15 Temmuz sonrası hazırlanan Darbe Raporu ortaya çıktı

12 Temmuz 2017’de dönemin TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a sunulan ancak Meclis’te okunmayan Darbe Raporu’nda yer alan tespitlerle bugün yapılan hataların aynı olduğu görülüyor.

Yayınlanma:
Güncelleme: 15 Temmuz 2021 10:46
15 Temmuz sonrası hazırlanan Darbe Raporu ortaya çıktı

Fethullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016’da kalkıştığı darbe girişiminin ardından 5 yıl geçti. Siyasi iktidar FETÖ tehlikesinin geçmediğini belirterek, yürürlükteki OHAL yasalarını uzatmaya çalışıyor. FETÖ’nün siyasi ayağının ortaya çıkarılması için muhalefetin de destek vererek hazırladığı FETÖ raporu ise halen ortada duruyor.

Komisyon Başkanı Reşat Petek tarafından 12 Temmuz 2017’de dönemin TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a sunulan ancak Meclis’te okunmayan Darbe Raporu’nda yer alan tespitlerle bugün yapılan hataların aynı olduğu görülüyor.

Muhalefet şerhleri ile birlikte yaklaşık bin 400 sayfayı bulan raporda FETÖ’nün bu zamana kadar nasıl geldiğinden, siyasi iktidarların temel zafiyetlerine kadar birçok başlıkta bilgi yer verilirken, siyasi ayak olarak muhalefetin suçlanması ise dikkat çekiyor. Cumhuriyet'ten Leyla Kılıç'ın haberine göre, TBMM’ye gelen ancak iktidar kanadının engellemeleri sonucu okunmayan raporda dikkat çeken bazı bölümler şöyle:  

'Gizli hedefleri ifşa dönemi'

Raporda örgütün geçmişte dini bir yapı olarak görüldüğüne dikkat çekilirken, siyasi iktidarla kavganın başladığı 2010’lu yıllar “Gizli Hedefleri İfşa Dönemi” olarak nitelendiriliyor.

Örgütün siyasi iktidarı hedef aldığına dikkat çekilen raporda bu dönem, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve onun şahsında AKP hükümetine karşı başlattığı gizli mücadele olarak nitelendiriliyor. 7 Şubat 2012 tarihli MİT Müsteşarı’nın ifadeye çağrılması hadisesi örgütün niyetinin ifşası olarak kabul edilirken, 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonunun örgütün gerçek yüzünü ortaya koyduğu ifade ediliyor.

Raporda, örgüte adam kazandırmada kilit rol oynadığı ifade edilen dershanelerin kapatılmasından geri dönüş olmaması üzerine, örgütün iktidara kendi medyası üzerinden sopa göstermeye çalıştığı, operasyon için düğmeye basıldığı kaydediliyor.

Siyasi iktidar 2010’lu yıllarda kendisine yönelik tehdidin ardından Fethullah grubunu örgüt olarak nitelerken, raporda Balyoz ve Ergenekon gibi kumpas davalarında iktidarın birlikte hareket ettiği örgütün hâkim ve savcılarına siyasetin içinde kimlerin yol verdiğine dair açıklama bulunmuyor. 

Beş temel zafiyet

Hazırlanan raporda, 15 Temmuz darbe girişimine gelinceye kadar tehdidin önlenememesi, devletin en kritik kurumlarına nasıl bu kadar büyük oranda sızıldığı ve fark edilmediği ile darbe girişiminin neden önceden haber alınamadığı gibi sorulara yanıt aranırken, temel bazı zafiyet alanlarının ortaya çıktığına vurgu yapılıyor. Örgütün oluşturduğu tehdide bakıldığında 5 temel zafiyet ya da soruna dikkat çekilirken, yine siyasi ayağa ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunulmuyor.

FETÖ’nün örgütlenmesi ve din istismarına işaret edilirken, 4-6 yaş din eğitiminden Kuran kurslarına, imam-hatip liselerinden ilahiyatlara, diyanet eğitim merkezlerinden Yüksek dini ihtisas merkezlerine varıncaya kadar birçok din eğitim kurumunda yaşanan çeşitli problemlerin giderilmesinin aciliyet olduğu söyleniyor.

Günümüzde FETÖ’den boşalan kadrolara ‘cüppeli amiral’ örneğinde olduğu gibi yine farklı cemaat ve tarikatlara mensup kişilerin getirilmesi, denetimsiz Kuran kurslarında dini istismarın sürmesi ve liyakatsiz kadroların devlete yerleştirilmesi hazırlanan raporla çelişen başlıklar arasında yer alıyor. 

Söyledik ama dinletemedik

Darbe girişiminin ardından kurulan komisyona çağrılan eski Genelkurmay başkanları, emniyet müdürleri ve siyasiler örgüte ve darbe girişimine ilişkin bilgi verdi.

Eski İçişleri Bakanı Efkan Ala: Örgüt 1980’lerden itibaren devletin önemsediği kademelerine sızmaya başladı. 17-25 Aralık’tan sonra başlatılan soruşturmalar sonucu örgüt mensuplarının emniyetin operasyonel birimlerinde, istihbaratında, emniyet müdürleri seviyesinde yüzde 90’ların üzerinde bir oranda olduğu görüldü. 

Eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan: Daha önceki yıllarda siyasi değil, gizlice devletin ilgili kurumlarına sızmaya çalışan bu örgüt, rahmetli Turgut Özal zamanında artık resmen açık bir şekilde devlet kadrolarına yerleşmeye başladı... 1987 yılında özel sınıf uygulaması başlatıldı. Yüzde 80’i Fethullahçı kadroların Emniyete ve amir statüsünde yerleşmesi bu uygulamayla oldu. Bizim Emniyet Teşkilatında en fazla, İdris Naim Şahin döneminde emniyet müdürlüklerinin yüzde 80’i, istihbarat ve KOM dairelerinin hemen hemen tamamı bu örgütün kontrolüne girdi.

Eski Emniyet Genel Müdürü Mehmet Kılıçlar: Ben Emniyet Genel Müdürü olarak 2011 yılının sanırım temmuz ayında atandım. Ben göreve başlarken sayın bakanımızla bunları çok açık konuştum. Sayın bakana açıkça arz ettim çünkü kendisini de önceden tanıyordum. Ama maalesef atamalarda, mesela, ben göreve geldiğimde belki 81 müdürün 65-70’i FETÖ’cüydü, ben göreve geldikten sonra atamalarla bu sayı 75’e çıktı.

Eski Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın komisyona 30 Mayıs 2017 tarihinde gönderdiği yazılı beyan: Devletimizin bir süredir FETÖ/PDY ile yürüttüğü mücadele bizim de kurumsal olarak azami dikkat ve hassasiyetle içinde yer aldığımız bir mücadeledir. FETÖ/PDY’nin tarafımızdan fark edilmemesi söz konusu değildir ve hatta en üst seviyede risk olarak tanımlanmıştır. Ayrıca yakın geçmişe kadar bu yapılanma (FETÖ) ve dini motifli hareketin tüm kamuoyunca malum olduğu bir gerçektir. Bu yapılanmanın devletin sivil, asker ve polis tüm kurumlarına uzunca süredir yavaş ve sistematik bir şekilde kendisini gizlemek suretiyle sızarak, işi bir darbe ile seçilmiş hükümeti devirmeye, TSK’yi ve Türkiye’yi kontrol altına alma noktasına getirmeye cüret etmesi, devletin diğer kurumları da dahil pek çok kimsenin beklemediği bir durumdu. Ancak, yakın geçmişte yaşanan gelişmelerin (07 Şubat, MİT tırları ve 17-25 Aralık vb.) böyle bir hainliğin varlığının somut şekilde ortaya çıkmasını sağlamasıyla birlikte, tedbir ve çalışmalarımız tereddütsüz olarak alınmış ve uygulanmış ve TSK’nin kendi içerisindeki hainleri temizleme gayretleri en üst seviyeye çıkarılmıştır. 

Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök: 2002 yılında Genelkurmay Başkanlığına atandım. 2004 Ağustos ayındaki Milli Güvenlik Kurulu’nda silahlı kuvvetler komuta katı olarak bunun bir örgüt olduğunu, çok büyük bir imkân ve kabiliyete sahip olduğunu dile getirip “Bir icra planı yapılsın, bu iş takip edilsin” dedik. Hükümeti kesin olarak bilgilendirdik ancak ondan sonra bir şey yapıldığını görmedik. 

Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner: MİT’ten ve Emniyetten gelen bilgiler dahilinde Yüksek Askeri Şûra kararları ile ilgili personelin silahlı kuvvetlerden ilişiği kesiliyordu. Ancak bazı basın organlarının kamuoyunda oluşturduğu “Namaz kılan, içki içmeyen atılıyor” şeklindeki imaj nedeniyle şûra kararları engellenmeye başladı. Bu nedenle son 8-9 yıldır TSK kendini koruyamaz duruma düştü.  (Darbeden önceki yılları kastediyor) Örgüt mensupları TSK’ye yerleşerek güçlendi ve üretilen sahte bilgi ve belgelerle davalar açılarak TSK’nin önemli kadroları tasfiye edilerek örgüt mensuplarına yer açıldı. 

Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ: 1992 yılında MİT Müsteşarlığı’na sivil getirildikten sonra askeri kadroların tedricen azaltılarak sıfır noktasına getirildiğini, bu nedenle TSK’ye sızmalar ve içinde oluşan cuntalar hakkında MİT’ten bilgi alamadık. Görev yaptığım 2002-2010 arası dönemde de Fethullahçılar konusunda MİT’ten hiçbir bilgi verilmedi. O zamanki MİT Müsteşarı Emre Taner, gayri resmi olarak 100 sayfalık kadar bir rapor verdi. Raporda cemaatle ilgili basında yapılanması, ekonomik gücü gibi genel bilgiler bulunduğunu ve sadece 8-9 polisin cemaat mensubu olduğu veya ilişkisi olduğuna dair bilgi bulunduğunu 2002-2010 döneminde Emniyet ve Jandarma istihbaratından da kendilerine isim bazında gelen bir bilgi bulunmadığını, hukuken askeri personeli karargâh dışında izleme yetkilerinin olmadığını, böyle bir birim kurulması için talepte bulunduklarını ancak uygun görülmediği bilgilerin paylaştı. Askeri okullara sızılma olayı bu okullara ÖSYM tarafından yapılan sınavla öğrenci alınmasıyla gerçekleşti. Sorunu mülakatla çözmek için personel temin merkezleri kurmamıza rağmen bu merkezler de örgüt tarafından ele geçirilmiş.

Emekli Jandarma Kurmay Albay ve Yazar Mustafa Önsel: FETÖ’nün askeriyeye sızması 1982’de Harp Okulu’nda tamamen sivil lise kökenli öğrencilerden oluşan özel bir sınıf oluşturulması ile başladı. Bu öğrenciler 1985’te mezun olup göreve başladıktan çok sonra bunların çoğu general oldu ve hemen hepsi darbe teşebbüsüne katıldı. Ergenekon, Poyrazköy, Balyoz gibi davalarla ordu içinde tasfiyeye gidilerek örgütün önü açıldı. 2008’den itibaren disiplinsizlik ve sağlık sorunları gibi sebeplerle askeri okullardan da tasfiyeler başladı. 2012’de ise şakirt olmayan askeri liselere giremez duruma geldi. 

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu: 2015 YAŞ toplantısında bana ve Sayın Cumhurbaşkanımıza intikal eden bilgiler, birlikte yaptığımız istişari görüşmelerde değerlendirilmiş ve TSK’nin teamül ve kuralları da göz önünde bulundurularak bu güzide ve stratejik kurumumuzun bu tür yıkıcı unsurlardan arındırılması için kapsamlı adımlar atılmıştır. Esasen FETÖ/PDY mensuplarının kendilerini gizleyerek bürokrasiye sızma çabalarının gerçek mahiyeti, toplumun dini inançlarının sosyal hayattaki tezahürlerini bir tehdit olarak tanımlayarak dindar kişilerin bürokraside yer almasını çeşitli yöntemlerle engelleyen, bu yolda hukuk dışı uygulamalara da başvurmaktan çekinmeyen vesayetçi/darbeci anlayış temsilcilerinin hastalıklı davranışları sebebiyle başlangıçta tam olarak teşhis edilememiştir. 

Raporda siyasi ayağın izi yok 

Raporda siyasi iktidarların örgüte dolaylı ya da üstü kapalı biçimde yaptığı yardımlara yer verilmezken, 2002 genel seçimlerinde tek başına iktidar olan AKP’ye örgütün desteğinden söz edilmiyor. Örgüt ile AKP’li siyasilerin medyaya yansıyan birçok görüşmesi ve gerçekleştirilen ortak organizasyonlara değinilmezken, örgütün AKP’ye yakın bir görüntü vermeye çalıştığı ileri sürülüyor. Yine darbe girişiminin ardından tüm siyasi partilerin Meclis’te ortak bir deklarasyona imza attığı ve Yenikapı’da düzenlenen mitinge rağmen siyasi iktidar, muhalefeti örgüt ile işbirliği yapmakla suçluyor. Muhalefetin bilgisi dışında rapora sonradan eklenen bölümde CHP örgüt ile işbirliği yapmakla suçlanırken, “CHP’nin FETÖ’nün siyasi emellerine hizmet eden tutum ve davranışları 15 Temmuz darbesine giden süreçte FETÖ/PDY terör örgütünü cesaretlendirici bir nitelik taşımıştır. CHP liderinin FETÖ’nün bir terör ve suç örgütü olduğu ortaya çıktığı 17/25 Aralık 2013 darbe girişiminden sonra bu örgütle sıkı bir amaç birliği içine girdiği gözlemlenmiştir” deniliyor. Yine iktidarın dershane krizi sonrasında örgüt üyelerince sızdırılan birtakım bilgilerin muhalefet tarafından kullanılmasının örgütü aklama girişi olarak kabul ediliyor.  

AKP-FETÖ kardeşliği şerhi 

İktidar kanadının sonradan eklediği ve ortak hazırlanan ilk rapora ilişkin ise muhalefetin şerhi dikkat çekiyor. Raporda CHP’nin örgüt ile ilişkilendirilmesine karşı, örgüt ile AKP’li siyasi ve yöneticilerin basına yansıyan belgeli birçok ilişkisine yer veriliyor. “AKP-FETÖ kardeşliği” başlıklı bölüm açılan raporda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın örgütün lideri Fethullah Gülen’e “Bu sıla hasreti artık bitsin” sözleriyle çağrıda bulunduğu, 2010 referandum sonuçlarının ardından örgüt liderine teşekkür etmesi, eski Başbakan Binali Yıldırım’ın Türkçe Olimpiyatları’nda Fethullah Gülen’in şiirini okuması, eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in “Cemaat devlete sızmıştır.. kargalar güler” sözleri ile komisyon başkanı Reşat Petek’in ekranlarda Fethullah Gülen’i öven sözlerinin yer aldığı konuşmayla birlikte eski bakan Ali Babacan’ın Türkçe Olimpiyatları’nda Gülen’i öven konuşmasının görüntülerinin yar aldığı birçok belgeye yer veriliyor. 

Raporda CHP’nin örgütle ilişkilendirilmesinin suç ortaklığını perdeleme olarak görüldüğüne işaret edilerek, “Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na dönük ithamların, rapora sinsice eklenmesi, 15 Temmuz gibi bir yıkımın ardından ihtiyaç duyulan uzlaşma, birlik ve beraberlik ruhuna atılan son dinamit olmuş, iktidarın menzilini ve algısını gün gibi ortaya çıkartmıştır. 15 Temmuz darbe girişimi, aydınlatılması gereken bir şey değil; işbirliklerinin, yoldaşlıkların, suç ortaklıklarının perdelenmesi ve muhalefetin felç edilmesi için bir lütuftur” ifadelerine yer veriliyor.