Gazeteci meslek örgütlerinden ortak açıklama: Sosyal Medya Yasası’na gazetecilik faaliyeti dahil edilmesin

Gazeteci meslek örgütlerinden ortak açıklama: Sosyal Medya Yasası’na gazetecilik faaliyeti dahil edilmesin
Beş basın meslek örgütü İstanbul’da bir toplantı yaparak ekim ayında TBMM’ye gelmesi beklenen Sosyal Medya Yasa Tasarı konusunda eleştirilerini ve önerilerini paylaştı.

Hazırlanan raporda hazırlanacak sosyal medya yasasının kamuoyuna açılıp tartışılması, haberleşme ve bilgilenme özgürlüğünün sınırlandırılmaması, gazetecilik faaliyetinin bu yasaya dahil edilmemesi ve yeni düşünce suçları yaratılmaması istendi.

TBMM’ye ekim ayında gelmesi beklenen sosyal medya yasa tasarısıyla ilgili olarak meslek örgütleri eleştirilerini ve önerilerini ortaya koymak için bir basın toplantısı düzenledi. İstanbul’da 27 Eylül 2021 Pazartesi günü saat 11.30’da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Burhan Felek Konferans Salonu’nda düzenlenen toplantıya beş meslek örgütünün temsilcisi katıldı.

Haberin Serbest Dolaşımını Engelleyecek Yeni Düzenlemelerin Yaratacağı Sorunlar Toplantısı’na konuşmacı olarak Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto, Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk, Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı Adnan Özyalçıner, PEN Yazarlar Derneği İkinci Başkanı Halil İbrahim Özcan, Çağdaş Gazeteciler Derneği İstanbul Temsilcisi Uğur Güç katıldı.

Toplantıda Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş beş meslek örgütünün ortak hazırladığı raporun özetini okudu. Raporda internete erişimin bir insan hakkı olduğuna dikkat çekilerek hazırlanacak sosyal medya yasasının tarafların bilgisine açılıp tartışılması, haberleşme ve bilgilenme özgürlüğünün sınırlandırılmaması istendi. Gazetecilik faaliyetinin bu yasaya dahil edilmemesi ve yeni düşünce suçları yaratılmaması istenen raporda, sosyal ağ sağlayıcıların yetki alanlarının gözden geçirilmesi, ifade özgürlüğünün önündeki engellerden birinin facebook, twitter, youtube, instagram gibi sosyal ağ işletmecileri olmasının önünün açılmaması talep edildi. Toplantıda meslek örgütü başkanları görüşlerini şöyle ifade etti.

HABERLERİ EN ÇOK MANİPÜLE EDEN İKTİDAR MEDYASI

Turgay Olcayto (Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı)
Bildiğiniz gibi biz beş meslek örgütü iki yıldır iktidarın basın ve düşünceyi ifade özgürlüğü, sansür ve otosansür gibi haberin serbest dolaşımını engellemek için getirdiği tasarrufların karşısında mücadele ediyoruz. Sosyal medya yasa taslağıyla ilgili olarak bugüne kadar kamuoyuyla bilgi paylaşılmadı. Ancak iktidar sözcülerinin, zaman zaman muhalefet sözcülerinin ve diğer parti sözcülerinin anlattıklarını dikkate alarak bir rapor hazırladık. İktidarın tuhaf bir huyu var; kendisini eleştiren herkesi düşman sayıyor, kendisine, düşüncelerine uymayan herkesi ayrı bir potaya koyuyor ve ‘onu nasıl dışlarım, nasıl mesleğinden soğuturum?’ havasıyla çalışmalar yapıyor. Gazeteciliğimizin geldiği durum konusunda bir şey söylememe gerek yok, hepiniz görüyorsunuz, hepimiz görüyoruz. Bu ortamda diyorlar ki ‘yalan haberler önleyeceğiz manipülasyonu önleyeceğiz’. Nasıl önleyeceksiniz? En çok haberleri manipüle eden, haber gizleyen iktidar yanlısı medya. Hemen hemen bir- iki istisna dışında, tümü haber görmemekte ısrarlı. Kürtlerin, solcuların, sosyalistlerin haberlerini görmüyorlar. Kadınlara yönelik şiddeti görmüyorlar. Ancak bu konular sosyal medyada paylaşılıyor, insanlara ulaşıyor. Youtube’da yayınlar yapılıyor. Birçok gazeteci youtube’da yayıncılık yapıyor. Şimdi seçim öncesi sosyal medya alanını da tıkamak istiyorlar. Sonra ne olacak, hep beraber göreceğiz ama ben gerçekleştirdiğimiz bu çabayı önemsiyorum. Bizler beş meslek örgütü olarak bu konudaki itirazlarımızı dile getirmeye, mücadeleye devam edeceğiz.

ALINAN ÖNLEMLER İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KISITLAYICI NİTELİKTE OLMAMALI

Adnan Özyalçıner (Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Başkanı)

“İnternet ortamında yapılan yayımlar için daha önce bir takım kısıtlayıcı maddeler eklenerek var olan yasa değiştirilmişti. Bu kez hapis cezaları ile medyayı bir süre kullanamama gibi cezalar getirilmek isteniyor. Dahası, denetimsel resmi bir kurumun kurulmasının istenmesidir. Bu tür, resmi kurumların neler yaptığı, neler yapacağı ortadadır. Bugüne kadar Basın İlan Kurumu’nun, RTÜK’ün, Muzır Kurulu’nun yasadışı, haksız uygulamaları saymakla bitmez. Bu değişiklik iktidarın şeffaflıktan, eleştiriden kaçındığı için demokratik hak ve özgürlükleri hiçe saymaya- kaçıncı olarak bilinmez- kalkıştığını gösteriyor. Hepiniz biliyorsunuz, bugün gazetecilik yapmaya çalışan eleştirel medyaya yapılan çeşitli baskılarla ifade özgürlüğü kısıtlanmaya çalışılmaktadır. Bu bakımdan internet erişiminin bir insan hakkı olduğu, yapılacak düzenlemenin herhangi bir cezalandırmaya dönüşmemesi gerekir. Elbette sosyal medyada yaygınlaşan her türlü ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, nefret söylemleriyle yalan habere karşıyız. Alınacak önlemler hukuk çerçevesi içinde ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı olmamalıdır. Çünkü basın ve ifade özgürlüğü vazgeçilmezdir. Hem anayasal, hem evrensel bir hak olan düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığı ülkelerde insan hak ve özgürlüklerinden de söz edilemez.

SANSÜR VE OTOSANSÜRE BİZİ GÖTÜRECEK HER YASAL DÜZENLEMEYE KARŞI ÇIKIYORUZ

Kenan Kocatürk (Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı)

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin bir temeli de telif haklarıdır. Türkiye Yayıncılar Birliği olarak Türkiye’de sansür ve otosansüre neden olabilecek uygulamalar ile karşı karşıyayız. Bildiğiniz gibi Basın Yasası’na göre yayıncılar kitaplarını yayınladıktan sonra 6 ay içerisinde Basın Savcılığı kovuşturma açar. Ancak ülkede son 5-10 yıldır basın savcılığının yetki alanındaki bütün kitapların da başka mahkemeler tarafından yasaklandığını görüyoruz. Bu da yetmezmiş gibi sosyal medyadaki nefret söylemlerini bir ilkbahar gibi kabul eden savcıların, mahkemelerin kitaplarla ve yazarlarla ilgili açtıkları davalar var. Ama nefret suçu ile ilgili bir tek dava ile karşılaşmadık. Sansür ve otosansüre bizi götürebilecek olan her türlü yasal düzenlemelere karşı çıkıyoruz. Bütün bunların olmayacağı kitapların yazarlarının basının özgürce fikirlerini ifade edebildiği ve nefret suçlarından uzak bir ülke hayalimiz var, çabalarımız bunun için.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ DEVLET GİBİ DÜŞÜNMEME ÖZGÜRLÜĞÜ DE İÇERİR

Halil İbrahim Özcan – PEN Yazarlar Derneği 2 Başkanı

Günümüzde internet platformları bireylerin kendilerini ifade etmesini sağlayan en etkili araçlarıdır. Bu platformlar aynı zamanda kişinin yaratıcılığını geliştirme ve kendini tanımlama alanıdır da. İfade özgürlüğünün kullanılması ve kişilerin gelişmesinde bilgi alma hakkıdır aynı zamanda. Bunların yasalarla engellenmeye kalkışılması ya da buna karşı yeni yasal zeminler oluşturma çabaları engellenmesi gereken bir durumdur. Kişinin düşüncesini açıklama ve yayma özgürlüğü vardır. İfade özgürlüğü; yalnızca yönetenler tarafından olağan karşılanan, zararsız ya da önemsiz görülen bilgi ve düşüncelerin açıklanması değildir. Devlet gibi düşünmeme özgürlüğünü, sorgulamayı, gerektiğinde kınamayı, mahkum etmeyi de içeren bir özgürlük alanıdır. Ancak sınırları belirgin bir düşünce özgürlüğünden de söz edilmemelidir. Eğer içinde açık hakaret ve şiddeti övmek ve örgütlemek dışında. Ülkemizde Twitter ve YouTube yasağı ile ifade özgürlüğüne ağır bir müdahale yapılmıştır. Bu ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi ihlal kabul etmiştir. Son yıllarda hukukun genleriyle oynandığı için sosyal medya yasasının hazırlıklarının kapalı kapılar ardında yapılması, tartışılmaması, konunun muhataplarının görüşlerinin alınmaması önemli ve büyük bir sorundur.

İKTİDARIN HOŞUNA GİTMEYECEK HABERLER YALAN HABER OLARAK DEĞERLENDİRİLECEK

Uğur Güç (Çağdaş Gazeteciler Derneği İstanbul Temsilcisi )

İktidar gene üçüncü kez yeni bir düzenlemeye gidiyor sosyal medya üzerinde Bunu da çok gizli kapaklı yapıyor. Daha öncesinde gördük bugün yapılmak istenen büyük ihtimalle ekim ayında Meclise gelecek internet yasası. Maalesef ki hiçbirimizin yararına olmayacaktır en fazla da halkın bilme hakkını engellemek üzere, gerçeklerin öğrenilmesini engellemek üzere bir düzenleme olacağını düşünüyoruz Bugün Türkiye'de nüfusun yüzde 70’i internet kullanıyor. Şimdi gazete ve televizyonların okunma ve izlenme oranlarının düştüğü bir ülkede internetin bu kadar kullanılması iktidarın işine gelen bir şey değil. Şu anda televizyon ve yayıncılık faaliyetinin yüzde 90’ı iktidarın kontrolünde. Muhalif yayınlar için de RTÜK gibi siyasi yapılar kullanılıyor. Yeni oluşturulacak cezalandırma kurumlarının farklı olacağını kimse hayal etmesin. Haberlerin, yalan haberlerin engellenmesi, dezenformasyonun önlenmesi gibi kavramların ucu çok açık olduğu belli. İktidarın hoşuna gitmeyen haberlerin yalan haber ve dezenformasyon olarak değerlendirileceğini şimdiden söyleyebiliriz.

RAPOR

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Yazarlar Sendikası, Türkiye Yayıncılar Birliği, PEN Yazarlar Derneği, ÇGD İstanbul Temsilciliği


TBMM’YE GELECEK SOSYAL MEDYA YASA TASARISIYLA İLGİLİ ÖNERİLER

İktidarın bugüne kadar kamuoyuna açıklamadığı meslek örgütlerinden ve STK’lardan görüş almadığı bilinen sosyal medya yasa tasarısının Ekim 2021’de TBMM’ye getirilmesi bekleniyor.
Kamuoyunda yeni bir sansür yasasına dönüşeceği, gazetecilik faaliyetini de kapsayacağı ileri sürülen sosyal medya yasa tasarısı ile ilgili olarak beş basın meslek örgütü olarak kamuoyunu bilgilendirmek istedik.
İktidar sözcülerinin yaptığı açıklama ve konuşmalardaki bilgileri dikkate alarak yaşanabilecek sorunlarla ilgili olarak Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Yazarlar Sendikası, Türkiye Yayıncılar Birliği, PEN Yazarlar Derneği ve Çağdaş Gazeteciler Derneği İstanbul Temsilciliği olarak şu önemli başlıklara dikkat çekmek istiyoruz.


TÜRKİYE’DE SOSYAL MEDYA KULLANIM ORANI

We Are Social 2021 Dijital Türkiye Raporu’na göre 2021 Ocak ayında; Türkiye’de 65.8 milyon internet kullanıcısı bulunmaktadır. Türkiye’deki sosyal medya kullanıcı sayısı toplam nüfusumuzun %70,8’ine eşitlenmiştir. Sosyal medyayı en çok kullanan yaş grubu % 33,8 oranıyla 25-34, % 20,3 oranıyla 18-24 yaş arası kullanıcılardır. En çok kullanılan sosyal medya mecrasında ilk sırayı % 94,5 oranıyla Youtube almaktadır. Instagram ise % 89,5, Facebook, %79 oranında tercih edilmektedir.
Türkiye’de bu kadar yaygın bir kullanım alanına sahip olan sosyal medya ile ilgili olarak Temmuz 2020’de iktidar bir düzenleme yapmıştır.

İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun adını taşıyan 5651 sayılı yasa 2020 yılının Temmuz ayında 7253 sayılı yasa ile önemli değişikliklerle TBMM’den çoğunluk oyları ile geçirilmiştir.
Bu değişiklikler yeterli görülmemiş olsa gerek, bu yıl Ekim ayında TBMM yeni yasama yılına başladığında aynı konuda yeniden değişiklikler ve ek yaptırımlar getireceği anlaşılan yeni bir taslağın TBMM’ye sevk edileceği iktidar tarafından duyurulmuştur.
Ancak yapılması planlanan düzenlemenin taslak metnine ya da yapılan hazırlıklara ilişkin herhangi bir belgeye bugüne kadar ulaşılamamıştır.


YASAL DÜZENLEME HABERLEŞME VE BİLGİLENME ÖZGÜRLÜĞÜNÜ SINIRLAMAMALI

Basına yansıyan haberlere göre tasarıda;
‘Sosyal medyada dezenformasyon yapanlara bir yıldan beş yıla kadar hapis ve sosyal medyayı bir süre kullanamama’ gibi cezaların getirilebileceği,
Dezenformasyon içerikli paylaşımın ‘organize, örgütlü, belli bir amaca yönelik olması’ durumunda yaptırım uygulanması üzerinde durulduğu,
Dezenformasyon içerikli paylaşımların denetimi için de ‘resmi ve kurumsal’ bir mekanizmanın kurulacağı’ gibi seçeneklerin olduğu ileri sürülmektedir.

DEZENFORMASYON HASSASİYETLE TANIMLANMASI GEREKEN BİR KAVRAMDIR

Dezenformasyon ucu açık yorumlara kapatılması gereken, bu yüzden de hassasiyetle tanımlanması gereken bir kavramdır. Dezenformasyon ya da provokasyon (kışkırtma) gibi kavramlar geçirilmesi düşünülen yasa tasarısında yer alacaksa bunların sınırlarının kesinlikle tanımlanması gerekmektedir.
Ancak şunu hemen belirtelim ki böylesine önemli bir konudaki değişikliğin kapalı kapılar ardında yapılması, tartışılmaması, görüşlerin alınmaması önemli bir sorundur.
Bu değişikliği yapmayı düşünenlerin 7253 sayılı Kanun değişikliğinde olduğu gibi aynı yöntemi benimsedikleri ve şeffaf olmadıkları, denetim mekanizmasından kaçındıkları görülmektedir. İktidarın bu tutumu demokrasinin kural ve uygulamaları ile bağdaşmamaktadır.

BELİRLENEBİLİRLİK VE HUKUKİ GÜVENLİK İLKELERİ

Geçen yıl yapılan değişiklikler de kamuoyunda tartışılmadan, uzmanların görüşleri alınmadan yapıldığı için bir dizi aksaklıklara yol açmıştır.
Buna göre Kanun’da ‘Sosyal Ağ Sağlayıcısı’ tanımının belirlenebilirlik ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmadığı, tanımın çok geniş tutulduğu, tüm internet ortamının bu tanım içinde değerlendirilebileceği, ifade özgürlüğünü ve haber alma hakkını engelleme sonucu doğuracağı, AİHM kararları çerçevesinde ‘ölçüsüz’ olduğu açıkça görülmüştür. Yapılan düzenlemede yaptırımların çokluğuna ve çeşitliliğine de dikkat çekilmiştir.

SUÇTA VE CEZADA KANUNİLİK İLKESİ
Gene basına yansıyan haberlere göre sosyal medyada dezenformasyon ve yalan haber denetlemesi yapacak ve bir olasılıkla RTÜK gibi yaptırım uygulaması yetkisiyle donatılacak olan resmi ve kurumsal bir mekanizmanın yargı erkinin alanı dışında ama yargı gibi işlev göreceği anlaşılmaktadır.
Bu da suçta ve cezada kanunilik ilkesi, yani devletin cezalandırma yetkisini sınırsız ve keyfi bir biçimde kullanmasına engel oluşturan evrensel hukuk ilkesi ile çelişmektedir.

HABERİN YALAN OLDUĞUNA KİM KARAR VERECEK?
Asıl sorun yalan haber ya da asılsız haberin yalan haber olduğuna kimin nasıl ve hangi yöntemle karar vereceğidir. Yargı kurumları devreden çıkarılarak oluşturulacak kurumun işleyişi nasıl olacaktır? Siyasi iktidarın yalan haber dediği haber gerçekten yalan haber sayılacak mıdır? Sosyal ağ işletmecilerine yapılan şikayet üzerine haberin yalan olduğu gerekçesiyle 48 saat içinde sosyal medya ortamından silinmesinin ya da erişiminin engellenmesinin kriterleri ne olacaktır?
Basına yansıyan haberlere dayanılarak kaleme alınan bu açıklamanın temeli basın ve ifade özgürlüğünün vazgeçilmez olduğudur. Kanun yapma faaliyetinin temeli de her koşulda ifade özgürlüğünü korumak olmalıdır.
Sosyal medyayı zapturapt altına almanın toplumsal barışı sağlamayacağı hali hazırda görülmektedir.
Sosyal medya da hız kazanan ayrımcılık ve nefret söylemlerinin, yabancı düşmanlığının ve yalan haberin önüne geçilmesi çalışmasının önemli ve gerekli olduğunu düşünmekteyiz. Ancak korunan hukuki değerler ile yapılacak düzenlemelerin ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı düzenlemelere dönmemesi için önerilerimizi paylaşmak istiyoruz.
Ülkemizin Basın ve İfade Özgürlüğü konusundaki karnesi ve uygulaması ortadadır. Mevcut durumda siyasi iktidarın hoşuna gitmeyen haber ve yorumlar karşılığında Sulh Ceza Hakimliklerinden erişimin engellenmesi kararları alınmaktadır.

İNTERNET ERİŞİMİ BİR İNSAN HAKKIDIR
Bu ortamda gazetecilik yapmaya çalışan eleştirel medyaya Radyo Televizyon Üst Kurulu aracılığıyla para cezaları verilmekte, bu alandaki özgürlükler daraltılmaya çalışılmaktadır. Bu nedenle internet erişimin bir insan hakkı olduğu ve dezenformasyon konusunda yapılacak düzenlemenin bir cezalandırma aracına dönüşmemesi için aşağıda önerilerimizi sunmaktayız.

ÖNERİLERİMİZ
TASLAK TÜM KAMUOYUYLA PAYLAŞILMALI

1. Böylesine önemli bir konuda yapılacak düzenlemenin tüm kamuoyuyla paylaşılmaması ilk sorun olarak karşımızda durmaktadır. Düzenleme kanunlaşmadan önce taslak metin tüm kamuoyuyla paylaşılmalı ve tartışılmalıdır.

SOSYAL AĞ YERİNE İNTERNET PLATFORMLARI DENİLMELİ
2. 5651 sayılı Kanundaki sosyal ağ tanımı değiştirilmelidir. Alman Sosyal Medya Yasası’nda olduğu gibi ‘kâr amacı gütmek hedefiyle kullanıcıların herhangi bir içeriği diğer kullanıcılarla paylaşmasını veya bu içeriği herkese açık hale getirmesini sağlamak için tasarlanmış internet platformları’ tanımının daha uygun olduğu düşüncesindeyiz.

TCK’DA YALAN HABERLE DÜZENLEME YAPILIP YAPILMAYACAĞI BELİRLENMELİDİR
3. Dezenformasyon kavramının nasıl tanımlanacağı, Türk Ceza Kanununda yalan haberle ilgili bir düzenleme yapılıp yapılmayacağı belirlenmelidir.

RESMİ KURUM KONUSUNDA KAMUOYU AYDINLATILMALIDIR
4. Resmi bir kurum ihdas edilip edilmeyeceği bunun bir sansür kurulu gibi işlemesinin önüne geçmek için hangi önlemlerin alınacağı konusunda kamuoyu acilen aydınlatılmalıdır. Fransa örneğinde olduğu gibi yalan haberlerle mücadele için Yüksek Yayıncılık Kurulu’na verilen yetkinin Fransız Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği de göz önüne alınmalıdır.

5. GAZETECİLİK FAALİYETİ KANUN KAPSAMI DIŞINDA TUTULMALIDIR
Gazetecilik ve editoryal içeriğe sahip sağlayıcılar Kanun kapsamının
dışında tutulmalıdır.

6. YENİ DÜŞÜNCE SUÇLARI YARATILMAMALIDIR
.Yapılacak düzenleme ile yeni düşünce suçları kategorisi yaratılmamalıdır.

7. SOSYAL AĞ İŞLETMECİLERİNİN YETKİLERİ GÖZDEN GEÇİRİLMELİDİR
Sosyal Ağ İşletmelerine (Twitter, Facebook, Youtube, Instagram gibi)
tanınan/tanınacak yetkiler ve sorumluluklar yeniden gözden geçirilmeli ve
ifade özgürlüğünün önündeki engellerden birinin Sosyal Ağ İşletmecileri olmasının önü açılmamalıdır.

İÇERİĞİ KİMİN SİLECEĞİ BELİRLENMELİDİR
8. Sosyal ağ işletmeleri yüksek para cezaları tehdidi altındadır. Tartışmalı olarak kabul edilebilecek herhangi bir içerik karşısında, içeriğin silinmesi ya da engellenmesinin hangi kriterlere göre, kimin tarafından yapacağı belirlenmelidir.

HABERLEŞME VE BİLGİLENME ÖZGÜRLÜĞÜ SINIRLANDIRILMAMALIDIR
9. Sosyal medyanın ülkemizdeki yaygınlığı hesaba katılırsa yapılacak değişikliklerin toplumun haberleşme ve bilgilenme özgürlüğünü sınırlayıcı nitelikte olmamasına dikkat edilmelidir.
Kamuoyuna saygıyla duyururuz.