece normalde ekmeğe, suya, yemeğe ulaşamayanın halini görmek, onun için yardımlaşmada bulunmak, zekat vermek, fitre vermek... Daha doğrusu kimsenin zekata, fitreye muhtaç olmayacağı bir ülkeyi inşa etmek, bunun için siyaset yapmak, bunu yapabilecek siyasetçilere destek olmak... Çıkacaksa Ramazan'dan bunlar çıkar, husumet çıkmaz.
"BUNUN ÜZERİNDEN BİR KUTUPLAŞMA ÇIKARACAK"
Ama AK Parti'nin kutuplaştırmadan ve vatandaşı birbirine düşürmeden sorumlu bakanı, Milli Eğitim Bakanı; Ramazan mübarek gün, herkesin çoluğu var çocuğu var... Çocuğunun dini eğitiminden aileler sorumlu belli çocuklar belli bir yaşa gelene kadar. O çocuğun ibadetini anası bilir babası bilir, orucunu bilir küçücük çocuk. Bu çocuklara, bu çocuklara onları çetele tutturacak, bunun üzerinden sınıfta ayrılık çıkaracak; esas maksadı gazeteye, televizyona düşecek bir gerilim çıkacak sonra aynı yalana sarılacaklar. Ne aynı yalan? Efendim şöyle söylüyor seçmenin bilinçaltına beyefendiler: "Evet açsın, yoksulsun, işsizsin, güvencesizsin ama tehlike büyük! Oyu bize vermelisin! Onlara verirsen bayrağı indirecekler, onlara verirsen ezanı dindirecekler, onlara verirsen şunu yapacaklar..."
Bu oyunla, bu oyunla emeğini sömürdüğü, alın terini sömürdüğü adamın bir de oyunu sömürüyor, oyunu sömürüyor! Ve onu değiştirtmiyor, açlığa mahkum ediyor, açlığa mahkum ediyor, sefalete mahkum ediyor, bunun üzerinden siyaset kuruyor. Şimdi sandık bugün gelse CHP, yarın gelse CHP, Allah'ın izniyle ne gün gelse CHP... Bunun üzerinden bir kutuplaşma çıkaracak, bunun üzerinden kavga çıkaracak, millete "Ezanı dindirecekler" bilmem ne yapacaklar...
"EMEĞİNİ DE OYUNU DA SÖMÜREN AKP İKTİDARININ SONU GELMİŞTİR"
Onu dediniz, o ezanı okuyan müezzinin maaşına, maaşına alacağı bir banka seçecek, onun üzerinden müezzine para ödenecek. Her banka girse 10 lira, sadece katılım bankalarını sokuyorlar "faiz haram" diye, 2 lira. O müezzinin hakkını Cumhuriyet Halk Partisi'nin milletvekilleri savundu, Genel Başkanı savundu. O ezanı okuyan müezzinin, namazı kıldıran imam efendinin hakkını da sendikasını da sonuna kadar savunan biziz; onun emeğini de oyunu da sömüren AKP iktidarının sonu gelmiştir!
"BİR SEFER DAHA SEÇİM KAYBEDİP BUNLARI BAŞIMIZA BELA ETMEYİZ"
Bir tarafta çıkmış onlar; "Kutuplaşma yapacağız, CHP ile milleti korkutacağız, aç sefil güvencesiz milletin yine oyunu biz alacağız, 5 yıl daha milleti sömüreceğiz..." Bu milleti size 5 yıl daha sömürtmeyeceğiz, o milletin hakkını size yedirmeyeceğiz! Ne Cumhuriyet'ten vazgeçeriz, ne kazanımlarından vazgeçeriz, ne altı okumuzdan vazgeçeriz; ama bu uyanıkların oyununa gelip de bir sefer daha seçim kaybedip bunları başımıza bela etmeyiz!
"AK PARTİ'DEN KURTULACAĞIZ, HUZUR İÇİNDE YAŞAYACAĞIZ"
O yüzden bunlara tepkili, ölçülü, her kelimede dikkatli; gerçek kardeşin emeği sömürülen AK Partili, MHP'li, CHP'li, DEM'li, İYİ Partili'nin kol kola olduğunun, esas düşmanın emek sömürenler olduğunu, dini alet edip din üzerinden siyasetle canım Anadolu'daki namazında niyazında orucunda kardeşimin hem oyunu sömüren hem emeğini sömüren, onları 20 bin lira emekli maaşına bırakan AK Parti olduğunu göreceğiz; AK Parti'den kurtulacağız, huzur içinde yaşayacağız.
"BİZİM ABDESTİMİZDEN ŞÜPHEMİZ YOK Kİ NAMAZIMIZDAN ŞÜPHEMİZ OLSUN"
Bizim Anadolu'daki yaygın deyimle: "Bizim abdestimizden şüphemiz yok ki namazımızdan şüphemiz olsun." Cumhuriyet Halk Partisi'nin Atatürkçülüğünden, devletçiliğinden, milliyetçiliğinden, cumhuriyetçiliğinden, laikliğinden hiç şüphesi yok. Ama buradan kutuplaşma çıkarıp da "CHP'ye karşı bir cephe yapayım, arkamı kalabalıklaştırayım..." Yok öyle şey! Biz senin o arkandakilerle Türkiye'nin geleceğini konuşuyoruz. O emekliyle, o emekçiyle, o gençlerle CHP iktidarını konuşuyoruz. Başörtülüsü de örtmeyeni de her birisi el ele, kol kola; üniversitede de sokakta da Türkiye'nin geleceğini düşleyen gençlerle düşlüyoruz. Ne AK Partilisine ne CHP'lisine, hepsine birden ve beraberce yasaksız bir Türkiye, vizesiz bir Avrupa ve dünyayı hediye ediyoruz. Ne konuşuyorsunuz?
"DÜNYA KADAR İŞLETMEMİZ KAPANABİLİR, DÜNYA KADAR İŞÇİMİZ İŞSİZ KALABİLİR"
Şimdi kritik ve önemli bir konu. Yarın biz iktidarız, bugün başkası iktidar ama herkes ekmeğinin peşinde ve o ekmeği küçültecek bir tehlike var karşımızda. Tehlike var. Avrupa, "Made in Europe" diye yani "Avrupa'da üretildi" diye yeni bir çalışma yapıyor. Ve Avrupa Birliği'ne üye ülkeleri koruyacak, bunun dışında kalan ülkeleri dışlayacak bir hazırlıkları var. Bu konuda Türkiye'nin aslında iyi yönetilse büyük bir fırsatı da var önünde ama böyle kötü yönetilirse büyük bir tehlike var. Eğer ikna olmazlarsa, 4 Mart'taki oylamada Türkiye'yi bu işin dışında bırakırlarsa "Made in Europe", "Avrupa'da üretilmiştir" damgasında Türkiye Avrupa dışında kalacak ve dünya kadar; Bursa'da, Denizli'de, Kocaeli'de, Kayseri'de, Konya'da, Adana'da, Gaziantep'te üretilen ürünlerimiz bütün Türkiye'de artık Avrupa'ya satışında zorluklar olacak hatta hiç alınmayacak. Dünya kadar işletmemiz kapanabilir, dünya kadar işçimiz işsiz kalabilir.
"İŞLETMELERİMİZİ İFLASA SÜRÜKLEMEYİN"
Ama burada, bu "Made in Europe" meselesinde Türkiye; biz aday ülkeyiz, Avrupa'nın en önemli ülkelerinden biriyiz, biz olmasak Asya'ya geçemezsiniz, İstanbul bizim, köprüler bizim, biz buradayız. Avrupa Konseyi'nin kurucularındanız, Avrupa Birliği fikrinin sahibiyiz. Bu AK Parti bu saçmalıkları yapmasaydı yani "Kopenhag kriterlerini Ankara kriteri yaparım" da falan deyip kafa tutmasaydı, "Önce gireceğim" deyip sonra bu kadar antidemokratik işler yapmasaydı, AİHM kararlarına uymamazlık yapmasaydı çoktan girmiştik.
Birleşik Avrupa fikrinin sahiplerinden biri bizi dışarıda bırakamazsınız diye düşünüyoruz. Bunun için Avrupa Birliği'ndeki ülkelerin hükümetlerine birer mektup yazdık Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Üç sıfatla: Ülkenin kurucu partisi, bugünün ana muhalefet partisi, yarının iktidar partisi ve Türkiye'nin birinci partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi olarak diyoruz ki: "Bu Made in Europe işinde bizi sakın dışarıda bırakmayın. Biz yarın iktidar olacağız. İktidarda Avrupa Birliği'ne tam üyelik için hızla koşacağız. Zaten Avrupa'nın üyesi olacağız. Ama bu dönemde Türkiye'de bu ekonomik güçlükler varken, bu sıkıntılar varken bizi dışarıda bırakmayın, bizi işsiz bırakmayın, işletmelerimizi iflasa sürüklemeyin."
"BİR HEYET AVRUPA'YA UÇUYOR"
Bunları Avrupa Birliği'nin başkentlerine iletilmek üzere iki değerli büyükelçimiz ve dış politikadan sorumlu koordinatörümüz; bugün, yarın, öbür gün ve cuma günü Avrupa Birliği büyükelçilerine büyükelçiliklerinde burada bu mektubumuzu teslim ediyorlar. Sayın Genel Sekreterimiz Selin Sayek Böke, Dış Politikadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Namık Tan'dan oluşan, onların başkanlığında bir heyet Avrupa'ya uçuyor. Önümüzdeki oylamanın olduğu güne kadar Selin Hanım, Namık Bey hem Avrupa Parlamentosu'nda birer birer milletvekilleriyle hem çok güçlü olduğumuz oradaki Sosyalist Grup nezdinde, Demokrat Grup nezdinde gerekli çalışmalarda bulunacağız. Ve bu Made in Europe meselesinden sanayicimizin ve dolayısıyla sanayide çalışan işçimizin olumsuz etkilenmemesi için var gücümüzle gayret göstereceğiz.
"TÜRKİYE'Yİ AK PARTİ'DEN İBARET GÖRMEYİN"
Bir kez daha buradan Avrupa'ya sesleniyoruz: Avrupa, Türkiye gördüğünüz hak ihlalleriyle, hukuksuzluklarla, adaletsizliklerle meşgul bir ülke olmanın ötesinde... Yüzyıl önce demokrasiye geçmiş, hepinizden önce kadına seçme hakkını vermiş, bugün genç nüfusuyla bütün potansiyelleriyle Anadolu'daki çok yetkin girişimcileriyle, önemli coğrafyasıyla güçlü varlıklarıyla Avrupa'nın da çıkışıdır. Türkiye'yi AK Parti'den ibaret görmeyin, Türkiye'nin yarınlarında Türkiye'nin kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisi vardır. Bizi Avrupa'nın dışında bırakmayın!
"71 BİNDEN FAZLA İNSAN ÖLDÜRÜLDÜ GAZZE'DE"
Biraz önce söyledim, Saadet Partisi'nin iftarında oturduk, özellikle iç siyasetten uzak durduk ve bir konuda ortaklaştık. Neydi o? 71 binden fazla insan öldürüldü Gazze'de. Bunların çoğu kadın ve çocuktu. Bu konuda değerli genel başkanlar önemli yaklaşımlarda bulundular. Sayın Davutoğlu bu konuda meclis grupları birlikte bir çalışma yapsın dedi, olumlu yaklaştığımızı kendisine ifade ettim.
Kürsüde de hepimizin üzerinde ortaklaştığı önemli bir nokta vardı; o da Filistin'in, Filistinlilerin güvenliği, Gazze'nin, Batı Şeria'nın güvenliği ve bu konuda Türkiye'nin doğru bir yerde durması. Malum Trump, 'Barış Kurulu' diye bir kurul kurdu. Adı barış; düşünün ki Barış Kurulu'nda Filistinliler yok. Kim var Barış Kurulu'nun başında? 'Gazze'yi gördüm, güzelmiş, önü deniz. O şeritte yüksek, güzel oteller yapacağım, kasinolar, kumarhaneler yapacağım. Orası bir eğlence merkezi olmalı, önünde de doğal gaz var. Gazze'yi sevdim, orayı istiyorum' diyen Trump, Barış Kurulu koymuş başına geçmiş.
62 ülke davet etti, aklı başında hemen hemen hiçbir ülke gitmedi. 41 ülke reddetti. Örneğin İspanya, Pedro Sanchez; 'Gazze Gazzelilerindir, siz kim oluyorsunuz? Oranın kararını Filistinliler verir' dedi. Aynı fikirde olduğumuzu ifade ettik, 'gitmeyin' dedik. Adı Barış Kurulu, orada Filistin yok dedik, 'İsrail de yok' dediler. Sonra tam Trump'lık bir iş; önce İsrail'i çağırdığını söylemedi. Tam Barış Kurulu'na millet gitti, yani gideceğini söyledi; aklı başında, güçlü dünya devi ülkeler burada yer almadı. Orta Doğu ülkeleri, kendini Trump'ın karşısında güçsüz hisseden kim varsa oraya gitti. Kendini Trump'a muhtaç hissedenler gitti. Bizimkiler de 'biz de geleceğiz' dedi.
Toplantıya üç gün kala Trump çağırdı Netanyahu'yu. Hangi Netanyahu? Elinde 71 bin kişinin, 40 bin çocuk ve kadının kanı olan Netanyahu. Trump'ın deyişiyle 'savaş kahramanı'. Ya savaş kahramanı nedir? Savaş kahramanı nedir? Bir savaşta başarılı olan birisidir. Filistin'de 71 bin kişi ölmüş, 40 bin çocuk, kadın ölmüş; ona kahraman diyor. Onun o kanlı ellerini tuttu, onu Filistin'in olmadığı 'Gazze Barış Kurulu'na oturttu.
"ERDOĞAN'A OY VERENLERE SESLENİYORUM"
Bakın, aile fotoğrafı çektirmişler. Hakan Fidan, Erdoğan adına katıldı; Gideon Sa'ar, Netanyahu adına katıldı. Aile fotoğrafında birlikteler ve Filistin'in olmadığı bir Barış Kurulu'nda Gazze'ye kasinolar, kumarhaneler yapmaya, Trump'ın hayal ettiği çok katlı otelleri yapmaya, 'Beğendim, o plajda çok güzel turizm olur' dediği, 'Önündeki doğal gazı da istiyorum' dediği Gazze'nin işgal planına Hakan Fidan'la Netanyahu'nun -eli kanlı Netanyahu'nun, savaş suçlusu Netanyahu'nun- Dışişleri Bakanı birlikte katıldılar.
Buradan geçmişte 'Filistin davası bizim davamızdır' diyen, Erdoğan'a oy verenlere sesleniyorum. Köşelerinde 'Efendim, Erdoğan'ın güçlü yanı Filistin' diyenler; al sana Filistin, Erdoğan'ın güçlü yanı! Gazze'yi kana bulayanlarla oturup da 'Gazze'den Filistinlileri süreceğiz, etraftaki beş ülkeye oradan turizm yapacağız' diyenlerle aynı masaya oturanları bu Ramazan-ı mübarek günde milletimizin vicdanına şikayet ediyorum. Milletimizin vicdanına...
İBB SORUŞTURMASI
Şimdi iki önemli husus... İBB soruşturmasına, davasına, yargılamasına damga vuracak ikinci bir husus da Erdoğan ile ilgili tarihî bir itiraf ve bundan sonra hep konuşulacak ve konuşulmasına engel olunamayacak bir gerçek ortaya çıkacak.
Birincisi 19 Mart... Ne dedik? 'Devletin dini adalettir.' Devletin dini adalet sözüne inanıyoruz, iman ediyoruz. Hazreti Ali'nin bu sözünü çok önemsiyoruz. Adalet olmazsa huzur olmaz, refah olmaz. İşte geçen yıl 19 Mart'ta bir sivil darbeye kalkıştılar. Cumhurbaşkanı adayımız, Karadeniz'in evladı, Trabzon'un evladı Ekrem İmamoğlu'na bir akşam gittiler diplomasını iptal ettiler. Neden? Nerede kullanılıyor diploma? Cumhurbaşkanı adaylığında. Başka bir yerde kullanılmıyor siyasette.
Sonra ertesi sabah evine gittiler, 'terör soruşturması' dediler, götürdüler. Terör neymiş? Terör örgütlerine destek vermişmiş, yalan olduğu çıktı uçtu gitti. Ne dediler? 'Ajan' dediler, 'casusluk' dediler, FETÖ gibi ne bulsa söylüyor. Onun pespaye olduğu işler gitti daha konuşan yok. Ne dediler? 'Bir uçak var peşine düştüm...' Uçağın bir AK Partiliye ait olduğunu, kiralayanın AK Parti olduğunu... Adam dedi ki; 'Biz Reisçiyiz, İmamoğlu'na uçak muçak kiralamadık.' Yok 'bu uçağın içinde onlar oldu bunlar oldu' dediler. Her türlü rezilliği göze aldılar hiçbirisinin arkasında duramadılar.
Tutuyorlar ne diyorlar? 'Efendim, İstanbul Büyükşehir Belediyesi 560 milyar lira yolsuzlukla karşı karşıya.' İddianame ortada, 560 kuruşluk iddiayı ispat edecek kanıt yok. Ama baştan sona her şeyi saymışlardı. Şimdi, Allah'ın sopası yok, böyle gösterecek varlığını... İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Sayıştay'ın yaptığı denetimler ve elimde, Sayıştay'ın kendi yaptığı ya da talebiyle İBB'nin ilgili birimlerinin ayrı ayrı çıkardıkları yazılar var ve yazılarda her iddia ilgi tutulmuş, her talep ilgi tutulmuş, sayfalarca her birinin sonu aynı bitiyor.
İki bölüm var. Bir AK Parti'nin yönettiği bölümle ilgili Sayıştay saptamaları ve sonuçları... Ayrıca Sayıştay değil; iç denetim, dış denetim ne varsa; 'kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmalinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucu kamu zararı oluştuğu kanaatiyle 56 adet muhtelif tarih ve sayılı inceleme, soruşturma ve tevdi raporu düzenlendiği...' AK Parti'nin yönettiği dönem. Biliyorsunuz bunları Ekrem Başkan çıkardı, Soylu gitti aldı 'ben yürüteceğim soruşturmayı' dedi, üstüne oturdu daha haber yok. 56 muhtelif tarih ve sayılı incelemede soruşturma ve tevdi raporu düzenlendiği... soruşturma izni verilmemesi yüzünden ilerleme sağlanamadı.
Bu CHP dönemi arkadaşlar, CHP dönemi: Hazine Maliye Bakanlığı'nın başmüfettişleri, Ticaret Bakanlığı başmüfettişleri ve Mali Suçları Araştırma Komisyonu MASAK uzmanları tarafından 2022 yılından özel teftişe tabi tutulmuş; ayrıca yine İBB, İSKİ, İETT, 2020-2025 arası tarih aralığında işleme tabi tutulmuş olup, yapılan özel ve genel teftiş neticesinde düzenlenen raporlarda bir kamu zararı tespitine yer verilmediği görülmüştür.
Hazine Maliye Bakanlığı başmüfettişleri, Ticaret Bakanlığı başmüfettişleri, Mali Suçları Araştırma Kurulu uzmanlarının 2022 yılından bugüne genel iş ve işlemleri özel teftişe tabi tutulmuş; ayrıca yine İBB, İSKİ, İETT'nin 2020'den bugüne tarih aralığında gerçekleştirdiği genel iş ve işlemleri İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri tarafından genel teftişe tabi tutulmuş olup, yapılan özel ve genel teftiş neticesinde düzenlenen raporlarda kesinleşmiş bir kamu zararının tespitine yer verilmediği görülmüştür. CHP dönemi, AK Parti dönemi!
Bütün gazeteci arkadaşlara sesleniyorum; basın birimimizden Adalet ve Kalkınma Partisi dönemindeki 56 meseleyle buradaki bu raporların ayrı ayrı her birisi için imzalı raporlarını temin edebilirler. Resmî yazıyla bu İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından valiliğe, mahkemeye ve ilgili her yere de yollanıyor. Hepsinin de kanıtları burada. Denetimleri Özgür Özel yapmadı. Denetimleri Cumhuriyet Halk Partisi grubunun teftiş kurulu yapmadı. Bu denetimleri Hazine Maliye Bakanlığı yaptı, MASAK yaptı, İçişleri Bakanlığı yaptı, özel teftiş kurulları yaptı. Bir kuruş kamu zararına rastlanmadı.
Şimdi Erdoğan'a şunu söylemek lazım; diyordu ya 'adamlar parayla yakalanmış, dört bakan, çocukları... sıfırlayalım mı sıfırlayalım olmuş'. Şu anda bir tanesi büyükelçi olanın elbise torbasından, öbürlerinin ayakkabı kutularından milyon dolarlar çıkmış. Önce 'FETÖ koydu' demişler, sonra faiziyle geri istemişler. Seçim olmuş, yerel seçimi kazanmış, e ne oldu bunlar? 'Milletimiz bizi sandıkta affetti, akladı' demişler. Burada başbakanlara 'hırsızlık yapan kardeşim olsa kolunu keserim' demiş, onun kafasını kesmişler sırf burada yüce divan yolunu açacak diye. Ve o günden sonra Erdoğan'ın temel savunması: 'Devlet kasasından çıkmıyorsa çalınan bir şey yoktur.'
Yargılama başlamadan önce devletin, milletin, İBB'nin kasasından bir kuruş çıkmadığı ortada. Efendim suç? Suç şu: kreş yapılacak, AK Parti döneminde adam gelmiş bir şey istiyor, gel bakalım bir %20, 10... 10 onun payı, 10 şunun payı... Bunlar bitmiş, bak orada 56 tanesi ispatlı şahitli. Cumhuriyet Halk Partisi'nde tövbe haşa! Allah'ın kulu cebine bir kuruş koymamış, 'yapacaksan kreş yap' demiş. 'Kreş yapma suçu' var, 'kreş yapma'. 'Okul yap' demiş, 'caminin içini donat' demiş, 'biz buraya yurt yaptık, televizyonlarını da sen al' demiş.
Bir kuruş, bizden birinin cebine bir kuruş girmemiş ama fakir öğrencilerin kreşi donatılmış. Yani AK Parti'nin yandaşları ya da bozuk tohumun babası cebini doldurmamış da garibanın lehine bir şey olmuş. Oradan, efendim iş adamı diyor ki 'E beni zorladılar kreşi ondan yaptım'. E seni zorladılar milletin cebini doldurdun. Burada kreşi zorla mı yaptı, gönlünden mi yaptı? Anasının ismini vermişsin oraya. Hiç bunları bilmem ne, gırtlağına çöktüler, 'malına çökeriz at imzayı' dediler. Aha, onlar oraya 'ben kreşin içine bilmem neyi zorla yaptım' dedi, irtikap suçu icat edecek de oradan bizi yargılayacak. Aha bak, kimse zorlamadan devletin müfettişleri imza atmış: 'Kamunun bir kuruş zararı yok' diyor, 'kamunun bir kuruş zararı.'
"DİPLOMASIZ ERDOĞAN" DAVASI
Şimdi, bu 19 Mart'tan sonra ben meydanlara gidiyoruz ya otobüsle... Hatta işte güzel tezahürat olursa hep birlikte müzik çalıyor şey yapıyoruz falan. 19 Mart'tan sonra bu üniversite öğrencileri, sağ olsun kardeşlerim, sürekli slogan atıyorlar. Slogan ne? 'Diplomasız Erdoğan'. Hep birlikte bağırıyorlar. Ben de bir yerde iştirak etmişim, daha doğrusu şöyle oluyor: Bir grup üniversite öğrencisi bağırıyor, buradan birileri başka bir şey bağırıyor, 'hak, hukuk, adalet' diyor bu taraftaki, burası 'diplomasız'. 'Durun' diyorum 'sırayla' diyorum, dönüyorum 'söyle' diyorum, ben de diyorum ki 'Diplomasız Erdoğan'.
Erdoğan buna dava açtı. 'Efendim, ben diplomasız Erdoğan sözü bir iftiradır, hakarettir' dava açtı. Bizim avukatlara dedim ki 'Ne olur?'. 'Valla bundan hakaret olmaz ama kanıt sunarlarsa, sen diploma yok dedin diplomamız var derlerse, bu düzende hani bir ceza olabilir de...'
Bakın, Türk Milleti adına talep eden Recep Tayyip Erdoğan, karşı taraf Özgür Özel... Diyor ki; Ankara 44. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin bu sayılı esas dosyasında davacı Recep Tayyip Erdoğan vekilinin 'redd-i hakim' talebinde bulunmuştur diyor davacı. 'Redd-i hakim', hakimin reddi talebi... Diyor ki; 'bu davayı bundan sonra bu hakim göremez.' Sebebi... Önce söyleyeyim göstereyim. Hakim orada, bizim avukat orada -canım benim gencecik bir kardeşim- burada da Cumhurbaşkanı'nın avukatları... 'Efendim' diyor bunlar, bunların diyor müvekkili Özgür Özel müvekkilimiz Recep Tayyip Erdoğan'ın diplomasının olmadığını söylüyorlar. Benimki de diyor ki: 'Var mı? Varsa dosyaya sunun.'
Arkadaşlar fıkra bu kadar değil, erken gülmeyin. Hakim diyor ki: 'Ha, ne diyorsunuz?' diyor. Bunlar diyor ki: 'Diplomamız vardır çünkü Cumhurbaşkanlığı için diploma lazımdır.' Hakim de diyor ki: 'Sayın Erdoğan'ın diplomasının dosyaya sunulmasına.' Bunlar diyor ki: 'Hayır, sunmak zorunda değiliz.' Ya diyor ki; bu diyor ki diploman yok, sen diyorsun ki var, diyor ki göster, hadi göster!
"BİZDEN DİPLOMAYI TALEP ETMEYECEK BİR HAKİM GELSİN DİYORLAR"
Kusura bakmayın ama fıkra bu kadar da değil. Erdoğan'ın avukatları diplomasının mahkemeye sunulmasının istendiğini anlatıyorlar, tam bu dediklerimi anlatıyorlar. Hakimin de diplomasının dosyaya sunulmasında ısrarcı olduğunu... Bakın; 'hakimin konuya ilişkin şahsi bir şüphe ve merakının olduğu, dolayısıyla tarafsız olmadığını ortaya koymakla hakimin konuya ilişkin şahsi bir şüphe ve merakının olduğu ve dolayısıyla tarafsız olmadığını belirterek hakimin reddini istiyorlar, reddini!' Bizden diploma istiyorsa özel bir merakı vardır, tarafsız olamaz, bizden diplomayı talep etmeyecek bir hakim gelsin diyorlar.
Karar, karar, karar: 'Davacı vekilinin redd-i hakim talebi hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına, talebin mahiyeti gereği harç alınmasına yer olmadığına, iş bu kararın bir örneğin eklenerek dava dosyasının mahkemesine iadesine.' Tayyip Erdoğan'a söylüyorum: Ben sana 'diplomasız Erdoğan' demişim, sen bana mahkeme açmışsın. Avukatım demiş 'dosyaya sunsunlar', avukatın demiş 'sunamayız'. Hakim de demişse 'varsa diploman sunacaksın'. Sayın Erdoğan, varsa diploman o mahkemeye sunacaksın!
"DİPLOMASINI HİÇ GÖRMEDİĞİMİZ BİRİSİ DİPLOMAYI MAHKEMEYE VEREMİYOR"
Biz bugüne kadar Ekrem Başkan'ın diplomayla ilgili hem kendi açtığı idare mahkemesi davalarına hem de kendisi hakkında açılmış birtakım suçlayan, sahtecilik falan davalarına gittik. Ekrem Başkan böyle neredeyse bu kürsü kadar beyaz kağıtlara diplomasını basmış. Diploma almak için yazdığı dilekçeyi basmış, olur yazısını basmış, kendinden bir yatay geçiş yapanları basmış. Kıbrıs'taki üniversiteden İstanbul Üniversitesi işletmeye yatay geçiş yapmış. İki dersi hariç -İnkılap Tarihi, Türkçe falan- geri kalan dersleri de baştan almış. Çünkü demişler ki; 'biz daha kapsamlıyız, bizim üniversitemiz'. 4 yıl boyunca bu derslerin tamamını vermiş, mezun olmuş; anasının ak sütü gibi helal, alnı açık diplomayı böyle havaya kaldırıyor 'Hakim Bey diplomam burada' diye.
Karşısında diplomayla başvurması gereken ama diplomasını hiç görmediğimiz birisi diplomayı mahkemeye veremiyor. Bundan sonra artık milletin vicdanında Ekrem İmamoğlu'nun diploma davası düştüğü gibi, diplomasını görmezsek Recep Tayyip Erdoğan'ın da diploma davası milletin vicdanında görülmeye başlayacaktır
"SENDEN KURTULMAK İSTEYEN BU MİLLETİN EVLATLARI KUŞATTI CHP’Yİ"
Dünya kadar hakaret bu işleri örtmez Sayın Erdoğan. Ramazan mübarek gün; yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet çeteleri, beceriksizlik, liyakatsizlik bilmem ne CHP’yi kuşatmışmış. CHP’yi kuşatan bir şey varsa, senden kurtulmak isteyen bu milletin evlatları kuşattı CHP’yi. Senden kurtulmak isteyen bu milletin evlatları!
Geçen sene sen bize saldırdığında üyelik kaydını açtık, 'İsteyen gelsin oy kullanmak için üyelik lazım' dedik 500 bin kişi geldi. 23 Mart günü dayanışma sandığı koyduk 15,5 milyon vatan evladı geldi. Millet o dayanışma sandıklarına karnında üç aylık hamile kadın bebeğiyle koşuyor çocuğun geleceği için; iki elinde iki baston böyle kambur olmuş teyzem koşuyor memleketin yarınları için; sen dönüyorsun 'Efendim CHP onla kuşatılmış, bunla kuşatılmış.'
"BURAYI BOMBALAYAN ADAMLARIN ALTINA F-16’YI SEN VERDİN
FETÖ’yle kuşattın memleketi FETÖ’yle! Burayı bombalayan adamların altına F-16’yı sen verdin. Milletin evlatlarını ezen tankların mazotunu birlikte doldurdunuz. FETÖ kuşattı bu memleketi hiçbir şey olmadı. 17-25 Aralık’ta paralar fışkırdı, faiziyle geri aldınız. İrtikap desen, yolsuzluk desen hepsinden ilgili bütün yargılamalardan dokunulmazlık yoluyla kurtuldunuz. Şimdi gelmişsiniz diploması ortada, yaptığı işlerin hiçbirinde kamu zararı olmayan birisini sırf onu yenemeyeceksiniz diye Silivri’de tutuyorsunuz; sonra da dönmüş 'CHP’yi o kuşatmış, bu kuşatmış.' Gel bakalım, çıksın meydana seçmenler, kuşatsınlar sandıkları, versinler kararı; sen mi yönetesin istiyorlar, biz mi yönetelim istiyorlar? Hadi hodri meydan bakalım! Kim kimi kuşatmış?
"O GÜN GELDİĞİNDE BU MEMLEKET SİZDEN KURTULMUŞ OLACAK"
Önümüzdeki pazartesi 350 çalışma arkadaşımızla, 2 Mart günü milletimizin huzurundayız. Bu ülkeyi yarınlarda nasıl yöneteceğimizi çalıştığımız; önce partinin programı vardı, şimdi cumhurbaşkanlığı aday ofisinde hükümet programı... Hükümet programında öne çıkacak vaatler, politika kurulu başkanlarımız, onların çalıştığı 135 kişi, onların üretimlerini sahaya taşıyacak 350 kişi ve 81 il başkanımızla şimdi Türkiye’nin en büyük propaganda ordusu; ama milletimize yapacağımız çağrıyla dünya siyaset tarihinin en uzun seçim kampanyası, en kalabalık seçim kampanyası... Ve 19 Mart’ta demiştim; 'Gerekirse 1000 gün kampanya yapacağım ama arkadaşlarımı sana teslim etmeyeceğim, bu memleketi senin elinden kurtaracağım.' O kampanyanın, bin günlük kampanyanın 350 günü geçti, geriye kaldı 650 günü. O gün geldiğinde bu memleket sizden kurtulmuş olacak.
"1500 ODALI SARAYDA UYKU UYUYAMAYANLAR VAR"
Ama bunu görüyorlar ya, Cumhuriyet Halk Partisi iktidara yürüyor; tüm saldırılara aldırış etmeden geleceğe yürüyoruz. 12 metrekarelik hücrelerinde dimdik duranlar var, dimdik! Çalışanlar, üretenler, iktidara hazırlananlar var. Bir de 1500 odalı sarayda uyku uyuyamayanlar var, uyku uyuyamayanlar! Aynı sesle uyananlar var. Ne o ses? O ses şu: 'İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder. İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır.' Vallahi uyuma! Aynen öyle olacak! Uykuna ne giriyorsa, seni ne uyandırıyorsa o ses doğru.
"AKLI BAŞINDA HİÇBİR CHP’Lİ BU MECZUPLARLA İLGİLENMESİN, İKTİDAR YÜRÜYÜŞÜMÜZLE İLGİLENİN"
İşte bizle siyasi rekabet edemeyecek olanlar yargı kumpaslarıyla saldırıyorlar. Bunlardan bir tanesi de yıllardır süren kurultay davası. Esas mesele Bursa’da meczubun biri -sonradan içeri girdi ne rezillikleri olduğu, ne sabıkaları olduğu çıktı- Bursa İl Başkanımıza iftira atıyor. O da buna dava açıyor. Bursa’da davayı göreceğine 'E bu bir siyasi parti davası Ankara’da görülür' buraya yolluyor. Efendim, İstanbul’da açılan davalar falan filan hepsine onama, red, buna takipsizlik... Burada bir kurultay davası... Burada geçmişte meczuplaşmış bir eski, AK Parti’nin eskisi, bizim de utandığımız, üzüldüğümüz bir süreçte aday gösterdiğimiz birisi... Vıcık vıcık her tarafından akan birisi tutmuş bir avukat yollamış, iki yıldır konuşuyorlar. Bizim arkadaşlar bana soruyor 'Bir şey olacak mı?'. 'Ya ne olabilir?' diyorum, 'ne olabilir?' Herkes salonda, hepimiz birbirimizin şahidiyiz. Karnımızı ağrıtacak bir şey yemedik asla... E bunlar nerede bir meczup, nerede bir deli, nerede bir manyak, nerede bir şuursuz, nerede bir hırsız, nerede bir tacizci getirip dinle...
Ya bir tanesi geçtiğimiz hafta Özgür Başkan’a soruyor; 'E' diyor 'sen billboard giydirmişsin.' Diyor ki 'Ya ne billboardu? O dediğin şey var öyle bir hikaye, isteyene ispatını koyarım; İstanbul İl Başkan adayıyken, burada değil.' Böyle bir sürü yalan dolan, hepsi dinlendi. Bu pislik adamların ifadelerinde bugün bütün gazeteler şöyle çıktı; çeşit çeşit gazete: 'Mış, muş, müş; duydum mış mış davası bilmem ne oldu.' Dün bunlara soruyorlar, hakim soruyor; dün ve bir önceki duruşmada: 'Duydum.' 'Kimden duydun?' Cevap: 'Unuttum.' 'Gördüm.' 'Nerede gördün?' 'Kendim görmedim, görenden duydum.' 'Kimdi o?' 'Onu da unuttum.'
Bakın; 'Gördüm.' 'Nerede gördün?' 'Yok görmedim, görenden duydum.' 'Kimdi o?' 'Onu da şimdi unuttum.' diyor. Böyle, böyle, böyle... Bu mahkeme artık belli, bizim avukatlar diyor ki; 'Karara gidiyor, beraat bitti falan...' O meczubun, vıcık vıcık meczubun pısırık avukatı dönüyor diyor ki; 'Bir dakika, bir dakika!' Çünkü bitmiş, o kadar şahit dinletmiş, 'mış muş' olmuş bilmem ne... 'Bunu İstanbul’daki Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı mahkemeye yollayın, orada birleşsin. Sorun onu.' Mahkeme başkanı da sormuş ona: 'Efendim, bu mahkeme birleşsin.' Burada Sulh Ceza Mahkemesi mi Ali Mahir kafa salla, ha? Asliye Ceza Mahkemesi... Bakıyorum gözüne bakıyorum bir şey yapmasın. Asliye Ceza Mahkemesi... O mahkeme Ağır Ceza Mahkemesi. Bu mahkeme siyasi partilerle ilgili bak 'mış muş' değil, böyle kanıtı koyacak; bir yıldan üç yıla... Bu suçu ilk kez işliyorsa... Kanıt koyacak ha! Dekont koyacak, buradaki adama bir yıldan üç yıla ceza verebiliyor. Hiçbir alakası yok konuyla. Burada diyor ki 'Bunu birleştirseniz.' Buradaki de şöyle bir şey var maalesef, ne istense yapacak çünkü tepeden bakıyorlar. Kanıt çıksa ceza verecek veremiyor; beraat verecek... 'E peki sen bunu yolla.' Ya Ankara’da görülsün diye Bursa’dan Ankara’ya yollanmış dava... Ali Mahir bakıyor, bu bana bazen diyor ki 'Bu eczacılığı okurken arada hukuk fakültesine kaçak mı gittiniz?' Doğru mu Ali Mahir? Bursa’da görülen davayı benle ilgisi yok, siyasi parti davaları Ankara’da görülür diye buraya yollanmış; İstanbul’da böyle bir dava açılsa buraya geliyor. Bu meczup diyor ki 'Bu davayı yolla bir bakalım onlar görür mü?', o da diyor ki 'Bu taraf istiyorsa, yukarı taraftan da bakıyorlar bir soralım bakalım İstanbul istiyor mu?'
Şu kadarını söyleyeceğim; kimse ama kimse bu iktidar yürüyüşümüzü bunlar mani mi olacak? Partinin davasında bir şey mi olacak? Yok butlan mı olacak, şutlan mı olacak? Bak bir şey söyleyeyim; ilk gün dediğimi diyorum: Sonuç alınabilecek hiçbir şey olmadığından süreç boyunca o konuşacak, bu konuşacak. Aklı başında hiçbir CHP’li bu meczuplarla ilgilenmesin, iktidar yürüyüşümüzle ilgilenin. Hiç kimse bizi tutamaz. Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye İttifakı iktidara yürümektedir. Bütün mesele bundan ibarettir.
Son sözüm şudur; dedin ya Sayın Erdoğan, dedin ya Sayın Erdoğan: 'Bu gidişin önünde duramazsın Özgür.' Senin gidişinin önünde ben değil, dünyanın en büyük barajları duramaz. Sen gidiyorsun Erdoğan! Ama sen de bu gelişin önünde duramazsın, bu gelişin önünde! Gazi’nin partisi, Atatürk’ün partisi, halkın partisi, milletin umudu olmuş Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar yürüyüşünü durduramazsın Erdoğan! Ne sen, ne iftiracıların, ne de yargı kolların başkanın! Yolumuz açık olsun arkadaşlar! İktidara gidiyoruz!"