Kılıçdaroğlu: Muhafazakar kadınlara sesleniyorum...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında muhafazakar genç kadınlara seslendi. "Gezi olayları dolayısıyla bu ülkenin kadınlarına nasıl hakaret edildiğini biliyorsunuz, yarın döner bunlar size de hakaret ederler" diyen Kılıçdaroğlu, "CHP eski CHP değil, siz de eski siz değilsiniz. Artık birlikteyiz, Aynı değerleri savunuyoruz"ifadesini kullandı.

ekran-resmi-2022-06-07-13-37-25.png

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ve CHP'nin İstanbul'daki 39 ilçe başkanı da grup toplantısına katıldı. CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, Kaftancıoğlu'nu "İstanbul kale komutanımız, cesur yürekli kadın" olarak takdim etti.

Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından satır başları şöyle:

Kemal Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

'Çiftçiler elektriği bedava alacak'

Geçen hafta Konya’daydık. Çiftçi arkadaşlarımızla, kanaat önderlerimizle; geniş bir kitleyle beraber olduk. Şanlıurfa’da, Van’da verdiğimiz sözü hatırlattılar. ‘Acaba Konya’da da çiftçiye elektriği ücretsiz verecek misiniz, bunun sözünü sizden alabilir miyiz’ diye. ‘Hiç meraklanmayın, Konya’da da vereceğiz, Şanlıurfa’da da Diyarbakır’da da Adana’da da Mersin’de de vereceğiz. Hiç kimse endişe etmesin.’ Onlara bunun nasıl yapılacağını da anlattım. Allah’ın güneşi bedava. Güneş enerjisi santralleri kuracaksınız. Petrol yok, kömür yok, doğal gaz yok. Güneş var, o da bedava. Kuracaksınız, kooperatif şeklinde örgütleneceksiniz. Kooperatif, elektriğinizi size bedava verecek, artan elektriği de satacaksınız, gelir elde edeceksiniz. Bunun sözünü verdim.

'Devletin sırlarını paylaşan adamdan bu ülkeye hiçbir fayda gelmez'

SADAT’ı sordular. Biraz böyle endişe ile ‘seçim güvenliği olur mu? Onlara da söz verdim. Biz hayatta olduğumuz sürece, son CHP’li hayatta olduğu sürece mücadele ettiği sürece SADAT ve benzerlerinden asla çekinmeyin, asla korkmayın. Çünkü biz Kuvayı Milliyeciyiz. Milliyetçi, ülkücü kardeşlerime de seslendim. Sizin patronunuzun, geçmişte patronunuzun desteklediği, iktidar yani Cumhur İttifakı, ‘Ben Türk bayrağını kaldıracağım, yerine başka bayrak koyacağım’ diyen adam onların yanında, biz karşısındayız. ‘Ben Türkçeyi kaldıracağım Arapçayı getireceğim’ diyen adam onların yanında. Biz Türkçemizi kendi bayrağımız yapacağız. Onlar ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kaldıracağım yerine ASRİKA kuracağım, yeni bir devlet kuracağım’ diyorlar. Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni sonuna kadar savunacağız ve görkemli, itibarlı bir devlet yapacağız diyorum ve diyeceğim. Onlara da söyledim. Bunları söyleyen adam, devletin en mahrem bilgilerinin tartışıldığı bir ortamda MİT Müsteşarı’nın yanında oturuyor. Erdoğan’ın danışmanı olarak oturuyor. Bunları söyleyen adamın o masada ne işi var? ‘Benim onunla bir işim yok’ demişti, ‘Onu tanımıyorum’ demişti. Masadaki fotoğrafını yayınladım. Erdoğan başta, beyefendi de oturuyor. Sırasını da söyledim. Onu o toplantılara davet eden adamdan bu ülkeye bir fayda gelmez. O kişileri o masaya oturtup devletin sırlarını paylaşan adamdan bu ülkeye hiçbir fayda gelmez. Bunların tamamını bitireceğiz.

'Artık hiçbir yer kale değil'

Arkadaşlarımız Kayseri’ye gittiler. 700 kişi partimize üye oldu. Bunların içinde değişik partilerde olan kardeşlerimiz de vardı. Şunu söyledim. Artık hiçbir yer kale değildir. Her yerde her ortamda CHP vardır. Göreceksiniz Kayseri’de de Konya’da da olacak. 81 ildeki bütün vatandaşlarımız ile kucaklaşacağız. Onlar gidemiyorlar, biz gidiyoruz. Onlar kırsala dahi çıkamıyorlar, biz çıkıyoruz. Esnafa, çiftçiye, emekliye, pazara gidemiyorlar. Ama biz gidiyoruz. Biz şunu söylüyoruz. Var olan bütün sorunları çözmeye talibiz. Biz zenginleşmek için, köşeyi dönmek için istemiyoruz; bunların yaptığı gibi. Biz bu millete hizmet etmek için, bu milletin hizmetkarı olmak için iktidarı istiyoruz, diyorum.

'Tek tek alınlarından öpüyorum'

Kayseri’de güzel bir görsel şölen vardı. Erciyes Üniversitesi’nin bahar şenliği vardı. Binlerce öğrencinin söylediği İzmir Marşı vardı. İzlerken gözüm yaşardı. O evlatlarımızın bu ülkeye umudu nasıl büyüttüklerini gösterdi bize. Beraber yaşamanın, birlikte yaşamanın, tarihimize sahip çıkmanın önemini bize anlattılar. O şenliğe katılıp, İzmir Marşı’nı okuyan tüm Kayserili gençlerin tek tek alınlarından öpüyorum. Siz iyi ki varsınız. Emin olun, onlar Türkiye Cumhuriyeti’ni büyütecek olanlardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne itibar kazandıracak olanlardır. Onlar hepimize; yaşlımıza, gencimize umut olanlardır. Biz onların her türlü hakkını ve hukukunu koruyacağız. Şenlik mi yapacaklar, şenlik yapsınlar. O gençlere yine sesleniyorum. İktidar değiştiğinde, ‘acaba tweet atarsam başım belaya girer mi’ diye sakın düşünmeyin. Bizim iktidarımızda rahatlıkla bizi eleştirebileceksiniz. Bizim iktidarımızda, bizi eleştirdiniz diye sabahın altısında asla kapınız çalınmayacak ve asla gözaltına alınmayacaksınız. Düşüncelerini, her gencimiz özgürce ifade edecek. Bunun da sizlere, sözünü veriyorum.

'Burunlarından fitil fitil getirmezsem, bana da Kemal demesinler'

Benim mücadele ettiğim alanlardan birisi de uyuşturucu baronları. Her gelir grubuna göre uyuşturucu ticareti yapan, pazarlaması yapan kişiler. Bunlar en büyük desteği saraydan, iktidardan alıyorlar. Onlarla fotoğraf çektiriyorlar. Evlatlarımızı zehirleyen bu uyuşturucu baronlarına da sözümdür. İktidarımızda bütün uyuşturucu baronlarının saltanatına son vereceğiz. Onların burunlarından fitil fitil getirmezsem, bana da Kemal demesinler. Bunun tamamını yapacağız. Hiç endişe etmeyin. Uyuşturucu baronları ile de mücadele edeceğiz. Gencecik çocuklarımızın zehirlenmesine asla izin vermeyeceğiz.

'Okulunuzu bir yıl içinde yapacağım'

Sivas’ın Yakupoğlan Köyü. İki bin civarında nüfusu var. Okulu yıkılmış, ‘deprem vs’ diye. ‘2019’da okulunuzu yeniden yapacağız’ demişler. Okul yapılmıyor. 450 öğrenci, 30 kilometre uzaklıktaki Güneykaya Köyü’ne gidiyor. Öğrenciler her gün 60 kilometrelik yol gidiyorlar ve 17 kişilik araca 50 kişi biniyor. Yakupoğlan Köyü Muhtarı Osman Bal. Sevgili muhtarım, o arsayı, okulun yerini bize tahsis etsinler, ben okulunuzu bir yıl içinde yapacağım ve size teslim edeceğim. Bunların yapamadığını yapacağız. Bunlarda evlat sevgisi bile yok ama biz yapacağız. Size okulunuzu teslim edeceğiz.

'Memurun, işçinin, emeklinin, dul ve yetimin hakkını niye vermiyorsunuz?'

TÜİK’e müdahale ediyorlar, ‘enflasyonu düşük göster’ diye. Enflasyonu düşük göstermek ne demektir? İşçiye, emekliye, dul ve yetime, memura düşük maaş vereceğim.’ Düşük maaş vermek için baskı kuruyorlar. Namuslu, düzgün, ahlaklı olanlar bıraktılar işi. ‘Biz bu vebale ortak olmayız’ dediler. Şimdi bunu yapıyorlar. Kişinin hakkını elinden alırsanız, yasalarla kendisine verilen görevi yönetici yerine getirmezse suç işlemiş olur. Memurun, işçinin, emeklinin, dul ve yetimin hakkını niye vermiyorsunuz? Bunlar enflasyonu neden olmadılar ki… Enflasyonu yapan, büyüten, gerekçe arayan sensin. Hiçbir günahı olmayan; memurun, işçinin, emeklinin, dul ve yetimin hakkını nasıl ellerinden alırım, onlara nasıl daha düşük aylık veririm diye oturup TÜİK’e müdahale ediyorsun. Buna karşıyız, buna müdahale edeceğiz. İşçilere, emeklilere, dul ve yetimlere, memurlara da sesleniyorum. Hakkınızın yenmesini istemiyorsanız bize katılacaksınız. Yanımızda duracaksınız. Beraber, birlikte olacağız; hakkınızı, hukukunuzu teslim edeceğiz.

'Savaş halindeki iki ülkede enflasyon 16.4 ve 17.8. TÜİK’in açıkladığı enflasyon ise yüzde 73.50'

Enflasyon için de bir sürü gerekçe buldular. ‘Dünyada var, krizler var, şunlar var, bunlar var.’ Ne hikmetse bu ara ‘CHP enflasyonu yarattı’ demiyorlar. Bir şey oldu herhalde. Artık onun da tutmadığını gayet iyi biliyorlar. Ukrayna ile Rusya savaş halinde. Savaş halinde olan iki ülkedeki enflasyon rakamlarını vereceğim. Ukrayna’da yüzde 16,4. Rusya’da 17,8. Savaş halindeki iki ülkede enflasyon 16,4 ve 17,8. TÜİK’in bütün baskılardan sonra kamuoyuna açıkladığı enflasyon ise yüzde 73,50. ENAG’ın yaptığı araştırmaya göre ise gerçek tüketici enflasyonu yüzde 160,76. Bunu zaten vatandaş görüyor. Enflasyon ile mücadele konusunda Hazine ve Maliye Bakanı ilginç bir şey söyledi. ‘Enflasyonla mücadeleyi tek boyutlu olarak sadece devletin çözeceği bir sorun olarak görmüyoruz’ diyor. Kim çözecek peki devlet çözmeyecekse? Devletin ne olduğunu bilmiyorlar. Devletin nasıl oluştuğunu bilmiyorlar. Enflasyonla mücadelede, fiyat istikrarını sağlamada, hangi kurumun yetkili olduğunu da bilmiyorlar. TBMM’nin bu yetkiyi hangi kuruma verdiğini de bilmiyorlar. Bu kadar bilgisiz insanların yönettiği bir ülke maalesef bu durumda. Fiyat istikrarından sorumlu kurum, TBMM yetkiyi vermiş, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. Ama bu yetki, ellerinden alınmış durumda. Bunu sağlayamıyorlar.

'Vatandaşlarından neden dolarla borçlandın?'

Yaşanan ekonomik buhran dolayısıyla da öyle bir noktaya geldiler ki sıra vatandaşı suçlamaya geldi. Erdoğan söylüyor, ‘Sorunun bir tarafında vatandaşlarımızın bir kısmının tasarruflarını hala döviz cinsinden yapmaktaki ısrarları var.’ Yani vatandaş, doları tasarruf olarak tutuyorlar, bu da onların suçu, bizim suçumuz değil. Devlet nasıl yönetiliyor. Bir devlet böyle yönetilemez. Devleti bu kadar bilgisiz, irfansız yönetemezsiniz. Yönetirseniz bu noktaya gelir Türkiye. Acaba Erdoğan hiç düşünüyor mu? ‘Bu vatandaşlar neden tasarruflarını döviz olarak tutuyorlar?’ Senin yarattığın tablo dolayısıyla ‘tasarrufumu koruyayım’ diye. Hiç kendine sordun mu? Sen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından neden dolarla borçlandın? Ve sen Türkiye’deki ihalelere dolar bazında, avro bazında garantiyi nasıl verdin. Kendisini suçlayacağına, vatandaşını suçluyor. ‘Neden doları tutuyorsun bankada’ diye.

'CHP değil siz de eski siz değilsiniz'

Türkiye’nin buradan çıkması lazım. ‘Bize katılın’ derken; çiftçileri, üreticileri, esnafı, taksiciyi, şoförü… Herkesi istiyorum. Ama muhafazakâr genç kadınların da bize katılmasını istiyorum. Muhafazakâr genç kadın kardeşlerim… Size de iki çift lafım var. Bunların ne yaptığını biliyorsunuz. Gezi olayları dolayısıyla bu ülkenin annelerine, bu ülkenin kadınlarına nasıl hakaret edildiğini biliyorsunuz. Yarın döner bunlar size de hakaret ederler. Ama biz şuna inanırız. ‘Cennet anaların ayakları altındadır’ ve kadına saygı duyarız. ‘Bize hep gelip CHP’yi kötülediler’ diyecekler. Şuna inanmanızı isterim. CHP eski CHP değil. Siz de eski siz değilsiniz. Artık beraberiz, artık birlikteyiz. Aynı değerleri savunuyoruz, aynı değerleri savunmaya devam ediyoruz. Buna da inanmanızı isterim.

'Bu iktidar kendi kuyusunu kazıyor'

Bu aralar AK Parti’nin Kızılcahamam Kampı’nda, yine sevgili Bakan, ‘Bu sistemden dar gelirliler zarar görüyor’ diye açıklama yaptı. İtiraf! Öncelikle kutlamak lazım, gerçeği itiraf ediyor. ‘Onlar kaybediyor, onlar bizim sorunumuz değil’ diyor. Bir ülkenin Hazine ve Maliye Bakanı, var olan sistemden dar gelirlilerin zarar gördüğünü onun dışındaki kesimlerin zarar görmediğini itiraf ediyorsa ve bu zarar aynen devam ediyorsa; fakirin fukaranın korunması noktasında hiçbir önlem alınmıyorsa, bu iktidar kendi kuyusunu kazıyor demektir. Biz bu iktidarı hep birlikte göndereceğiz. Ve tepedekini de emekli edeceğiz inşallah. Emekli edeceğiz.

'Senin bu memlekete faydan olmaz'

Zalim sarayında oturur halkı görmezmiş. Halkı gören, halkı için çalışan kişiye saygı duyarız. Ama sarayında oturup bir elin yağda bir elin balda, etrafındaki insanlarla birlikte: fakirden alıp bir avuç tefeciye dünyanın kaynağını aktarıyorsan, senin bu memlekete hiçbir faydan artık olamaz. Hele hele evlatların buradan malları alıp Amerikalara götürüyorsa, gökdelenler yapıyorsa, çiftlikler satın alıyorsa, senin bu memlekete faydan olmaz. Bu ülkeye faydalı olacak, bu ülkenin halkını düşünenlerdir. Vatandaşları arasında hiçbir ayrım yapmayanlardır. Bunu herkesin bilmesini isterim.

'O hakkı alıp, bu millete teslim edeceğim'

Bu bölümü iyi dinleyin. Nasıl oluyor da alt gelir gruplarından, nasıl oluyor da gelirler bir avuç üst gelir grubuna aktarılıyor? Bunun yolunu, yöntemini nasıl yapıyorlar? Millet fukaralaşırken nasıl oluyor da tepede bir avuç insan milyar dolarlara sahip oluyor? Hangi politikalarla oluyor bu? Cumhuriyet tarihinin en büyük kaynak transferini yaşıyoruz, aslında. Önce şöyle yapıyorlar. Büyük ihaleleri, çağırıyorlar, ‘ihaleyi sana verdim’ diyor. İhale Kanunu falan hiçbir önemi yok. Biz bunlara ‘beşli çete’ diyoruz. Milyar dolarlık işleri alıyorlar bunlara veriyorlar. Bu birincisi. İkincisi, ‘tamam ben yapacağım ama Türkiye’ye gidiyorum bankalar para vermiyor, doları avroyu yurt dışından alacağım, kim garanti olacak?’ Bu çetelere aynı zamanda, bu oligarklara aynı zamanda, bu saray beslemelerine aynı zamanda; Hazine’yi garanti ediyorlar. ‘Ben parayı ödemiyorum’ dese bizim ödediğimiz paralarla onun aldığı borç ödenecek. Üçüncüsü, gelir garantisi veriyorlar. Şimdi yap-işlet-devret. Bir şeyi yapıyorsun işletiyorsun belli zaman sonra devlete devrediyorsun. Buna gelir garantisi verilmez. Bunların zarar etme şansı sıfır ve olağanüstü karlar elde ediyorlar. Devlet bunlara diyor ki, ‘borç aldın, hazine garantisi veriyorum, ayıca sana gelir garantisi de veriyorum.’ Ballı kaymak. Dördüncüsü, diyor ki ‘aldım ama, bir şey daha yapalım, dolar bazında aldım, Amerika’da enflasyon var, onu da bizim vatandaşların sırtına yıksak.’ Yani bizim ülkenin enflasyonu dışında; bir de ayrıca dolar aldılarsa Amerika, avro aldılarsa Avrupa’nın enflasyonu da bu ülkenin insanının sırtına yıkılıyor. Gelir garantisi dışında, enflasyon garantisi de veriliyor. Yetiyor mu? Hayır. Bunlar akıllı adamlar, vurguncu adamlar, besleme adamlar, aldıkları parayı paylaşıyorlar; rüşvet dağıtan adamlar, aynı zamanda. Bunlar diyor ki ‘ya iktidar değişirse ne olur?’ Sözleşmeye hüküm koyalım, ‘iktidar değişirse yetkili Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mahkemeleri olmasın, İngiliz mahkemeleri olsun.’ Olur diyorlar, onu da koyuyorlar. İster İngiliz mahkemelerini, ister Amerikan mahkemelerini, ister Japonya mahkemelerini, Avusturalya mahkemelerini, nereyi yetkili kılarsanız kılın, geleceğim burnunuzdan fitil fitil getireceğim ve o hakkı alıp, bu millete teslim edeceğim.

'Devletin hazinesi böyle soyulur mu?'

Daha yetmiyor bunlara. Ek gelir garantisi de veriyorum, diyor. Örnek vereyim size. Kuzey Marmara Otoyolu’nun, Kurtköy Akyazı kesimi sözleşme süresi, yasal sözleşme süresi; 2222 gün uzatıldı. Beyler daha fazla para kazansın, diye. Bu vurgunun boyutları ne? Altı madde saydık. Yap-işlet-devret modeliyle hizmete açılan 8 karayolu. Toplam maliyeti, 22 milyar 215 milyon 713 bin 989 dolar. Yani 22 milyar dolar, 8 karayolunun maliyeti. Verilen garanti ne kadar? Herhalde 22 milyar maliyet olunca, garanti biraz üstünde olur dersiniz. 22 milyar maliyete karşı verilen garanti 59 milyar 747 milyon 817 bin 122 dolar. Bunlar da vicdan, ahlak, insan sevgisi var mı? Devletin hazinesi böyle soyulur mu? 22 milyara mal edeceksin, 59 milyar garanti vereceksin. 59 milyarı alan kendi cebine mi koyacak? Birilerinin siyasetini finanse edecek. Onların Manhattan’da gökdelen yapmalarına imkân sağlayacak. Onların Muhammet Ali Clay’in çiftliğini almasına imkân sağlayacak.

Bu yol… Gelelim şehir hastanelerine. Bir şey daha, İstanbul Havalimanı’nı yaptılar, işletiyorlar; Atatürk Havalimanı’nı çalıştırmama sözü almışlar, sözleşmeye. Sözleşmeye hüküm koymuşlar. İkinci bir havalimanı çalıştırılmayacak. Orada duruyor boş çalıştırmıyorlar, beyler kazanacak. Böyle bir soygun dünyanın hiçbir ülkesinde yaşanmamıştır. 59 milyar doları kim ödeyecek? Bu ülkenin çiftçisi, emeklisi, işçisi, memuru, sanayicisi yani 85 milyon insan bir avuç çeteye, bir avuç saray beslemesine, bir avuç oligarka teslim edilmiş vaziyette.

'Bunlarla helalleşecek miyiz? yok efendim bunlarla hesaplaşacağız'

Hastanelerle ilgili bilgi vereyim. 13 şehir hastanesi. Yatırım maliyeti 6 milyar 900 milyon lira. Verilen garanti, 57 milyar 500 milyon dolar. Şimdi, geçmişte AK Parti ve MHP’ye oy vermiş kardeşlerime seslenmek isterim. Böyle bir soyguna sizin vicdanınız el veriyor mu? Fakirin, fukaranın hakkının bir avuç beslemeye, bir avuç oligarka teslim edilmesine sizin vicdanınız el veriyor mu? Diyarsanız ki, ‘Vallahi el vermiyor.’ O zaman size bir sözüm var. Bu tabloyu ters yüz etmek mi istiyorsunuz? Hakkı, hukuku ve adaleti mi istiyorsunuz? Tek yolu var, bize katılın. Verdiğim rakamlar doğru, bunlar gizliyorlar. Çıkıp desinler, ‘yanlış’ diye. Bütün bunlara, izin veren kişi sarayda oturan zattır. O süre uzatımı vardı ya, 2222 gün süreyi uzatan, altında Erdoğan’ın imzası var. ‘Yoktur’ desin bakayım. Diyemez. Suç ortaklığı en güçlü ortaklıktır. Buradaki suç ortaklığıdır. Ha bunlarla helalleşecek miyiz? Yok efendim. Bunlarla hesaplaşacağız. Bu ayrı bir şey. Ben tüyü bitmemiş yetimin hakkını sormuyorsam, siyaseti niye yapıyorum? Vatandaşın hakkını, hukukunu savunmuyorsam, siyaseti niye yapıyorum?

'Ne söylüyorsa bilin ki tam aksi olacaktır'

Bunları çözeceğiz ve bunlar bir avuç kişiye çalışıyorlar ve tefecilere çalışıyorlar. 2018’den, Nisan 2022’ye kadar bunların tefecilere ödedikleri faiz 592 milyar 689 milyon Türk lirası. 592 milyarla ne yapılır? ‘Faizi indireceğiz’ diyor. ‘Faizini indireceğiz’ diyorsa, faiz artacak demektir. ‘Enflasyon düşecek’ diyorsa, enflasyon artacak demektir. ‘Bu ülkede hiç kimse aç değil’ diyorsa o da biliyor ki bu ülkede binlerce çocuk aç. Ne söylüyorsa bilin ki tam aksi olacaktır. ‘Benim tek yüzüğüm var, yüzüğümden başka bir şey yok’ diyenler Manhattan’da gökdelenler yapıyorlar. Şimdi merak ettiğim nokta şu; milletin yüzüne nasıl bakıyorlar?

'Çözeceğiz, hiç kimse endişe etmesin, karamsarlığa kapılmasın'

Çözeceğiz, hiç kimse endişe etmesin, hiç kimse karamsarlığa kapılmasın. Beraber, birlikte, kucaklaşarak, el ele vererek; bize katıldığınız sürece bu nehrin okyanusa aktığını göreceksiniz. Bu nehrin herkese huzur, herkese bereket getirdiğini göreceksiniz. Bu nehrin nasıl toplumla helalleştiğini göreceksiniz.”