İBB Davası'nda neler yaşandı? Özgür Özel'den Silivri'de açıklama

Son dakika haberi... CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İBB Davası'nın ardından Silivri'de açıklamalarda bulundu. Özel, mahkeme başkanına sert tepki göstererek, "15.5 milyon kişinin oy verip seçtiği, 25.5 milyon kişinin 'tutuksuz yargılansın' diye imza verdiği kişiyi kürsüye çağıracak; 'Sanık Ekrem' diyor" ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik soruşturma kapsamında hazırlanan yaklaşık 3 bin 900 sayfalık iddianame ile açılan ve aralarında seçilmiş İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu davanın ilk duruşması bugün Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde bulunan 1 No’lu salonda gerçekleşti.

İmamoğlu'nun avukatları, mahkeme heyetinin tarafsızlığını yitirdiği gerekçesiyle reddi hakim talebinde bulundu. Talepler reddedilirken davanın ilk celsesi sona erdi. Dava yarın devam edecek.

Davada ilk celsenin sona ermesinin ardından CHP lideri Özgür Özel açıklamalarda bulundu.

“NİHAYET YARGILAMA BAŞLADI DİYEMEDİK”

Özel'in açıklamaları bu şekilde:

"Bugün aslında 'nihayet, nihayet yargılama başladı' demek isterdik. Ancak öyle bir liyakatsizlik, öyle bir iş bilmezlik, öyle bir majestelerinin yargısı olmaya adanmışlık durumuyla karşı karşıyayız ki; hepiniz gördünüz, yargılamayı dahi başlatamadılar.

“BU HEYETİN VERECEĞİ KARARA KİMSE İNANMAZ”

Öyle bir heyetle karşı karşıya kaldık ki; bu heyetin bu yargılamayı götüremeyeceği, vereceği karara kimsenin inanmayacağı, kimsenin burada adaletin (bırakın sağlanmasını) 'mış gibi' yapılmasını bile taşıyamayacak bir heyetle karşı karşıya olduğumuzu büyük bir üzüntüyle takip ettik.

Öyle ki bütün Türkiye bu yargılamayı bekliyor. Avukatlar yargılamadaki usulü soruyorlar gidip; 'Odama kabul edemem, kimseyle görüşemem' diyor. Oysa ki nasıl bir yargılama yapacağını anlatması lazımdı; ya bunu yazılı yapması lazımdı ya da müvekkilleri adına Çağlayan Adliyesi’nde giden başvuranlara ya kendisinin, hiç değilse oradaki kaleminin nasıl bir yargılama yapacağını söylemesi lazımdı.

“YOKLAMA YAPMAYI UNUTTULAR”

'Duruşma günü şifayen yapacağım' dedi. Hepiniz biliyorsunuz, hepimiz biliyoruz; duruşma günü gelince önce yoklama yapacak değil mi? Yoklama yapacak. Yoklama yapmadı, yapmayı unuttu. Şimdi akşamüstü kapris yapıyor; 'çok hatırlattınız, yoklamayı yaparım yarın' diye.

“LİSTEYİ YENİ ŞAFAK ÖNCEDEN BİLİYORDU”

Bir kere kim bu salonda sormadan, avukatlarına sormadan, yoklama yapmadan kendince yargılamaya geçmeye çalıştı. Tabii ki avukatlar söz aldılar ve birtakım talepler oldu. Bu taleplerle ilgili eli ayağına karıştı. Sonra da şöyle bir durumla karşılaştık hep beraber: Hangi... yani çok basit bir soru var; önce tutuklu olanların konuşacağı kesin ama en az iddia olandan en çok iddia olana, en az eylem olandan en çok eylem olana mı, tam tersi mi? Bu kararı bile önceden söylememiş, kaleme gidip sormuşlar söylememiş... Bugün ortaya bir liste çıkardı; 'ilk işte Arkut Erdoğdu ile başlayıp, en son Ekrem İmamoğlu ve Fatih Keleş ile bitireceğim.' O liste dünden, evvelsi günden Yeni Şafak gazetesinin elinde vardı.

Avukatlar da dedi ki; 'Ya sen yandaş bir basına verdiğin şeyi savunma yapacak avukatlara nasıl söylemezsin?' Ve o Yeni Şafak'ın listesi doğru çıktı deyince paniğe kapıldı, salonu boşaltmaya kalktı.

“KONTROLÜ KAYBETMİŞ BİR ŞOFÖRÜN OTOBÜSÜ”

Sen kimsin? Bir yıldır gözü yaşlı aileleri o salondan çıkaracaksın, milletvekillerini o salondan çıkaracaksın. Sonra bir buçuğa kadar iki, iki buçuk saat bir ara verdi, 'çıksınlar' dedi. Çıkılmadı, geri geldi. Bu sefer ne yapacağını şaşırmış haldeyken, kontrolü kaybetmiş bir şoförün otobüsünde kim gitmek ister? Haklı olarak avukatlar reddi hakim talebinde bulundular.

“ÖZEL AYARLANMIŞ MAHKEME”

Niye reddi hakim talebinde bulundular? Çok basit şekilde söyleyelim. Birincisi; kırk bir tane Ağır Ceza Mahkemesi var Çağlayan Adliyesi’nde. Bir yıldır hepimiz biliyoruz, hepiniz biliyorsunuz, bütün muhabir arkadaşlara bugün söyleyince kafa sallıyorlar. Yabancı muhabir arkadaşlara da yardımcı olun; kırk bir mahkemeden Anayasamız gereğince rastgele birine düşecek ve düştüğü yerdeki o hakim görecek, doğal hakim ilkesi gereğince.

Dokuz aydır 'kırka düşecek' deniliyordu, kırka düştü değil mi? Yüzde iki ihtimal, yüzde 2.11 ihtimal... Denilen mahkemeye düştü. Mahkemenin bir hakimi, iki tane de üyesi vardı, üç tane de üyesi... Bu mahkemeye yeni üyeler yolladılar ve o istedikleri hakimin yanına üç tane daha üye koydular. Bugün ikisi buradaydı mahkemede, kürsüdeydi.

Reddi hakim talebi bir: Minareden at beni, in aşağı tut beni. Reddi hakim talebi: Özel görevlendirilmiş Siyasi Başsavcı Akın Gürlek’in özel ayarladığı mahkemeye düştü, oraya da iki tane daha özel hakim kondu, onlardan heyet oluşturuldu.

“TÜRKİYE SİYASİ TARİHİNİN EN ÖNEMLİ DAVALARINDAN BİRİ”

Şimdi ne beklersiniz? Herhalde Türkiye siyasi tarihinin en mühim üç davasından biridir değil mi? Üç beş davasından biri... Demokrat Parti’nin darbeden sonra yargılandığı dava, 12 Mart ya da 12 Eylül’den sonra yargılamaları... İlk üç davadan biri. Ne ister? Tecrübe ister değil mi, tecrübe ister.

Bugünkü kürsüdeki hakim; birinci sınıfa ayrılmak için on yılı geçmiş olması lazım. Neyle geçiyor? Avukatlıkta yaptığı sürenin üçte ikisi sayılarak geçiyor. Bu kadar tecrübesiz bir hakim... Diğer ikisi, 2024 Mayıs’ta kura çekmişler hey! Bu Mayıs’ta ikinci yıllarını kutlayacaklar.

Normalde Anadolu’nun mütevazı bir adliyesinde kıdem alıp, çalışıp başarı gösteriyor olmaları lazımken, Türkiye siyasi tarihinin en mühim davasında kürsüdeler bir yıl on aylık tecrübeleriyle. Normalde burada ne beklersin? Tecrübeli, kıdemli hakimler, Ağır Ceza hakimleri... Ayarlayacak ya! AK Parti Gençlik Kollarından ayarlayacak ya! Bu dönemde özel mülakatta 'Reis deyince aklına ne geliyor?' sorusuna 'Recep Tayyip Erdoğan' diyecek ya! Cep telefonunda Dombıra çalan bir hakim olacak ya; onu getirmişler buraya.

“EKREM BAŞKAN’A SÖZ VERİLMEDİ”

Reddi hakim talebi var. Kanun böyle nal gibi yazılı ya, apaçık: 'Reddi hakim talep edilince başka hiçbir iş yapılamaz, buna karar verilir' diyor ki insanlar itiraz etsin üst mahkemeye; 'Sen daha duracak mısın durmayacak mısın?' diye. Bütün öğleden sonra dört saat reddi hakim talebini oyalaya oyalaya başka bir şey soruyor, başka bir şey soruyor... Reddi hakim talebi Ekrem İmamoğlu adına yapılıyor. Daha önce Ergenekon davasında reddi hakim talebinde yargılanan kişiye (istemesine rağmen) avukatlardan sonra söz verildi diye dava bozulmuştu.

Ekrem Başkan ve avukatları bunu hatırlatıyor, hemen Ekrem Başkan'a söz vermesi lazım. 'Birazdan, avukatlardan sonra' diyor. Avukatların sözü bitince Ekrem Başkan'a söz vermeden reddi hakim talebini reddedip kaçmaya kalkıyor.

“İSTANBUL’UN SEÇİLMİŞ BELEDİYE BAŞKANI”

Daha ilk günden, daha ilk günden tiyatro desen, önceden yazılmış desen; hiç olmazsa düzgün bir şey yazılır, ona sadık oynanır. Savruluyor. Karşısında ömrü ceza yargılamasıyla geçmiş tecrübeli avukatların bilgisi karşısında eziliyor, büzülüyor, kıvranıyor. Bir de çirkefliğe başvuruyor. Çirkefliğe başvuruyor.

Düşünün Ekrem İmamoğlu; ya hiçbir şey olmasın, karşında suçsuzluğu, suçu ispatlanıp yetmez, mahkeme kararı yetmez, istinafta onaylanıp yetmez, Yargıtay'da kesinleşene kadar masum ve İstanbul'un son seçilmiş Belediye Başkanı var. Sen içeride tutuyorsun diye görev yapamıyor.

"HAKİM "SANIK EKREM" DİYOR"

15.5 milyon kişinin oy verip seçtiği, 25.5 milyon kişinin 'tutuksuz yargılansın' diye imza verdiği kişiyi kürsüye çağıracak; 'Sanık Ekrem' diyor. Aileler biz itiraz edince üç beş kez öyle 'Ekrem, sanık Ekrem.' Sonra itirazlar gelince, salonda uğultu yükselince; beceriksiz, kabiliyetsiz, kifayetsiz, yeteneksiz, titreyerek 'Ekrem Bey siz' falan demeye başlıyor.

Lan kardeşim bir yola çıktıysan ya o yaptığının arkasında duracaksın ya hiç onu yapmayacaksın. Bugün kapatırken avukatlar diyor ki; 'Şunu şöyle dedin yapmadın, bunu böyle dedin yapmadın.' Böyle diyor; 'Ya yarın yaparım, zaten yoklamayı da almadım diye kızdınız ya.' Ya lafa bak, kızdınız ya!

Yoklama almadan başlamış, bakın arkadaşlar ne geldi başına. Karikatür olmaz karikatür, film olsa saçma diye yapmazlar bunu, komedi filminin sahnesine koymazlar. Araya bir avukat karışmış, yoklama almadı ya kimin ne olduğunu bilmiyor, söz talep edince verdi. Hanımefendi anlatıyor; bu davaya müdahil olmak isteyen birisinin avukatıymış. Konuşup konuşup talepte bulundu, bunu da dinledi.

Oysa ki davayı yapacaksın, başlatacaksın, bunlar başvuracak, müdahil olmak isteyecekler, müdahillik talebini kabul edersen o avukat konuşmaya başlayabilir. Sokaktan bir cübbe bulan herhangi birisi şakasına gelse, giyse cübbe, içeri girse onu da konuşturacak; yoklama almadığı için, kayıt almadığı için kimin kim olduğunu bilmediği için.

"MİLLET GÖRSÜN BUNLARIN CİDDİYETİNİ"

Öyle bir haldeyiz ki, öyle bir haldeyiz ki bu iş burada nasıl gidecek bilmiyorum ama eline yüzüne bulaştırma ihtimali iyi ihtimal, iyi ihtimal. İyi ki böyle bir heyet var, iyi ki böyle bir heyet var! Millet görsün bunların ciddiyetini. Millet görsün nasıl, nasıl bu iftiralara karşı nasıl bir heyet tercih edildiğini.

Yargılama değil; hazır o iddianameye, sorgulamadan işte böyle ona söz verme, buna söz verme... Kendisine verilmiş görevi yapmaya gelmiş bir heyetle karşı karşıyayız. Vallahi billahi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak utandım ya! Utandım. Altı saat izledim, böyle utandım utandım; söyleyecek söz bulamadım ya. Bu kadar mı düştünüz ya bu kadar mı düştünüz?

Mahkeme başkanı dışında üç hakim var, ikisi kürsüde görev yapıyor; toplam kıdemleri on bir yıl: 2, 2, 7. Ve devasa dört bin sayfa iddianame olan, 2400 yıl ceza meza istenen, dünyanın en karmakarışık iddianamesinin içinden çıkacak adam heyecandan mahkemenin kapısını bulamıyor çıkmak için ya. Yanlış tarafa gidiyorlar, birbirine tokuşuyorlar...

"MİLLETİN ÖNÜNDE CÜBBE GİYEN CİDDİYETSİZLERLE MUHATABIZ"

Böyle bir mahkemede cübbeyi gelip de milletin önünde soyunup, milletin önünde cübbe giyen ciddiyetsizlerle muhatabız ya. Bu ülkede ne hakimler var, ne yargıçlar var... Ama onu oraya sür, bunu buraya sür; Tayyip Bey'in ekmeğine yağ sürecek birini bul. Bula bula bunları bulmuşlar. Ciddiyetten uzak, ciddiyetten... Paçalarından acemilik akan, verecekleri karar için kendileri için...

Bir şey söyleyeyim, yani öyle bir durumla karşı karşıyayız ki hakikaten insan şuraya gelen bu kadar avukata, bu kadar seksen bir il başkanı, milletvekilleri, yurt dışından izleyenler, büyükelçiler... Ya ne yaptınız siz bugün? Ne yaptınız ya, ne yaptınız, ne yaptınız? Beceriksizler ne yaptınız siz ya?

Bir yıldır, bir yıldır tutuklu bu insanlar, bir yıldır! Nihayet hakim karşısına çıkmış, sözünü söyleyecek; 'Sanık Ekrem sana söz vermeyeceğim' diyor. Bir buçuk ay sonra söz vereceğim diyor. Her bir avukatın talebi karşısında bocalıyor, şaşalıyor, ne yapacağını bilmiyor.

"GİZLİ TANIK ÇINAR SONRADAN KENDİSİNE VERİLEN SÖZLER TUTULMAYINCA VAZGEÇMİŞ"

Biz hakikaten hani 'buraya yargılanmaya değil yargılamaya geliyoruz' derken, bu iddianamedeki delillerin yetersizliği... İşte gizli tanık vardı mesela; Ekrem Başkan tutuklanırken gizli tanık saymış dökmüş, 'Ben gördüm' diyor, 'Ben duydum' diyor. O gizli tanığın ifadeleriyle, Çınar'ın, Ekrem Başkan tutuklanmış. Gizli tanık Çınar sonradan kendisine verilen sözler tutulmayınca vazgeçmiş, biraz da oynatmış.

Gizli tanık Çınar'ın dedikleri olmasa Ekrem Başkan'ı tutuklayacak bir şeyleri yok; bir gerçek tanık yok, bir ispat yok, bir şey yok. Gizli tanık İlke bulmuşlar, Çınar'ın söylediklerini kopyala yapıştır, yazım hatasına kadar İlke'nin ifadesine koymuşlar. Ya bir tiyatro tekstini oynarken tiyatrocu hastalanır, yerine başkası oynar o teksti. Filmde bir senaryoyu bir kere bir oyuncu oynar, öbür sefer çekersin başka oyuncu oynar; olur. Bir taktiğe göre futbol maçında bir oyuncu sakatlanırsa o taktiği uygulayacak başka bir oyuncu gelir. Ya yargılamada oyuncu değişikliği olur mu? Yargılamada tanık değişikliği olur mu? 'Çınar sakatlandı, yerine İlke'yi sokuyoruz. Onun duyduklarını bu duymuş şimdi.' Nerede? Aynı söylediği yerde. Hani kendinden başkası yoktu? İlke de varmış.

İlke Çınar'ı bilmez, Çınar İlke'yi bilmez. Şimdi Çınar çıkar da 'İlke diye biri yoktu' derse, o gizli tanığa mı inanacaksın bu gizli tanığa mı? Şimdi çıkmış Çınar, 'İfadelerin hepsini savcılar yazdı, ben imzaladım' diyor. Ne yapacağız?

"YARGILAMADA OYUNCU DEĞİŞİKLİĞİ VARSA YARGILAMA KURGU DEMEKTİR"

Yargılamada oyuncu değişikliği varsa yargılama kurgu demektir, tiyatro demektir, tekst demektir; 'Hazırlanmış senaryoyu oynatıyorsunuz' demektir. Ama bizim annelerimizin gözyaşı gerçek! Çünkü Tayyip Erdoğan'ın iktidarını sürdürmesi üzerine kurgulanmış bir şeyden bahsetmiyoruz; annelerin gözyaşlarından, eşlerin gözyaşlarından bahsediyoruz. Evlatların anne hasretinden bahsediyoruz. Yirmi altı yaşında rahatsız çocukların kırk kişilik koğuşta gün saymasından, annelerin ızdırap çekmesinden bahsediyoruz.

Şaka mı yapıyorsunuz ya? Oyun mu oynuyorsunuz? Dalga mı geçiyorsunuz? İktidar oyunu başka bir şeydir, o siyasette oynanır; gelin oynayalım, gelin orada her şeyi yapalım. Ama burası onun yeri değil; mahkemeyi buna alet edemezsiniz, edemezsiniz!

Yapılan işin tamamı... Artık bugün buradan namusum var, vicdanım var, ahlakım var diyen AK Parti'nin, MHP'nin milletvekillerine sesleniyorum; gelin yarın izleyin şu duruşmayı. Ben bir sevdiğimi bu hakimin adaletine emanet ederim derlerse ben bir daha bu mahkemeye gelmeyeceğim. Gelsinler bir baksınlar şuraya ya!

"AK PARTİ, SİZİ CİDDİYETE DAVET EDİYORUM, AHLAKA DAVET EDİYORUM"

Adam böyle dünyanın en büyük tırını kullanacak, bisiklet sürmeyi bilmiyor herif. Dünyanın en büyük uçağını indirecek, daha uçurtma uçurtmamış adam. Dalga mı geçiyorsunuz? Böyle saçmalık olur mu? Kendinize gelin! AK Parti, sizi ciddiyete davet ediyorum, ahlaka davet ediyorum. Bu kadar utanmazlığın dibine vurulmaz, rakip yeneceğim diye bu kadar haksızlık yapılmaz.

Bu vakitten sonra nasıl yapacak? Geldik biz, dünden beri diyoruz; geldik, sessizce izleyeceğiz. Oturduk izledik; milletvekili ve aileler dışında (ve birkaç sığabildiği kadarıyla il başkanımız dışında) kimse yok içeride. Belediye başkanları yok; milleti, on binlerce kişiyi bambaşka bir yerde tutuyoruz. Hadi yap yargılamayı!

Yoklama yapmaktan aciz. Soruyor ya; 'Bu mahkeme başladı mı?' sorusuna cevap verin der mi ya? Otuz tane avukat aynı soruyu sordu.

"BİZ DÜŞMANINA ADALET TALEP EDEN İNSANLARIZ"

Bu vakitten sonra vicdanı olan herkes dönsün de şu tarafa bir baksın, dönsün bir şu tarafa baksın. Hadi bir yıl boyunca bekleyin mahkeme gelecek, bekleyin mahkeme... Ne diyeceğim şimdi ben bu eşlere, annelere, çocuklara? 'Eee, geldi mahkeme.'

Akıl almaz, akıl almaz bir tutumla, bir vurdumduymazlıkla karşı karşıyayız. Şu kadar komiktir: Bugün kürsüye Tayyip Bey, yanına da Binali Yıldırım'ı ve öbür tarafına da Abdullah Gül'ü alıp 'biz yöneteceğiz' deseydi ancak bu kadar felaket olabilirdi durum. Belki geçmiş tecrübelerinden 'mış gibi' yaparlardı. Böyle haksızlığa, adaletsizliğe, 'oldu bitti'ye, kodlanmış ve yönlendirilmiş bir yargıya Allah düşmanıma göstermesin. Biz düşmanına adalet talep eden insanlarız."

Kaynak:Halk TV Haber Merkezi