Hüseyin Çelik'ten otoriterleşme tepkisi

AKP'nin kurucularından Bülent Arınç'a verdiği destekle gündeme gelen eski AKP'li Bakan Hüseyin Çelik partisine eleştirilerde bulundu ve parti programının uygulanması gerektiğini söyledi. Çelik, "Bizimkilerin anlamadığı ya da anlamak istemediği bir şey daha var. Otoriterleşme zıtları birleştirir. Birbiriyle bir araya gelmesi mümkün olmayanları otoriterleşme bir araya getirir" dedi.

Yayınlanma:
Güncelleme: 02 Temmuz 2022 11:14
Hüseyin Çelik'ten otoriterleşme tepkisi

AKP iktidarının en uzun görev yapan Millî Eğitim Bakanı Prof. Dr. Hüseyin Çelik, bakanlık döneminde yaşadıklarını ve

AKP üyeliği devam eden, ancak uzun süredir etkin bir görevde bulunmayan Çelik Gazete Duvar’dan Serkan Alan'a hem kitabını anlattı hem de güncel siyasi tartışmaları değerlendirip iktidarın bazı uygulamalarına dönük eleştirilerini dile getirdi.

Son dönemde iktidarın politikalarına dönük eleştirilerinizi dile getiriyorsunuz. CHP’li Canan Kaftancıoğlu’na yönelik yargı kararı ve İsveç ile Finlandiya’nın NATO üyeliğine dönük tutum bu eleştirilerden örnekler.

Sayın Canan Kaftancıoğlu’nun Sayın Cumhurbaşkanı’na ve merhume annesine yönelik yıllar öncesinde paylaştığı tweetlerini çok yanlış ve gayrı ahlaki buluyorum. Varsayalım bugün bu hakaretleri yaptı, hakaret davası açarsınız. Bu çoğunlukla tazminat davasıdır. Bu, onun siyasetten menedilmesi anlamına gelmez. Siz yargı ve yargı kararlarıyla siyaseti dizayn etmeye çalışırsanız, şartlar değiştiği zaman siz kendi yaptığınızla baş başa kalırsınız. Siyaseti bu şekilde şekillendirme çabaları tarihimizde bolca vardır ve her zaman ters tepmiştir. Benim söylediğim mantığın gereğiydi.

'Tayyip Bey’i yasakladılar Başbakan, şimdi de Cumhurbaşkanı oldu'

Sayın Erdoğan’ın önünü kesmek için Sayın Vural Savaş, Sayın Sabih Kanadoğlu, Yargıtay… Herkes seferber olmadı mı? Cezaevine de gönderildi. Peki sonuçta ne oldu? 12 Eylül rejimi merhum Ecevit’i yasakladı partisini kapattı, Ecevit geldi Başbakan oldu. Sayın Demirel yasaklandı, Demirel sonra Başbakan, Cumhurbaşkanı oldu. Sayın Erbakan’ı yasakladılar Başbakan oldu. Tayyip Bey’i yasakladılar Başbakan, şimdi de Cumhurbaşkanı oldu. Bunun yanı sıra kapatılan partiler. Eski Refah Partisi’nin siyasetten menedilen birçok ismi siyasete geri döndüler. Sayın Kaftancıoğlu’nun ideolojisine karşı bir insanım. Onunla aynı safta olamam. Fakat onunla aynı safta olmamam, aynı dünya görüşünü paylaşmamam ona yapılan bir yanlışlığa ve haksızlığa suskun olmam gerektiği anlamına gelmez.

Kapatma davaları tepkisi

AK Parti’ye dönük de kapatma davası süreçlerini 2008 yılında yaşadık.

Eğer kabul edilseydi ben de siyasi yasaklı olacaktım.

Bugün biz siyaseten yasakları konuşuyoruz. HDP’ye yönelik kapatma davası devam ediyor.

HDP’nin kapatılmaya çalışılması akla ziyan bir şeydir. Bu kabul edilebilir bir şey midir? Türkiye’de 5-6 milyon oy alan bir partiyi kapatmak istiyorsunuz. Kapatınca ne olacak? Ben AK Parti Sözcüsü iken de o zaman DTP’nin kapatılması gündemdeydi. Ben o zaman da "Ne olacak. Alfabede harf mi yok? P sabit diğerleri değişken" dedim. Aynı bina tabela iniyor tabela kalkıyor.

'Türkiye bir partiler mezarlığı'

Bakın kurumlar suç işlemez. AK Parti’nin geçmişten bu yana duruşu buydu. Kurumlar suç işlemez şahıslar suç işler. Siz Gazete Duvar’da çalışıyorsunuz. Hukuken yanlış bir yazı yazdınız, hukukun gerektirdiği şekilde cezalandırılmalısınız. Yazı İşleri Müdürü’ne de ceza verebilirsiniz. O internetteki Gazete Duvar’ı cezalandırmak, kurumun kendisini cezalandırmak askerde atış yapmayan tankları cezalandırmak gibi bir şey. Türkiye bir partiler mezarlığıdır. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’ndan bugüne kadar... Parti kapatarak karşı olduğunuz siyasi hareketlerin önüne geçemezsiniz.

'Parti kapatmanın Türkiye’nin gündeminden çıkması lazım'

Demokrat Parti bir çeşit Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrası’nın devamıdır. Demokrat Parti geldi devletin ta kendisi olan CHP’yi tarihe gömdü. Refah Partisi’ni kapattınız ne oldu? Fazilet oldu, SAADET oldu, yarın onu kapatın başka bir isimle çıkar karşımıza. Öncesinde Milli Nizam ve Milli Selamet Partileri de kapatılmıştı. İsim değiştirerek şahıs değiştirerek yoluna devam ediyor. Tabii bu şu anlama da gelmiyor. Bir partinin mensupları terör örgütü sözcüsü haline gelirse, terör örgütüne güzellemeler yaparsa, irtibatları tespit edilirse Türkiye Cumhuriyeti kanunları çerçevesinde bu şahıslar hakkında gereken elbette yapılmalıdır. Ama parti kapatmanın Türkiye’nin gündeminden çıkması lazım.

'Kral çıplak'

AK Partili Bülent Arınç’a yönelik desteğinizi katıldığınız yayınlarda ifade ettiniz. Arınç’ın "Kral Çıplak" sözleri AK Parti kanadında tepkiyle karşılanmıştı. Bu desteğin ardından size yönelik de tepkiler geldi mi?

"Kral çıplak" ifadesinin tarihi arka planını biliyorsunuz. Burada ukalalık edip tekrar onu söylememe gerek yok. "Kral çıplak" demek hamamda kral görüntülendi anlamına gelmez. Bu bir paparazzi ifadesi değil. Eğer bir gerçeklik varsa, birçok insanın ifade etmekten çekindiği, korktuğu, şu ya da bu nedenle dillendirmediği şeyi söylüyorsanız, buna “kral çıplak" denir.

'Dile getirmek 'kral çıplak' demekse kral çıplak'

Türkiye’de hayat pahalılığı var. Ben iktidar mensubu olduğum için, "Yok canım her şey güllük gülistanlık, ne hayat pahalılığı” dersem ben saygınlığımı kaybederim. “Hayat pahalılığı var, enflasyon yüksektir” demek eğer “kral çıplak” demekse, eyvallah kral çıplak. Eğer Türkiye’de hukuksuzluklar, adaletsizlikler varsa bunları dile getirmek “kral çıplak” demekse kral çıplak. Sayın Arınç’ın kastettiği bu. Türkiye’de bütün siyaset şahısların etrafında yapılır. Bugün de siyasetin ve muhalefetin Sayın Erdoğan’ın etrafında dönmesini doğru bulmuyorum. Sayın Erdoğan bir fanidir ya. Bence ilkeler üzerinden, prensipler üzerinden siyaset yapılması gerekiyor. İşi sadece şahıslar üzerinden ele almak çok doğru sonuçlara bizi götürmez.

'Tek başına ekonomi belirleyici değil'

Son dönemde ekonomik sorunlara dair AK Partili siyasetçilerin de açıklamaları var. AK Parti’nin rakibinin diğer siyasi partilerden çok "ekonomi" olduğu değerlendirmeleri yapılıyor. Siz buna katılıyor musunuz? Ekonomik tablonun kötüleşmesinin nedenleri size göre neler?

Bir siyasi iktidarın değiştirilmesi, iktidara gelmesi ve gitmesinde ekonomi belirleyici faktörlerden birisidir. Ama hepsi değildir, birisidir. 1965’te Adalet Partisi tek başına iktidara geldiğinde bütün mesele ekonomi değildi. 1999 seçiminde Sayın Ecevit yüzde 22 oy aldı. Sayın Ecevit’in o dönem ekonomik başarısı mı vardı? Hayır şartlar onu gerektirdi. MHP o dönem yüzde 18 oy aldı. Ekonomik bir başarısı mı vardı? Yoktu. Yani tek başına ekonomi belirleyici değil.

'Ekonomi seçim kazandırıp kaybettirmez'

Ben şuna da katılmıyorum. İnsanlar, "Türkiye hukuk devleti olmaktan çıkıyor" dediği zaman bizim AK Partililer, "Yaptığımız havalimanlarını görmüyor musunuz" diyor. “Türkiye gerçek manada demokratik neden olamıyor” itirazını yükseltenlere karşı “İnsaf edin yaptığımız otoyolları görmüyor musunuz” deniyor. “Türkiye’de insan hakları konusunda ciddi sıkıntılar var” diyenlere karşı, “Yapmayın yaptığımız köprüleri görmüyor musunuz” deniyor. Bunları dillendirmek siyaseten doğru değil. Dünyanın en büyük barajlarını, köprülerini yapan Çinlilerdir. Biz altyapı üst yapıda Çinlilerin eline su dökemeyiz. Bütün bunları yapıyor diye biz Çin’e rahmet mi okuyacağız? Çin dünyanın en iğrenç ülkesidir. Hele hele Uygur Türkleri’ne yaptıklarından sonra biz Çinlilere rahmet mi okuyalım kardeşim? İnsanlar robot değil. Biz mideden ibaret varlıklar değiliz. Siz bir insanın karnını doyurabilirsiniz, ekonomi çok iyi de olabilir. İnsanlara yeteri kadar refah sunabilirsiniz ama onların aklı doymamışsa, vicdanları tatmin olmamışsa, ruhları kendilerini hür hissetmiyorsa orada sıkıntı var demektir. Ben ülkede ekonominin tabii ki belirleyici bir faktör olduğuna inanıyorum ama tek başına belirleyici olmaz, seçim kazandırıp kaybettirmez.

'Oy kaybı var'

Anketlerde iktidarın oy kaybı görünüyor. Parti kurmayları da düşüş olduğunu kabul ediyor. Sizce AK Parti neden oy kaybediyor? Oy kaybı var mı ya da?

Tabii ki oy kaybı var. Türkiye’de 20 milyon Kürt olduğu söyleniyor. 20 milyon Kürt varsa 15 milyon da Kürt seçmen var demektir. Peki 5 milyonu HDP’ye oy veriyorsa diğerleri kime oy veriyor? AK Parti’ye veriyor. Doğu ve Güneydoğu’da CHP’nin bir varlığı var mı?

'Türkçülerle yakınlaşırsak Kürtleri kaybederiz'

Son dönemde CHP’nin bu bölgelere dair adımları var.

Daha onun sonuçlarını görmedik. Eli HDP’ye oy vermeye gitmeyen muhafazakâr Kürtler büyük çapta AK Parti’ye oy veriyor. Ben Genel Merkez’deki MYK’da, MKYK’da, Bakanlar Kurulu’nda hep şunu söyledim. AK Parti Edirne’den Kars’a kadar her etnik unsurdan her bölgeden oy alan bir partidir. Eğer biz Türkçülerle yakınlaşırsak Kürtleri kaybederiz. Eğer biz Kürtçü siyasetle yakınlaşırsak Türkleri kaybederiz. AK Parti’nin böyle bir lüksü olamaz. Dolayısıyla ben oldum olası bu çerçevede MHP ile ittifaka girmiş bir AK Parti’nin birçok muhafazakâr Kürt’ü küstürdüğüne inananlardanım. Burada ciddi manada bir sıkıntı var.

'AK Parti kenarda kuruldu ama merkeze geldi'

Bize 26 maddelik Anayasa değişikliğinde “Yetmez ama evet” diyen oylar var. Bize solculardan, liberallerden, merkez sağdan oy geldi. Özellikle bazı antidemokratik uygulamalar, hukuk devletini örseleyen bazı uygulamalar… AK Parti kenarda kuruldu ama merkeze geldi. O seçmenlerin bir kısmı İYİ Parti’ye kaydı. Laiklik üzerinden, Atatürkçülük üzerinden, başörtü üzerinden siyaset yapmayı bırakan, daha reel zeminde siyaset yapan CHP’ye yöneldi. Dolayısıyla anketlerin gösterdiği AK Parti’deki oy kaybı doğruysa bunun tek sebebi ekonomi değil.

'AK Parti’nin programı aynen uygulansın diyorum'

Geçmişteki AK Parti’nin tutumunu ifade ediyorsunuz. Yani AK Parti’nin fabrika ayarlarına mı geri dönmesi gerekiyor?

Ben bugün AK Parti şunu yapmalı ya da yapmamalı dediğim zaman aslında AK Parti’nin programı aynen uygulansın diyorum. Ben AK Parti’nin programını ezbere bilenlerden biri olarak bunu söylüyorum. AK Parti’nin programının uygulaması Türkiye’nin gerçek anlamda bir hukuk devleti olması, demokrasinin her alanda hayata geçirilmesi demek.

'Otoriterleşme zıtları birleştirir'

Ramazan’da Esenyurt’ta Vanlı bir hemşerimiz 20 bin kişiye iftar verdi, ben de misafir olarak gittim. Orada AK Parti için geçmişte çalışan birçok siyaseten etkili hemşehrim ile karşılaştım. "Nasıl oldu da CHP burada seçimi kazandı" diye sordum. "Sayın Bakanım biz çok çalıştık” dediler. Bu "çok çalıştık" diyen adamlar daha önce benimle beraber AK Parti’ye çalışıyordu. "Ne oldu" diye sordum. Kendilerine göre sebepler saydılar. AK Parti’nin ve AK Partililerin oturup bu durumun muhasebesini yapması lazım. Bizimkilerin anlamadığı ya da anlamak istemediği bir şey daha var. Otoriterleşme zıtları birleştirir. Birbiriyle bir araya gelmesi mümkün olmayanları otoriterleşme bir araya getirir. Şimdi, Sayın Ali Babacan, Sayın Ahmet Davutoğlu, Sayın Temel Karamollaoğlu, Sayın Gültekin Uysal ve Sayın Meral Akşener. Beş isim sayıyorum. İnançları, dünya görüşleri, hayatlarını tanzim etme biçimleri bakımından AK Parti’ye mi daha yakın CHP’ye mi? AK Parti’ye ama CHP’yle ittifak kuruyorlar. AK Partililerin bunu oturup düşünmesi lazım. Şapkamızı önümüze alıp düşünmemiz lazım.

'Abdülhamit herkese baskı uyguluyordu'

Sultan Abdülhamit’e kimler karşıydı? Jön Türkler dediğimiz Yeni Osmanlılar gibi homojen bir grup değildi. Jön Türklerin içinde İslamcı, liberal, Türkçü ve ateist kanatlar vardı. Gayrimüslimler vardı. Tepe noktasında İslamcı aydınlar var. Abdülhmait’e kim karşıydı? Elmalılı Ahmet Hamdi Yazır, Eşref Edip, Mehmet Akif Ersoy karşıydı. Bugün bazı Millî Görüşçülerin Mehmet Akif’e ağız dolusu küfretmesinin sebebi Abdülhamit’e karşı olmasıydı. Mehmet Akif Safahat kitabında, bugün AK Partili belediyeler tarafından basılan ve dağıtılan kitapta, “Orada 33 yıl bir baykuş oturdu” diyor. Niye? Çünkü Abdülhamit müstebitti. Abdülhamit herkese baskı uyguluyordu. Kendini mazlum ve mağdur hissedenler, din, inanç, siyasi görüşü bir tarafı bırakır bir araya gelirler.

Gezi olayları sırasında bizimle Gezici'ler adına görüşmeye gelen yedi kişilik bir heyet vardı. Karşı tarafta da Sayın Başbakan, ben ve birkaç arkadaş vardı. Genel merkezde gece saat 3’e kadar görüştük. Bunlardan biri, AK Parti’nin kurucusu ilahiyatçı ve Yeni Şafak Gazetesi yazarı Prof. Dr. Nazif Gürdoğan’ın kızıydı. İkincisi, Millî Görüşçülerin çok itibar ettiği meşhur yazarlardan Mustafa Özel’in kızıydı. Birinin başı örtülü birinin açıktı. Gezici’ler adına gelmişlerdi. Mesela bu, bir şey anlatıyor mu?

Yakın dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gezi’ye katılanlara ilişkin “sürtük” ifadesi çok tartışıldı.

Gezi olayları başlangıçta çok masumaneydi. Ben öyle arkasında büyük komplo teorileri arayan birisi değilim. Ayrıca komplo teorilerine de itibar etmeyen birisiyim. Sonra hareket büyüyünce, malum kurt puslu havalarda avlanır, Türkiye’de ne kadar illegal örgüt varsa bunlar gelip işin içine girdiler. Atatürk Kültür Merkezi’ni illegal örgütlerin sloganlarıyla doldurdular. Herkes kendi açısından bu işten nemalanmaya çalıştı.

'Dış güçler bugün icat edilmedi'

Komplo teorilerine gelince… Bizim bütün Müslüman dünyasının şöyle bir çıkmazı var. Başımıza ne kadar musibet, olumsuzluk gelse bunu kendi dışımızdaki olaylara havale ederek kendimizi sorumluluktan kurtarmak gibi kolaycılık tercih ediyoruz. Maalesef. Bu doğru değil. Dış güçler bugün icat edilmedi. Oldum olası vardı. Ülkeler arasında ebedi dostluk ve düşmanlık yoktur, ülkelerin menfaatleri vardır. İlkokulda 9 ya da 10 alınca “Ben aldım”, 1 ya da 2 alınca “Hoca verdi, bana gıcık” diyorduk. Bu doğru değil. Dış güçler var mı, var kardeşim. Biz inanan Müslümanlarız, Cenab-ı Hak, yarın mahşerde “Kulum ben bunu yasaklamıştım sen neden bu günahı işledin” dedi. Cevap olarak “Ya Rabbi sen şeytanı yarattın başımıza musallat ettin, o dürttü ben de işledim” demek insanı kurtarır mı? Sen çobansın, koyunlarını koruyacak köpek almıyorsun, yardımcı çoban almıyorsun, kurtlar gelip koyunlarını kapınca avazın çıktığı kadar "kahrolsun kurtlar” demenin faydası var mı? Dolayısıyla ülkemizde iyi bir şey olunca biz yapıyoruz. Faiz Gezi olaylarının arifesinde 4,6’ya düşmüştü. O zaman biz indirmiştik. Faiz çıkınca, dış güçler, faiz lobileri çıkarıyorlar. Kendimize bunu yapmayalım. Bu kolayı seçmektir. Doğru bir zeminde siyaset yapmamaktır. Bugün AK Parti de başkaları da bunu yapsa yanlıştır.

'İstanbul’daki seçimi hatırlayın'

Seçime gidiliyor seçim sürecini nasıl görüyorsunuz?

Bir kere şunu söyleyeyim. Seçim güvenliğiyle ilgili seçimin doğru dürüst yapılıp yapılmayacağıyla ilgili Türkiye’de kamuoyuna ve piyasaya çok kötü algılar pompalanıyor. Buna katılmıyorum. "Sandıklar çalınacak, oylar değiştirilecek, hakimler değiştiriliyor, YSK ilçe seçim kurulları il seçim kurulları yüksek seçim kurulu şöyle şöyle yapacak" deniyor. İstanbul’daki seçimi hatırlayın. Ekrem İmamoğlu ile Sayın Binali Yıldırım arasında 13 bin oy fark kaldı. Sonunda 13 bin farktan sonra seçim iptal edildi. Dediler ki, “Ya 13 bin fark nedir ki iktidar bunu kendine göre düzeltir” falan filan. Oy farkı ikinci seçimde 807 bine çıktı. 1950’de CHP seçimi kaybettiği zaman sadece devlet partisi değildi devletin ta kendisiydi. Ama orada bile iktidar değişikliği oldu. Bu kadar sosyal medyanın yaygınlaştığı, internet yayıncılığının bu kadar etkili olduğu, yüzlerce televizyon radyo kanalının bulunduğu bir ülkede ve onlarca muhalif parti seçime girerken tutup da "iktidar istediği şekilde manevra yapacak" şeklinde bir algı oluşturmak insanların seçime olan güvenini yok eder.

'Hukuk devleti mantığını eğer kaybederseniz Türkiye kaosa gider'

Bakın siz hukuk devleti mantığını eğer kaybederseniz, meşruiyet içinde Türkiye’de bazı şeylerin iktidarların el değiştirebileceğini inanmazsanız Türkiye kaosa gider. Bu şuna benziyor. Birbirinden alacaklı verecekli olan insanlar eğer mahkeme yoluyla, yargı yoluyla bunların yapılamayacağı kanaatine varırsa, ne yapar gider mafyaya müracaat eder. O zaman mafya devreye girer, tahsilatçılar devreye girer siz hukuk devleti olmaktan çıkarsınız. Türkiye’de muhalefetin sandık güvenliğiyle ilgili atılan bazı adımları tabii ki gündeme getirmesi lazım, eleştirilerini tabii ki yapması lazım. Ama vatandaşın sandığa karşı güvensiz olması sonucunu doğuracak söylem ve eylemlerden kaçınmak lazım.

'AK Parti iktidarı kaybederse gitmez' ifadeleri dile getiriliyor.

O da yanlış. İstanbul’la Ankara’yı kaybedince gitmedi mi? Antalya’yı kaybedince gitmedi mi? Bu bizi dünyaya karşı da küçük düşürüyor. Özellikle CHP’nin 1950’de seçimi kaybettikten sonra iktidarı bırakmasını buna örnek veriyorum.

'Siyasi bir çaba içinde değilim'

Atılım Üniversitesi’nde derslerinize devam ediyorsunuz. Aktif olarak siyasette yeniden yer almaya dönük çalışıyor musunuz?

Size verdiğim röportaj, yazdığım kitap, son zamanlardaki bazı televizyon kanallarına çıkmamı bazı insanlar farklı değerlendirebilir. Ama Allah biliyor, kullar da bilsin. Siyasi bir çaba içinde değilim. Ben bu ülkede yıllarca milletvekilliği, bakanlık, öğretim üyeliği yapmış birisiyim. Bütün ömrünü yatılı okullarda geçirmiş ve devlet imkanlarıyla yurt dışına gidip akademik çalışmalar yapan birisi olarak ülkemi seviyorum ve bu ülkeye karşı borcumun olduğunu düşünüyorum. Bildiğim doğruları söylemenin de bir vazife olduğunu düşünüyorum.

'Siyasete tövbekâr birisi de değilim'

Benim bu altılı masayla da hiçbir alakam yok. Ben hâlâ AK Parti üyesiyim. Yeniden milletvekili olmak gibi hevesim yok. Böyle bir çaba içinde de asla değilim. Siyasete tövbekâr birisi de değilim. Yarınlar için kendi kendimi bağlayacak sözler de söylemek istemiyorum. Yarın şartlar başka türlü olur aktif siyasete girebilirim ya da girmem ama bugün itibariyle öyle bir niyetim asla yok. Yazmaya, çizmeye, ders vermeye, konuşmaya devam edeceğim.