Ozan Gündoğdu

Ozan Gündoğdu

TÜİK’te ölüm sessizliği

Veri gazetecilerinin yakından takip ettiği bir takvim var. 2007’den beri her yılın sonunda Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanıyor ve bu takvim sayesinde hangi ulusal verinin ne zaman açıklanacağı önceden biliniyor. Verilerin açıklanacağı gün de saat de belli.

Örneğin, 3 Ağustos’ta saat 10:00’da TÜİK temmuz ayı enflasyonunu kamuoyuna duyuracak. 5 Ağustos’ta saat 14:00’da BDDK, illere göre borç haritasını göreceğimiz FİNTÜRK verilerini açıklayacak. Bunlar her gün yayımlanan onlarca veriden yalnızca bazıları. Bu takvimin fiyakalı da bir adı var; “Ulusal Veri Yayımlama Takvimi”. Arzu edenler şuradan (https://www.tuik.gov.tr/Kurumsal/Veri_Takvimi) inceleyebilirler.

Bundan yaklaşık 1 ay önce Ulusal Veri Yayımlama Takvimi’ni takip eden gazeteciler ve araştırmacılar heyecanla 24 Haziran için gün sayıyordu. Hiç sekmeyen bu takvime göre o tarihte 2020 yılına ilişkin “Ölüm İstatistikleri” yayımlanacaktı.

Heyecanlılardı çünkü tahmin edileceği üzere koronavirüs pandemisinin yarattığı yıkıma ilişkin yıllık olarak derlenmiş resmi verileri ilk kez göreceklerdi. 2020’de kaç kişi ölmüştü? Kaç kişi intihar etmişti? Ölenlerin yaş aralığı neydi? İllere göre ölüm sayıları ne durumdaydı? 2019’da Türkiye’de 435 bin 941 kişi ölmüştü. Sağlık Bakanlığı verilerine göre koronavirüs nedeniyle ölenlerin sayısı da 50 binin üzerindeydi. O halde 2020’de Türkiye’deki toplam 500 bin civarında ölümün gerçekleşmesi beklenirdi.

TÜİK ya 750 bin kişinin öldüğünü duyurursa? Böyle bir durumda fazladan 250 bin yurttaşın ölüm nedeni nasıl açıklanacaktı? Sadece koronavirüs değil, intiharlar da verilerin içeriğinde görülüyor. Örneğin 2019’da ülkemizde 3 bin 406 kişi intihar etmişti. Kamuoyu yoksulluk intiharlarıyla yıl boyunca sarsıldı. Peki 2020’de kaç kişi intihar etmişti? İntiharlar gerçekten basına yansıdığı kadar yaygın mıydı?

Mesela 5 bin kişinin intihar etmesi halinde önceki yıla göre intihar edenlerin sayısı yüzde 50 oranında artmış olurdu. Ya 10 bin kişiyse? Tüm toplumun böyle korkunç bir veri karşısında şapkasını önüne koyup düşünmesi, ülkeyi yönetenlerin bu gerçek karşısında adım atması gerekmez miydi?

Tüm bu merak 24 Haziran sabahı son buldu. TÜİK’in sitesine giren yurttaşlar, gazeteciler, araştırmacılar ana sayfada bir açıklamayla karşılaştılar. “İdari kayıtlardan üretilmekte olan istatistiklere ilişkin çalışmaların henüz tamamlanamamış olması sebebiyle” ölüm istatistikleri ileri bir tarihte açıklanacaktı. Hangi tarihte açıklanacağı ise belirsizdi. Ülkede yıllardır kesintisiz ve gününde yayımlanan ölüm istatistikleri açıklanmamıştı.

Ölüm İstatistikleri gibi yıllık veriler haftalık ve aylık açıklanan verilere göre daha kapsamlıdır. Acaba bu nedenle çalışmalar yetiştirilememiş olabilir miydi? Ama hiç değilse kaç kişinin öldüğüne ilişkin bir sayı verilse, Sağlık Bakanlığı’nın şüphe duyulan “Toplam vefat sayısı” verisi teyit edilebilirdi.

24 Haziran’da yaşanan ilk hayal kırıklığı atlatıldıktan sonra, “ülkede kaç kişinin öldüğü başka türlü nasıl hesaplanabilir” sorusuna cevap aranmaya başlandı. 2020 yılında kaç bebeğin doğduğu 18 Mayıs’tan bu yana biliniyordu.

(2020’de 1 milyon 112 bin 859 canlı bebek doğumu gerçekleşti. Detaylı verilere şuradan https://bit.ly/2URgY9X ulaşılabilir.)

TÜİK, 2020 yılında Türkiye nüfusuna ilişkin verileri de 4 Şubat’ta yayımlamıştı. Buna göre 2020’de Türkiye nüfusu önceki yıla göre 459 bin 365 kişi artarak 83 milyon 614 bin 362 kişi oldu. Bu verilerle Türkiye’deki ölüm sayılarına da ulaşılabilir miydi? Ülkemizde kabaca 1 milyon 112 bin bebek doğmuş ancak nüfus 459 bin kişi artmıştı.

Demek ki, yine kabaca 653 bin kişinin öldüğü söylenebilir miydi? Böyle bir cevap yanlış olurdu. Çünkü Türkiye’den Batı’ya gitmek isteyen ve Doğu’dan Türkiye’ye gelmek isteyen yüzbinler hatta milyonlar bulunuyordu. Dolayısıyla göç istatistiklerini bilmeden, sadece nüfus ve doğum istatistiklerini hesaba katarak ölüm sayılarını bulabilmek mümkün değildi.

Örneğin 2019’da yurtdışından Türkiye’ye 677 bin 42 kişi, Türkiye’den yurtdışına 330 bin 289 kişi göç etti. Yani göç edenler nedeniyle ülke nüfusunda 346 bin 753 kişilik artış yaşanmıştı. Peki ya 2020’de? İşte bunu bilirsek, 2020’de kaç kişinin öldüğü de ortaya çıkardı. Örneğin, 2020’de de tıpkı 2019’daki gibi göç nedeniyle 346 bin 753 kişilik nüfus artışı yaşandığı varsayılırsa, yıllık ölüm sayıları şu şekilde bulunabilir;

1 milyon 112 bin bebek doğdu. Buna ek olarak göç nedeniyle 346 bin kişi daha çoğaldık. O halde yeni doğanlar ve net göçle nüfusumuz 1 milyon 458 bin kişi arttı. Hiç kimse ölmese nüfusumuzun bu kadar büyümesi gerekirdi. Ancak verilere göre nüfusumuz 459 bin kişi artmıştı. Demek ki 999 bin kişi 2020 yılında hayatını kaybetmişti. (1 milyon 458 bin – 459 bin= 999 bin )

Eğer göç nedeniyle nüfustaki değişimin 2019’la aynı olduğu kabul edilirse 999 bin kişinin öldüğü ortaya çıkıyordu ki, bu, koronavirüsten öldüğü söylenen 50 bin kişiyle birlikte düşünülürse bile normalin yaklaşık 500 bin üzerinde kişinin öldüğü anlamına gelirdi.

Ancak bu hesap, göç verilerinin 2019’dakinin aynısı olduğu varsayımına dayanıyor. Gerçek ancak 2020 Göç İstatistikleri incelendiğinde ortaya çıkacaktı. Peki 2020 Göç İstatistikleri ne zaman yayımlanacaktı? Ulusal Veri Yayımlama Takvimi’ne göre bu verinin yayımlanma tarihi 16 Temmuz’du.

Ancak 14 Temmuz’da TÜİK’in ana sayfasına girenlerin ekranında yine bir duyuru belirdi; “Uluslararası Göç İstatistikleri, 2020 haber bülteni, idari kayıtlardan üretilmekte olan istatistiklere ilişkin çalışmaların henüz tamamlanamamış olması sebebiyle ileri bir tarihe ertelenmiştir”.

Belli ki, bu ülkeyi yönetenlerin, bu topraklarda yaşayan herkesten sakladığı bir gerçek var. Bu şaibeli durumun sonuçları hakkında saatlerce tartışılabilir. Faşizmin yalan üzerine bina edildiği düşünülürse “Bizzat devlet eliyle gerçeklerin saklandığı böyle bir düzende demokrasi nasıl yaşayabilir” sorusu bu tartışmaların herhalde en önemli konusunu oluşturacaktır.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar