Akşener'den Erdoğan'a 'Tiksindirici Borç' hatırlatması: Birisi parayı söke söke alacaksa senden alacak

İYİ Parti lideri Meral Akşener partisinin grup toplantısında konuştu.

Yayınlanma:
Güncelleme: 30 Haziran 2021 12:15
Akşener'den Erdoğan'a 'Tiksindirici Borç' hatırlatması: Birisi parayı söke söke alacaksa senden alacak

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener partisinin grup toplantısında gündemi değerlendirdi. 

Akşener'in satırbaşları şöyle:

Elmalı Davası

Elmalı Davası adı verilen hukuk rezaletinden bahsetmek istiyorum. İki küçük yavrumuzun yaşadığı korkunç olayları biliyorsunuz. Sanıkları adli tıp raporuna rağmen aylar önce tahliye edilmişler. Tutuklu yargılamayı olağanlaştıranlar konu iki küçük çocuğumuza yapılan cinsel istismar olunca tutuksuz yargılamayı tercih etmişler. 

Suçun faillerinin aramızda dolaşıyor olması kabul edilemez. Çocuklarımız çizerek anlatmışlar. Anlaması gereken vicdansızlar anlayamamış. Buradan başta Adalet Bakanı olmak üzere uyarıyorum. Empati yoksunu kararlarla milletimizi tahrik etmeyin. Açıklan HSK soruşturması doğru yönde atılmış bir adımdır. Adaletin tecelli etmesi için süratle devamı gerekir.

Danıştay'ın İstanbul Sözleşmesi kararı

Biliyorsunuz Sayın Erdoğan bir gece ansızın İstanbul Sözleşmesi'ni yürürlükten kaldırmaya kalkması üzerine bir hukuk süreci başlattık. Sürecin gerekçesini bizzat Danıştay tarafından ortaya konulan ve istisnasız bir şekilde uygulanan bir ilkeye dayandırdık. Bu ilke, bir işlemi sona erdirme hakkı. Danıştay, karara muhalif üyeler olduğu halde başvurumuzu reddetti. Danıştay göz göre göre sayın Erdoğan'ın Meclis'imiz uygundur demeden onaylayamayacağı bir anlaşmayı tek başına ortadan kaldırmasına cevaz vermiş oldu.

Gider ayak sırf senin gönlün olacak diye Türk milletine zarar vermeye hakkın yok. Adalete, hukuka ülkede yaşayan tek bir ferdin güveni kalmadı. Kadınların mücadelesi, benim mücadelemdir. Kadınların mücadelesi, İYİ Parti'nin mücadelesidir. Asla vazgeçmeyeceğiz. Sonuna kadar, 'İstanbul Sözleşmesi Yaşatır' demeye devam edeceğiz.

TYT-AYT

Sayın Erdoğan'a ve eğitim gurusu ambalajı ile göreve getirdiği Milli Eğitim Bakanı'na sormak istiyorum. Siz bu öğrencilere neden gıcık oluyorsunuz? Sınavın bu kadar zor, soru formlarının bu kadar farklı olmasının sebebi nedir? Bu çocuklardan ne intikamı alıyorsunuz, ne yaptılar size? 

Bu yıl tarihin en zor sınavına yakın tarihimizin en zor şartlarında giren eğitimzede gençlerimizi yürekten kutlamak istiyorum. 

'Söke söke' tartışması

Biz de millet olarak hakkımızı, hukukumuzu 'söke söke' almasını biliriz. Ancak maalesef geçen hafta devlet geleneğimizden bir türlü nasiplenemeyen, şanlı tarihimizi bilmeyen sayın Erdoğan Kanal İstanbul'a karşı durduğumuz için uyarı yaptığımız, 'İktidara geldiğimizde size tek kuruş ödemeyeceğiz' dediğimiz için çok sinirlendi ve 'Boş konuşuyorlar. O parayı sizden söke söke alırlar' dedi.

Milletin adamı diyorlardı ya meğersem tahkimin avukatıymış. Seçimden kazanamayacağını anlamış diyor ki 'sizden'. Sayın Erdoğan'dan sinyali alan küçük ortak da durmadı. Hiç utanmadan Türk milletinin parasına çökecek firmaları hukuki güvence altına alalım dedi. 

Sayın Erdoğan tarafını seç. Bu ülkenin cumhurbaşkanı mısın yoksa yabancı şirketlerin avukatı mısın? İlk seçimde yolcu olduğunun daha yeni farkına varmış olabilirsin. Aklını başına al, kendine gel.

Tiksindirici Borç 

Uluslararası Hukuka göre kazın ayağı onun dediği gibi değil. Arkadaşların bol maaşlı danışmanları bunları bilmez. Onlar ancak para peşinde. Sorumlu siyaset anlayışımız gereği bir uyaralım. Uluslararası Hukukta 'tiksindirici borç' diye bir kavram var. Bu kavram dış borç alan ve bunu milletinin menfaati yerine harcamak yerine kendi ikbali için harcayan liderler için kullanılır. Bu liderler iktidardan düştükten sonra o borcun ülkedeki vatandaşlardan değil, borcu alan liderin kişisel harcaması olarak kabul edilerek bizzat kendisinden tahsil edilmesini söyler. Uluslararası Hukukta budur. Danışmanlar ne yapacak acaba? 

Sayın Erdoğan hiç heveslenme bu parayı milletimiz ödemeyecek. Tiksindirici borç doktrinine göre milletimize inat olarak yaptığını itiraf ettiğin bu projeden yaptığın şahsi borcunu eğer varsa paran bizzat sen ödeyeceksin. Birisi parayı 'söke söke alacaksa' senden alacak. Şimdiden para biriktirmeye başlarsan iyi edersin benden söylemesi. Gelin hanım olarak bu uyarıyı size dostlukla yapmak durumundayım. 

Memur ve emeklinin zam beklentisi

İktidarın milletimize verecek hiçbir şeyi kalmadı. Onların tek derdi koltuklarını korumak. Tek vizyonları da milletimizin varlıklarını yabancılara peşkeş çekmek. Maalesef sayın Erdoğan ve arkadaşları bambaşka hesapların peşinde. Haziran ayında enflasyonun açıklanması ile birlikte Temmuz ayında memur ve emeklilere yapılacak maaş artışının oranı belli olacak. Maalesef TÜİK'in makyajlı enflasyon oranı baz alınarak yapılıyor. Maaş belirlemede bunun esas alınması mağdur ediyor. Milleti zenginleştirmeyen büyüme, büyüme değildir. 

Emeklilerimiz hafta başında dertlerini anlatmak istedi. Onlara da terörist muamelesi yapıldı. Açıklama yapmalarına bir müsaade edilmedi. Bir de göz bebeğimiz polislerle karşı karşıya getirildiler.

Kısa Çalışma Ödeneği 

Bir diğer konu da Kısa Çalışma Ödeneği. Pandemi sürecinde yarım yamalak da olsa uygulanan KÇÖ bu ay sonu bitiyor. İşten çıkarma yasağı da son bulacak. Biz İYİ Parti olarak KÇÖ'nün uzatılmasını istiyoruz. Vatandaşlarımızı daha da zor duruma düşürmeyin. 

Akşener'in esnaf ziyaretleri  

Milletimiz kan ağlıyor. Türkiye'nin her köşesinden aynı şikayetler yükseliyor. Muğla'da bir çiftçi kardeşim, 'Bittik, kurtarın bizi' diyor. 

Turizm cennetimiz Muğla'da herkesin eli yüreğinde. Son olarak Marmaris ve Dalaman'da yaşanan yangınları biliyorsunuz. Marmaris de maalesef şehit verdik. Ben bunlara akıllı yangınlar diyorum. Çünkü bu yangınlarda daha önce Bodrum'da yaşandığı gibi bir tesis için ne kadar alan gerekiyorsa o kadar oluyor. 

Partimizin milletvekilleri ve yöneticileri İstanbul'da 39 ilçeyi ziyaret etti. İstanbul, Türkiye'nin fotoğrafıdır. Türkiye'yi yönetenler Türkiye'yi soyanların değil mağdur vatandaşın sesine kulak vermek zorundadır. 

'Artagan' projesi 

Artagan, çok özel bir isim. Öz Türkçe’de, “bolluk ve bereket” anlamına geliyor. Ve adı gibi, memleketimizi, bolluk ve berekete kavuşturma yolunda,çok önemli bir kilometre taşını oluşturuyor. Projede emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Şimdi kendimize soralım: Türkiye, bu kadar zenginliğe sahip bir ülkeyken, nasıl oluyor da milletimiz, bu kadar düşük standartlarda bir hayat sürüyor? Türkiye, Avrupa’nın en büyük ülkesiyken, nasıl oluyor da yoksullukla, krizlerle boğuşmak zorunda kalıyor? Türkiye, binlerce yıllık devlet geçmişine sahipken, nasıl oluyor da, devlet mekanizmasını bu kadar verimsiz işletiyor? İşte Artagan’ı, tam olarak da bu sorulara cevap olarak, Türkiye’nin gerçek potansiyelini ortaya çıkarmak amacıyla hazırladık. Türkiye’nin çok büyük bir potansiyeli var. Güçlü, mutlu ve zengin bir Türkiye için, ihtiyacımız olan her şeye sahibiz.

Bugün yıkıcı inovasyon olarak adlandırılan, ve toplumların yaşam biçimiyle birlikte, ticaretin de kurallarını değiştiren bir değişim sürecinden geçiyoruz. Bu öyle güçlü ve hızlı bir değişim ki, pek çok dünya devini, ticaret sahnesinden sildi. Ülkelerin milli gelirlerinden daha büyük ciroları olan, teknoloji şirketlerinin doğmasını sağladı. Hayatın her alanındaki bu yeni değer ve yöntemler yıkıma götüren tehditlerle, zenginliğe açılan fırsat kapılarını aynı anda sunuyor. Üstelik yıkıcı inovasyon, sadece şirketleri değil, devletleri, ve dolayısıyla milletlerin hayat standartlarını da etkiliyor. Çağın gerektirdiği değişimlere ayak uyduran devletler, hızla zenginleşirken, bu değişimi ıskalayan bizim gibi ülkeler ise, inovasyonun yıkıcı etkilerine maruz kalıyor. 84 milyonun refahından sorumlu olan devletimiz, Ak Parti iktidarının, beceriksiz ellerinde, inovasyon, teknoloji ve bilişim alanındaki, baş döndürücü değişimlere ayak uyduramıyor.

Bu yüzden de her yıl, trilyonlarca liralık kayba uğruyoruz. Günümüzde para trafiği, insan eliyle, insan gözüyle kontrol edilemeyecek kadar büyüdü. Teknolojideki gelişmeleri yakalayamayan, mali denetim organlarımız, her gün gerçekleşen milyonlarca parasal işlemi, hakkıyla denetleyemiyor. Bunun sonucunda ise, ekonomik değerlerimizi koruyamıyor ve kayıplar yaşıyoruz. İşte bu kaybın büyüklüğünü ve nedenlerini kavrayabilirsek, Türkiye’yi bekleyen zenginliğin resmini de, net olarak çizebiliriz.

Artagan’ın sağlayacağı kazançlar, emsalsiz bir bereketin kapılarını aralıyor. Şimdiye dek hiç yaşamadığımız bir para bolluğuna sahip olacağız. Mevduat açığı sebebiyle, yurt dışından borç bulmaya çalışan bankacılık sistemimiz, mevduat fazlası veren ve büyümenin fitilini ateşleyecek kurumlara dönüşecek. Kredi faizleri, yakın tarihimizin en düşük seviyelerine gerileyecek. Üretim artacak, tüketim geniş kitlelere yayılacak. Kaynak yetersizliği sebebiyle, gerçekleştiremediğimiz tüm atılımlar için, ihtiyacımız olan finansmana sahip olacağız. Artagan, devletimizin bütçesine, 300 milyar liranın üzerinde bir kaynak sağlarken, finansal sistemimize de, 500 milyar liranın üzerinde ek mevduat sağlayacak. Türkiye’nin 2021 yılı bütçesinin, 1.1 trilyon lira gelir hedeflediğini düşündüğümüzde, bu rakamların, ne kadar büyük bir zenginlik anlamına geldiğini daha iyi kavrayabiliriz. Artagan kesinlikle bir mucize reçete değil. Bu zenginliği açığa çıkarmak için, mucizelere ihtiyacımız yok. Sadece birkaç yıl içinde Türkiye’yi, iktidarın, hayallerinin bile yetmeyeceği noktalara taşıyacak, bu dönüşümü gerçekleştirmek için, ihtiyacımız olan tek şey, vizyon, güven ve akıl.

Artagan, değeri 2 trilyon lirayı aşan bir büyük sorunu çözüyor. Bu öyle bir sorun ki; Yolsuzluğun temelinde bu sorun var. Rantın temelinde bu sorun var. Yoksullaşmamızın temelinde bu sorun var. Borçlarımızın artışının altında bu sorun var. Paramızın pula dönmesinin arkasında yine bu sorun var.

İşte bu hayati sorun; Gün geçtikçe artan kayıt dışı ekonomi, ve finansal sistemin dışında kalan paradır. OECD’nin verilerine göre, Türkiye Ekonomisi’nin, yüzde 28,72’si kayıt dışı. Yani Türkiye, en yüksek kayıt dışı ekonomiye sahip ülke durumunda. Bu ne demek? Türkiye, adeta bir kayıt dışı cenneti demek. Vergilendirilmeyen, sisteme dahil edilemeyen, çok büyük bir kazanç, doğrudan bazı ceplere giriyor demek. Rantçılara, yolsuzluk yapanlara, her imkan sağlanırken, kayıt altındakiler eziliyor demek. Kayıt dışılık yüksek olduğu için, ülkemizde gelir vergileri yüksek. Sigorta primleri yüksek. Dolaylı vergilerde, dünya şampiyonuyuz.

Düşünün; 83 milyon vatandaşımızdan, sadece 21 milyonu sigortalı. Bizimle aynı nüfusa sahip Almanya’da, bu rakam yaklaşık 45 milyon. Yani Türkiye’de bütün yük, kayıtlı çalışanların üzerinde.

Yani; 83 milyonun sağlık giderlerini, 13 milyon emeklinin maaşını, 4 milyona yakın sığınmacının giderlerini, bu 21 milyon sigortalı vatandaşımız ödüyor. İşte bu yüzden, asgari ücretteki vergi yükü yüzde 50’yi buluyor. İşte bu yüzden, elektrik faturalarında 5 kalem vergi ödüyoruz. İşte bu yüzden, bir araba aldığımızda, bir tane de devlete alıyoruz.

Mali sistemimiz o kadar bozuk ki, dünyanın en yüksek vergilerini uygulamamıza rağmen, vergi geliri üretemiyoruz. Gelir vergileri yüksek. Sigorta primleri yüksek. Dolaylı vergiler, daha da yüksek. Buna karşın, OECD ülkeleri arasında, en az vergi geliri toplayan beşinci ülkeyiz. Oysa bize göre devlet, topraklarımızı koruduğu gibi, bu topraklarda oluşan, ekonomik değeri de korumakla yükümlüdür. Alın terini de korumakla yükümlüdür. Milletimizin refahını belirleyen, Türk Lirasını da korumakla yükümlüdür. Bizim Devlet anlayışımız da budur, milliyetçilik anlayışımız da budur.

Türkiye ekonomisi, hepimize yetecek kadar derinliğe sahip, koca bir havuzdur. Ancak maalesef, bu havuzun dibinde, suyu boşaltan delikler var. Ak Parti iktidarı, delikleri kapatmak yerine, yurtdışından kovayla su taşıyarak, havuzu dolu tutmaya çalışıyor. Oysa delikleri kapatmadan, sadece borçla refah sağlanamaz, en fazla zaman kazanılır. Nitekim bu çapsızlığın sonuçlarını, 19 yıllık iktidarlarının son dönemecinde, milletçe hep birlikte yaşıyoruz. Türkiye Avrupa’nın, yüzölçümü, jeopolitik konum ve tabii kaynaklar açısından en zengin ülkesi. Ama aynı Türkiye, kişi başına düşen milli gelirde, Avrupa’da 34’üncü sırada yer alıyor. Krizden başını kaldıramayan ve iflaslarıyla ünlü Yunanistan’da bile, kişi başına düşen milli gelir, 19 bin 500 dolar. Yani bir Yunan vatandaşı, bir Türk vatandaşından iki kat daha zengin. Bu örnekleri, ülkemize dair karanlık bir tablo çizmek için vermiyorum. Tam tersine, elimizden alınan zenginliğin, ne boyutlarda olduğunu anlatmak için veriyorum. Yaşanacak bir zihniyet değişikliğinin, yani bir iktidar değişikliğinin, Türkiye’yi hangi noktalara taşıyabileceğini göstermek için veriyorum. Türkiye’nin köklü bir değişime, yapısal reformlara ihtiyacı var. Türkiye’nin cesur insanların atacağı, cesur adımlara ihtiyacı var. Türkiye’nin İYİ Parti’ye, Türkiye’nin Artagan’a ihtiyacı var.

İnsan eliyle düzen sağlamanın mümkün olmadığı bir çağa doğru adım atıyoruz. Her gün, kredi kartı ve banka kartlarımızla 40 milyona yakın işlem gerçekleştiriyoruz. Dijital bankacılık ve atm’ler olmasa, bugün yaptığımız işlemleri yapmak için, banka şubeleri önünde kilometrelerce kuyruk beklememiz gerekirdi.

Bugün dijital bankacılık, toplumumuzun yaklaşık yüzde 50’si tarafından kullanılıyor. Banka kartlarımızla, her ay, 100 milyonun üzerinde nakit çekim yapıyoruz. Kredi kartlarımızla, 4 milyara yakın işlem yapıyoruz.  Bu kadar yoğun bir para trafiğini, güvende tutmak için, bankalar, akıllı yazılımlar üretmek zorunda kalıyor. Mesela, kredi kartınızı, aynı gün içinde, iki farklı şehirde kullandığınızda, banka tarafından şüpheli işlem gerekçesiyle, otomatik olarak aranıyorsunuz. Mesela, yurtdışından veya internetten, yüklü bir işlem yaptığınızda, banka tarafından, otomatik olarak aranıp, bu harcamaları doğrulamanız isteniyor. Ez cümle; Bankalar, müşterilerini, hissedarlarını ve itibarlarını korumak adına, her türlü teknolojik yatırımı yapıyorlar. Peki, onlar her türlü yatırımı yaparken, iktidar, 83 milyon vatandaşı için ne yapıyor?

Cevap ortada: Hiçbir şey yapmıyor. Tam tersine, sistem o kadar bozuk ki, herkesi kayıt dışına itiyor. Birçok işletme, varlık mücadelesi verdiği için, birçok işletme de, daha fazla kazanma hırsıyla, kayıt dışına yöneliyor. Mali sistemimiz, o kadar verimsiz ki, herkes, batan bir gemideki filikaya ulaşma içgüdüsüyle, kendini kurtarmaya çalışıyor. Bunun sonucunda ise, en büyük işletmeden en küçüğüne, yasal ticaretten, yasadışı faaliyetlere kadar, kayıt dışılık, toplumun tüm hücrelerine yayılıyor. İşte o nedenle, değişimin tam da bu noktada başlaması gerekiyor. 

Türkiye’nin zenginleşme reçetesi Artagan, nakitsiz topluma dayalı, yeni bir ekosistemdir. Adil ve kayıpsız bir ekosistemdir. Artagan, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 21. yüzyıldaki adıdır. Artagan, tüm mali kayıt ve denetimin, yapay zeka aracılığıyla yapılmasını sağlayan, özerk bir mali denetim ağıdır. Artagan, içinde, binlerce yazılım ve vergi uzmanının bulunduğu, korunaklı bir kampüste yer alır. Kampüsün altındaysa, ülkemizdeki tüm para trafiğini derleyen, bir sunucu tarlası bulunur. Finansal kurumlar ve Artagan arasında kurulacak veri paylaşım ağıyla, Kredi kartı işlemleri, Para transferleri, Döviz alım satım işlemleri, Menkul yatırım hareketleri, Yurtdışı para transferleri, Çek-senet gibi, vadeli alacak/vereceklerin verileri Artagan’a ulaşır, ve kapalı devre bir blok zinciri ile kayıt altına alınır. Artagan bu verilerle, 83 milyon vatandaşımızın, ve milyonlarca işletmenin anlık olarak mali tablolarını oluşturur. Mali tablonun oluşması, o kişi ya da işletmenin, ekonomik durumunun çok net bir şekilde, değerlendirilmesini sağlar. Peter Drucker’ın dediği gibi; “Ölçemediğiniz hiçbir şeyi, yönetemezsiniz.” Artagan gerçekleştiğinde; tüm finansal veriler, “ölçülebilir” formata dönüştürülerek, mali suçlar da, eksik beyan edilen gelirler de, kayıtlarda yapılan hatalar da, algoritmalar tarafından izlenebilir hale gelecek. Bu sayede, kayıt dışı ekonomiyi besleyen, tüm hortumların kesileceği gibi, çoğu suç veya mali hatalar, daha oluşmadan engellenebilecek. Ekonomide, yüzlerce milyarlık kayba yol açan, kalpazanlık, kaçakçılık, naylon fatura, sahte beyan gibi, pek çok mali suç tarihe karışacak. Ez cümle; Artagan ile, Gücü yetenin devleti dolandırdığı bu adaletsiz düzen sona erecek. Devletin vergi geliri, artık ücretli çalışanın sırtına yüklenmeyecek.

Türkiye’nin vergi sistemi, maalesef adaletsiz. Yüzde 15’le, yüzde 40 arasında değişen, gelir vergisi oranları uygulanıyor. Bu oranlara karşın, Türkiye’nin gelir üzerinden elde ettiği vergi oranı, Gayrı Safi Yurtiçi Hasılamızın sadece yüzde 5.9’u. Bu oranla, 36 OECD ülkesi arasında, 35’inci sıradayız. Kayıt dışı ekonomiyi, yüzde 8’in altına gerileten ABD’deyse, aynı oran yüzde 48 seviyesinde. Maaşlardan, kaynağında kesilen, gelir vergisini de katarak hesapladığımızda, gelir vergisinin toplam vergiler içindeki payı, Türkiye’de yüzde 15 seviyesindeyken, ABD’de yüzde 80’lerde. Bu çerçeveden baktığımızda, Artagan bize, gelire dayalı ve adil bir vergi sistemine geçiş fırsatı sunuyor. Mevcut durumda, dolaylı vergiler, dar gelirliden de, zenginden de aynı oranda alınıyor. Artagan hayata geçtikten sonra ise, herkes geliri üzerinden adil bir şekilde vergi ödeyecek. Ne var ki, Artagan’ın bunları sağlayabilmesi için, tüm para hareketlerinin, dijital ortamda gerçekleşmesi gerekiyor. Oysa bugün, sıklıkla nakit para kullanıyoruz. Döviz bürolarından döviz alıp bozduruyoruz. Senet imzalıyoruz, çek alıp veriyoruz, ve bular, bir ödeme aracı gibi, her gün el değiştiriyor. Bu engeli aşmak için, nakit paranın, çek ve senet gibi değerli kağıtların tamamını, dijital ortama aktararak, ölçülebilir hale getirmek zorundayız.

Bu sebeple, Artagan’ın ilk aşaması, Türkiye’deki tüm para akışını, dijital sistemlere taşıyarak, nakitsiz toplum sürecine hazırlanmak olacak. Milletimizden yetkiyi aldığımızda, bu hazırlıkları, eşzamanlı adımlarla süratle hayata geçireceğiz. Bu adımların sonunda ise, nakit para geri çağırılarak, Türkiye’nin nakitsiz topluma geçişi başlayacak. Artagan hayata geçtikten sonra oluşacak ekosistemde, tüm harcamalar, kayıtlı finansal sistem üzerinden geçecek. Seyyar satıcılar, market alışverişi, otopark, otobüs, dolmuş, taksi gibi, günlük hayatımızı sürdürmemiz için gerekli olan, mikro harcamalar, Konut, otomobil alımı gibi, makro harcamalar, Borç verme, harçlık verme, hizmet ödemesi gibi, tüm para transferleri, Altın, gümüş, döviz, hisse senedi, kripto para gibi, yatırım enstrümanlarının alım satımı, dijital ortama taşınacak. Çek senet gibi, ileri tarihli ödemeler için kullanılan değerli kağıtlarsa, akıllı sözleşmelere dönüşecek.

Artagan’la ortaya koyduğumuz vizyon, hiç de uzak değil. Pek çok ülke, nakitsiz topluma geçişte yol aldı. Biz ise sadece izliyoruz. İsveç, Norveç gibi İskandinav ülkeleri, önümüzdeki 5 yıl içinde nakitsiz topluma geçecekler. Hindistan, yüksek değerli banknotları piyasadan çekerek, nakit kullanımını sınırlandırıyor. Tüm dünyada mobil ödeme yöntemleri, büyük bir hızla yaygınlaşıyor. Mesela Çin’de, mobil ödeme kullanan kişi sayısı, 1 milyara yaklaştı. Dünya hızla dönüşürken, kendimize sormamız gereken soru şudur: “Türkiye bu dönüşümün takipçisi mi olacak, yoksa öncüsü mü olacak?“

Biz iddialıyız.İYİ Parti olarak, bu soruya cevabımız da çok net. Artagan, bu dönüşümün öncüsü olacak bir Türkiye’nin hazırlığıdır. Sanayi devrimini, geriden takip ettik. Sanayi 4.0 dönüşümünü, geriden takip ediyoruz. Teknoloji üretiminde, geriden geliyoruz. Ancak bu dönüşümü, geriden takip etmeyeceğiz. Bu defa, öncüsü olacağız. Bu defa, aslan payını biz kapacağız. Türkiye, bu dönüşüm için hazır. Avrupa’nın en ileri dijital bankacılık sistemine sahibiz. Avrupa’nın en genç nüfusuna sahibiz. Biz bu inançla hareket edeceğiz. Seçime kadar, Artagan’ın altyapısı ve mevzuatı hazır olacak. İktidara geldikten sonra, 2 yıl içinde ise, bu değişimi gerçekleştireceğiz.

Değerli dava arkadaşlarım, Artagan her bir bireyin, ekonomik durumunu, kayıpsız bir şekilde ortaya çıkaracak. Kişi çalışıyor mu? Ne kadar maaş alıyor? Ek geliri var mı? Üzerine kayıtlı menkul yatırımlar ve gayrimenkuller ne kadar? Bu gayrimenkullerden kira geliri var mı? Kredisi bulunuyor mu? Evli mi? Çocuğu var mı? Eş ve çocukları çalışıyor mu? Hanenin toplam geliri ne kadar? Aylık birikim yapabiliyor mu? 83 milyon içinde, refah düzeyi açısından kaçıncı sırada? Kredi limiti ne kadar? Bütün bu verilerden derlenen mali tablolar; sosyal destek, istatistik, göçle mücadele gibi, pek çok alt başlıkta, Türkiye’nin sorunlarını çözmesine imkan sağlayacak. Mesela, pandemi döneminde, Artagan işliyor olsaydı, açıklanacak destek paketleri, birkaç saniye içinde, 83 milyona, adil bir şekilde dağılmış olacaktı. Türkiye’deki 83 milyon bireyin ve milyonlarca işletmenin, mali tablolarının, Artagan’da toplanması, Türkiye’deki ekosistemin verimliliğini artırmak adına, bize çok değerli bilgiler sunacak. TÜİK istatistik yöntemiyle veri sağlıyor. Yani, geliri artanlarla, işini kaybedenleri bir sepete koyup, “Türkiye büyüdü” masalı anlatıyor. Artagan’sa, çok daha büyük ve gerçek verilerle, ekonominin fotoğrafını çekecek. Markete bile gidecek parası olmayanlar, büyüyen Türkiye masallarında kaybolmayacak. Artık Türkiye’de kimse aç ve açıkta kalmayacak. Hiçbir babanın başı öne eğilmeyecek. Devlet, her bir vatandaşının derdini bilecek, kimseyi darda bırakmayacak. İşsizlik verileri, enflasyon verileri, hane halkı verileri, kesin ve tartışmasız olacak. Bu veriler ışığında, Oluşabilecek krizler, aylar öncesinden tespit edilecek. Krizden muaf bir ekonomide, yatırım iştahı da artacak. Bu yönüyle, Artagan’ın ekonomiye sağlayacağı en büyük katkılardan biri de, Türkiye’de güven iklimini hakim kılması olacak.

Değerli dava arkadaşlarım, Artagan, daha düşük vergi oranları ve daha düşük sigorta primleri vadediyor. Yaptığımız hesaplamalar, Artagan’ın daha düşük vergi oranları ve daha düşük sigorta primlerine karşın, devlet bütçesine, en az 300 milyar liralık bir katkı yapacağını öngörüyor. Bu rakama, artacak tüketim dahil değil. Bu rakama, Türkiye’ye dönecek sermaye dahil değil. Bu rakama, israf kalemlerinden elde edilecek tasarruf dahil değil. Bu 300 milyar lira, sadece Artagan’ın sağlayacağı kaynaktır. Ve 300 milyar lira, Türkiye açısından öyle büyük bir kaynak ki, bu iktidarın yanına bile yaklaşamadığı pek çok adımı rahatça atabileceğiz.

300 milyar liranın ne anlama geldiğini anlatabilmek için, birkaç örnek vereyim. Mesela; EYT’li kardeşlerimizin sorunlarını çözmenin yıllık maliyeti, 15 milyar lira. Otomobilde ÖTV’nin kaldırılması, yıllık 17 milyar lira. İki milyon ihtiyaç sahibi gence, aylık 750 lira gençlik maaşının toplamı, yıllık 24 milyar lira. Milyonlarca öğrenciye, aylık 500 lira karşılıksız bursun, yıllık maliyeti, 24 milyar lira. Akaryakıttaki ÖTV oranının yarıya düşürülmesinin, yıllık maliyeti, 30 milyar lira. Düşük gelirli vatandaşlarımıza, indirimli doğal gaz ve elektrik temin etmenin, yıllık maliyeti, 10 milyar lira. Daha bitmedi; Her yıl, 2 yeni büyük altyapı projesi: Üstelik öyle geçiş garantili de değil. Peşin parayla ve millete yük bindirmeden, iki mega projenin maliyeti, 20 milyar lira. 100 bin yeni öğretmen kadrosuyla, büyük bir eğitim seferberliğinin yıllık maliyeti, 8 milyar lira. Her yıl 5 bin girişime, 1 milyon liralık hibe sermaye sağlamanın, yıllık maliyeti 5 milyar lira. Bakın, buraya kadar 300 milyar liranın yarısını bile kullanmadık. 300 milyar lira, işte öylesine büyük bir kaynak. Artagan bu 300 milyar liranın yanında, finansal sisteme de, 500 milyar liranın üzerinde bir mevduat hacmi sağlayacak. Bunun sonucunda, Türkiye’de faizler, ilk kez gelişmiş ülkelerin seviyelerine gerileyecek. Kira öder gibi, ev satın almak mümkün olacak. Bir asgari ücretli bile, araba sahibi olabilecek. Tüm şirketlerimizin faiz giderleri, vergi giderleri azalacak. Yatırım iştahı artacak ve Türkiye’den kaçan yerli ve yabancı sermaye, geri dönecek. Ona buna çökme devri, artık sona erecek.

Dava arkadaşlarım; Artagan’ın yapısı, İyileştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in omurgasını oluşturan, kuvvetler ayrılığına dayanıyor. Yani, insan eliyle bozulamayacak kadar sağlam, adaletli bir ekosistem oluşturmayı hedefliyoruz. Bu sebeple Artagan’ı, özerk bir kurum olarak tasarladık. Artagan, siyasetin bile el süremeyeceği, kimsenin emrine girmeyecek, tarafsız bir kurum olacak. Bu çerçevede, öncelikle, milletimizin yeni sisteme güvenmesini sağlayacağız. Kimsenin aklında, “acaba izleniyor muyum?” diye bir şüphe olmayacak. Kimsenin aklında, “birileri çıkıp bu verilerle oynar mı?” diye bir şüphe kalmayacak. Artagan, bu şüphelerin tamamını ortadan kaldıran, benzersiz bir teknolojiyle kurgulandı. Bu özelliğiyle, nakitsiz toplumun çok daha ötesinde bir değere sahip. Bu güveni sağlamak için, Artagan’da yer alan tüm veriler, kişisel veri gizliliği esas alınarak, şifreli olarak korunacak. Artagan’ın yapay zekası haricinde, hiç kimse bu verilere erişemeyecek. Yapay zekanın işleyişiyse, farklı kurumlara dağıtılacak anahtarlarla sağlanacak. Böylece, hiçbir kişi ya da kurum, Artagan’ı milletin ortak çıkarları dışında kullanamayacak.

Aziz milletim; Artagan, bambaşka bir Türkiye vadediyor. Sayın Erdoğan ömrünü, tüm gücü kendinde toplamak için harcadı. Biz, o gücü yeniden millete teslim etmek için çalışıyoruz. Artagan, bu ülkeye bırakacağımız en önemli mirastır. Bundan 3 buçuk yıl önce, bu topraklara yeni bir siyasi anlayışın tohumlarını ektik. İyileştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem, işte bu tohumların meyvesidir. Artagan, yine bu tohumların meyvesidir. Ve o tohumlar, daha nice meyveler verecek. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.