Dilek İmamoğlu'ndan adalet ve vicdan çağrısı: İddianame yok, psikolojik işkence var
Aile Dayanışma Ağı, Silivri Dayanışma Merkezi’nde geniş katılımlı bir açıklama gerçekleştirdi. İlçe başkanları, ilçe belediye meclis üyeleri, gazeteciler ve yazarların yer aldığı buluşmada, aileler adına katılımcılara teşekkür edildi. Açılış konuşmasının ardından Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, Mustafa Kemal Atatürk'ün çocuklara armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'na bu yıl içlerinde büyük bir acıyla girdiklerini belirtti. Geçtiğimiz hafta Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da yaşanan saldırıların toplumu derinden yaraladığını ifade eden İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:
"Okullarında, en güvende olmaları gereken yerde çocuklarımızı ve öğretmenimizi kaybettik. Yaralanan çocuklarımız oldu, bazıları hala tedavi altında. Hepimizin yüreğinde çok ağır bir acı var ama bu acıları anlatmaya kelimeler yetmiyor. Daha da ağır olan şu ki; böylesine bir acının ardından bu ülke, çocuklarının yasını bile gerektiği gibi tutamadı. Tek bir gün, tek bir gün bile yas ilan edilmedi. Bu yaşananların ardından kamuoyunun vicdanını rahatlatacak hiçbir adım atılmadı. Sanki kaybettiğimiz çocuklar bu ülkenin evlatları değilmiş gibi davranıldı."
Yaşanan saldırıların ötesinde, çocukların nasıl bir ülkede büyüdüğünün de konuşulması gerektiğini vurgulayan İmamoğlu, çocukların korunmasına ilişkin şunları söyledi:
"Çocukları korumak, sadece okul kapısına güvenlik koymakla olmaz. Onları korkudan, şiddetten, ihmalden ve güvensizlikten de korumak gerekir. Asıl mesele; onlara sadece hayatta kalacakları değil, huzurla yaşayacakları bir ülke bırakmaktır. Adalet duygusunu ve hukuka olan inancını koruyabilmektir. Anne ya da babasının neden yanında olmadığını anlayamadığı bir belirsizliğin içinde büyümesini engellemektir."
"ÇOCUKLARA ONLARI O HALDE GÖRMESİN DİYE AYLARDIR GÖRMEMEYİ SEÇEN ANNELER BABALAR VAR"
Tutuklu ailelerinin ve çocuklarının yaşadığı duruma dair örnekler veren İmamoğlu, çocukların olup bitene kendi kalpleriyle anlam vermeye uğraştığını belirtti:
"Bazı çocuklarımız olup bitene kendi çocuk kalbiyle anlam vermeye uğraşıyor. Küçük bir kız, babasını polislerin götürmesinden sonra kapısına 'Buraya polisler giremez' yazısı astı. Bir başka çocuk, Silivri'yi yüksek güvenlikli bir iş yeri sandı, cezaevinin yanındaki inşaata bakıp babasının orada çalıştığını düşündü. O inşaat bitince kavuşacağına inanarak her gidişinde oraya umutla baktı. Çocuklara üzülmesin diye cezaevinde olduğunu söyleyemeyen, onları o halde görmesin diye aylardır görmemeyi seçen anneler, babalar var. Bazı çocuklar sadece bekledi; kapının açılmasını, bir sesin geri gelmesini, bir yokluğun bitmesini..."
İmamoğlu, uzayan tutukluluk sürelerine ve iddianamelerin yazılmamasına işaret ederek, 11 ayı aşan sürelere rağmen iddianamesiz bekleyen insanların çocuklarına dikkat çekti. "Bu çocukların yanı sıra bir de isimleri bile tam olarak bilinmeyen, 11 ayı aşan tutukluluklarına rağmen iddianamesi hala yazılamayan insanların çocukları var. Ne gerekçeyle tutuklu oldukları dahi açık değil. Geride aileler, çocuklar ve derin bir belirsizlik var" diyen İmamoğlu, çocukları gerçekten korumanın hayatın bütününde yapılması gerektiğini kaydederek şu ifadeleri kullandı:
"İşte bu yüzden, onları gerçekten korumaktan söz edeceksek, bunu hayatın bütününde yapmak zorundayız. Güvenli okul da, korkusuzca oynanan sokaklar da, eşit eğitim hakkı da, adil bir ülke de bunun bir parçasıdır. Çünkü bir ülkede çocuklarımızın geleceği yalnızca fiziki saldırılarla değil, adaletsizlikle de yaralanır."
Geleceğe sahip çıkmak için çocuklara verilmesi gereken sözlere değinen İmamoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:
"Biz çocuklara, yani geleceğimize gerçekten sahip çıkmak istiyorsak onların gözlerinin içine bakarak şu sözleri vermeliyiz: Sizi koruyacağız, sizi unutmayacağız, sizi şiddetin de adaletsizliğin de gölgesinde bırakmayacağız. 23 Nisan Bayramı sadece bir bayram değil, çocuklarımıza verilmiş bir sözün adıdır. Bu ülkenin geleceğini çocukların gözlerinde görebilmenin adıdır. Ve biz bugün o sözün ağırlığını daha da derinden hissediyoruz."
İBB davasında dikkat çeken iddia: Hakim "Özür dilerim tutuklamak zorundayım" dedi
"BU ADALETSİZLİKLERE ŞAHİT OLMADAN HİÇ KİMSE BURADA YAŞANANLARI TAM OLARAK ANLAYAMAZ"
Çocuklara yönelik gündemin yanı sıra bir yılı aşkın süredir Silivri'deki yargılamaların da devam ettiğini hatırlatan İmamoğlu, dava süreçlerine değindi:
"Geçtiğimiz hafta çocuklarımıza yönelik yaşanan ağır gündemin yanında, bir yılı aşkın süredir adaletsizlikle boğuştuğumuz Silivri gündemi de devam ediyor. Silivri'yi yazmak, anlatmak, burada yaşananları tarif etmeye yetmiyor. Buraya gelmeden, bu havayı solumadan, bu adaletsizliklere şahit olmadan hiç kimse burada yaşananları tam olarak anlayamaz. Burada, bu mahkemelerde dram yaşanıyor."
İmamoğlu, eşi Ekrem İmamoğlu, yol arkadaşları ve bürokratların yargılandığı davanın iddianamesinin savunmalar yapıldıkça çöktüğünü ifade ederek, tutuklamaların beyanlara dayandığını belirtti:
"Her geçtiğimiz gün yapılan savunmalarla birlikte, eşim Ekrem İmamoğlu ile yol arkadaşlarının ve bürokratların özgürlüğünü elinden alan bu iddianamenin gözümüzün önünde çöktüğüne şahit oluyoruz. Kendisini kurtarmak için iftira atanlar, 'duymuştum', 'söylenmişti', 'öyle düşündüm' diyerek verdikleri asılsız ifadelerle... İddianameye dayanarak yapılan tüm tutuklamalar bu tip beyanlarla gerçekleştirildi. Bu iddianameyi hazırlayan ve hazırlatanlar koltuklarında rahat otursunlar diye biz burada bu zulmü yaşıyoruz. Her günün sonunda sevdiklerimizi burada bırakarak elimiz, kolumuz boş evlerimize dönüyoruz."
Silivri'den kamuoyuna ve yetkililere seslenen İmamoğlu, tutuklulukların 13-14 aydır devam ettiğini dile getirerek şu soruları yöneltti:
"Silivri'den herkese sesleniyorum: Gelin, burada yaşananları kendi gözlerinizle görün. 'Asrın yolsuzluğu' dediğiniz bu dava eğer bu kadar büyük, bu kadar önemli bir dava ise buyurun izleyin. İftiralarla, dedikodularla, haksız ve hukuksuzca devam eden 13-14 aylık esarete bizzat şahit olun. Ama ne yazık ki duyan kulaklar duymuyor, gören gözler görmüyor. Neden bunları yaşıyoruz? Biz suçlu değiliz. Kaçma şüphesi bulunmayan, bu ülke için çalışan, işini yapan, sorumluluk taşıyan insanlar neden hala tutuklu yargılanıyor? Üstelik bu insanların ne kaçma ihtimali var ne de delil karartma ihtimali..."
Ataşehir'de Onursal Adıgüzel ve yol arkadaşlarına yönelik yaşanan gelişmelerin seçmen iradesine doğrudan bir saldırı olduğunu ifade eden İmamoğlu, sürecin topluma yöneltilen psikolojik bir baskı olduğunu savundu:
"Bu sorular hala cevapsızken, dün gece ve bugün Ataşehir'de yaşananlar; Onursal Adıgüzel başkana, yol arkadaşlarına, ailelerine ve ona oy veren iradeye yapılan doğrudan bir saldırıdır. Bu sadece bir hukuk meselesi değildir artık. Bu, topluma yöneltilen sistematik bir psikolojik baskı, yıldırma operasyonudur. Bunu defalarca söyledik, bir kez daha söylüyoruz: Bu ülkeye psikolojik işkence yapmaya çalışıyorsunuz! İnsanları korkutarak, yalnızlaştırarak, sindirerek bir düzen kuramazsınız, kuramayacaksınız!"
Türkiye Cumhuriyeti'nde vatandaşların hür iradesiyle yöneticilerini seçtiğini hatırlatan İmamoğlu, "Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan, demokrasiye inanan her vatandaş sandığa gitti ve hür iradesiyle kendi belediye başkanını, kendi yöneticisini seçti. Bu irade size rağmen var oldu. Bu iradeye rağmen bir buçuk yıldır yaşatılanların tek bir açıklaması yapıldı mı? Hayır. Soruyorum size: Bu yaşatılanlar nedir? Bu ülkenin insanlarından, bizden ne istiyorsunuz? Neden toplumu karanlığa sürüklüyorsunuz?" diye sordu.
Yapılanlara sessiz kalanlara da seslenen İmamoğlu, ortaya atılan iddialarla yaratılmak istenen algının gerçeği yansıtmadığını belirterek şu mesajı verdi:
"Şunu bilin: Para geçicidir. Kontrol edilemez güç çöker. Makamlar el değiştirir. Ama insanlık, vicdan ve adalet kalıcıdır. Bu karanlık herkese zarar verir, başta ülkemize ve bu millete. Tüm bu yapılanlara sessiz kalanlara da sesleniyorum: Sesinizi çıkarmak için daha ne olmasını bekliyorsunuz? Tam da bu yüzden, ortaya atılan iddialarla yaratılmak istenen algının gerçeği yansıtmadığını açıkça ifade etmek gerekiyor."
"BU EMEK ÖRGÜTÜNÜ SERBEST BIRAKIN"
Davalarda öne sürülen "örgüt" iddialarına yanıt veren İmamoğlu, yapının bir fedakarlık ve emek organizasyonu olduğunu belirtti:
"Peki ortada gerçekten bir örgüt var mı? Evet, var. Ama bu, iddia edilenin aksine bir fedakarlık ve emek örgütüdür. 2014'ten beri bizzat şahit olduğum; insanlara fayda sunan, özveriyle çalışan, bu ülkenin dört bir yanında alın teriyle var olan insanlardan oluşan bir yapı. Artık bu emek örgütünü serbest bırakın. Herkes görevine geri dönsün. En iyi bildikleri işi yine yapmaya devam etsinler. Gelin, vazgeçin bu zulümden! Çünkü yapılanların ne bu ülkeye, ne bu millete, ne de size hiçbir faydası yok. Türkiye bunu asla hak etmiyor."
Konuşmasını tarih vererek yaptığı bir çağrıyla sürdüren İmamoğlu, "Gelin, 30 Ekim 2024 sabahına geri dönün. Gelin, 18 Mart 2025 sabahına geri dönelim. Bir yılı aşkın süredir sevdiklerimizin masumiyetinin görülmesini bekliyoruz. Bu mücadeleyi yalnızca onlar için değil, bu ülkede adalet duygusunu kaybetmek istemeyen herkes için veriyoruz, 81 milyon için veriyoruz! Hepimizin isteği aynı; ne istiyoruz? Adalet ve vicdan!" ifadelerini kullandı.
Bu sözlerin ardından alanda toplanan kalabalık, "Hak, Hukuk, Adalet! Hak, Hukuk, Adalet!" sloganları attı. Sloganların ardından yeniden söz alan İmamoğlu, "Bu ülkenin istikbalinin, engellenen geleceğimizin ve bütün siyasilerin sırrı... Adalet ve vicdan bu ülkede herkes için eşit işlesin. Sözlerimi Ekrem İmamoğlu'nun mahkemede söylediği sözleriyle bitirmek istiyorum: Yaşasın adalet, yaşasın demokrasi, yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!" diyerek konuşmasını noktaladı.
Alkışlar eşliğinde kalabalığın "Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!" sloganları atmasının ardından İmamoğlu, "Sevgili çocuklar, sevgili Türkiye, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun" diyerek konuşmasını tamamladı.