Halk TV Canlı Yayın
Mozart'ın yarım kalan bestesi: Requiem
250 yıldır insanların büyük bir beğeniyle dinlediği, ölümsüz sanatçı Wolfgang Amadeus Mozart'ın ölüm döşeğindeyken yazdığı ancak bitirmeye ömrünün vefa etmediği eseri Requiem'in gizemli hikayesi...

Temmuz 1791’de adı tam olarak belli olmayan, ama büyük olasılıkla Johann Michael Puchberg olan bir aracı Mozart’tan genç Kont Franz Xavier Walsegg-Stupach için bir yas müziği bestelemesini istedi. Kont eşini 1791 Şubat’ında kaybetmişti ve Mozart’a yazdıracağı yas müziğini ölen eşi için kendisi yazmış gibi göstermek istiyordu. Bu iş için Mozart’a 400 florin kadar bir ücret önerdi. Bu teklif Mozart için ne kadar utanç verici olsa da, bu işi kabul etmek zorunda kaldı çünkü yakın arkadaşı olan Puchberg’e 400 florinden çok daha fazla borcu vardı. Büyük ihtimalle bu parçayı mümkün olduğu kadar çabuk ve özensiz bir şekilde yazmasını istemişlerdi Mozart’tan. Bir de zaten finansal sıkıntı içinde olduğu için, 400 florinin bir kısmını önceden almış olması onun bu eseri yazmaya başlamasını sağladı.

Mozart Requiem’i bitiremeden öldü. Ölüm hakkında bir parça yazarken ölmesi bir yalnızca bir tesadüf olarak görülmedi ve ölümünü takip eden yıllarda Requiem adeta bir efsane haline geldi. Mozart’ın eşi Constanze, Kont Walsegg’den hiç bahsetmedi, onun yerine Mozart’a imzasız bir mektup getiren bilinmeyen bir ulak olduğunu söyledi. Yani Constanze’ın söylediğine göre Mozart Requiem’i kimin için bestelediğini bilmiyordu. Bu da efsanelere dayanak sağlamış oldu.

Popüler kültürde de Requiem hakkındaki efsaneler kendini yenilemeye devam ediyor. Bir Miloš Forman filmi olan Amadeus (1984)’ta da Antonio Salieri bir çeşit “ölüm habercisi” olarak gösteriliyor.

Peki Requiem neden bitmedi?

Mozart’ın Requiem’i neden bitiremediğine dair iki sebep öne sürülüyor. Birincisi Requiem’i bestelerken aynı zamanda Magic Flute ve La clemenza di Tito’yu da besteliyordu. Bu yüzden Requiem’e çok fazla vakit ayırmamış olabilir. İkinci sebep ise, Mozart’a bu eseri çabucak, hiçbir deha göstergesi olmadan yazması istenmesiydi. Böyle bir sınırlamayla yazmayı zor bulmuş olmalı.

Aslına bakılırsa Requiem’in yalnızca ilk 5 dakikası, Introit’in tamamı Mozart tarafından yazılmıştı (ki tamamı 55 dakikadır). Ölümünden sonra, öğrencilerini ve asistanları toplayan Constanze’nin yardımıyla diğer kısımları Mozart’ın skeçlerini kaynak alarak tamamlandı. Hatta bazı bölümler tamamıyla öğrenciler tarafından yazıldı. Yani, Requiem’in %90’ı Mozart’a ait değildir. Constanze’nin öğrencileri toplayıp Requiem’i tamamlatmasının ve “bilinmeyen ulaklar” gibi hikayeler uydurmasının bu eser üzerinden kâr elde edebilmek için olduğu düşünülüyor. Nitekim Constanze Requiem’i defalarca yayınlatmış, telif hakkını satarak para kazanmıştır.

Mozart’ın 5 Aralık 1791’deki ölümünden sonra, Requiem ilk defa Viyana’dai Jahn’s Hall’da çalındı. Bu ilk performansta tüm salon dolmuştu ve Requiem dinleyen herkes tarafından çok beğenildi. Bu beğenilerin çoğunda ağızdan ağza dolanan hikâyelerin büyük payı vardı. İnsanlar Mozart’ın bu parçayı ölüm döşeğinde bestelediğinden söz ediyorlardı.

Beethoven Requiem’i pek de sevmedi, ve birçok müzisyen eserin çoğu yerini eleştirdi. Fakat yukarıda bahsettiğimiz Hiller gibi parçaya hayran kalan müzisyenler de az değildi tabii. Piero Meligrani de parçanın bir Mozart bestesi değil de kolektif bir çalışma olduğu için Köchel kataloğundan silinmesini önerdi.

Viyana’da ilk defa çalındığından beri Wolfgang Amadeus Mozart’ın son ve bitmemiş bestesi olan Requiem, hem müzik eleştirmenlerinin hem de müzikle profesyonel anlamda ilgisi olmayan insanların ilgisini çekti. Bazı eleştirmenler onun Mozart’a ait olarak bahsedilmemesi gerektiğine inansalar da, Mozart’ın bu son bestesinin anlatmaya değer bir hikâyesi olduğu kesin. Constanze’nin, sadece ekonomik amaçlarla da olsa, bu eseri tamamlatarak ve bastırarak müzik tarihine önemli bir katkı yaptığını söyleyebiliriz.

Kaynak: dilekpercin.blogspot.com