Türkiye ekonomisini neler bekliyor? Orta Doğu’da gerilim ve enerji fiyatları
Orta Doğu’da tırmanan askeri gerilim, küresel enerji piyasalarında sert dalgalanmalara yol açtı. 28 Şubat’ta başlayan ve İsrail ile ABD’nin İran’a yönelik ortak hava saldırılarıyla yeni bir aşamaya giren çatışmaların ardından petrol, doğalgaz ve kömür fiyatları hızla yükselişe geçti. Küresel petrol göstergesi olan Brent petrol’ün varil fiyatı kısa sürede 70 dolardan 108 dolara kadar çıkarak yaklaşık yüzde 54 arttı.
Enerjide Türkiye farkı! Dünyada negatif bölgede, bize zam yağmuru!
Enerji piyasalarındaki hareketlilik petrol ile sınırlı kalmadı. Avrupa doğalgaz piyasasında da ciddi bir fiyat sıçraması yaşandı. Küresel LNG arzının önemli bir bölümünü sağlayan Katar’ın, İran’daki rafinerilere yönelik saldırılar nedeniyle üretimi durdurması arz endişelerini büyütürken Avrupa doğalgaz fiyatları bir gecede yüzde 50’ye yakın yükseldi. İlk on günde Avrupa doğalgazındaki toplam artış yüzde 90’ı aşarken, ABD doğalgaz fiyatları da aynı dönemde yaklaşık yüzde 20 yükseldi.
Maden Mühendisi Dr. Nejat Tamzok, konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Orta Doğu coğrafyasındaki çatışmalar, küresel enerji piyasaları üzerinde tarihsel olarak her zaman ciddi bir baskı oluşturduğunu belirten Tamzok, "Bu durumun temel nedeni, bölgenin dünya petrol arzının üçte birini, doğalgaz arzının ise yaklaşık beşte birini sağlıyor olmasıdır. Dolayısıyla bölgedeki herhangi bir jeopolitik gerilim, fiyatlarda anında dalgalanmalara yol açmaktadır.
Nitekim 28 Şubat günü İsrail ve ABD’nin İran üzerine başlattığı ortak hava saldırılarıyla birlikte enerji fiyatları hızla yükselişe geçti. Brent petrolün varil fiyatı ilk 10 gün içinde yüzde 54 oranında artarak 70 dolardan bugün itibarıyla (9 Mart 2026) 108 dolara kadar yükseldi" dedi.
Avrupa doğalgaz piyasasında ise çok daha keskin bir hareketlilik gözlemlendiğini belirten Tamzok, "Küresel LNG arzının neredeyse beşte birini sağlayan Katar’ın, İran’ın rafineri saldırısı nedeniyle üretimini durdurması, Avrupa’da doğalgaz fiyatlarını bir gecede yüzde 50 artırdı. AB doğalgazında ilk 10 gündeki toplam artış oranı yüzde 90 düzeyini aştı. ABD doğalgazı ise aynı sürede yüzde 20’ye yaklaşan bir oranda pahalı hale geldi" diye konuştu.
FİYAT ARTIŞLARI KÖMÜRE DE YANSIDI
Enerji piyasasındaki bu hareketlilik petrol ve gazla sınırlı kalmadığına ve kömüre de yansıdığına dikkat çeken Tamzok, "Doğalgaz arzının riske girmesi ve fiyatların aşırı yükselmesi, enerji üreticilerini büyük ölçüde termik kömüre yöneltti. Başta Japonya, Güney Kore ve Tayvan olmak üzere Güneydoğu Asya ülkeleriyle Avrupa’daki bir kısım enerji santrallerinin kömür talebi arttı. Sonuç olarak, savaş öncesi 108 dolar/ton seviyesinde olan Newcastle termal kömürü yüzde 34 artışla 145 dolara ulaşarak son üç yılın en yüksek seviyesini gördü. Savaşın sürmesi ve kömüre yönelim sürecine Çin ile Hindistan’ın da dâhil olmasıyla fiyatlarda daha yüksek artışlara şahit olmak şaşırtıcı olmayacaktır.
Tüm bu gelişmelere karşın, mevcut fiyat artışlarının, Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgali sonrasında yaşanan enerji krizindeki seviyelerin hâlâ altında olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu savaşın nereye evrileceğini ve fiyatların hangi yöne savrulacağını henüz tam olarak kestirebilmek çok da mümkün değil" diye konuştu.
TÜRKİYE EKONOMİSİ İÇİN RİSKLER NELER?
Ancak, bu düzeydeki artışların bile Türkiye ekonomisi üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratması kaçınılmaz olduğunu savunan Tamzok şu ifadelerini kullandı:
Türkiye, toplam enerji ihtiyacının yüzde 70’e yakınını hala dışarıdan ithal etmekte. Petrolde bu bağımlılık yüzde 85 seviyelerinde; dolayısıyla sanayi ve ulaştırmada kullanılan yakıtın neredeyse tamamı ithalata dayalı.
Elektrik üretimi tarafında da tablo benzerdir. Bu yılın Ocak ayı verilerine göre elektriğimizin yarısına yakını ithal doğalgaz veya ithal kömürden elde edilmiştir. Konut ve ticarethanelerde kullanılan enerjinin yaklaşık yüzde 40’ı yine ithal doğalgaza dayanmaktadır.
Artan enerji fiyatları sadece hane halklarını değil, sanayi üretimini de doğrudan vuracaktır. Sanayi tesislerimizin dörtte birinde ithal doğalgaz, beşte birine yakınında ise ithal kömür veya kok tüketilmektedir. Özellikle kimya, çelik, otomotiv, kâğıt ve cam gibi enerji yoğun sektörler bu maliyet artışlarından ilk etkilenenler arasında olacaktır. Şirketler, artan enerji maliyetlerini ve savaş nedeniyle aksayan tedarik zinciri giderlerini kaçınılmaz olarak ürün fiyatlarına yansıtacaktır. Artan nakliye maliyetleri ise gıda fiyatlarındaki tırmanışın sürmesine neden olacaktır.
OVP HEDEFLERİ NE OLDU?
Tamzok, açıklamalarını şu ifadelerle sürdürdü:
Türkiye'nin 2025 yılı toplam ithalatı 365 milyar dolar, enerji ithalatı ise yaklaşık 63 milyar dolardır. Enerji ithalatının toplam içindeki payı yüzde 17 düzeyindedir. Ancak bugün 108 dolara çıkan Brent petrol fiyatının, Orta Vadeli Plan’da (OVP) 2026 yılı için sadece 65 dolar olarak öngörüldüğü dikkate alındığında, bu sapmanın ekonomi üzerinde yaratacağı yükün olumsuz etkileri ciddi boyutlarda olacaktır.
Fosil yakıtlar doğası gereği enflasyonisttir. Dünyanın en yüksek oranlarından birine sahip olan ve ekonomi yönetiminin zapt etmeyi bir türlü başaramadığı enflasyonu ülkemizde tutabilmek artık daha da güçleşecektir. Savaşın sürmesi durumunda, geçim şartları zaten zorlaşmış olan dar gelirli vatandaşların yeni bir zam dalgasıyla karşı karşıya kalması kaçınılmaz görünmektedir. Elektrik, doğal gaz ve yeni benzin-dizel zamlarının eli kulağındadır.
Savaşın sürmesi durumunda, yıllardır kemer sıkmaktan yorulmuş, ekonomi yönetiminden de umudunu kesmiş dar gelirli vatandaşı çok daha zor günler bekliyor.