Ozan Gündoğdu

Ozan Gündoğdu

Varsayalım Ölmedin

“Burslara yüzde 6, diğer her şeye yüzde 66… Bu izansız, mizansız ve vicdansızlardan ahiret sınavında harç talep et yarabbi…” diye bağırınca imam, bin kişiye yaklaşan cemaat hep bir ağızdan “Amiiiin” diye haykırır. İmam, “İlahi yarabbi, ilahi yarabbi… Cübbeli kulun hapse girdi de cübbesi bana kaldı, bu Adnan Oktar kulunu da tez zamanda yanına gönder de o programdaki kedi canlar bana kalsın” diye bağırınca cemaatten gülüşmelerle karışık bir “Amiiiin” daha yükselir. Bu vb. temennilerle 45 dakikaya yakın süre dua eder imam. Gözünde bir Rayban gözlükle, cemaate şeker fırlatarak kürsüye çıkan imamın duasının adına da “İnek Duası” denir, 1856’da kurulmuş ve adını 1950’den bu yana Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi diye sürdüren Mektebi Mülkiye’de.
Mülkiye 1937’de İstanbul’dan Ankara’ya taşınınca eskiden beri süre gelen müzikli eğlencelerini tiyatroyla taçlandırır. Adına ‘İnek Bayramı’ denen bu etkinlikler Mülkiye imamının “İnek Duası” ile açılır. Okulun tiyatro topluluğundan seçilen bir imam, üzerine cübbesini, kafasına takkesini giyer ve başlar duaya. O yılın ülke ve okul gündeminin mizahi bir dille ele alındığı bu dua, Mülkiye öğrencilerinin ortak duygusunu da yansıtır. Gelenek 50’leri, 60’ları, 70’leri, 80’leri, 90’ları, 2000’leri geride bırakır. İnek Bayramı Ankara’da Cebeci halkının da alışageldiği bir gösteriye dönüşür. 
Ancak 2010’lu yılların ikinci yarısı yaklaşırken, bu dua, basın ve medyada hedef gösterilmeye başlanır. “Ankara Üniversitesi’nde yeni skandal; ‘İnek Bayramı’ adı altında yine İslam’a hakaret edecekler” başlıklı haberler çoğalır. Bu haberlerde “Skandal etkinlik her yıl sahnelenirken değerlerimiz Peygamber Efendimiz Aleyhisselam'ın hayatının yanı sıra Kur'an-ı Kerim'in ayetleri okunarak alay edilip kahkahalar atılıyor” denerek İnek Bayramı çarpıtılır. Sonunda olan olur ve on yılları geride bırakan bu bayramın ‘imamlarından’ tiyatrocu Mehmet Can Tan’a 2018’de dava açılır. O tarihten itibaren “İnek Duası” son bulur. 
Yıl 1987… İstanbul’u gökdelenlerin yükseldiği, kent kültürünün tasfiye edilmeye başladığı, inşaat rantıyla cebini dolduranların paralarını koyacak yer bulamadığı, memurun işini bildiği, anayasanın arada sırada delinebildiği Özallı yıllarda, Ses Tiyatrosu’nda “İstanbul’u Satıyorum” isimli oyun seyirci karşısına çıkar. Oyunda türbesinden kalkıp İstanbul’u inceleyen Mimar Sinan başroldedir. Koca Sinan’ı ise Münir Özkul canlandırmaktadır. İnşaat rantının gariban İstanbulluları yerinden yurdundan etmeye başladığı bu yıllarda Mimar Sinan da İstanbullulardan yana saf tutar. Müzikli güldürü türünde sahnelenen bu oyunda kentsel dönüşüm mağdurlarının toplantısına Mimar Sinan da eşlik eder. 
“Durun, Sinan falan bağırmayın, bir tanıyan olacak, bir duyan olacak, türbemde huzurum kaçacak, başım belaya girecek, taa Sultanahmet’ten tebdili kıyafet geliyorum halime bakın, orada burada yeniçeriler hüviyet soruyor, o yeni on binliklere de pabuç gibi resmimi basmışlar” diye girdiği sahnede mahallesinden sürülmekle tehdit edilen İstanbulluların sohbetine katılır. Rasim Öztekin mahallenin tekel bayisidir. Mimar Sinan’a bira ikram eder ama Koca Sinan rakı ister ve devam edilir. Münir Özkul bu oyunun ardından kavuğu Ferhan Şensoy’a teslim eder. 

'İstanbul'u Satıyorum' bugün oynanabilir mi?


Bir an durup düşünelim, Ferhan Şensoy’un yazıp yönettiği bu oyun bugün de güncelliğini korumaktadır korumasına ama İstanbul’u Satıyorum oyunu bugün oynanabilir mi?
1989’da Ortaoyuncular bu sefer Soyut Padişah oyununu sahneler. Öyle soyuttur ki bu padişah, aslında yoktur ya da tarih kitapları onu yazmayı unutmuştur. 9 yaşında tahta oturur soyut padişah. Meyhanede tanıştığı akşamcı Makriköylü Mustafa’yı sadrazam olarak atar. Sonra Osmanlı’nın 19’uncu yüzyıl düzeni alaya alınır. Çürüyen devlet aygıtı kahkahalarla izlenir. Bir başka Ortaoyuncular oyunu olan İçinden Tramvay Geçen Şarkı’da seyirciler salona alınırken, üzerine Nazi üniforması giymiş tiyatrocular “Kimlik bitte” diye bağırıp, seyircilere kimlik kontrolü yapar. Seyirci faşizmin ne de kolay kabullenildiğini düşünerek girer Ses Tiyatrosu’na. Buna benzer 51 oyun yazar Ferhan Şensoy. 
Büyük ustayı 31 Ağustos’ta kaybettik. 2 Eylül’de kendisine bir veda programı düzenlendi. Ferhan Şensoy’un 40 yıllık yol arkadaşı Cihat Tamer gözleri dolu dolu sahneye fırladı. Duygu dolu bir konuşmaydı Tamer’in konuşması. Yaklaşık 7 dakika sürdü. Konuşmasının bir yerinde “70 senedir bu ülkeyi din bağımlısı hükümetler yönetiyor. Ona rağmen 70 senedir tiyatro yapıyoruz” diye dertlendi. Kayıpları çoktu Ortaoyuncuların. Konuşmasının sonlarında duygulanan 78 yaşındaki tiyatrocu “Ferhan Rasim’ine, Münir ağabeyine kavuştu, hep beraber orada bir meyhanede kafayı çekiyorlardır” dedi. 
Bırakın Ferhan Şensoy’un oyunlarını, Türk Tiyatrosu’nun en büyük ismi, adı on yıllarca anılacak, belki de hiç unutulmayacak Ferhan Şensoy’un veda törenindeki bu sözlere bile tahammül edilemedi. Konuşmanın bu bölümü iktidarın gazetelerinde yayımlandı, TV’lerinde, internet sitelerinde gösterildi, Cihat Tamer, İslam düşmanı ilan edildi. Yarım asırlık dostunun veda töreninde yaptığı konuşma yüzünden büyük oyuncu linç edilmeye çalışıldı. Yeni Akit Yazarı Ali Karahasanoğlu, “Tekrar söyleyelim. Ahirete inanmayabilirsiniz. Kendiniz hesabını verirsiniz. Ama halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, ‘Ahirette kafayı çekme’ üzerine bir cümleyi, bir cenaze töreninde nasıl kurarsınız? Sizin sanatınız bu mu? Sanatın size kazandırdığı ufuk bundan mı ibaret?” diye başladığı yazısına “Birazcık kendilerine çekidüzen verseler. Bizi de zorla sahaya çağırmasalar” diye tehditkar bir dille devam etti.  
AKP MKYK üyesi Emre Cemil Ayvalı, Cihat Tamer’in bu konuşmasını sosyal medya hesabından “Yıllarca dindar insanları, 'sanat ve tiyatro karşıtı' gösterdiler, ötekileştirdiler. Aslında radikal İslam karşıtlıklarını perdelemek için yaptılar bunu. Şimdi daha iyi görüyoruz ki, yaptıkları ‘tiyatro’ bile İslamiyete inat bir faaliyetten ibaretmiş. Bu kadar yobazlar!” diyerek paylaştı. 
İşte böyle veda ettik Ferhan Şensoy’a. Boğazımız düğüm düğümken, öfkeden yumruk ısırtan duygularla karışık… 
El birliğiyle köküne kibrit suyu döküldü güldürünün. Cengiz Han’ın orduları gibi taş üstünde taş bırakmadan istila ettiler kültür dünyasını. Artık İnek Duasını canlandıran üniversite öğrencisi Mehmet Can Tan’ı yargılıyor, Ferhan Şensoy’a bir vedayı bile becermiyoruz! Bir medeniyet tasavvuru bulunmayan bu kafa elbette güldürünün yerine bir şey koyamıyor. Şimdilerde babaannesinin suratına tükürüp kayda alan gençlere gülüyor Türkiye. İşte yepyeni Türkiye… 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar