Japon devini hayrete düşüren Türkiye gerçeği! "Ne oldu size?"

Japon devini hayrete düşüren Türkiye gerçeği! "Ne oldu size?"
Japon devi IHI’nın "Maliyetler neden Japonya ile eşitlendi?" sorusu, Türkiye ekonomisindeki çarpıklığı gözler önüne serdi. MAKFED Başkanı Adnan Dalgakıran, 3 bin dolar maaş alan işçinin alım gücünün 4 yıl önceki bin doların bile gerisinde kaldığını vurguladı. Üretim yerine tüketime dayalı büyüme modeli tıkanırken, hem emekçi hem sanayici çıkmaza girdi.

İktidarın üretim ve ihracat odaklı ekonomi modeline karşın Türkiye'deki üretim maliyetleri, dünyanın en pahalı ekonomilerinden Japonya ile aynı noktaya geldi. MAKFED Başkanı Adnan Dalgakıran'ın paylaştığı veriler, dolar bazlı gelir artışına rağmen vatandaşın alım gücünün nasıl gerilediğini ve sanayicinin küresel rekabette nasıl devre dışı kaldığını gözler önüne serdi.

Ekonomi Gazetesi yazarı Vahap Munyar, Türkiye Makine Federasyonu (MAKFED) Başkanı ve Dalgakıran Kompresör Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Dalgakıran ile yaptığı görüşmeyi köşesine taşıdı. Görüşmede öne çıkan en çarpıcı detay, bir dönem "ucuz iş gücü" ve "maliyet avantajı" ile öne çıkan Türkiye'nin, bugün yüksek teknoloji devi Japonya ile maliyetlerde eşitlenmiş olması oldu.

JAPON ORTAĞIN ŞAŞIRTAN SORUSU

Adnan Dalgakıran, Dilovası'ndaki fabrikasında Japon ortağı IHI'nın temsilcisiyle yaptığı toplantıda karşılaştığı soruyu aktardı: "Adnan Bey, Türkiye'de ne oldu da maliyetler Japonya'dakilerle eşit noktaya geldi?"

Dalgakıran, yüksek enflasyonun Türkiye'de tüm dengeleri bozduğunu şu verilerle açıkladı:

  • Dilovası'ndaki fabrikada personelin yemek ve servis ücreti bütçesi 2025 yılı için 3 milyon Euro'yu buldu. Bu rakam sadece 4 yıl önce 1 milyon Euro seviyesindeydi.
  • Çin'deki Organize Sanayi Bölgelerinde lojman imkanı olması nedeniyle servis gideri bulunmazken, Türkiye'de bu maliyetler katlanarak artıyor.
  • Son iki yılda enflasyon yüzde 116 artarken, piyasadaki rekabet ve şok maliyet artışları nedeniyle kompresör fiyatlarındaki artış yüzde 51'de kaldı.

DOLAR BAZINDA ÜÇ KAT ARTIŞ AMA REFAH DÜŞÜK

Haberin en can alıcı noktalarından birini, çalışanların kağıt üzerindeki maaş artışı ile hayat pahalılığı arasındaki uçurum oluşturdu. Dalgakıran, Türkiye'de kişi başına gelirin üretimle değil, TL'nin değerlenmesiyle 10 bin dolardan 17 bin doların üzerine çıktığını vurguladı. Personel maaşları üzerinden şu örneği verdi:

"4 yıl önce 1000 dolar maaş alan personelimiz şimdi 3 bin dolar alıyor ama alım gücü düşük. Bugün ayda 3 bin dolar maaş alan bir personel, bu gelirle 4 yıl öncenin 1000 doları düzeyinde bir geçim standardını yakalayamıyor. Yani, işçi de durumundan memnun değil, işveren de…"

Dalgakıran, seri üretim alanlarında Türkiye'nin rekabet şansının neredeyse kalmadığını; Çin ve Uzak Doğu'nun devasa ölçekleri karşısında Türkiye'deki KOBİ'lerin çok küçük kaldığını belirtti. Almanya'da aynı alanda 5 firma varken Türkiye'de 55 firmanın bulunmasının verimliliği düşürdüğüne dikkat çekti.

"BU BİR EKONOMİK KRİZ DEĞİL, HİKAYENİN BİTİŞİDİR"

Türkiye'nin mevcut durumunu "ekonomik kriz" olarak değil, "bir hikayenin sonu" olarak tanımlayan MAKFED Başkanı, büyümenin üretimle değil tüketim, hizmet ve finans sektörüyle sağlandığını ifade etti:

"Bu, düşük gelirden orta gelire çıkış hikayemizin sonuna gelmiş olmamızdır. Orta gelirden yukarı çıkmak farklı bir ekosistem gerektirir. Ancak biz son yıllarda büyümeyi üretimle değil, tüketim, hizmet ve finans sektörüyle sağladık. Bu şekilde sağlanan refah kalıcı olamaz."

Türkiye'nin 1990'lı yılları ve 2000'lerin başındaki teknolojik dönüşüm fırsatlarını kaçırdığını belirten Dalgakıran, hizmet sektörünün aşırı öne çıkmasının yeniden sanayileşmeyi zorlaştırdığını söyledi.

TEŞVİKLER VAR AMA FİNANSMAN VE VERİMLİLİK YOK

Türkiye'nin dünyada en çok teşvik veren ülkelerden biri olduğunu ancak bu teşviklerin etki analizinin yapılmadığını savunan Dalgakıran, finansman konusundaki eşitsizliğe de değindi:

  • "Rakiplerimiz Çin, ABD ve Almanya'da yüzde 3 faizle 10-15 yıl kredi kullanabiliyor. Türkiye'de böyle bir finansman yok."
  • "Bir süre öncesine kadar tek avantaj düşük iş gücü maliyetiydi, şimdi o da kalmadı. Uygun maliyetli krediye erişim yok, nitelikli insan kaynağı sınırlı."

Ar-Ge ve inovasyon desteklerine rağmen çıktıların güçlü olmadığını belirten Adnan Dalgakıran, "Kültürel doku insan kaynağı üretmeye uygun değilse, gökten para yağdırsanız sonuç alamazsınız. Sanayici nasıl verimli olmak zorundaysa, kamu da kaynakları aynı verimlilikle kullanmalı" diyerek kamudaki kaynak kullanımını sorguladı.

Kaynak:Halk TV Haber Merkezi