Ayşenur Arslan

Ayşenur Arslan

1 Mart’ın yıldönümünde Suriye’de olmak!

Bugün 1 Mart. Malum, şu ünlü tezkerenin yıldönümü. Hani, sonradan çok farklı masallar anlatılsa da, özetle Erdoğan’ın çok istediği… Ama partisine henüz tam anlamıyla kelepçe takamadığı için 48 AKP’li vekilin ‘hayır’ oyu verdiği… Muhalefetin de çabasıyla reddedilen tezkerenin yıldönümü.

Bir başka ifadeyle, Meclis’in ‘Erdoğan’ın iradesinden bağımsız’ belki de son kararı!

Eğer tezkere reddedilmeseydi, Amerikan askerleri, bu topraklardan geçerek Irak’ı işgale gidecekti.

Reddedilince, bunu da hatırlarsınız herhalde, Amerikalılar Türk askerinin kafasına çuval geçirdi. Esir aldı. Sorguladı.

Deniz Baykal, bunu da hatırlayın lütfen, bu tutum üzerine ABD’ye nota vermekten söz edince de, Erdoğan “ne notası, müzik notası mı” deyiverdi.

Aradan 17 yıl geçti.

Irak önce işgal, sonra altüst edildi.

Sonra, sıra Libya’ya… Suriye’ye geldi.

Ve bu kez, Erdoğan 1 Mart tezkeresi’nin rövanşını aldı. Irak’ta yapmak isteyip de yapamadığını gerçekleştirerek, hem Suriye’de hem de Libya’da sahneye çıktı!

Libya’da zorlanıyor belki ama Suriye’de açıktan Suriye ile savaşıyor. Saray’ın ve neredeyse bilumum medyanın ifadesiyle “REJİM GÜÇLERİNİN” İdlib’den, yani kendi topraklarından çekilmesini talep ediyor.

Bunu, Suriye halkı için yaptığını söylüyor. Ve bu uğurda bu ülkenin evlatlarını ölüme gönderiyor.

Amerikan Savunma Bakanlığı / Pentagon’un -en az- 19 yıllık planında BAŞROLÜ oynuyor.

***
O planı hatırlıyor musunuz?

Hazır hafıza tazelemeye başlamışken NATO’nun eski başkomutanlarından ABD’li general Wesley Clark’ın dudak uçuklatan “hatırasını” kayıt düşelim:

“11 Eylül’den 10 gün sonra, Pentagon’a gidip Savunma Bakanı Rumsfeld ve yardımcısı Wolfowitz’i gördüm. Müşterek Karargah’ta daha önce benimle çalışanlara sadece merhaba demek için alt kata indim. Generallerden biri beni içeri çağırdı. “Efendim, gelip benimle bir kaç dakikalığına konuşmalısınız” dedi, “Irak’la savaşa girmeye karar verdik.” Ya 20 Eylül ya da o sıralardaydı. “Irak’la savaşa mı gireceğiz? Neden?” dedim. “Bilmiyorum” dedi, “Bana kalırsa başka ne yapacaklarını bilmiyorlar.” “Peki, Saddam’ı El-Kaide’ye bağlayacak herhangi bir bilgi bulmuşlar mı” diye sordum. “Hayır, o konuda henüz bir şey yok, sadece Irak’la savaşa girmek konusunda karar almış durumdalar” dedi. “Sanırım teröristler konusunda ne yapacağımızı bilmiyoruz ancak iyi bir orduya sahip olduğumuzdan hükümetleri indirebiliriz. Tek sahip olduğun malzeme bir çekiçse, tüm sorunlar birer çiviymiş gibi görünmeli” dedi. Birkaç hafta sonra onu tekrar görmek için gittim, o sıralar Afganistan’ı bombalıyorduk. “Hâlâ Irak’la savaşa girme durumunda mıyız” diye sordum. “Daha da kötüsü” dedi. Masasına uzandı, bir kağıt aldı. ‘Bunu az önce yukarıdan aldım’ -Savunma Bakanı’nın ofisinden anlamına geliyordu- ‘Beş yıl içinde, Irak’la başlayan sonrasında Suriye, Lübnan, Libya, Somali ve Sudan’la devam edip İran’la bitecek yedi ülkeyi nasıl ele geçireceğimizi anlatan (gizli) bir not.”

***

Wesley Clark, “devlet sırrı” falan demeyip bu hayati sırrı açıkladı.

“Darısı başımıza” olur mu acaba?

1 Mart tezkeresi öncesi ve sonrasında perde arkasında yaşananları… Erdoğan’ın kimlere ne sözler verdiğini… Yakınındakilerle paylaştığı “hayalleri/planları” öğrenebilir miyiz?

Asıl, şu son birkaç ayda İdlib’de yaşananları öğrenme imkânı bulur muyuz?

Ya da, İYİ Parti sözcüsü Yavuz Ağıralioğlu’nun -hem de ölüm haberinin çığ gibi aktığı saatlerde- canlı yayında söyledikleri, zaten her şeyi anlatıyor mu!

“Bana dün, çocukların bölgede vurulmaktan korktukları ve bize lojistik olarak ulaşmalarının mümkün olmadıkları kadar sıkıştıkları bilgisi geldi ve bunu Savunma Bakanı’na ilettim. Bir hava saldırısı bekleniyordu demek ki. Hava kuvvetlerimizin buna dair bilgisinin olması gerekirdi.”

Sahi! İdlib’de o evlatlar neden, nasıl öldü?

Önceki ve Sonraki Yazılar