CHP'li Sarıbal'dan "Gıda Bakanlığı" önerisi
CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'de derinleşen gıda krizine dikkati çekerek iktidarın tarım politikalarını sert bir dille eleştirdi. Küresel gıda sisteminin iklim krizi, savaşlar ve enerji maliyetlerinin etkisiyle hızla yeniden şekillendiğini vurgulayan Sarıbal, Türkiye'de iktidarın tarımı plansız ve korumasız bıraktığını belirtti. Sarıbal, "Gıda krizi kapıda değil, içeride. Türkiye'nin gıda krizini yönetebilmesi için ilk adım, gıdayı stratejik alan ilan etmektir. Bu çerçevede Gıda Bakanlığı'nın kurulması, gıda güvencesinin ulusal güvenlik başlığına alınması, ürün planlaması, desteklerin artırılması, kooperatiflerin güçlendirilmesi, stratejik ürünlerde taban fiyat ve üretim garantisinin sağlanması gerekiyor" ifadelerini kullandı.
DÜNYA STOK YAPIYOR, TÜRKİYE ÜRETİM KAYBEDİYOR
Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı'nın 2026 Küresel Görünüm Raporu'na göre gelecek yıl 318 milyon kişinin kriz seviyesinde veya daha kötü açlıkla karşı karşıya kalacağını aktaran Sarıbal, bu rakamın 2019'a göre iki kat arttığını kaydetti. Sarıbal, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü değerlendirmelerinde tarım ve gıda sistemlerindeki hatalı uygulamaların çevresel, sosyal ve sağlık maliyetlerinin yıllık 12,7 trilyon dolara ulaştığına işaret edildiğini hatırlattı.
İsveç, Norveç, Hindistan ve Endonezya'nın pirinçten buğdaya kadar stratejik ürün stokladığını aktaran Sarıbal, İsveç hükümetinin Soğuk Savaş'tan bu yana ilk kez tarım ve gıdada stratejik bütçe uyguladığını, 2026 bütçesinden 57 milyon doların tahıl depolarına ayrıldığını söyledi. Türkiye'deki vahim tabloyu ise şöyle özetledi:
"2025 yılında Türkiye fiziksel üretim kaybıyla karşı karşıya kaldı, bitkisel üretimde 16 milyon tonluk düşüş yaşandı. 2026'da kişi başı tüketimin yaklaşık 100 kilogram azalması bekleniyor. Bu durum daha düşük beslenme, daha yüksek sağlık maliyetleri ve toplumsal riskler yaratacaktır."
BUĞDAYDAKİ ÇÖKÜŞ
Türkiye'de buğday üretimindeki gerilemeye dikkati çeken Sarıbal, iktidarın "ihracat şampiyonuyuz" söyleminin perde arkasını şu sözlerle deşifre etti:
"2002 yılında AKP iktidara geldiğinde kişi başı buğday üretimi kriz yılı olmasına rağmen 295 kilogramdı. Aradan geçen 23 yılda bu miktar 87 kilogram azalarak 208 kilograma düştü. Halkımızın neden ekmeği pahalıya yediği bu gerçeğin altında yatıyor. Yoksa Rusya ve Ukrayna'dan buğday ithal edip 'un ihracatında zirvedeyiz' diye övünmek marifet değil."
Bursa için korkutan su raporu! Belediye Başkanı acı gerçeği açıkladı
GIDA ENFLASYONUNDA DÜNYA LİDERLİĞİ
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerini paylaşan Sarıbal, Türkiye'nin gıda enflasyonunda 1'inci sırada, dünya genelinde 5'inci sırada yer aldığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Saray rejimi ülkemizi dünyada gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülkelerden biri haline getirmiştir. Dünyada gıda fiyatları 2025 Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,3 oranında gerilerken, Türkiye'de yüzde 28,3 oranında artmıştır. Son bir yılda fiyat artışları ekmekte yüzde 43,1, dana etinde yüzde 48,1, taze balıkta yüzde 50,9, meyvelerde yüzde 42,7, margarinde yüzde 41,9, şebeke suyunda yüzde 58,9'a ulaşmıştır. 2003 yılından bu yana ortalama fiyatlar 35,1 kat, gıda fiyatları ise 49,3 kat artmıştır. Bu tablo; ücret artışlarının kağıt üzerinde büyütülüp, alım gücünün ise raflarda törpülendiği bir yoksullaştırma politikasıdır."
MALİYETLER UÇTU ÇİFTÇİNİN BELİ BÜKÜLDÜ
Tarımın uzun süredir plansız, korumasız ve yönsüz bırakıldığını, maliyetlerin dövize endeksli olduğunu söyleyen Sarıbal, üreticinin içine düşürüldüğü durumu şöyle anlattı:
“Mazot, gübre, yem dövize bağlı, destekler geç ve yetersiz, ithalat yerli üreticiyi tasfiye ediyor. Hayvancılıkta ithalat kalıcı hale geldi. 2025 yılında üretici fiyatlarındaki artışlar yüzde 36,01, bazı kalemlerde artış yüzde 100'ün üzerine çıktı. Tarımda kullanılan mal ve hizmetlerdeki fiyat artışı ile birlikte maliyet baskısı da devam ediyor. Son dönemde hızla yükselen girdi maliyetleri, çiftçilerin ekonomik yükünü ciddi biçimde artırdı. ÜRE gübresi önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 51 oranında zamlanırken, 20.20.0 kompoze gübresindeki artış yüzde 46'yı aştı. DAP gübresinde yüzde 41'lik bir yükseliş görülürken, amonyum nitrat ve amonyum sülfat gübrelerinin fiyatları da yüzde 33 oranında arttı. Benzer şekilde yem fiyatları da yükseldi. Son bir yıl içinde süt ve besi yemi fiyatları yüzde 30 civarında artış gösterdi.”
"RANTTAN DEĞİL EMEKTEN YANA OLUN"
İktidarı "her şey yolunda masalı" anlatmakla eleştiren Sarıbal, halkın çareyi tarihi geçmiş ürünlerin satıldığı marketlerde kuyruklarda aradığını söyledi. Yerel tohumların tasfiye edildiğini, hibrit ve GDO'lu tohumlara bağımlılık yaratıldığını, monokültür üretimin teşvik edildiğini söyleyen Sarıbal, Büyükşehir Yasası'nın en ağır darbelerden biri olduğunu, köylerin mahalleye dönüştürülmesiyle meraların yok edildiğini, gençlerin göç ettiğini ve köy tüzel kişiliğinin ortadan kaldırıldığını belirtti.
Bu manzaranın neoliberal tarım politikalarının sonucu olduğunu dile getiren Sarıbal, sözlerini şu çarpıcı çağrıyla noktaladı:
"Devlet tarımdan çekildi, tarım şirketlere bırakıldı, küçük üretici tasfiye edildi. İthalat çözüm diye dayatıldı, çiftçi borç batağına sürüklendi, pazara ulaşımın önüne engeller konuldu. Sonra da soğan, patates stoklayan tüccar masalları anlatıldı. Bu masalları bin yıl da anlatsanız sorunu asla çözemezsiniz. Gıda fiyatlarındaki fahiş artışların önüne geçmenin yolu şirketleri değil, küçük aile tarımını desteklemektir. Yerel tohumlarını özgür bırakın. Girdi maliyetlerini düşürün. Köyleri ve köylü haklarını iade edin. Üretici ile tüketici arasındaki zinciri kısaltın. Küçük üreticilerin örgütlenmesini engellemeyin. Meraları amaç dışı kullanıma, ranta açmayın. İthalatı değil üretimi teşvik edin. Yani ranttan değil emekten, üretmekten yana politikalar uygulayın."
Kaynak:ANKA Haber Ajansı