DEM Parti'den "süreç" açıklaması: Biraz hızlandırmalıyız
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin MYK toplantısının ardından basın açıklaması yaptı.
Açıklamasında "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırılan sürece ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Doğan, "sürecin tıkandığına" ilişkin algılara değinerek, "Bazen ritmi istenilen hızda olmuyor ve bu kamuoyuna 'Demek ki bir tıkanıklık var' diye yansıyor. Biraz hızlandırmalıyız" ifadelerini kullandı.
Doğan, 5 aydır maaş alamayan ve açlık grevine başlayan maden işçilerinin yaşadıklarına da değinerek, "Yıllardır biriken adaletsizlik böylelikle siyasetin de başkentinin kapısına dayanmış oldu. İşçiler taleplerini duyurmak için Enerji Bakanlığı'nın önünde seslerini yükseltmeye çalıştılar ama her zaman olduğu olduğu gibi nerede bir itiraz yükselse, nerede bir ses yükselse orada bir çözüm iradesi yerine bu sese kulak kabartmak, dikkat yöneltmek yerine ne yazık ki bir polis barikatı görüyoruz" ifadelerini kullandı.
DEM Partili Hatimoğulları'ndan maden işçilerine ziyaret
"GÖZALTINA ALINDILAR. ŞİDDETE MARUZ KALDILAR AMA GERİ ADIM ATMADILAR"
Haklarını arayan madencilerin şiddete maruz kalarak gözaltına alındıklarını belirten Doğan, "Gözaltına alındılar. Şiddete maruz kaldılar ama geri adım atmadılar. Çünkü ortada aslında basit bir maaş, ücret gecikmesi yok. Hayat bir mesele var. Sistematik bir emek gaspı var. Aralarında 5 aydır maaş alamayan işçiler var. Bir yılda yalnızca iki kez maaş alabilmişler var. Bu işçiler için hayatın dönmemesi demektir. 110 işçi gözaltının ardından Kurtuluş Parkı'nda barikatların arasında direnişlerini sürdürüyorlar ve açlık grevine girdiler. Bugün açlık grevinin 6. günü. Doruk işçilerinin bu meşru taleplerinin karşılanması gerekiyor. Bu talepler lütuf değil İşçilerin haklı taleplerinin yanındayız elbette" diye konuştu.
GÜLİSTAN DOKU VE FAİLİ MEÇHUL SUÇLAR
MYK toplantısının önemli başlıklarından birinin de Gülistan Doku ve Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı olduğunu kaydeden Doğan, "Gülistan Doku ismi artık devlet imkanlarının bir cinayeti örtbas etmek, kamuoyunu yanıltmak, kamu kaynaklarını kullanarak üstelik nasıl seferber edildiğinin ve zırhlı bir dokunulmazlığın özellikle kadınların hayatlarını nasıl öğüttüğünün adeta bir simgesine dönüştü." dedi.
Bakan Çiftçi, Gülistan Doku soruşturmasındaki gelinen son aşamayı açıkladı
Doğan, konuya ilişkin ayrıca "Yıllardır bunları anlatmaya çalıştığımız her yerde farklı tepkilerle karşılaştık. Oysa bakın yıllar geçti. Verilen ortak mücadele sayesinde bugün örtbas edilemeyecek gerçekler ortaya çıkmaya başlıyor. Dersim'de 5 Ocak 2020'den bu yana karanlıkta bırakılan bir kayıp vakası gibi gösterilmeye çalışıldı. Oysa bir kayıp vakası değil." ifadelerini kullandı.
"MEĞER O SUÇLULAR O SULARIN DERİNLİĞİNDE KENDİ SUÇLARINI SAKLIYORMUŞ"
Yıllarca Gülistan Doku'nun akıbetinin ailesi, kadın örgütleri ve hak savunucuları tarafından sorulduğunda Munzur'un soğuk sularının adres gösterildiğini vurgulayan Ayşegül Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Meğer o suçlular o suların derinliğinde kendi suçlarını saklıyormuş. Dolayısıyla kamu gücü adaleti tesis etmek için değil suçun, suçlunun, suçluların bu organize ağın yaptıklarını ortadan kaldırmak, bu izi süpürmek için kullanılmış. Üstelik bir yandan bu süreçte halkın vergileriyle maaş alan memurlar bir katili korumak adına delil imha birimine dönüştürülmüşler.
"ÖNEMLİ BİR ADIM"
Şimdi bu karanlık tablonun ortasında Adalet Bakanlığı bünyesinde de Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı kuruldu. Bunun kurulmuş olması kuşkusuz önemli bir adım. Yeterli olmasa da... Yıllardır sokaklarda, meydanlarda, Meclis kürsüsünde bulunduğumuz her alanda hakikatle yüzleşme talebini en güçlü biçimde ifade etmeye çalıştık ve bunun neden Türkiye için olmazsa olmaz bir ihtiyaç olduğundan bahsettik.
Gecikmiş de olsa bugün bu hakikatle yüzleşme talebinin kurumsal bir karşılık bulabilme ihtimalinin belirmiş olmasını DEM Parti olarak önemli buluyoruz ancak şunları da sormalıyız. Bu birim nasıl çalışacak? Hangi kriterleri esas alacak? Hangi dosyaları neye göre araştıracak? Tüm bu çalışma yöntemine ilişkin belirsizlikler bir yandan da bu soruların sorulmasına neden oluyor. Dolayısıyla söz konusu başkanlık adaleti sağlamak için çalışmalı, çalışma ilkelerini ve uygulama yöntemlerini de hukuka uygun bir şekilde belirlemeli.
Şimdi bakınız Gülistan Doku cinayetinde de gördüğümüz çeşitli derin odakların siyasi koruma kalkanı altındaki dosyalar görmezden gelinmemeli. Aksine ne olur? Bu birim söylendiği gibi eğer daha önce açıklandığı gibi ucu nereye giderse gitsin yani 90'lı yıllardan bugüne uzanan o karanlıkla hatta daha öncesinden bugüne uzanan o karanlık geçmişle yüzleşebilecek mi ya da o karanlık geçmişin suç ağlarıyla devasa bir networkten bahsediyoruz.
Öyle büyük ki bakınız iktidarlar değişiyor ama değişmeyen bir başka durum da söz konusu. Dolayısıyla birçok yine faktör üzerinden değerlendirilmesi gereken bir durumla karşı karşıyayız. Bu ağların merkezindeki isimlerle gerçek bir hesaplaşma yürütülecek mi? Bizce yürütülmeli. Aksi takdir bir de çünkü atılacak her adım eksik kalır. En başında bu yöntemi konuşmak ve karanlıkta kalan tekrar ediyoruz.
"UCU NEREYE, KİME DOKUNURSA DOKUNSUN BU KARANLIKTAKİ DOSYALARI AYDINLATMAK ÜZERE ÇALIŞMALI BU DAİRE"
Ucu nereye, kime dokunursa dokunsun bu karanlıktaki dosyaları aydınlatmak üzere çalışmalı bu daire. Aynı zamanda belirli pozisyonlardaki kişilerin yargılanmaz, daha doğrusu yargılanamaz, dokunulmaz ya da dokunulamaz olduğu bir ülke görünümünden de kurtarabilecek bir güçle çalışmalı. Böyle bir kararlılıkla çalışmalı. Yine bu birim bağımsız gözlemcilerin, baroların, kadın örgütlerinin önerilerine, katkılarına ve ihtiyaç duyulunda denetimlerine dahi açık hale getirilmelidir. Biz bu kapsamdaki taleplerimizin ve bu birimin çalışmalarının sonuna kadar takipçisi olacağız. Hatta Meclis'te de bir araştırma komisyonu kurulabilir."
"BÖLGE TOPLANTILARINA HAZIRLANIYORUZ"
Bölge toplantılarına hazırlandıklarını ifade eden Doğan, "29 Nisan'da gerçekleşecek bir dizi bölge toplantılarına hazırlanıyoruz. İç Anadolu'dan Marmara'ya, Van'dan Diyarbakır'a, Çukurova'dan Ege Bölgesi'ne uzanacak bu toplantılar mayıs ayı boyunca sürecek. Geniş kapsamlı örgütlenme toplantıları olarak düşünmek gerekiyor. Bu toplantılara eş genel başkanlarımız katılacak. İl, ilçe eş başkanlarımız, yöneticilerimiz, parti meclis üyelerimiz, kadın ve gençlik meclis üyelerimiz de farklı bölgelerde bir araya geleceğiz ve bu toplantılarda nasıl daha güçlü örgütlenebiliriz? Tam da bu konuları konuşacağız. Bu örgütlülüğü büyütmenin yol ve yöntemlerini hep birlikte tartışacağız" şeklinde konuştu.
KONGRE HAZIRLIKLARI HANGİ AŞAMADA?
DEM Parti'nin olağan kongresinin takvimini belirlemek üzere tartışmalarını sürdürdüğünü belirten Doğan, şunları söyledi:
"Merkez Yürütme Kurulumuzun gündeminde olan kongremizin takvimi de var. Nasıl bir yeniden yapılanmaya ihtiyaç duyduğumuzu dünden beri tartışıyoruz. Kongre öncesi biliyorsunuz bugüne kadar bizi takip edenler gayet iyi bilirler ki bizler konferanslar yapıyoruz ve kongre hazırlıkları yalnızca merkezde yapılmıyor. Kongre hazırlıklarını biz yine aynı yöntemle herkese ulaşmaya çalışarak, en geniş kesimlerle tartışmaya çalışarak yapıyoruz. Bunun takvimini şu anda hazırlamaya çalışıyoruz. Olağan kongremizi eylül, ekim ayı gibi sonbaharda yapacağız. MYK'mızdan şu anda böyle bir tavsiye kararı çıktı. Parti Meclisi'mizde değerlendirip tam tarih netleştiğinde de kamuoyuyla paylaşacağız."
"SÜREÇ" AÇIKLAMASI
Basın açıklamasının sonunda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Doğan, "Terörsüz Türkiye" süreci olarak adlandırılan sürece ilişkin soruya şöyle yanıt verdi:
"Zaman zaman temposunda düşüklük görülüyor. Evet zaman zaman duraksama oluyor. Bazen ritmi istenilen hızda olmuyor ve bu kamuoyuna 'Demek ki bir tıkanıklık var' diye yansıyor. Bu yansımalara ilişkin biz başta siyasi partiler olmak üzere Türkiye'de herkes barışı isteyen, yaşam hakkını savunan, demokrasi hakkını savunan, eşitlikten yana olan, özgürlükten yana olan herkes bunu başarabilmemiz için birlikte sorumluluk hissetmelidir. Ne yazık ki temposu, ritmi, kim nasıl adlandırmak isterse adlandırsın istenilen hızda değil demektir. Biraz hızlandırmalıyız. Bunu birlikte yapmalıyız. Hep beraber yapmalıyız. Bu Türkiye toplumunun ortak talebi, Türkiye toplumunun ortak beklentisidir."
ERDOĞAN İLE BAKIRHAN ARASINDAKİ "MASA" DİYALOĞU
Doğan, TBMM'deki 23 Nisan resepsiyonunda AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan arasındaki "masa" diyaloğuyla ilgili soruya şöyle yanıt verdi:
"Öncelikle o diyalogdan yola çıkarak şöyle diyelim. Masa metaforu çok önemli ve Türkiye için çok büyük bir değeri var çünkü masa demek diyalog demek, masa demek temas demek, masa demek istişare demek, masa demek sorunları konuşarak çözmek demek, masa demek müzakere edebilmek demek ve biz yeniden konuşabildiğimiz bu ortamı, bu iklimi çok değerli görüyoruz. Bunu yıllardır ifade etmeye çalışıyorduk. 'İşte açınız İmralı'nın kapılarını göreceksiniz neler değiştiğini' dedik. Bakınız şimdi iklim nasıl değişti. Dolayısıyla Eş Genel Başkanımızın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a da söylediği gibi masa sağlam olmalı, devrilmemeli. Biz devrilmemesi, sağlam kalması, daha da güçlenmesi için hep birlikte elimizden geleni yapmalıyız.
Biz bu konudaki sorumluluklarımızın farkındayız ve bizim hissettiğimiz sorumluluğun en azından benzerini hissedemeseler bile diğer siyasi partiler şunu biliyoruz ki tüm siyasi partiler komisyon raporunda ortaklaşan siyasi partiler grubu bulunanlar ve bulunmayanlar sonuçta bu konuda yani Türkiye'nin demokrasi yolunda adım atması, Kürt meselesini çözmesi ve bunu diyalogla çözmesi yönünde bir irade beyanında bulunmuş oldular. Yasal düzenlemeler mayıs ayına da kalmamalı diyoruz. Bu toplumun beklentisi, talebi geciktirilmemeli tabii ki. Yani komisyon raporunun gereği yerine getirilmeli ve bir an önce artık bu Meclis'in gündemine gelmeli. O yüzden tabii ki bizim beklentimiz sürecin hızlı bir biçimde ilerlemesi, takviminin belirlenmesi, ihtiyaçlarının tespit edilmesi Ve herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirilmesidir."