Ayşenur Arslan
Mutfaktaki ve çözüm sürecindeki bombalar!
BİR GAZETECİ DAHA
İsmail Arı bayram için ailesiyle buluşmak üzere Tokat Turhal’a gitmişti.
Belki bir gün kalıp İstanbul’a dönüp, evine ve gazetesi BirGün’e koşacaktı.
Ama “yargının” acelesi vardı! Kolluk güçleri daha hızlı koşup İsmail’i gözaltına aldı.
Haberleriyle iktidar mensuplarının canını çok yaktığı için şaşırmadık elbette. Ama gözaltı gerekçesi “gözünün üstündeki kaşı” olsaydı daha uygun düşerdi.
Zira sevgili kardeşimin, iddia edildiği gibi “yalan haberi yaymadığını” herkes bilir. Ona kızanlar bile!
Menzil tarikatının iç yüzünü en çıplak haliyle anlatan oydu.
Ayhan Bora Kaplan çetesi ve siyasi bağlantılarını ortaya çıkartan da..
*. *. *
BOMBALAR MUTFAKTA PATLAYACAK
Trump, birazdan savaş gündeminin acayip notlarına geçeceğim, İran’ı çantada keklik zannetti. Ne kadar yanıldığını şimdiden anladı ama dönemiyor. Çok büyük laflar etti, yutamıyor. Savaşta en az 200 milyar dolar harcadı, nasıl telafi edeceğini bilemiyor. Epstein dosyasındaki iğrenç verilerin üzerini örtmeyi beceremiyor. VS
Ya Erdoğan.. Aklı karışıkların “yüksek diplomasi” zannettiği tutumunun bölgede ne anlama geldiğini.. Sanki ABD savaşta değilmiş de sadece “İsrail’in sponsoru” imiş gibi yapmasının nelere mal olduğunu ya bilmiyor. Ya da biliyor ama söylemiyor.
Adına İslam Ülkeleri denilen Arapların, aralarına bu ülkenin dışişleri bakanı Hakan Fidan’ı alıp İran’ı kınamaları na kadar utanç vericiyse.. Savaş yüzünden başımıza geleceklerin saklanması da o kadar vahim.
“• Enerji konusu o kadar kritik bir seviyede ki, Avrupa başkentlerinde arabalar için “tek - çift plaka” ve evden çalışmanın özendirilmesi tartışılıyor. Çarşamba günlerini tatil ilan etmeyi düşünenler bile var.”
“• Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, akaryakıtta eşel mobil sistemine ara verilebileceğini ima etti. Yani, benzinin gelişi kaç liraysa, devlet ÖTV payını bir kenara bırakıp, ceplerimizden onu alacak. Şimşek, varili 110 dolara yürüyen Brent petrol için de “bu seviye geçici” diyerek -bana göre halkı yanıltıcı bilgi- verdi! Onu da not düşmek lazım!
“• Enerji fiyatları başlı başına kriz nedeni. Ancak dahası var. Türkiye savaş bölgesinde sayıldığı için turizmin de çok ciddi etkileneceği konuşuluyor.
“• Bölge ülkelerine, komşularımıza ihracatta savaş etkisi yaşandığı için, bir yük de buradan biniyor. Ekonomim yazarı Alaattin Aktaş’a göre turizm ve ihracat kalemleri 20 milyar dolarlık bir kayba neden olacak. Bu da cari açığı, kötümser tahminlerin de üzerine çıkaracak.
“• Savaş konulu televizyon programlarını izliyorsanız duymuşsunuzdur; İnsanlara kendi çaplarında makarna, un, peynir vs stok yapmalarını önerenler var artık."
Gelelim savaş önlemlerine.. Aylar öncesinde 81 ilde sığınak vaadeden ve bunun için de son tarih olarak 31 Aralık 2025’i veren iktidar dağda ayaza yakalanmış gibi! Küçük damadın drone imalatı ile aşılamayacak bir süreç yaşandığının farkında mı acaba!
Uzun uzadıya savaş notlarını dizmeye gerek yok.
Sadece bir örnek yetecek de artacak:
“İran, İngiliz - Amerikan ortak üssü Diego Garcia’yı balistik füzelerle vurdu.”
Bu ne demek, biliyor musunuz?
Diego Garcia Hint Okyanusu’nde bir ada ve İran ile arasında 4 BİN KİLOMETRE var.
Peki İran ile Avrupa başkentleri arasında kaç kilometre var dersiniz?
3 bin küsurlerdr Roma..
4 binin biraz üstünde Londra..
İran kartlarını açtı yani: “Eğer ABD ve İsrail’in yanında yer almaya devam ederseniz menzilimizde olduğunuzu unutmayın!”
*. *. *
NEVRUZ’DA VERİLEN TEHLİKELİ MESAJ
Erdoğan ve yandaşı medya, savaşın sorumlusu olarak İsrail’i göstermeye.. Mescid-i Aksa’ya karşı en ufak bir müdahalede -bakınız Süleyman Soylu- yüzbinlerce şehit verme pahasına, yapılanın ödetileceğini söylemeye devam etsin..
“İÇ CEPHE” ısındıkça ısınıyor.
İBB Davası, her duruşmada foyası çıktığı halde İmamoğlu ve arkadaşlarının tutukluluğu ile devam ediyor. Her defasında yazıyorum.. İddia edilen suçtan ceza verilse bile tahliye edilmesi gerekenler hala cezaevinde.. Cezaevleri nüfusu kapasitenin o kadar üstündeki yüzlerce tutuklu yerde yatıyor. KUYU TİPİ CEZAEVLERİ eziyetini saymıyorum bile.
Ama…
Yine konuşmaktan kaçınılan bir konu, en azından gündemde yer almayı hak ediyor.
Şöyle:
Diyarbakır’daki Nevruz kutlamalarında sahneye çıkan isimlerden biri Çetin Arkaş’tı.
1991 yılında, aralarında biri bebek 13 kişinin hayatını kaybettiği Çetinkaya Mağazası faciasının sorumlularından biri olarak yargılandı. Müebbet hapse mahkum edildi. Son yıllarda İmralı’da, Öcalan’ın sekreteryası olarak bilinen ekipte yer aldı.
Geçen yıl da tahliye edildi.
İşte o isim, Nevruz’da öyle bir konuşma yaptı ki, başta elbet DEM, Kürt siyasetini allak bullak etti.
En dikkat çekici cümlesi, bunun nedenini özetliyordu:
“Size bu meydandan söz veriyoruz: Sizin yarattığınız değerler üzerinden bireysel ikbal peşinde koşanlar sert kayaya çarpacaklar! Bunlara müsaade etmeyeceğiz!”
Çözüm mü?
Kime söz veriyordu? Sert kayaya çarpacak olanlar kimdi?
Konuşması birkaç ipucu veriyor gerçi. Ben yine de sözü, ana akım medyadan da tanıyor olabileceğiniz Kürt gazeteci Müjgan Halis’e bırakmak istiyorum. İndependent Türkçe’ye yazdığı yazı, çözüm süreci hakkında “içerden” ve çok kritik bir bakış sunuyor:
“Çetin Arkaş’ın yaptığı zehir zemberek çıkış, sivil siyaset alanına verilmiş ideolojik bir muhtıra niteliği taşıyor. Arkaş’ın, "Sizin yarattığınız değerler üzerinden bireysel ikbal peşinde koşanlar sert kayaya çarpacaklar!" cümlesi, hareket içindeki sınıfsal ve kültürel kopuşun en üst perdeden ilanıdır.”
“ Hedefindeki "bireysel ikbal" vurgusu, son on yılda Kürt siyaseti içerisinde sessizce eleştirilen yeni bir "profesyonel siyasetçi" tipine işaret ediyor. Hareketin içinden gelmeyen, sadece popülaritesi olduğu için aday gösterilen veya birkaç dönem vekillik yaptıktan sonra "kurumsallaşan" isimler, taban nezdinde "bedel ödeyenlerden" kopuk görülmeye başlandı. Ankara’nın siyasi koridorlarına ve yaşam tarzına fazla uyum sağlayan, söylemi radikallikten uzaklaşıp "merkez siyasete" yaklaşan bu isimler, Arkaş’ın deyimiyle o "sert kayaya" çarpan ilk figürler olacak. Bu çıkış, partinin sivil kanadına yapılan sert bir hatırlatma: "Siz sadece vitrinsiniz; strateji, mutfak ve denetim hâlâ bizim kontrolümüzde."
Peki, aralarında yeni bir parti hazırlığının da olduğu söylenen gelecek dönemde Kürt siyasetini ne bekliyor olabilir?
Müjgan Halis’in bu soruya yanıtı, zaten Erdoğan’ın ayak sürümesiyle zar zor ilerleyen sürecin final sezonuna gelindiğini gösterir gibi:
“ Vitrinde değişim: Sadece ekran yüzü olan popüler isimlerin yerini; cezaevi geçmişi olan, örgüt disiplininden gelen ve tabanla organik bağı kopmamış isimlerin alması.
Daha az esneklik: Türkiye genel siyasetindeki ittifak dengelerine veya "merkez siyasetin" beklentilerine göre değil, hareketin kendi öz gücüne odaklanan bir hat.
Tasfiye süreci: Arkaş’ın "Müsaade etmeyeceğiz" cümlesi, önümüzdeki seçimlerde veya kongrelerde birçok tanınmış sivil siyasetçinin liste dışı kalabileceğinin, yani geniş çaplı bir tasfiyenin habercisi.”
Saray da bunun farkında olmalı.. DEM ve baraj altında kalma ihtimali bulunan MHP dışındaki seçeneklerle, örneğin Ali Babacan ile yakın temas dikkat çekti.
Hatta bundan sonrasına ütopya diye bakabilirsiniz ama.. Yakında CHP’ye el altından mesaj giderse şaşırmam:
“Siz yargılamama sözü verin.. Biz İmamoğlu ve ekibini serbest bırakalım.. Parlamenter sisteme dönüp seçime öyle gidelim.”
İSMAİL ARI’NIN MESAJI
Yazıya onunla başladık.. Onunla bitirelim. Sevgili kardeşim İsmail Arı, gözaltından gönderdiği mesajda herkesi, hepinizi desteğe çağırdı:
“Üç ay önceki bir video nedeniyle gözaltına alındım. Bayram ziyaretinden akşam alınıp 450 km kat edip Ankara'ya getirildim. Dosyama yeni twitler ve eski videolarım eklenmeye devam ediyor. Sanıyorum ki tutuklanmam için dosya şişirilmek isteniyor. Zaten son bir yıldır beni tutuklamak için bahane arıyorlardı. Tek suçum bu ülkede gazetecilik yapmak. Gazetecilik suç değildir. Gazetecilerin yanında olun..”