Ozan Gündoğdu

Ozan Gündoğdu

İktidarlar güçlendikçe gerçekler zayıflar

Cumhuriyet tarihini baştan başa yaşamış bir kişi, ömrünün her 5 yılından 1’inde iktidarda Tayyip Erdoğan’ı gördü. Buna rağmen aynı kişinin, hakkında en az bilgisi olduğu parti AKP, lider ise Erdoğan  olacaktır. Zaten geçmişten bu yana gazetecilerle teması sınırlı olan parti özellikle başkanlık sistemine geçilen 2018’den bu yana tam bir kapalı kutuya dönüştü. Partinin lideri ve cumhurbaşkanı Saray’a çekilmiş, milletvekillerinin kabineyle teması neredeyse kopmuş durumda. Liderin, halka sunulan görüntüleri İletişim Başkanlığı eliyle servis edildiği için Erdoğan’ın gündelik hayatına ilişkin magazinel dahi olsa pek bir şey bilmiyoruz. Liderin gündelik hayatı bir kenara, tüm toplumu ilgilendiren Milli Eğitim Bakanı’nın istifası gibi gelişmeler hakkında bile dedikodulardan öteye geçen bilgiye sahip olamıyoruz. İstifa eden kişi halka bir açıklama sorumluluğu hissetse bile rejim buna izin vermiyor ve toplum, açıklama yapılmaya değmeyecek bir nesneye dönüşüyor. Bu kadar kapalı bir iktidarda, hele ki lidere tam itaatin ilke olduğu bir durumda büyük yalanların üretilip üretilmemesi artık iktidarın vicdanına kalmış bir soruna dönüşüyor. Gerçekler tümüyle eğilip bükülebilir, yeter ki iktidar istesin. İktidarın böyle bir isteği varsa, onu yalanlayacak kurumsal yapının yerinde yeller esiyor. Nitekim bu yalanlardan Avrupa’da aşının ücretli olduğu gibi küçük olanlarını gözlemleyebiliyoruz. Ama ya tarihin akışını değiştirecek ölçüde büyük olanlar? Gerçeğin ortaya çıkması için yılların geçmesi gerekenler? Yani gerçekten büyük yalanlar, bugün de üretilmiyor mu? Üretildiğine şüphe yok ama detayları en azından bugün öğrenemiyoruz. Aradan yılların belki de on yılların geçmesi gerekiyor… 

27 Mayıs’ın gizemli mektubu

3 Mayıs 1960’da Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel, dönemin Milli Savunma Bakanı Ethem Menderes’e* bir mektup yazar. Ülke kıvılcım çakılsa patlayacak durumdadır, her gün Vatan Cephesi’ne katılanlar radyoda anons edilir, gazeteciler hapse atılır, öğrenci gençlik ise giderek artan sertlikte ayağa kalkmaktadır. Tarihi 5 Mayıs Kızılay mitingine ise sadece 2 gün vardır. Bu koşullar altında birkaç hafta sonra gerçekleşecek 27 Mayıs Darbesi’nin lideri konumundaki Cemal Gürsel’in bu mektubu aslında demokrasi tarihimizin ilk muhtırası niteliğini taşır. 13 maddelik bu muhtırada hükümete istifa etmesi yeni bir kabinenin kurulması, İstanbul ve Ankara valileri ile emniyet müdürlerinin değiştirilmesi söylenir. Ancak ilginç biçimde böylesi tarihi bir muhtırayı alan hükümet ne bir açıklama yapar, ne mektup basına sızar, ne de bir başka adım atılır. Çünkü Milli Savunma Bakanı Ethem Menderes bu mektubu Başbakan Adnan Menderes’e iletse bile mektup bakanlar kuruluna okunmaz. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın bile tarihimizin ilk muhtırasından en azından zamanında haberi olmaz. 3 Mayıs’taki muhtıra Ethem Menderes ile Adnan Menderes arasında bir sır olarak kalır. Aynı gün Cemal Gürsel 27 Mayıs’a kadar sürecek izne ayrılır. 

Sır mahkeme salonunda ifşa oluyor

Aradan haftalar, aylar geçer. Hükümet artık sanık sandalyesindedir. Yassıada Mahkemeleri’ndeki duruşmalar sırasında mahkeme heyetine 3 Mayıs tarihli bu mektup “bir biçimiyle” sızdırılır. Hükümet aslında uyarılmış, ancak Ethem Menderes bu uyarıyı bakanlara ve cumhurbaşkanına bildirmemiştir. Halbuki Mayıs ayı boyunca bir darbe tehlikesine ilişkin defalarca toplanan bakanlar kuruluna bu bilgi verilmiş olsa, belki de tarihimizde 27 Mayıs gibi bir darbe olmayabilirdi. Bu gerçeği ancak Yassıada’da öğrenebilen DP heyeti büyük bir hayal kırıklığı yaşar. Ethem Menderes tarafından ihanete uğramışlardır. Ethem Menderes ise kendisini “Gürsel’in mektubunu Başbakan’a okudum. Fakat kimseye bahsetmememi, hatta cumhurbaşkanına bile iletmememi söyledi” diyerek savunur.**

Hikayenin buraya kadar yaşanan kısmında tümüyle kapalı bir iktidarın, dışarıdan sorunsuz gibi görünse de içeride nasıl kaynadığına tanık oluyoruz. Adnan Menderes ile Celal Bayar arasındaki çatışma cumhuriyet tarihinin ilk muhtırasından cumhurbaşkanının habersiz kalmasına neden olmuştu. Ancak hikayenin ilginç kısmı henüz başlamadı. 

Yassıada’da gözler bu sefer Adnan Menderes’e çevrilir. Nasıl olur da Kara Kuvvetleri Komutanı’nın istifa çağrısı, bakanlar kuruluna ve cumhurbaşkanına bildirilmez? Menderes kişisel konuşmalarla Yassıada’daki dava arkadaşlarına durumu izah eder. Duayen gazeteci Cüneyt Arcayürek’in DP’lilerle konuşmalarından yola çıkarak aktardığına göre DP’lilere göre mektup Bayar’ı kötülüyor, Menderes’i övüyordu. Mektubu öğrenince Bayar harekete geçebilirdi. Oysa Menderes ordu üzerinde herhangi bir uygulamaya geçilmesini istemiyordu. 

Adnan Menderes için bu savunmanın dayanakları oldukça çürüktü. Darbenin lideri Cemal Gürsel darbeden sadece 3 hafta önce Menderes’i övecek öyle mi? Bu o günün şartlarında olacak iş değildi. Tarihler 9 Haziran 1960’ı gösterirken artık Devlet Başkanı sıfatı taşıyan Cemal Gürsel mektubu basına servis ettirir. Mektubun içinde Menderes’i öven tek bir kelime dahi bulunmamaktadır. Yassıada’ya ise sessizlik hakimdir. Menderes de “Hani seni övüyordu Cemal Gürsel” sorularına karşı sessizliğini korur. Aradan zaman geçer 14 Şubat 1961’de söz konusu mektup Yassıada Mahkemesi’nde okunur ve sorulur;

  • BAŞKAN: Sanık Ethem Menderes… Demek böyle bir mektubu Başbakan’a ayaküstü söylediniz?
  • E. MENDERES: O anda mektubun mahiyetini Başbakan’a okumayı zararlı buldum. Ve olayların yumuşamasını bekledim.
  • BAŞKAN: Bence Cemal Gürsel bu mektubu tek başına yazmamıştır. Arkadaşları da olacak. Böyle mühim bir mektuptan Başbakan’a bahsetmemeniz gaflet değil midir? 

Sanık Adnan Menderes… (Başkan sorguya çağırıyor)

  • A. MENDERES: Ethem Menderes, Cemal Gürsel’in mektubunu bana, yalnız cumhurbaşkanının istifa etmesi şeklinde özetledi. O sırada Cumhurbaşkanı’nın istifa etmesini havsalasının almadığını beyan etti. Ben de mektubu yalnız Cumhurbaşkanı’nın istifa etmesi mahiyetinde zannettim. Hayati bir mesele olduğunu şimdi anlıyorum. 
  • BAŞKAN: Adnan Menderes! Sizin de Ethem Menderes’e “Ver bakayım şu mektubu” demeniz lazım gelmez miydi? 
  • A. MENDERES: Öteden beri Gürsel Paşa’nın, Celal Bayar’a karşı hisleri malum olduğu için demedim. 
  • BAŞKAN: Mektubu alsaydınız ne yapardınız? 
  • A. MENDERES: Derhal kendisiyle temas ederdim. 

 

Duruşma tutanaklarındaki ilgili kısım bu şekilde. Menderes bu açıklamayı yaparken hemen arkasında oturan Celal Bayar’la göz göze geldiğinde ikilinin ne düşündüğü meçhul. Adnan Menderes’e göre kendisine özetlenen mektup Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın istifa etmesi biçimindeydi. Hatta şahsına ilişkin övgü dolu ifadeler yer alıyordu meşhur mektupta. Darbenin lideri Gürsel Paşa, darbeden birkaç hafta önce daha sonra idamına onay vereceği Adnan Menderes’i övüyordu. En azından Menderes’in iddiası buydu. Ancak basına servis edilen mektupta Menderes’ten tek bir satır bahsedilmiyordu. Devlet de yalan söyleyecek değildi… Yalan söylese dahi bunu denetleyebilecek herhangi bir kurum yoktu. Tıpkı bugünkü gibi halkın önüne yalanın mı gerçeğin mi konacağı iktidarın vicdanına kalmıştı. Denetlenmeyen iktidarın… 

Gerçekler 35 yıl sonra ortaya çıkıyor

Aradan yıllar geçer. Olayın tanıklarından Adnan Menderes 1961’de idam edilir. Cemal Gürsel 1966’da, Ethem Menderes ise 1993’te hayatını kaybeder. Tarihimizdeki bu tuhaf hadise karanlığa gömülmek üzeredir ki, bir tanık daha ortaya çıkar; “27 Mayıs’ın kudretli albayı” ve dönemin başbakanlık müsteşarı Alparslan Türkeş…

Türkeş 1994 yılında Sabah Gazetesi’nden Hulusi Turgut’a kayda geçirmesi için hatıralarını anlatmaya başlar ve hatırat, Şahinlerin Dansı başlığıyla 1995’te yayımlanır. Bu hatıralar içinde Cemal Gürsel’in kaleme aldığı 3 Mayıs tarihli muhtıra da vardır. Türkeş 9 Haziran’da mektubun bizzat kendisi tarafından basına servis edildiğini anlatır. Emri ise Devlet Başkanı Cemal Gürsel’den almıştır. Türkeş’in ifadeleriyle olay şu şekilde gerçekleşiyor; 

“Şimdi mektubun enteresan olan tarafı, o günkü yönetimi, iktidarı eleştiriyor, fakat bu aksaklıkların kötülüklerin sorumlusu olarak Celal Bayar’ı tutuyor. 

Ve diyor ki;

Halk Adnan Menderes’i seviyor. Celal Bayar cumhurbaşkanlığından çekilip Adnan Menderes’i cumhurbaşkanı yapsa iyi olur”

Türkeş’in tanıklığı Menderes’i doğruluyor. Peki sonra ne oluyor? 9 Haziran günü, yani meşhur mektubun basına servis edildiği gün, Devlet Başkanı Cemal Gürsel, Başbakanlık müsteşarı Alparslan Türkeş’i çağırıyor.

  • Ethem Menderes’e yazdığımız mektubun sendeki nüshasını getir. 
  • Emredersiniz. 
  • Şu değişiklikleri yap, yeniden daktilo ettir. Basına verin. 

 Böylece Türkeş’in eline sıkıştırılan mektupta Cemal Gürsel’in eski yazıyla yaptığı düzeltmelerle “Cumhurbaşkanı istifa etmelidir. Cumhurbaşkanlığı’na Adnan Menderes getirilmelidir. Bu muhterem zatı her şeye rağmen milletin çoğunluğunun sevmekte olduğuna kaniim” ifadesi çıkarılıyor. Onun yerine “Cumhurbaşkanı istifa etmelidir. Çünkü bütün fenalıkların bu zat’tan geldiği hakkında memlekette umumi bir kanaat vardır” ifadesi ekleniyor. Akıl almaz bir tarihi çarpıtma böylece yaşanıyor. Celal Bayar’ın mektuptan haberdar olmasının ardından, orduya karşı operasyona girişeceğinden endişe eden Adnan Menderes, mektubun sırrını gizli tutuyor. Aksi halde, Menderes gücü Bayar’a kaptıracağından çekiniyor. Cemal Gürsel ise Menderes’in bu çekingenliğinden istifade ederek gerçekleri çarpıtıyor. Aksi halde darbenin meşru dayanakları ortadan kalkıyor. 

Bu tarihsel gerçekleri ortaya çıkmasının ardından çok zaman geçmesine rağmen derli toplu ele alan bir makale maalesef bulamadım. Belki de bu benim hatamdır. Bu nedenle en azından kayda geçsin diyerek bu yazıyı kaleme aldım. Öte yandan “söz konusu iktidar olunca gerçekle yalan arasındaki çizgi incelir” önermesinin kanıtı niteliğindeki bu olayın bugüne ilişkin analizimizi de güçlendireceğini düşündüm. Sizce bugünün iktidarları sadece gerçekleri mi sunuyor önümüze? 

Önceki ve Sonraki Yazılar