Faik Öztrak: Erdoğan anlaşılan 'Küstüm, konuşmuyorum' diyerek, bu işten sıyrılırım zannediyor

CHP Partisi Faik Öztrak, CHP MYK toplantısının ardından açıklama yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkındaki iddiaların ardından kendisiyle görünmek istemediğini belirten Öztrak, "Erdoğan anlaşılan 'Küstüm, konuşmuyorum' diyerek, bu işten sıyrılırım zannediyor" dedi.

Yayınlanma:
Güncelleme: 06 Temmuz 2021 10:28

CHP Partisi Faik Öztrak, CHP MYK'nın ardından basın toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Öztrak'ın satırbaşları şöyle:

Enflasyon oranı

Erdoğan Şahsım Hükümeti, Temmuz’da, “Ekonomi şahlanacak” dedi.  Şahlanan; Evlerimize gönderdikleri faturalar,  Çarşı, pazardaki etiketler ve enflasyon oldu. Erdoğan şahsım hükümeti, Zam, zulüm oldu, Milletimizin üzerine yağıyor.

Temmuz ayına girerken, Önce yüzde 15 elektrik zammıyla çarpıldık. Sonra doğalgaz fiyatlarına yapılan, yüzde 12 ile yüzde 20’lik,  Sözde “güncellemeyle” yandık. Yetmedi üzerine LPG’ye gelen yüzde 8’lik fiyat artışıyla,  Ne yapacağımızı şaşırdık. Aileler perişan, Esnaf perişan, Çiftçi perişan, Sanayici perişan.

Sadece bu üç zammın,TÜİK’in makyajlı enflasyonuna doğrudan katkısı, 0,8 puan. Dolaylı etkileriyle birlikte ise 1,5 puan. Zamların zamanlamasındaki hinlik de cabası. TÜİK’in makyajladığı enflasyona,  Bir de zaman ayarı yaptılar.

Zam yağmuru, Temmuz ayına kaydırılarak, 11 milyon SSK ve Bağ-Kur emeklisine, Yılın ikinci yarısında verilecek aylık zammı törpülendi.

5,5 milyon memur ve memur emeklisinin,İlk altı ay için alacağı enflasyon farkı düşürüldü. Bu zamları, Temmuz ayına öteleyerek, Her bir memurun aylık 70 lirasını, Her bir memur emeklisinin de aylık 49 lirasını kestiler.

Yılın ikinci yarısında, Sadece memur ve memur emeklisinin evine girecek,  Toplam 2 milyar 63 milyon lira, Erdoğan Şahsım Hükümeti tarafından, İnce işçilikle gasbedildi.

Bugün, Haziran enflasyonu açıklandı. TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla, Tüketici enflasyonu yüzde 1,94 oldu. Yılın ilk altı ayında, TÜİK ’e göre enflasyon yüzde 8,45 oldu. Bağımsız iktisatçılardan oluşan, Enflasyon Araştırma Grubuna göreyse 6 aylık enflasyon yüzde 19,16. Arada iki kattan fazla fark var.

Diğer taraftan TÜİK’e göre yıllık enflasyon, 2019 Mayıs ayından bu yana, en yüksek seviyesine çıktı. Şahlanan ekonomi değil enflasyon oldu. Son bir yılda:  Benzinli otomobil fiyatı yüzde 107.  Televizyon yüzde 100.  Bulaşık makinesi yüzde 74 zam gördü.  Gençlerin yuva kurması, Milletin araba alması artık hayal oldu.

Erdoğan Şahsım Hükümeti, Mutfakların bereketini kaçırdı. Millet ne yapacağını şaşırdı. Bayram geliyor. Küçük baş kurbanlık 1.500 TL, büyük baş payı 2.000 TL olmuş. Emekli bayram ikramiyesini bekliyor. Bu sefer emekliyi enflasyona ezdirmeyin.

Haziran’da üretici ve tüketici enflasyonu arasındaki fark, 25 puanla, Tüm zamanların rekorunu kırdı. Çekirdek enflasyon göstergeleri de, Tüketici enflasyonun üzerinde kalmaya devam ediyor. Enflasyonun daha da azacağının işaretlerini veriyor.  Enflasyon dünyanın en acımasız vergisidir. En çok da fakirin, fukaranın satın alma gücünü,  Aç fare misali gizlice tüketir.

Erdoğan'a yanıt

Erdoğan Şahsım Hükümeti, Genel Başkanımızı, Doğruları söyledi, Milletin hakkını, hukukunu savundu, Zulme karşı sessiz kalmadı diye, Damda 4 yıl yatırmakla tehdit ediyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi’yiz. “Hak, hukuk, adalet” diyerek,  Tehdit ettiğin Genel Başkanımız Adalet yürüyüşünü yapan, Dünya demokrasi tarihine geçen kişidir. Biz demirden korksak trene binmeyiz. Bizler zulmü alkışlayan,  Zalimi seven olmayız. Zam zulmüne sessiz kalamayız.

Boğaziçi Üniversitesi

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki zulmü de görmezden gelmeyiz. Kayyum Rektör, “Eylemler en fazla altı ay sürer” diyordu. Ama hem öğrenciler, Hem de Boğaziçili akademisyenler, Boğaziçi’ne sahip çıkmaya devam ediyorlar. Biber gazıyla, plastik mermilerle, coplarla, Gençleri yıldırmaya çalıştılar. Gençler yılmadı. Boğaziçi’nin kapısına kelepçe taktılar.  Gençler sinmedi. Kredi ve burslarını kestiler. Gençler tınmadı. Boğaziçili akademisyenler de,  Hem okullarının geleneklerine, Hem de öğrencilerine sahip çıktı. Kayyum rektöre sırtlarını döndüler.

Şimdi o kayyum rektör, Üniversitenin 15-20 yıllık hocalarını kampüse almıyor.  Dağdan gelip bağdakini kovmaya kalkıyor. Gencecik bir öğrenciyi, Özel güvenlikçilere tekmeleterek,  Okul kampüsünden attırıyor.

Bilimle, bilim insanlarıyla ve gençlerle kavga eden bir yönetimin sonu hüsrandır. Bir kere daha tekrarlıyoruz. Artık gençlerle, Boğaziçi Üniversitesi’yle uğraşmayın. Gençlerin ve Boğaziçi’nin sesini dinleyin. Kibri, nobranlığı bırakın.  Millet bu tavırlarınızdan bıktı, usandı. Bunu artık anlayın.

Adıyaman'daki tütün işçileri

Bir başka zulüm ise Adıyaman’da... Adıyamanlı tütün üreticisi feryat ediyor. Sarmalık tütün üretenler, hapis cezasıyla karşı karşıya. Biz geçtiğimiz haftalarda, CHP Ekonomi Masası olarak, Malatya ve Adıyaman’daydık. Yüzbinlerce aile bu işten geçiniyor. Hükümet, kendi kusurunun faturasını, Şimdi üreticiye kesiyor.

Üreticinin kooperatifleşmesini sağlayacak düzenlemeleri, zamanında yapmayan sizsiniz. Şimdi üreticinin deposundaki 2020 ürününü ve daha yeni ekilen 2021 mahsulünün, elde kalma riski var. Yapılması gereken bellidir. Tütün ticaretine ilişkin hapis cezasının yürürlük tarihi, an azından bir yıl süreyle erteleyin. Üreticinin kooperatifleşmesi için gereken zamanı tanıyın.  Anlaşılan siz bu işi yapamayacaksınız. İktidara geldiğimizde, bu zulme de biz son vereceğiz. Çiftçilerimizin derdine derman biz olacağız.

'Cumhur İttifakı kavgalı ev olmuş, kendi evlatlarını yiyor'

Erdoğan Şahsım Hükümeti yönetiminde, Türkiye ne yazık ki, Bıraktık hukuk devleti olmayı, Artık kanun devleti bile olmaktan uzaklaştı… Cumhur İttifakı kavgalı ev olmuş. Kendi evlatlarını yiyor.

Ordu’da Büyük Birlik Partisi Kadın Kolları Başkanı; “Şu anki durumda herkes tek partili olmak zorunda… AK Parti Genel Başkanından korktukları kadar,  Allah’tan korkmuyor bu insanlar.  Bunu hepimiz görüyoruz.  Din, kitap, Allah’ın emirleri yok sayıldı. AK Parti Genel Başkanının dedikleri yapılmaya başlandı.  AK Parti Genel Başkanı bugün Recep Tayyip Erdoğan’dır.  Yarın Ahmet, Mehmet’tir.  Hiç önemli değil. Ama bir siyasi parti genel başkanıdır.  Bu kadar korku niye kardeşim?" diye isyan edince, Polis kapıya dayandı. Ters kelepçeyle gözaltına aldı.  Yapılan ayıptır, günahtır.

Kara para aklama iddiaları

Bu ülkede doğru söyleyen dokuz köyden kovuluyor ama hırsızlar, dolandırıcılar, rüşvetçiler için, Türkiye’den daha güvenli liman yok. Yurtdışında yakalanan, Ya da sıfırı tüketen her suçlu Türkiye’ye dönmek istiyor. Bu ülkede mali suçlar, suçtan sayılmıyor.  Mali suçlular, suçludan sayılmıyor.  19 yılda 6 kez Varlık Barışı çıkardılar. Şimdi mevcut düzenlemeyi 6 ay daha uzattılar. Türkiye’yi, dünyanın en büyük, Kara para aklama makinesine çevirdiler.

En son Almanya’da,  Bir kara para soruşturmasında, Türkiye’nin adı geçiyor.

Hollanda’daki uyuşturucu ticaretinden ve kaçak tütünden elde edilen gelirlerin aklandığı, Bu çerçevede 1 milyar 600 milyon Avro değerindeki altının, Türkiye’ye sokulduğu iddia ediliyor. Bu doğruysa korkunç bir rezalet…

 BDDK, 21 Tasarruf Finansman Şirketinin faaliyetine son verdi. Bu şirketler pıtrak gibi büyürken ses etmeyenler,  Şimdi “Kimseyi mağdur etmeyeceklermiş.” Yani pamuk eller cebe. Vergi mükellefleri bir kez daha nöbete…

Çiftlik Bank tezgâhının mucidi,  Binlerce kişiyi dolandıran Tosuncuk, yurtdışında paralar suyunu çekince, Türkiye’ye döndü.  Dönerken de, Brezilya’dan Türkiye’ye uçak biletini bile, Türk vergi mükelleflerine ödetti. Umarız en azından uçak parasını devlet kendisinden geri alabilir.

Kara para aklama suçundan hem ABD’de,  Hem de Türkiye’de yargılanan Sezgin Baran Korkmaz,  “Beni Türk hâkimlerine emanet edin” diyor. Nasıl demesin? Amerika’da 225 yılla yargılanan bu şahıs; Türkiye’de aynı suçtan en fazla 7,5 yılla yargılanıyor. Adamını da bulursa, ki bulur, hiç hapis yatmayacak.

Bakanlara elbise askılarında, Çikolata kutularında rüşvet dağıtan Reza Zarrab, Türkiye’de hapis yattı mı? Hayır.

Onun yerine, Rüşvetçiye, Bakanlar eliyle ödül veren, Televizyonda program yaptıran, rüşvet paralarına faiz ödeyen ilk hükümet olarak, Dünya tarihine geçtiler.

Erdoğan Şahsım Hükümetinde skandallar bir değil, on değil… Önceki Ticaret Bakanı, kendi bakanlığına kendi şirketinden mal sattı. Yaptığını itiraf etti ama hala hakkında bir soruşturma yok.

Erdoğan-Soylu gerginliği

Bu ülkenin İçişleri Bakanı, “Mafyadan 10 bin dolar alan siyasetçi olduğunu söyledi.” Rüşveti veren mafya lideri de, “10 bin dolar değil, çanta çanta para verdim” dedi. Çantayla para verdiği siyasetçinin ismini de itiraf etti. Ama bu ülkenin ne yargısı gık çıkardı, Ne AK Parti gık çıkardı, Ne de Erdoğan gık çıkardı.

Şimdi ortaya saçılan bu kadar rezaletten sonra, Erdoğan, kendi atadığı İçişleri Bakanını, Sarayındaki toplantılara davet etmiyormuş. Beraber resim vermek istemiyormuş. İçişleri Bakanı, “Ben dünyanın en kötü adamıyım değil mi” diyerek, Basın mensuplarının önünde kendini acındırıyor.

Ortalığa dökülen tüm bu rezaletlerde, Müteselsilsen sorumluluk vardır. Öyle küserek, Konuşmayarak bu işler temizlenmez.

Bu ülkeyi kim yönetiyor? Bu ülkede hükümet kim? “Her şeyin sorumlusu benim ben” diyen, Erdoğan Şahsım Hükümeti.

Otellere çökülüyorsa, Fabrikalara, yalılara, plazalara, AVM’lere  Bugün bu ülkede marinalara çökülüyorsa, Uçaklara çökülüyorsa, 100 yıl önce işgal döneminde bile delinmeyen tapu,  Bugün delik, deşik ediliyorsa, Memlekette ne can, ne de mal güvenliği kaldıysa, Bunun sorumlusu kim? Elbette Erdoğan Şahsım Hükümeti. Aynı sorumlu, Devletin hazinesini de çökertti.  19 yılda 62 milyar dolarlık kamu varlığını sattılar. Yetmedi. Milletin cebinden tek kuruş çıkmayacak diyerek, Yandaşa yaptırdıkları, Geçilmeyen köprüler, otoyollar, uçulmayan havalimanları için, Yabancılara avro ve dolarla garanti verdiler. Çocuklarımızın geleceğine “mali ipotek” koydular. 2017’den bu yana, Bunları yapan beşli çeteye, Bütçeden 47 milyar lira ödediler.

TEİAŞ'a özelleştirme kararı

Milletin tapusunu deldirenler, Hafta sonu yeni bir özelleştirme kararı yayımladı. Türkiye Elektrik İletim A.Ş.,  Özelleştirme kapsamına alındı.  Sata sata bir şey bırakmadılar. Şimdi tüm dünyada doğal tekel kabul edilen,  Elektrik iletim işini yapan TEİAŞ’ı satacaklarmış. Tekel olan bir işletmenin, Devletten alınıp şahıslara verilmesinin yaratacağı, Rekabet sorunu ve refah kaybı, Bir değil, birkaç kez düşünülmelidir.

Bunu yaparsanız,  Zaten arşa yükselmiş elektrik fiyatları daha da artar. Milletin cebindeki, evindeki yangın büyür. Bu yangını söndürecek Rekabet Kurumu,  EPDK gibi kurumlar zaten siyasetin enstrümanına dönüştü.

Enerji üretim ve dağıtımı özelleştirildi. Sonuçları ortada. Yatırım yok. Özellikle dağıtım şirketleri, kur farkından ciddi zararlar yazdılar ve bu zararları tüketiciye yansıtmak için uğraşıp duruyorlar. Elektriğe yapılan son yüzde 15’lik zam da bunun bir sonucu.

AK Parti yolun sonuna yaklaşırken, Ekonomide mülkiyetin el değişimi hızlanmaya başladı.

BMC'nin satışı

Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin, Her türlü imtiyaza mazhar sermaye gruplarında da Mülkiyet el değiştiriyor. Şehir Hastanelerini işleten yandaş grup, hisselerini danimarkalılara devretti. Yine savunma sanayinde faaliyet gösteren BMC’nin sahiplik yapısı sessiz, sedasız değiştirildi.

2014’te Erdoğan’a ilahi aşkla bağlı bir iş adamı, 751 milyon liraya BMC’yi aldı. O günkü kurla 359 milyon dolar eder. Daha sonra bu şirketin yüzde 49,9’u, 300 milyon dolara, Katar ordusuna satıldı. Geçtiğimiz haftalarda, Geriye kalan hisseler de, İddialara göre 480 milyon dolara, Erdoğan’a yakın başka bir iş adamına devredildi.  Böylece 359 milyon dolara devletten alınan BMC, 780 milyon dolara elden çıkarıldı. Erdoğan’a ilahi aşkla bağlı iş adamı, Tek bir tank üretmeden, Bu ticaretten Dolar bazında yüzde 100 kar etti.  Bu işadamı Erdoğan’a ilahi aşkla bağlanmasın da, Kim bağlansın?

Ama Erdoğan, tıpkı atama İçişleri Bakanı gibi, Bu iş adamının adını da, artık ağzına almıyor. Herhalde ona da küstü. Bu iş adamı nerede? Ortada yok.

Koronavirüs aşılaması

Sadece bu meselede değil, Yine insanlarımızın sağlığını yakından ilgilendiren, aşılamadaki gecikmelerde de, bir sorumlu ortada yok. Toplumsal bağışıklık kazanmak için nüfusun yüzde 65 ila 70’inin aşılanması gerekiyor. Dünyada kabul edilen oran bu…

Türkiye’de ise dün itibariyle, birinci doz aşı olan vatandaşlarımızın sayısı 35,6 milyon kişi. İki doz aşı uygulanan vatandaşlarımızın sayısı ise sadece 15,6 milyon kişi. Yani nüfusun ancak yüzde 19’una, iki doz aşı yapılabildi. Bunların önemli bir kısmı da Çin aşısı.

Sağlık Bakanı işin başında, Çin aşısını güvenilir aşı ilan etti. Alman aşısını karaladı. “Orta ve uzun vadede etkisi, ne olur bilmiyoruz” dedi. Aşıda çeşitlenme olmadı. Çin aşılarının tedarikinde sıkıntılar başlayınca, Biontech aşısına yöneldiler. Şansları yaver gitti. Bir Avrupa ülkesinin vazgeçtiği aşıları alabildiler. Şimdi iki Sinovac yaptırana,  Bir de Biontech vuruyorlar. Yapılan doğru mu? Doğru.

Erdoğan Şahsım Hükümeti, Salgının başında, Çin aşısı için neden bu kadar ısrarcı olduğunu, Neden yeterince kaynak çeşitlendirmesini yapmadığını, Aşılamada altı ayın neden kaybedildiğini, Milletimize açıklamak zorundadır ama bunun yerine millete yalan rüzgarı  senaryoları anlatıyorlar.

Erdoğan önce, “İngiltere’de aşı 100 sterlin” dedi.  Sonra tarifeyi değiştirdi, 50 sterline düşürdü. “Avrupa'nın en gelişmiş ülkeleri dahi Bu aşıları ücretle yapıyorlar” dedi.  Aşı için 100 Avro ücret alındığını ileri sürdü.

Erdoğan’ın açıklamalarını bu ülkelerin yayın kuruluşları, Resmi sağlık kurumları ardı ardına yalanlıyor. Kendilerini cümle aleme rezil ediyorlar. Ülkemizi dışarıya da mahçup ediyorlar. Avrupa’da bırakın aşı için para vermeyi, burnumuzun dibindeki küçücük Yunanistan, 26 yaş altındaki gençleri aşıya teşvik etmek için, 150 Avro cep harçlığı veriyor. Hata, bir kez yapılırsa hatadır. Tekrarlanırsa tercih olur.

Yoksa Erdoğan şimdi de aşıdan para almaya mı hazırlanıyor? Bunun yolunu mu yapıyor? Yalandan medet umuyor. Milletin, Erdoğan Şahsım Hükümetine güveni kalmamıştır. Milletimiz herkesin ne yaptığını görüyor. Notunu veriyor. Erdoğan’a tasdiknamesini vermek için Sandığı büyük bir sabırsızlıkla bekliyor.