Orta Doğu’da artan tansiyonun Türkiye ekonomisine etkileri

Orta Doğu’da artan tansiyonun Türkiye ekonomisine etkileri
ABD ve İran arasındaki askeri hareketlilik, küresel enerji piyasalarını ve stratejik ticaret rotalarını doğrudan tehdit ediyor. İşte bu durumun Türkiye ekonomisine etkileri.

Son günlerde uluslararası gündemin yeniden Orta Doğu’ya yöneldiğini belirten UTEP Başkanı Sami Bektaş, ABD ile İran arasında artan askeri hareketliliğin yalnızca bölgesel bir güvenlik meselesi olmadığını, enerji piyasaları, ticaret yolları ve finansal dengeler açısından da yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi. Bektaş’a göre bu tür gelişmelerin küresel ekonomiye etkisi çoğu zaman enerji fiyatları üzerinden hissediliyor ve özellikle gelişmekte olan ekonomiler üzerinde belirgin bir baskı oluşturabiliyor.

ENERJİ HATLARI KRİTİK ÖNEME SAHİP

Bektaş, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nın dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümünün geçtiği stratejik bir hat olduğuna dikkat çekerek, “Bu bölgede ortaya çıkabilecek herhangi bir aksama enerji fiyatlarında hızlı dalgalanmalara yol açabilir. Enerji maliyetlerindeki artış ise üretim giderlerinden lojistik maliyetlerine kadar geniş bir alanda etkisini gösterir ve enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturur” dedi.

Orta Doğu’nun yalnızca enerji üretimi açısından değil, küresel ticaret yollarının kesişim noktası olması bakımından da kritik bir bölge olduğunu vurgulayan Bektaş, bölgedeki gerilimlerin uzaması halinde navlun ve sigorta maliyetlerinin artabileceğini, bunun da uluslararası ticaret akışını zorlaştırabileceğini ifade etti.

TÜRKİYE EKONOMİSİNE OLASI YANSIMALAR

Türkiye’nin enerji ithalatına bağımlı bir ekonomik yapıya sahip olduğunu hatırlatan Sami Bektaş, petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki artışın iç piyasaya hızlı şekilde yansıyabileceğini belirtti.

Bektaş, “Enerji maliyetlerindeki yükseliş; ulaştırma, üretim ve sanayi maliyetleri üzerinden genel fiyat seviyesini etkileyebilir. Bu durum cari denge üzerinde ilave baskı oluştururken enflasyon görünümünü de zorlayabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Turizm sektörünün de bölgesel güvenlik algısından doğrudan etkilendiğini ifade eden Bektaş, jeopolitik risklerin arttığı dönemlerde uluslararası ziyaretçi talebinde geçici dalgalanmaların geçmişte birçok kez yaşandığını söyledi. Finansal piyasalarda ise risk primlerinin yükselmesi ve kur üzerinde oluşabilecek baskının yatırımcı davranışlarını etkileyebileceğini dile getirdi.

TÜRKİYE İÇİN STRATEJİK FIRSATLAR DA VAR

Öte yandan Türkiye’nin coğrafi konumunun bazı alanlarda önemli avantajlar sunduğunu belirten Bektaş, Avrupa ile Orta Doğu ve Asya arasında yer alan enerji hatlarının kesişim noktasındaki Türkiye’nin enerji arz güvenliğinin daha fazla konuşulduğu dönemlerde transit ve dağıtım merkezi rolünü güçlendirebileceğini söyledi.

Diplomatik açıdan Türkiye’nin geçmişte birçok bölgesel gerilimde arabuluculuk girişimlerinde bulunduğunu hatırlatan Bektaş, aktif diplomasi yürütülmesinin hem siyasi hem de ekonomik ilişkiler açısından yeni fırsatlar doğurabileceğini ifade etti.

Savunma sanayiindeki gelişmelere de değinen Bektaş, artan küresel güvenlik kaygılarının savunma teknolojilerine olan talebi artırabileceğini ve bunun Türkiye açısından yeni iş birlikleri ve ihracat fırsatlarını beraberinde getirebileceğini belirtti.

“EKONOMİK DAYANIKLILIK ÖNEMLİ”

Genel değerlendirmesinde jeopolitik gerilimlerin küresel ekonominin kırılgan yönlerini daha görünür hale getirdiğini söyleyen UTEP Başkanı Sami Bektaş, enerji güvenliği, ticaret yolları ve finansal dengelerin bu süreçlerde yeniden şekillenebileceğini vurguladı.

Bektaş, “Türkiye kısa vadede bazı ekonomik baskılarla karşılaşabilir. Ancak sahip olduğumuz stratejik konum ve bölgesel diplomasi kapasitesi doğru şekilde değerlendirildiğinde orta ve uzun vadede yeni fırsat alanları da ortaya çıkabilir. Bu süreçte enerji arzının çeşitlendirilmesi, ekonomik dayanıklılığın güçlendirilmesi ve uluslararası diplomatik temasların sürdürülmesi büyük önem taşıyor” dedi.

Kaynak:Halk TV Haber Merkezi