Özgür Özel Sakarya'da açıkladı: "Erdoğan Melih'in villalarını koruyor"
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun serbest bırakılması ve erken seçim talebiyle başlatılan "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinglerinin 106’ncısı için Sakarya'da Demokrasi Medyanı'nı hıncahınç dolduran vatandaşlarla bir araya geldi.
Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya İl Başkanı Oğuzhan Curoğlu Ekrem İmamoğlu'nun mektubu okudu.
İmamoğlu mektubunda şu ifadeleri kaleme aldı:
"'Cesaret ve umudun güzel şehri Sakarya... Benim canım hemşerilerim, değerli hanımefendiler, kıymetli beyefendiler, geleceğimizin teminatı gençler, güler yüzlü çocuklar; sizleri hasretle selamlıyorum, her birinizi tek tek sarılıyorum. Örgütümüzün güçlü iradesini temsil eden İl Başkanımız Oğuzhan Curoğlu'na ve yürüttükleri kararlı mücadele için kendisinin şahsında tüm örgütümüze yürekten teşekkür ediyorum.
Sevgili vatandaşlarım, biz bu aziz topraklarda eşitlik ve kardeşlik içinde yaşamak isteyen, hak yemeyen ama hakkını da yedirmeyen büyük ve şerefli bir milletiz. Kimse açta, açıkta kalmasın; güçlü zayıfı, haksız haklıyı ezmesin isteriz. Kimsenin hakkı kimseye geçmesin diye dua ederiz. Adalet bizim karakterimiz, maneviyatımız, özüdür. Adalet bizim için devletin temelidir, varlık sebebidir. Her kim ki milletten aldığı yetkiyi haksız ve adaletsiz kullanır, o milletin ve devletin en büyük düşmanıdır. Her kim ki gördüğü adaletsizliğe susar, seyirci kalır, o en ağır, en büyük vebale üstlenir.
Bugün ülkemizde adaletsizliğin ve keyfiliğin iktidarı hakimdir. Milletten aldığı yetkiyi kötüye kullanarak siyasi rakibini yok etmeye çalışan, vatandaşın seçme ve seçilme hakkını gasp etmeye kalkışan bir avuç insan, kendilerini devletin sahibi ilan etmiştir. Milletimizi yokluğa, yoksulluğa, güvencesizliğe, adaletsizliğe mahkum eden bu iktidara devletin sahibi olmadıklarını, olamayacaklarını göstereceğiz. Bu ülkede kurumlar ve kurallar hakim olacak. Birtakım partiler ve şahıslar değil, bunun arası ortası yok. Bu ülkede milletin özgür ve adil seçimlerle çizdiği istikamette yürüyecek, bir şahıs ihtiraslarıyla hareket etmeyecek. Bunun aması fakatı yok. Bugün bu ülkenin zenginlikleri, bu devletin imkanları herkese adaletli bir biçimde dağıtılacak; kimse suyun başını tutanların insafına bırakılmayacak.
Biz böyle adaletli, böyle insanca, hakça bir düzeni kurmak istediğimiz için hapisteyiz. Suyun başını tutmuşlarla gizli kapaklı ortaklıklar kurmadığımız, milletin hakkını millete vermekten başka bir seçeneği asla kabul etmediğimiz için zindandayız. Biz Silivri Mahkemesinde bir kumpası deşifre etmekle yetinmiyoruz. Biz o mahkemede aynı zamanda halkçı, icraatçı, ahlaklı kamu yöneticiliği nasıl olurmuş, milletin hakkı nasıl korunurmuş onun dersini veriyoruz. İddianame adı altında karşımıza çıkan yalanlara, iftiralara karşı gerçekleri anlattıkça, tarihte hiçbir örneği olmayan şekilde 6 yılda 2000'e yakın inceleme, teftiş geçirdiğimiz halde neden tek bir yanlışımızı bulamadıkları ortaya çıkıyor. Bulamadılar, çünkü hiçbir yanlışımız yok. Çünkü sadece milletin parasını millet için kullanma ahlakı ve özeniyle hareket ettik.
Yönetime gelince sıra bizde, suyun başını biz tutacağız demedik. Bu şehrin, bu ülkenin nesi varsa milletindir dedik ve gereğini yaptık. Ayırmaya, kayırmaya asla geçit vermedik. Ülkeyi de böyle yöneteceğiz. Baştan sona adaletle işleyen çok bereketli bir düzen kuracağız. Herkesin daha iyi, daha rahat, daha özgür yaşamasını hedefleyecek bu yeni düzenin hiçbir yerinde partizanlık barındırmayacağız. Vatandaşın inancıyla, fikriyle, yaşam tarzıyla değil; refahıyla, mutluluğuyla, emeğin karşılığını alıp almamasıyla ilgileneceğiz. Bir kişinin aklıyla değil, milletin aklıyla hareket edeceğiz.
O pazar günü gelecek. Devletin gücünü kendi gücü zannedenlere millet sandıkta hadlerini bildirecek. Herkes hayalini kurduğu, özlemini duyduğu, hak ettiği hayata kavuşacak. Her şey çok güzel olacak.
Ekrem İmamoğlu, Silivri Zindanı.'"
Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:
Buraya memleketim Manisa'dan geliyorum. 500 yıldır süren bir geleneği sürdürmek için, ellerini şifaya açanlara mesiri sunmak için, Mesir Festivalinde hemşerilerimizle buluşmak için oradaydık. Sakarya'ya geleceğimi biliyorlardı ve Manisalılar Sakarya'yla olan 65 yıllık gönül bağlarını tekrar ederek Sakarya'ya selam söylediler. Bilenler bilir, bilmeyenlere ben anlatayım.
Yıl 1960. Manisa'nın bir mahalle semt takımı Sakarya var. Renkleri de yeşil siyah. O takım maçları kazanıyor, üst üste her yıl şampiyon oluyor ve o zamanki en üst lig olan 1. lige Manisa'nın Sakaryaspor'u çıkıyor. Sakaryaspor var, bir başka Sakaryaspor yeşil siyah renkleriyle 1. ligde Manisa'da var. Bu karışıklık bir husumet değil bir dostluk, bir kardeşlik yaratıyor ve Manisaspor, Sakaryaspor'un adını Manisaspor olarak değiştiriyor, renklerini siyah beyaz yapıyor, yeşil siyahı ve hak ettiği ismi Sakaryaspor'a bırakıyor.

O gün bugün ben de çok gittim stada Sakaryaspor'u ağırladık. Çok geldik deplasmana, kardeşimizin evinde gibi ağırlandık. Bizim plaka 45, Sakarya'nın 54. Bizim tribün bağırır 54, Sakarya bağırır 45 diye. Bizim tribün bağırır Sakarya, Sakarya bağırır Manisa diye. İşte koca Manisa Mesir Meydanından yüz binlerden Sakarya'ya selam getirdim. Var ol Sakarya!
"SAKARYA'YA KÜSMEDİK KUSURU SAKARYA'DA BİLMEDİK"
Sakarya 1954'te il oldu. O günden bugüne 15 kez belediye başkanı seçti. Bunlardan ikisinde, 73 ve 77'de Bülent Ecevit'in Cumhuriyet Halk Partisi bu meydanları doldurdu, belediyeyi kazandı. 89'da SHP ile kazandık. O gün bugün 37 yıldır Sakarya'da belediyeyi kazanamadık. Ama Sakarya'ya küsmedik. Kusuru Sakarya'da bilmedik. Sakarya'ya sırtımızı dönmedik. Hep sevdik, hep Sakarya için iyi şeyler söyledik. Sakarya'nın seçtiklerine, tercihlerine saygı duyduk. Sayın belediye başkanına, her partiden belediye meclis üyelerine de başarılar diliyoruz ve gün geldi, bugünü gördük; Sakarya'da, Sakarya'da Ayça Taşkent başkanımla ve Ümit Dikbayır başkanımla iki milletvekiline ulaştık. Bundan sonra bir daha bırakmayacağız.

Ben bu güzel güne, burayı elbette bir partiye mal etmiyoruz. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi ki baba evimizdir, baba evinin çayını demleyenlere, bacasını tüttürenlere, İl Başkanımız Oğuzhan Curoğlu'nun şahsında bütün örgütüme yürekten teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.
"KALE SİYASETİ BİTMİŞTİR"
Ayrıca Sakarya iki milletvekiliyle partimizde temsil edilirken, parti meclisimizde de önceki il başkanımız Ecevit Keleş'le ve benim çok değerli ağabeyim, birlikte görev yaptığımız sevgili Engin Özkoç'la parti meclisinde iki Sakaryalıyla temsil ediliyor. Bu şu demek: Cumhuriyet Halk Partisi Sakarya'yı dinliyor, Sakarya'yı duyuyor. Onun bizden beklentilerini görüyor, Sakarya için çalışıyor. Bundan sonra, zamanında şöyle derler: 'Sakarya sağın kalesidir', sağla bir derdimiz yok. 'Sakarya AK Parti'nin kalesidir', Sakarya'nın tercihleriyle bir derdimiz yok. Ama herkes şunu bilsin ki artık dönem kardeşlik dönemidir, geçim dönemidir, yoksulluktan hep birlikte kurtulmak, işsizlikten hep birlikte kurtulmak, çiftçinin, köylünün, hayvancının yüzünü güldürmek, halktan yana işler yapmanın zamanıdır. Bunun için bundan sonra Sakarya yorulmuş bir iktidarın, yandaş kayıran, vatandaşı unutan bir iktidarın, Sakarya sorun çözmeyen, öteleyen, iteleyen, görmeyen bir iktidarın, emekliyi 20.000 liraya, emekçiyi 28.000 liraya mahkum eden bir iktidarın kalesi olamaz. O kale siyaseti bitmiştir. Sakarya bundan sonra milletin kalesidir, milletin kalesidir!
"MİLLETİN PARTİSİ İKTİDARA GELMELİDİR"
Esnaf gezip ekonominin durumunu konuşabiliyorlar mı? Yoksulluğa, işsizliğe bir çare söylüyorlar mı? Çiftçiye, hayvancılıkla uğraşana bir çare söylüyorlar mı? Madem o zaman sokakta yoklar, madem yazın serin salonlara, kışın sıcak salonlara kaçıyorlar, meydandan, insandan, halktan kaçıyorlar, işte artık bu iktidarın miadı dolmuştur. Bu iktidar yorulmuştur. Onun için salonların partisi AK Parti değil, meydanların, halkın, milletin partisi iktidara gelmelidir.

"HALEN DAHA DEPREMİN İZLERİNİ SİLMEDİLER"
Seçimde geliyorlar, oyunuzu alıp gidiyorlar. Bir daha da buralara uğramıyorlar. 1999 depremi oldu. Üzerinden 27 yıl geçti. Maalesef 27 yıl sonra halen daha depremin acıları, izleri devam ediyor. Kentsel dönüşüm beklentisi var. Yıllardır oyalandılar. İçe sinen bir kentsel dönüşüm yapmadılar. Verdikleri sözleri tutmadılar. Belirsizlikler halen devam ediyor. Öğrenciler riskli okullarda okuyorlar, kalabalık sınıflarda okuyorlar. Derslik yetersiz, öğretmen sayısı yetersiz. 26 yıl sonra, 27 yıl sonra... Evet, 3 yıl önceki depremin söz verdikleri gibi bir yılda değil, üç yılda bile sözlerini tutamadılar. O taraf için laf yetiştiriyorlar. Ama iktidarları boyunca, tam 25 yıl, 24 yıl burada iktidar olup halen daha depremin izlerini silmediler.
"SAKARYA GEÇEN YIL 70 MİLYAR LİRA VERGİ VERMİŞ YATIRIM BÜTÇESİNDE SADECE 12 MİLYAR LİRA ALMIŞ"
Ve ben şöyle bakıyorum, Sakaryalılara şunu söyleyeyim: Bu meydana, meydana girmeyen ama uzaktan kulak kabartanlara, dinleyenlere, hak verenlere ya da merak edenlere söyleyeyim. Bir kente gelince, hele hele Sakarya gibi depremin yaralarının sarılması gereken bir kente gelince insan bu kente uzanmış devletin bir şefkatli elini arıyor. Bekliyor ki vergiyi İstanbul'dan toplayalım, vergiyi Manisa'dan toplayalım, vergiyi Denizli'den, Kayseri'den, Gaziantep'ten toplayalım, dönüp Sakarya'ya gelince Sakarya'ya da vergiden fazlasını verelim. Buraya katkı yapalım. Burayı ayağa kaldıralım. Bu şehre pozitif ayrımcılık yapalım, bu olsun diye bekliyorsunuz. Baktım ki ne göreyim? Sakarya geçen yıl 70 milyar lira vergi vermiş, yatırım bütçesinde sadece 12 milyar lira almış. Ben beklerim ki Sakarya bir vergi versin, üç hizmet alsın. Beş hizmet alsın, helali hoş olsun derim. Sakarya yedi vermiş, bir almış. Birileri Sakarya'dan oyu da almış, vergiyi de kepçeyle almış, hizmete gelince çay kaşığıyla vermiş. İşte Sakarya neyden şikayet ediyorsa özü budur. Sözün bittiği yer budur. Yedi kat vergi alıp yedide altısını götürüp yedide birini ancak bu şehre hizmet için ayıranlardan bu şehre asla fayda gelmez. Buradan size söz veriyorum: Bu devran değişecek, bu düzen değişecek, AK Parti'nin kara düzeni gidecek, Sakarya'nın derdini çözecek bir iktidar gelecek.
"SAPANCA GÖLÜ MUTLAKA KURTARILMALIDIR"
Bir yandan hepinizin gözbebeği Sapanca Gölü'ne adeta eziyet ediyorlar. Göl dip seviyelerini görmeye başladı. İktidar bu sorunu çözeceğine, örneğin Ballıkaya'dan, Çamdağı'ndan özel projelerle su getirip gölü kurtaracağına, halen daha göle dolgu yapılmasına izin veriyor. Kaçak iskeleleri önlemiyorlar. Diğer yandan sanayinin kaçak, gölden su çekişine engel olmuyorlar. Bir an önce bağımsız havza yönetim üst kurulu kurulmalıdır. Sapanca Gölü mutlaka kurtarılmalıdır.
"BARINMA KRİZİNİ KÖKÜNDEN ÇÖZECEĞİZ"
Sakarya'yı inceledikçe insan gerçekten olana bitene anlam veremiyor. 4 yılda kiralar %970 artmış. 4 yılda Sakarya'da kiralar 10 katına çıkmış. Ev paraları, ev fiyatları %700 artmış. Yani 8 katına çıkmış. Kira ortalaması 22.000 lira, 25.000 liraya dayanmış. Büyük bir barınma krizi var. Bu yüzden göç var. Bu yüzden bu şehre kimse öğretmen olarak da gelmek istemiyor, doktor olarak da gelmek istemiyor, hemşire olarak da gelmek istemiyor. Bu iktidar ilk geldiğinde, ilk geldiğinde bütün lojmanları satışa çıkarmıştı. Şimdi işte onun acısını doktor eksiğiyle, onun acısını hemşire eksiğiyle çekiyoruz. Bunun için iktidara geldiğimizde TOKİ öyle zenginlere villalar yapmakla, pahalı konutlar yapmakla değil, öğrenciye yurt yapmakla, devlet memuruna kalacağı lojman yapmakla meşgul olacak. Bu barınma krizini kökünden çözeceğiz, söz veriyoruz!
"ÇİFTÇİSİNİ, ÜRETİCİSİNİ, HAYVANCILIKLA UĞRAŞANLARI PERİŞAN EDEN BİR ÜLKE HALİNE GELDİK"
En büyük haksızlıklara, en büyük adaletsizliklere uğrayanlar da hiç şüphe yok ki hepimizin karnını doyurmaya çalışanlar. Yıllar önce Türkiye, dünyada tarımda kendi kendine yetebilen, gıdada kendi kendine yetebilen yedi ülkeden biri diyorduk. Şimdi samanı dahi ithal eden, her şeyi, tarımın bütün girdilerini ithal eden ve çiftçisini, üreticisini, hayvancılıkla uğraşanları perişan eden bir ülke haline geldik. Sakarya'da bunun çok somut bir örneği var. O da Et ve Süt Kurumu'nun kombinasının kapatılması, çalışanlarının çevre illere gönderilmesi. 'Yenisini yapacağız' denilmesi ama yapılmayıp Sakarya'nın yüksek et fiyatlarıyla ve ette şehir dışına bağlı kalan birtakım aksaklıkların, bunun da fiyat yüksekliklerine sebep olmasını tamamen Sakaryalılar buna bağlıyor.
"O ŞEKER FABRİKASI YENİDEN AÇILACAK! ET VE SÜT KURUMU YENİDEN AÇILACAK!"
Ayrıca bir şeker fabrikası gerçeğimiz var. 2013 yılında Sakarya'nın şeker fabrikasını özelleştirdiler. O günlerde Cumhuriyet Halk Partisi bu işe karşı çıktı. Meslek örgütleri karşı çıktı, sendikalar karşı çıktı. Esnaf odası, sanayi odası karşı çıktı. Kimseyi dinlemediler, özelleştirdiler. 600 bin ton şeker pancarı üretilirken 60 bin tona düştü. Özel şirket üretimi durdurdu. 500 tane işçi yeniden işsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıya. Bütün gittiğimiz şehirlerde söylüyoruz: Evet, özelleştirme dediğin, devlet ayakkabı üretmesin, devlet araba lastiği üretmesin, ama devlet stratejik alanlardan asla ve asla geri çekilmemelidir. Dünya büyük bir gıda krizi yaşarken, Türkiye gıda enflasyonunda dünya üçüncüsü bir ülke haline gelmişken, Covid'den beri et, gıda fiyatları Türkiye'de, dünyada en çok yükselen üç ülkeden biri haline gelmişken et kombinaları kapatılamaz, Et ve Süt Kurumu kapatılamaz, şeker gibi stratejik bir ürünün fabrikaları özelleştirilemez. Türk Telekom gibi kurumlar satılamaz. Memleketin tersaneleri, memleketin rafinerileri özelleştirilip Türkiye güvencesiz bir hale getirilemez. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu tüm işletmeleri, haraç mezat, yok pahasına satıp şimdi hem bu işsizliği, hem bu enflasyonu yaratanlar bu işin birinci müsebbibidir. Sakarya'ya sözüm olsun: O şeker fabrikası yeniden açılacak! Et ve Süt Kurumu yeniden açılacak!
"PARA BABALARINA, BANKERLERE, YANDAŞLARA DEĞİL; GARANTİYİ SİZE, ÇİFTÇİLERE VERECEĞİZ"
Bu iktidar Sakarya'nın bereketini kaçırdı. Yüzde 12, son 20 yılda tarım alanlarındaki kayıp. Başka bir yerden bahsetmiyoruz. Sadece tütün üreten bir yerden, sadece buğday ekilebilen bir yerden bahsetmiyoruz. Sakarya'dan bahsediyoruz. Sakarya fındık üretir. Sakarya her türlü meyveyi üretir, ayvasından elmasına her türlü meyveyi üretir. Buğday üretir, mısır üretir, arpa üretir, şeker pancarı üretir. Ancak hiçbirisinde hakkını alamaz. Gübre ve ilaç fiyatları, mazot fiyatları çiftçinin belini büküyor ve hak ettiği desteklemeyi asla alamıyor. Tarım Kanunu 'yüzde 1 vereceksin' diyor bütçeye, binde 2'sini yazıyorlar. Bakın şimdi bu sene nasıl suçüstü yakalandılar. Yılın ilk 3 ayında faize 876 milyar lira para ödediler, çiftçiye 60 milyar lira destekleme ödediler. Yani her 100 liranın 20 lirası faize gidiyor, 1,5 lirası sadece çiftçiye gidiyor. Buradan Sakarya'ya sesleniyorum, kötü yönetiyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi iktidara hazırdır ve en iyisini hazırlayıp Sakarya'nın hizmetine, çiftçilerin hizmetine sunmaya hazırdır. Biz iktidarımızda planlı üretime geçeceğiz ve çiftçiye alım garantisi vereceğiz. Buradan açıkça söylüyorum: Havaalanı yapıyorlar, uçuş garantisi var. Otoban yaptırıyorlar, araç garantisi var. Köprü yaptırıyorlar, geçiş garantisi var. Hastane açıyorlar, tahlil garantisi, röntgen garantisi, hasta garantisi var. Ama çiftçiye gelince, hayvancıya gelince bir başına bırakıyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında çiftçi ne ekeceğini bilecek, kaça satacağını bilecek. Çiftçiye de, süt üreticisine de alım garantisi olacak. Para babalarına, bankerlere, yandaşlara değil; garantiyi size, çiftçilere vereceğiz!
"DÜNYANIN EN ADALETSİZ VERGİ SİSTEMİ BURADA"
Meydanın derdi kendi boyunu aşmış. Emekli şikayetçi. Şikayetçi mi? Bir göreyim emeklilerin elini! Emekli olmayanlar da kaldırsın! Yüzde 65'i emekli, yüzde 35'i değil. Emeklilerin... 20.000 lira, en düşük emekli maaşı alanlar kaldırsın. Yarısından fazlası. Zaten 23.000 lira ortalama emekli maaşı.
Öyle bir noktaya geldik ki, açlık sınırı 33.000 lira, yoksulluk sınırı 107.000 lira. Emekliye 20.000 lira, asgari ücretliye 28.000 lira, ortalama çiftçi geliri 19.000 lira. Yani bu iktidar durdukça kötüye gitmeye devam edeceğiz. Yılın ilk üç ayında yüzde 66 daha fazla vergi topladılar. Yani öyle bir şey ki; harcamalardan, maaşlardan daha fazla vergi alacağız ama siz bizden daha az hizmet alacaksınız diyorlar. Dünyanın en adaletsiz vergi sistemi burada. Duyduk duymadık demeyin. Dünyadaki en adaletsiz vergi sistemi burada Sakarya.
"İŞTE BU AK PARTİ'NİN KARA DÜZENİDİR"
100 lira vergi toplanıyor, bunun 66 lirası dolaylı vergi. Yani amcacığım, o Sakaryaspor'un orada duran amcama söylüyorum: 100 lira vergi, 66'sı dolaylı. Dünyanın en haksız vergisi. Nasıl? Fabrikatör de aynı vergiyi veriyor, kapısında çalışan güvenlik görevlisi de. Elektriğe, suya, doğalgaza, tüketim mallarına, çocuğuna aldığı ayakkabıya, üstüne giydirdiği monta dolaylı vergi veriyor. Bu toplam vergilerin yüzde 66'sı. Bir de bu meydanın verdiği gelir vergisi var. Yani maaşını çekmeden kesilen ya da bankaya para koysa içinden kesilen gelir vergisi. O da yüzde 22-23. Toplam yüzde 89. Geri kalan yüzde 11 kazananın, üretenin verdiği kurumlar vergisi. Düşünün, bu meydan verginin yüzde 89'unu verecek ama zenginler, varsıllar, üreten, kazanan, kâr edenler sadece yüzde 11'ini verecek.
İşte bu AK Parti'nin kara düzenidir. Cumhuriyet Halk Partisi gelecek, vergiyi tepe taklak edecek. Bunlar vergiyi tabana, refahı tavana veriyorlar. Söz veriyoruz, vergiyi tavandan alacağız, refahı tabana, size yayacağız!
"SAKARYA MEYDANI İSTİFA DİYE İNLİYOR"
Biliyorsunuz, evet, burada Tayyip Bey çok yakından takip ediyor mitingleri. Duymuştur ama duymadıysa söyleyeyim. Sakarya Meydanı, hani bir zamanlar 'yüzde 65 aldığınız, bir zamanlar kalemiz' dediğiniz Sakarya Meydanı istifa diye inliyor, istifa diye!
"SEÇİM SANDIĞINI İSTİYORUZ"
İşte söyleyeyim, Tayyip Bey'den isteyebileceğiniz tek şey bu: İstifa. Çok iyi yapıyorsunuz. Biz artık eskiden şunu söylüyorduk: Zam yap diyorduk, şunu yap, şu tedbiri al diyorduk. Gördük ki kendi menfaatlerine olmayan hiçbir şeyi yapmıyorlar. Onun için biz artık ne Tayyip Bey'den ne AK Parti'den hiçbir şey istemiyoruz. Bir tek şey istiyoruz: Seçim sandığını istiyoruz, seçim sandığını!
"CUMHURİYET HALK PARTİSİ BUGÜN İKTİDAR OLSA ASGARİ ÜCRET 39.000 LİRA, EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI 39.000 LİRA"
Biz artık ne yapacağımızı söylüyoruz. Buradan bütün emeklilere söylüyorum: Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında hemen, en başında en düşük emekli maaşı bir asgari ücret olacak. Kimse bunu zor, imkansız gibi düşünmesin. 3 Kasım 2002, Adalet ve Kalkınma Partisi geldiği gün en düşük emekli maaşı 1.5 asgari ücretti. Yani bugünkü hesapla 42.000 lira. Ama 20 veriyor. Kaldı ki asgari ücreti de 28.000 lira gibi kabul edilemez, düşük bir yerde tutuyor. Cumhuriyet Halk Partisi bugün iktidar olsa asgari ücret 39.000 lira, en düşük emekli maaşı 39.000 lira. Buradan sonra artık azla yetinmek, bir kredi kartından çekip öbürünü kapamak, kira ödeyince kasaba, bakkala, manava borçlu kalmak, alışveriş yapınca kirayı ödeyememek yok.
"BİR DEVRİ KAPATMAYA, BİR DEVRİ AÇMAYA HAZIR MISINIZ"
Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidarında artık yoksullar için bütün dünyada olduğu gibi ucuz, kiralık konut var. Herkesin gelirine göre vergi, herkesin gelirine göre kira var. Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geldiğinde kiralık sosyal konut olacak, herkesin gelirine göre kira olacak. İspanya'da Pedro Sanchez ve dünyada, Avrupa'da siyasi akrabalarımız ne yaptıysa hepsi olacak. Yoksulun, emeklinin, emekçinin, halkın yüzü gülecek. Bir dönem kapanacak, bir dönem açılacak. Bir devri kapatmaya, bir devri açmaya hazır mısınız?
Size söz veriyorum! Bu meydanda o enerjiyi görüyorum. Bir devir kapanıyor, yeni bir devir açılıyor. Bakan evlatlarının devri bitiyor, vatan evlatlarının devri geliyor!
"SANDIKTAN KAÇIYORLAR! SONUNA KADAR KOVALAYACAĞIZ"
Sandık geliyor! Birileri gidiyor, birileri geliyor. Bir şeyin gelişi, bir şeyin gelişi bu meydanlardan belli. Birilerinin gidişi sokağa çıkamamalarından, aranıza katılamamalarından, karşımıza çıkamamalarından belli. Anayasa ara seçim diyor; 8 yer var, 7 seçim bölgesi. Biri Can Atalay'ın Hatay'ı, Afyon, Kırıkkale, Adıyaman, bu tarafta Kocaeli, İstanbul 1. Bölge... Bunların hepsinde son seçimde AK Parti önde. Şimdi diyoruz ki: "Getir sandığı, millet söylesin sözü, sen etme artık gölge!" Sandıktan kaçıyorlar. Sonuna kadar kovalayacağız, sonuna kadar!
"BU HAKSIZLIĞI YAPANLARI DA ALLAH BİR GÜN DAHA İKTİDARDA TUTMASIN"
Ve o sandık gelince, işte böyle kimse geride kalmayacak. Hiçbir çocuk okula boş beslenme çantasıyla ya da bir kuru ekmekle, bir parça peynirle, bir yumurtayla gitmeyecek. Herkes okula, herkes okula dolu ve eşit bir beslenme çantasıyla gidecek. Öğleleyin okulda her öğrenciye aynı 3 kap sıcak bir yemek verilecek. Bütün öğrencilere okul suyu içilebilir, temiz okul suyu bedava olacak. Zil çalınca bir çocuk koşup parasıyla kana kana temiz su içerken, öbür çocuk gidip ağzını tuvalet çeşmesine dayamayacak! Eğer, eğer böyle bir eşitsizliğe sessiz kalırsak, engel olamazsak bize de Allah iktidarı nasip etmesin! Bu haksızlığı yapanları da Allah bir gün daha iktidarda tutmasın!
"EVDEKİ BÜTÜN KADINLARA SİGORTA YAPTIRACAĞIZ"
Cumhuriyet yurtlarıyla, üniversite öğrencilerini kimsenin insafına bırakmayacak, hiçbir cemaatin kucağına itmeyeceğiz. Her mahalleye devlet kreşleri açacağız, aynı belediyelerimizin açtıkları gibi. Kadınlar çocuklarını kreşe bırakabilecekler, sosyal hayata, çalışma hayatına katılabilecekler. Eğer bir kadın, bir sebeple evdeyse; çocuk bakmak yüzünden, hasta bakmak yüzünden, engelliye bakmak yüzünden ya da biz ona iş bulamadık diye evde kalan kadın bir başına kalmayacak. Ömrünü güvencesizliğe bırakmayacak. Evdeki bütün kadınlara sigorta yaptıracağız, emeklilik hakkı vereceğiz!
"KANUNA KONMUŞ ŞEYDEN BİLE SARAYDAN GELEN TELEFONLA CAYANLAR VAR BU MEMLEKETTE"
Ayrıca okullara 100.000 öğretmen, 75.000 sağlık görevlisi, 65.000 uzman çavuş görevlendirerek okullarımızı güvenli, kapısındaki uyuşturucu belasından ya da zihnini oyunlarla, başka şeylerle, eline silah almış çetelerle okulun önüne gelenlerden koruyacak. Asla ve asla okulda sağlık sorunu, temizlik sorunu, hijyen sorunu, öğrenciler arasında eşitsizlik sorunu olmayacak! Bu söylediklerimin hiçbirisi lütuf değil, zor değil, hele hele imkansız hiç değil. Sadece ve sadece, her şeyden özel tüketim vergisi alıp, yüzde 65 vergiyi sizden alıp pırlantadan vergi almayan, alınmış, kanuna konmuş şeyden bile saraydan gelen telefonla cayanlar var bu memlekette.
"İŞ BURAYA GELİNCE VETO EDİYOR, MELİH'İN VİLLALARINI KURTARIYOR"
20.000 lira emekli maaşı veriliyor, Erdoğan veto etmiyor, onaylıyor. Basıyor mührü gitsin, "20.000 lira yeter" diyor. 28.000 lira asgari ücret onaylıyor. Fındık ya fındık! 360 liradan 160 liraya düşmüş, buna itiraz etmiyor, müdahale etmiyor. Efendim, Ankara'da, Akyurt ilçesinde, Melih Gökçek ve arkadaşlarının zenginlerin hobi bahçesi gibi görünen villaları var villaları! İş buraya gelince veto ediyor, Melih'in villalarını kurtarıyor! Yazıklar olsun!
"BUNU YAPMAYANIN VİCDANI OLMAZ"
O yüzden, ev kadınına sosyal güvence... Vallahi dünyada bütün sol iktidarlar yapıyor bunu. En düşük emekli maaşı asgari ücretin üstünde. Bunu yapmayanın vicdanı olmaz. Öğrenciye okulda yemek, su, bunların hiçbirisi lüks değil, lütuf değil. Bunların hepsini söke söke alacağız! Lüks içinde yaşayanlara değil, bu meydana yayacağız, bu meydana!
Herkes şunu bilsin... Emekli kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Çiftçi kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Memurlar rahat etmeden kimsenin vicdanı rahat etmez. Bu ülkede kimse kimsenin rakibi değil. Omuz omuza vereceğiz! Bu iktidarı değiştireceğiz! Halkın iktidarını kuracağız! Kurtuluş yok tek başına!
Değerli Sakaryalılar... Bir ülkede adalet olmazsa hiçbir şey olmaz. Millete soruyorlar "Türkiye'de yargıya güveniyor musun?" diye... Yüzde 82 aynen dediğiniz gibi "Hayır" cevabını veriyor. Bu mitinglerin etkileşimli olması süper. Artık şey de... Ben sormadan da söylüyorsunuz ya o da çok güzel yani. Millete soruyorlar diyorum yargıya güveniyor musunuz diye, milletin yüzde 82'si böyle söylüyor.
"SEÇİLMİŞ BELEDİYE BAŞKANININ BİR İFTAR SOFRASINDA DİPLOMASINI İPTAL EDEN O"
Ekonomide kriz var. Demokraside kriz var. Yargıda kriz var. Demin dediğim gibi bu düzenin adı AK Parti'nin kara düzeni. İşte millet bu kara düzenden illallah demiş, yaka silkmiş durumda. Ama AK Parti bunu duymak yerine, milletin kararına savaş açmış durumda. İstanbul'u 30 sene yönettiler. Onlar kazandı, onlar yönetti, kimse karışmadı.
Hatta hatta... İlk başta Erdoğan türlü şeylerle suçlandı. Tutuksuz yargılandı. Ceza aldı. Cezaevine bile telefonla çağrıldı. Yanındaki koğuş arkadaşını kendi seçti. Cezaevine balık pişirme partileri verdi. Cezaevinde şiir kaseti doldurdu, çıkardı, sattı. Kimse engel olmadı! Şimdi öyle bir halde ki, seçilmiş belediye başkanının bir iftar sofrasında diplomasını iptal eden o!
Sahur sırasında şafak baskınları yaptıran o! Dört gün... dört gün emniyette tutan, sonra tutuklayan o! Bir yıldır, tam 403 gün oldu bugün, rakibini hem de cezası kesinleşmeden, asla ve asla suçlu denilebilecek bir durumda değilken, suçluymuş gibi cezaevinde tutan o! Devletin televizyonuna, Atatürk'ün kurduğu Anadolu Ajansı'na yalan yanlış bilgiler yaydıran, partimize, Ekrem Başkanımıza ve belediye başkanlarımıza iftiralar atan, yargı savaşı başlatan o!
"YOL ARKADAŞLARIMIZ DİMDİK DURUYORLAR"
Ve bunların sonunda öyle bir noktaya geldik ki... Terörist dediler, yalan çıktı. Yolsuz dediler, bütün iddiaları boş çıktı. Efendim ajan dediler, milletin buna gülmekten canı çıktı. Ama halen daha Başkana çeşitli iftiralarla açılan bir mahkeme sürüyor. Şu kadar söyleyeyim, her gün iddianame satır satır çürüyor, sayfa sayfa dökülüyor! Yol arkadaşlarımız dimdik duruyorlar!
Bu operasyon başladığında hatırlasın Sakarya... Ne diyorlardı? "Bir aya kalmaz iddianame çıkar, insan içine çıkamayacaklar, birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar, hatta eşlerinin bile gözünün içine bakamayacaklar" diyordu Erdoğan. Biz o iddianameyi istedik... 8 ay, 1 ayda değil, 8 ayda çıktı. Dedik ki "İddianame çıksın, yargılama canlı yayında yapılsın, biz arkadaşlarımıza güveniyoruz" dedik. Önce canlı yayını kabul ettiler, şimdi canlı yayından vazgeçtiler. Çünkü o ilk günden beri atılan hiçbir yalanı ispatlayamıyorlar.
"HİÇBİRİSİ İDDİANAMEDE YOK"
Sakarya'ya şunu hatırlatırım... O TRT, o A Haber, o TGRT... Her akşam televizyonda çeşitli yalanları söylüyorlardı. "560 milyar" dediler, 560 kuruş bile yok, tamamı yalan çıktı, bir tane kanıt bulamadılar. Kör kuruş bulamadılar! Kendi evlerinden ayakkabı kutularıyla paralar çıkmıştı... Bizden kör kuruş çıkmadı! Ama ilk başta "bulduk" dediler, "hani görüntü" dedik, "yanlış duymuşuz" dediler. "1200 cep telefonu dağıtıldı" dediler, birisi bile yok, hepsi yalan çıktı. "Parkelerin altında para görüntüsü" dediler, "başkasından duymuştum, beni de kandırdılar" diyen gazeteciler çıktı. Her söylediklerinin içi boş, içinde "para" dedikleri valizin içinden "jammer" çıktı, hiçbirisi iddianamede yok!
"SAVCISINA GÜVENEN KARŞIMIZA ÇIKSIN"
Sakarya'nın namuslu dürüst insanlarına soruyorum... Bir yıl boyunca anlatılanların hiçbiri gerçek çıkmayacak, iddianame bomboş olacak, sonra canlı yayın sözü verenler bu sözlerinden cayacaklar! Ben diyorum ki, kendine güvenen, savcısına güvenen karşımıza çıksın, Silivri'den canlı yayın yapılsın! Hodri meydan!
"İÇERİDEKİ YALANI ÖRTMEYE ÇALIŞMALAR VAR"
Buradan Sakarya'dan çağırıyorum. Hani çok biliyordunuz ya, çok konuşuyordunuz ya, nerede, Silivri'de davayı izlesenize? Önünden yayın yapsanıza, içerisini anlatsanıza. İçeriden bir kelime konuşabilen bir kanal yok; başka taraflara operasyonlar, dikkat dağıtmaya çalışmalar, içerideki yalanı örtmeye çalışmalar var. Bunu size açıkça söylüyorum: Dünyanın bütün otokratları, dünyanın bütün demokratlarına bu zulmü yapmaya çalışıyorlar ya da niyetleniyorlar.
"O SANDIK GELECEK EKREM İMAMOĞLU CUMHURBAŞKANI OLACAK"
Biliyorsunuz, Brezilya'da Lula vardı. Lula bizim kardeş partimiz. Geçen hafta bugün beraberdik Barselona'da. Lula'ya Bolsonaro iftira attı. Lula'yı aldı hapse attı. Yetmedi, oğlunu hapse attı. Yetmedi, avukatını hapse attı. Aynı Ekrem Başkan gibi. Onları hapse atan yargıç Moro'yu tuttu Adalet Bakanı yaptı Bolsonaro. Adalet Bakanı! Aynısı. Bunun aynısının tıpkısı. Hık demiş burnuna düşmüş. Rakibini içeri koyuyor, ailesine saldırıyor, avukatlara saldırıyor ve bu pis işleri yaptırdığı yargıcı, savcıyı Adalet Bakanı yapıyor.
Ne oldu biliyor musunuz? Ne oldu? Brezilya aslanlar gibi, sizin gibi içerideki mağdurun arkasında durdu. Meydanlar doldu, meydanlar taştı. Lula adaylaştı, seçimlerde iki kişiden birinin oyunu aldı, şimdi Brezilya Devlet Başkanı. Eninde sonunda arkadaşlarımız çıkacak. Ekrem Başkan çıkacak. O sandık gelecek, Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı olacak!
"RAKİPLERİNE DÜŞMAN HUKUKU UYGULAYANLAR OTURALIM KONUŞALIM DEMESİNLER"
Geçen gün mecliste resepsiyon var. Gazeteciler soruyor, Sayın Erdoğan diyor ki, "Tabii elbette ana muhalefetle görüşürüm" diyor. Şuradan açıkça söyleyeyim: Türkiye zor bir dönemden geçiyor. Türkiye'nin elbette ihtiyacı olan, iç cephenin güçlenmesidir. Elbette tansiyonun düşmesi önemlidir. Elbette bugünün ana muhalefetinin, son seçim itibarıyla ama yapılan son seçimlerin birinci partisinin, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu gün gibi bugün de birinci partisinin Türkiye'nin meselelerinde birlikte davranması hiç kimsenin şaşırmayacağı bir şeydir.
Ama rakiplerine düşman hukuku uygulayanlar, masada otururken balta çekip saldıranlar şimdi dönüp de oturalım konuşalım demesinler. Cumhuriyet Halk Partisi'ne düşman hukuku uygulayan kimseyle oturup konuşmam, kimseyle! O demokrasi düşmanı baltanı gömeceksin. O baltanı atacaksın, yakacaksın. Türkiye'nin kurucu partisine, onun üyelerine, milletin seçilmiş belediye başkanlarına, Türkiye Cumhuriyeti'nin belirlediğimiz Cumhurbaşkanı adayına, milletimiz takdir ederse bir sonraki Cumhurbaşkanına ve bir sonraki iktidar partisi Cumhuriyet Halk Partisi'ne haksızca saldırmayacaksın.
"BU GEMİ İKTİDARA DOĞRU GİDİYOR"
Her gün iğneden ipliğe zam gelecek. Beceriksiz politikalarla fiyatlar alıp başını gidecek. Enflasyon azacak. Seçim ekonomisi hesapları suya düşecek. Yavaş yavaş yolun sonu görünecek. Sonra geleceksin, efendim hepimiz aynı gemideyiz. Evet, hepimiz aynı gemideyiz. Bu gemi iktidara doğru gidiyor. Bu geminin bir tane kaptanı var, o da Anıtkabir'de yatıyor. Anıtkabir'de yatıyor.
"BOYNUMUZU VERİRİZ BOYUN EĞMEYİZ"
Kendine yalandan başkomutan dedirtenlerin, demokrasiyi bir kenara koyup da tek adamlığa özenenlerin, milletin kararına saygı duymayanların önce oturup kendileri düşünmeleri lazım. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu ülkeyi düze çıkarmak için üstümüze ne düşerse yaparız. Ama bir şeyi yapmayız: Sen böyle duracaksın, sonra bize el uzat, başını uzat diyeceksin. Boynumuzu veririz, boyun eğmeyiz!
"BU MİLLET BU MEYDANLARI BOŞALTMADI DEMOKRASİNİN ARKASINDAN ASLA ÇEKİLMEDİ"
Bunun için, vallahi geçen sene bu zamanlardı. 19 Mart darbesinin üstünden bir ay geçmişti. Dediler, "Yaz geliyor ne olacak?". Dedik ki, "Çarşamba akşamları İstanbul'da, her hafta sonu Anadolu'da bir meydanda millet iradesine sahip çıkıyor mitingleri yapacağız.". Dediler ki, "Yaz gelir, sıcak olur, öğrenciler okula gider, Sivaslılar evine döner memlekete gider, İstanbul boşalır, Tokatlıyı, Sivaslıyı, Anadolu'dan geleni, öğrenciyi bulamazsın." dediler. Her çarşamba İstanbul'da bir ilçede, gün geldi AKP'nin kalesi dediği yerde hınca hınç doldurduk o meydanları, hınca hınç! Hafta sonları iller sırada, öyle gün oldu 46 derece sıcakta bir mitingde 16 kişi bayıldı ama bayılmadan meydanı bir kişi terk etmedi. Gün oldu kış geldi dolu yağdı, tipi oldu kar yağdı, yağmur yağdı paçalarımızdan aktı ama kimse karda kışta Anadolu'da bizi ne Konya'da ne Yozgat'ta, ne Mersin'de ne Sinop'ta, ne Antalya'da ne bugün Sakarya'da bu millet bu meydanları boşaltmadı, demokrasinin arkasından asla çekilmedi.
"BİRİLERİ 1500 ODALI SARAYDA YERİN 7 KAT DİBİNDELER"
Artık en çok, en çok istedikleri kadar kaçsınlar, 2 yıl sonra bugün seçime kaldı 2 pazar. Doğru mu? 1 yıl nasıl geçti gördünüz; direnerek, mücadeleyle, omuz omuza hep birlikte. 1 yıl daha geçecek, seçim yılına girilecek. O gün, bir yıl sonra bugün, en çok bir yıl belki de seçime dört beş ay kalmış olacak. O yüzden adım adım kurtuluşa yürüyoruz. Kendimizden eminiz. Arkadaşlarımız 12 metrekarelik hücrelerinde yerin 7 kat üstündeler, birileri 1500 odalı sarayda yerin 7 kat dibindeler!