Son Dakika | Erdoğan yine laiklik bildirisi tartışmasına girdi! "Üç beş kart yobaz"
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Grup Toplantısı’nda hem iç siyasete hem de bölgedeki gelişmelere ilişkin dikkat çeken açıklamalar yaptı. Erdoğan, konuşmasının ilk bölümünde İstiklal Marşı'nı anlatıp laiklik bildirisi üzerinden başlayan tartışmaları yeniden alevlendirmeye çalıştı. Bu konu bir süredir konuşulmuyordu. Erdoğan, bu tartışmaya bu sefer “kurucu değerler” savunusu ile yüklendi.
Erdoğan, İstiklal Marşı'ndaki İslami öğelere vurgu yaparak şöyle konuştu:
“Değerli kardeşlerim, burada özellikle önceki hafta yaşanan süfli ve seviyesiz tartışmalar babında yayınladıkları rezil bildirilerle devletimizin kurucu kodlarına ve milletin inanç değerlerine düşmanlık edenlerin İstiklal Marşımızı bir kez daha okumalarını anlayana kadar tekrar tekrar okumalarını kendilerine tavsiye ediyorum.”
Erdoğan, İstiklal Marşı’ndan dizeler de okuyarak Türkiye Cumhuriyeti’nin bu değerler üzerinde yükseldiğini söyledi:
“Evet, milli mücadeleyi zafere ulaştıran, Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini atan, Türk milletinin mayasını çalan asli değerler işte bunlardır. Ezandır. Kur'an'dır. Şehadettir. Bayraktır. Hürriyettir ve Kur'an'dır. Şehadettir. Bayraktır. Hürriyettir ve her gönülde yaşayan İla-i kelimetullah davasıdır.”
"KART YOBAZLAR" DİYEREK HEDEF ALDI
Konuşmasının bu bölümünde “kart yobaz” ifadesini de kullanan Erdoğan, şöyle dedi: “Nesli tükenmekte olan 3-5 kart yobaz rahatsız oluyor diye bizi biz yapan kurucu değerlerimizi yok mu sayalım?”
Erdoğan, bu değerlere sahip çıkmayı sürdüreceklerini vurgulayarak şöyle konuştu:
“Türkiye Cumhurbaşkanı olarak, AK Parti genel başkanı olarak hepsinden öte bu aziz ve asil milletin bir evladı olarak İstiklal Marşımıza da, istiklalimize de son nefesimize kadar sahip çıkacağımızı bunları korumak için gerektiğinde göğsümüzü siper edeceğimizi bugün bir kez daha ilan ediyorum.”
İRAN SAVAŞI
Erdoğan, konuşmasının devamında bölgedeki çatışmalara dikkat çekti. İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının hem bölgede hem de küresel ekonomide ağır sonuçlar doğurduğunu söyledi.
Savaşın insani sonuçlarına da değinen Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“Saldırının başladığı ilk gün bir ilkokulda maalesef 175 kız öğrenci katledildi. İran'da hayatını kaybedenlerin sayısı 2.000'e ulaştı. Bu arada dini lider Ali Hameyni başta olmak üzere üst düzey İranlılar suikast yoluyla öldürüldü. Komşumuz İran'ın altyapısına ağır zayiat verdirildi.”
Erdoğan, kadınlar, çocuklar ve sivillerin ağır bedel ödediğini belirterek enerji, su ve ulaştırma altyapısının da hedef alındığını söyledi. Erdoğan savaşın petrol fiyatları üzerinden dünya ekonomisini de baskıladığını ifade etti.
Türkiye’nin krizler karşısında pasif kalmadığını savunan Erdoğan, Ankara’nın savaşın büyümemesi için diplomasi yürüttüğünü söyledi:
“Bakınız burada bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum: Türkiye olarak çevresindeki krizlere duyarsız kalan, kriz anlarında dost ve kardeşlerine sırtını dönen bir ülke değiliz.”
Erdoğan, son günlerde çok sayıda diplomatik temas yürüttüğünü de belirtti:
“Bu kapsamda 20'nin üzerinde telefon görüşmesi gerçekleştirdim. Diğer arkadaşlarımız aynı şekilde muhataplarıyla sürekli temas içinde oldular. Elbette şu anda da silahların susması için umudumuzu halen kaybetmedik. Bu savaş büyümeden bölgeyi tamamen ateşe atmadan durdurulmalıdır.”
Erdoğan, konuşmasının bir başka bölümünde mezhep gerilimi uyarısı yaptı. İran halkına hiçbir zaman mezhep ya da etnik kimlik üzerinden bakmadıklarını söyledi. Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “Biz bölgemizin tamamını olduğu gibi kardeş İran halkına da bu Şiidir, bu Sünnidir, bu Türktür, bu Kürt'tür diye hiçbir zaman bakmadık ve bakmıyoruz.”
AKP GRUBU BU SÖZLERİ AYAKTA ALKIŞLADI
“Bizim Sünnilik, Şiilik gibi bir dinimiz yok. Bizim tek bir dinimiz var. O da İslam!” demesi üzerine de tüm AKP Grubu ayağa kalkıp alkışlamaya başladı.
Erdoğan, İran’a saldırılar sürerken Türkiye’yi hedef alan yorumlar yapıldığını da belirtti. Bu iddiaların uluslararası medyada eş zamanlı biçimde dolaşıma sokulduğunu söyledi. Türkiye karşıtı lobilerin yürüttüğü kampanyaların farkında olduklarını vurguladı.
Erdoğan, "Türkiye'ye el uzatanın eli yanar! Türkiye'ye dil uzatanın dili yanar!" dedi.
SOSYAL MEDYA DÜZENLEMESİ İÇİN ÇAĞRI
Konuşmasının son bölümünde dijitalleşmenin çocuklar üzerindeki etkilerine değinen Erdoğan, ekran süresinin uzamasının eğitim, aile ilişkileri, sosyal beceriler ve ruh sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlar doğurduğunu anlattı.
Dünya ve Türkiye’den çeşitli veriler paylaşan Erdoğan, çocukların sosyal medya ve dijital oyunlarla çok erken yaşta temas kurduğunu söyledi. Şiddet, müstehcenlik, zorbalık ve istismar içeriklerine erişimin kolaylaşmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Erdoğan, amaçlarının çocukları dijital dünyadan koparmak olmadığını söyledi. Bu alanda hazırlanan yasa teklifinin geçen hafta Meclis’e sunulduğunu hatırlattı: "Sosyal medya platformlarına gerçek ve güvenilir yaş doğrulama mekanizmalarını uygulama zorunluluğu getirmeyi hedefliyoruz.”
Erdoğan, söz konusu teklifin siyasi parti ayrımı gözetilmeksizin desteklenmesi gerektiğini belirtti. Düzenlemenin, Meclis’te yapılacak katkı ve önerilerle yasalaşacağına inandığını söyledi.
Erdoğan'ın konuşmasından öne çıkanlar da şöyle.
Değerli kardeşlerim, burada özellikle önceki hafta yaşanan süfli ve seviyesiz tartışmalar babında yayınladıkları rezil bildirilerle devletimizin kurucu kodlarına ve milletin inanç değerlerine düşmanlık edenlerin İstiklal Marşımızı bir kez daha okumalarını anlayana kadar tekrar tekrar okumalarını kendilerine tavsiye ediyorum.
Türk milletinin asli kimliğinin ne olduğunu Türkiye'yi hangi iradenin kurduğunu, bu devletin hangi esaslar üzerine bina edildiği çok yardımcı olacaktır. Ruhumun senden ilahi şudur ancak emeli. Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli. Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
Evet, milli mücadeleyi zafere ulaştıran, Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini atan, Türk milletinin mayasını çalan asli değerler işte bunlardır. Ezandır. Kur'an'dır. Şehadettir. Bayraktır. Hürriyettir ve Kur'an'dır. Şehadettir. Bayraktır. Hürriyettir ve her gönülde yaşayan İla-i kelimetullah davasıdır. Merhum Nurettin Topçu'nun İstiklal Marşımızın müellifi ile ilgili yaptığı "Türk'ün Müslümanlıktan ayrılmayacağını bize Akif öğretti" tespiti sadece malumun ilamı değil midir? Üstat Necip Fazıl'ın içi alev alev Müslüman, dışı pırıl pırıl Türk ve içi dışına hakim, dışı içine köle ifadesinde vücut bulan hakikat soruyorum size, bu değil midir? Bugün Asya'dan Afrika'ya Kafkaslardan Balkanlara kadar Türkiye denilince, Türk milleti denilince akla ilk neyin geldiği belli değil midir?
"ÜÇ BEŞ KART YOBAZ"
Allah aşkına. Bu değişmez gerçeklere gözlerini kapamak bu hakikatlere sırt çevirmek mümkün mü? Sırf birilerinin işine gelmiyor diye aslımızı, neslimizi, ruh kökümüzü inkar mı edelim? Asla.
Nesli tükenmekte olan 3-5 kart yobaz rahatsız oluyor diye bizi biz yapan kurucu değerlerimizi yok mu sayalım?
Ankara burada. Biz sizin yanındayız. Ankara burada. Biz sizin yanındayız. Beyefendiler istemiyor diye Allah Allah nidalarıyla 3 kıta 7 iklimde at koşturan kahraman ecdadımızı red mi edelim? Kimse kusura bakmasın. Biz bunu yapmayız, yapamayız. Biz aslımıza da ceddimize de sırtımızı asla dönmeyiz.
Kim ne derse desin. Kim hangi bildiriyi yayınlarsa yayınlasın. Bizi biz yapan hasletlere sıkı sıkıya sarılacağız. Hiçbir dahili ve harici betahın, hiçbir gücün bu hasretlere zarar vermesine, inancımızı ve irademizi kırmasına, bu milleti sahte ve sanal korkularla esir almasına müsaade etmeyeceğiz. 86 milyon hep birlikte birbirimizin hukukuna ve Türkiye Cumhuriyeti'nin hukukuna canımız pahasına sahip çıkacağız.
Türkiye Cumhurbaşkanı olarak, AK Parti genel başkanı olarak hepsinden öte bu aziz ve asil milletin bir evladı olarak İstiklal Marşımıza da, istiklalimize de son nefesimize kadar sahip çıkacağımızı bunları korumak için gerektiğinde göğsümüzü siper edeceğimizi bugün bir kez daha ilan ediyorum.
Bu vesileyle istiklalimizin olduğu kadar istikbalimizin de tapu senedi olan İstiklal Marşı gibi nadide bir hediyeyi bizlere armağan eden büyük mütefekkir, münevver ve dava adamı Mehmet Akif Ersoy'u rahmetle yad ediyorum. İstiklal Marşımızı kabul eden meclisimizin muhterem üyelerini rahmetle ve minnetle anıyorum. Yine bu vesileyle Kurtuluş Savaşımız başta olmak üzere bin yıldır cennet vatanımızı mübarek kanlarıyla sulayan tüm şehitlerimize, tüm gazilerimize Cenabı Allah'tan gani gani rahmet niyaz ediyorum.
Çok değerli yol ve dava arkadaşlarım, bölgemizde uzun bir süredir krizlerin ve çatışmaların ardı arkası kesilmiyor. Kuzeyimizden güneyimize mevcut çatışmalar sona ermeden maalesef bunlara her gün bir yenisi ekleniyor. İşte en son İsrail'in tahrikleriyle komşumuz İran'a karşı başlatılan savaş hem coğrafyamızda hem de küresel ekonomi üzerinde ağır bir tahribat oluşturdu. Sorunların masada çözülme imkan ve ihtimali varken yanlış hesaplar, yanlış değerlendirmeler ve elbette gözünü kan bürümüş bir şebekenin kışkırtmaları neticesinde bölgemiz yeniden kan ve barut kokusuyla kaplandı. Saldırının başladığı ilk gün bir ilkokulda maalesef 175 kız öğrenci katledildi.
İran'da hayatını kaybedenlerin sayısı 2.000'e ulaştı. Bu arada dini lider Ali Hameyni başta olmak üzere üst düzey İranlılar suikast yoluyla öldürüldü. Komşumuz İran'ın altyapısına ağır zayiat verdirildi. Ekonomik ambargo ve ağır yaşam koşulları altındaki İran halkı şimdi de her gün devam eden bombardımanla hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Kadın, çocuk, yaşlı, sivil ayrımı yapmadan topyekün bir halka gelişmelerde hiçbir sorumluluğu yokken ağır bedeller ödetildiğini üzülerek görüyoruz. Petrol üretim tesislerinin, su ve enerji altyapısının ulaştırma altyapısının vurulduğuna, insanların cezalandırıldığına şahit oluyoruz. Öte yandan İran'a yönelik saldırılar başta petrol fiyatlarının artması olmak üzere küresel ekonomi üzerinde de ciddi baskı kuruyor. Şimdiden sadece savaşın bizzat içindeki ülkeler değil bütün dünya bu çatışmaların faturasını ödemeye hazırlanıyor.
"SİLAHLARIN SUSMASI İÇİN UMUDU KAYBETMEDİK"
Bu anlamsız, kuralsız ve hukuksuz savaşın devam etmesi durumunda daha fazla can ve mal kaybı olacağını, küresel ekonominin faturasının daha da kabaracağını hepimiz şimdiden görüyoruz. Bakınız burada bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum: Türkiye olarak çevresindeki krizlere duyarsız kalan, kriz anlarında dost ve kardeşlerine sırtını dönen bir ülke değiliz. Biz bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyetiyle hareket eden neme lazımcı bir ülke hiç değiliz. Tam tersine biz krizlerin çözümü için risk alan, sorumluluk alan, gerektiğinde elini taşın altına koyan bir devletiz, böyle bir hükümetiz. Nitekim gerilimin çatışmaya dönüşmesini engellemek, meselenin müzakere ile çözülmesini sağlamak için yıllardır çaba sarf ediyorduk. Çatışmaların başladığı günden bugüne hem İran hem Amerika Birleşik Devletleri hem de ilgili bölge ülkeleriyle temaslar kurduk.
Bu kapsamda 20'nin üzerinde telefon görüşmesi gerçekleştirdim. Diğer arkadaşlarımız aynı şekilde muhataplarıyla sürekli temas içinde oldular. Elbette şu anda da silahların susması için umudumuzu halen kaybetmedik. Bu savaş büyümeden bölgeyi tamamen ateşe atmadan durdurulmalıdır. Şayet diplomasiye şans tanınırsa bunu başarmak pekala mümkündür. Yeniden masaya ve müzakereye dönülmesi yeniden diplomasinin devreye alınması için girişimlerimizi sabırla sürdürüyoruz. İçinde bulunduğumuz sürecin hassasiyetine binaen çok dikkatli konuşuyor kelimelerimizi özenle seçiyoruz. Türkiye'yi rotasında tutmak ve etrafını saran ateşten korumak için son derece temkinli hareket ediyoruz. Aynı şekilde başta mezhep kavgası olmak üzere bölgemizde sahnelenmek istenen kanlı senaryolara karşı da gerekli tedbirleri alıyoruz. Dün Milli Savunma ve Dış İşleri bakanlarımız Gazi Meclisimizi kapalı oturumda bilgilendirdi. Şimdi isterseniz bölgesel krizlerde nasıl bir dış politika vizyonu...
"BİZİM SÜNNİLİK ŞİİLİK GİBİ BİR DİNİMİZ YOK TEK BİR DİNİMİZ VAR O DA İSLAM"
Aziz milletim, çok değerli milletvekillerimiz, burada şunu da ehemmiyetine binaen özellikle ifade etmek istiyorum. Biz bölgemizin tamamını olduğu gibi kardeş İran halkına da bu Şiidir, bu Sünnidir, bu Türktür, bu Kürt'tür diye hiçbir zaman bakmadık ve bakmıyoruz. Millet olarak bizim için Türk, Kürt, Arap, Şii, Sünni değil, sadece insan vardır. İster yanı başımızda, ister dünyanın öbür ucunda olsun, haksızlığa uğrayan, mağdur edilen, sıkıntı çeken kim varsa biz onun yanındayız. Daha önce komşumuz Irak'ta bunu yaptık. 15 sene evvel kıtlıkla boğuşan Somali'de bunu yaptık.
13 buçuk yıl boyunca komşumuz Suriye'de bunu yaptık. 5. yılına giren Rusya-Ukrayna arasındaki savaşta bunu yapıyoruz. Sudan'da, Lübnan'da, Yemen'de, Libya'da ve daha pek çok yerde bunu yaptık, yapmaya da devam ediyoruz. Irk ayrımını, mezhep ayrımını, din, dil, köken ayrımını reddediyoruz. Daha önce de söyledim. Bugün üzerine basarak tekrar ediyorum.
Bizim Sünnilik, Şiilik gibi bir dinimiz yok. Bizim tek bir dinimiz var. O da İslam!
Bizi bütünleştiren ortak faydamız yine İslam! Mezheplerimizden, kökenlerimizden önce hepimiz insanız ve Müslümanız. Hazreti Ali bizim Hazreti Ömer de bizim. Hazreti Osman bizim Hazreti Hasan ve Hüseyin de bizimdir. Hazreti Ayşe validemiz bizim Hazreti Zeynep annemiz de bizimdir!
Özellikle bu dönemde bir annenin çocukları anlamına da gelen ümmet kavramının temsil ettiği manaya daha sıkı sarılmamız gerekiyor. Bunu şunun için söylüyorum değerli kardeşlerim. Son günlerde sosyal medyada mezhepçiliğin körüklendiğine asırlık tartışmaların yeniden ısıtılmak istendiğine şahit oluyoruz. Savaşın bir cephesi olarak gördüğümüz bu tehlikeli tartışmalara karşı hem milletimizi hem de bölgedeki tüm kardeşlerimizi dikkatli olmaya çağırıyorum.
Menşei bundan 13-14 asır öncesine uzanan muhataralı meselelerin bugün tekrar gündeme getirilmesi asla tesadüf değildir. İster dini, ister siyasi, ister tarihi olsun, bugün bize faydası olmayan aksine nefreti körüklemesi, fitneyi büyütmesi sebebiyle kardeşlik hukukumuza zarar veren tartışmalardan uzak durulmalıdır. Şunu lütfen unutmayalım: Şiiler, Sünniler olarak Araplar, Türkler, Kürtler ve Farslar olarak bütün farklılıklarımıza rağmen yüzlerce yıldır bir arada yaşıyoruz. İnşallah bu çatışma ve savaşlar bittikten sonra da yine bir arada barış içinde yaşamaya, aynı coğrafyayı ve aynı kaderi paylaşmaya devam edeceğiz.
Bölge halkları olarak zaten mağduru olduğumuz bir çatışmanın daha büyük yaralar açmasına müsaade etmemeliyiz. Siyonist katliam şebekesinin elin taşıyla elin kuşunu vurma oyununa kesinlikle gelmemeliyiz! Değerli milletvekillerimiz, İran'a saldırılar devam ederken aralarında kimi eski İsrailli yöneticiler ile ücreti mukabilinde tetikçilik yapan kiralık kalemlerin de olduğu belli çevreler ülkemizle ilgili çeşitli iddialarda bulunmuşlardır. Akıllarınca liste yapan bu aklı evvellere şunu açık açık söylemek isterim: Düğmeye basılmışçasına eş zamanlı olarak uluslararası medyaya servis edilen bu hezeyanların amacını ve hedefini biz çok iyi biliyoruz.
Türkiye düşmanı lobiler tarafından sistemli şekilde yürütülen kampanyaların ardındaki asıl niyetin de gayet farkındayız. Allah'ın izniyle biz bu toprağa ve bu oyuna kesinlikle düşmeyeceğiz. Sağduyuyu ve soğukkanlılığı elden bırakmayacağız. Türkiye ülkelerden bir ülke değildir. Bu millet sıradan bir millet değildir. Türkiye'nin ve Türk milletinin karakterini tanımak isteyenler Kıbrıs'a baksın, İstiklal Harbimize baksın, Çanakkale zaferimize baksın!
"TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ SAVUNUYORUZ"
En son 15 Temmuz'da sadece içimizdeki hainleri değil, onların ipini tutanları da milletin gücü ile, milletin azmi ile rezil, rüsva edip bozguna uğrattık. Bu millet namahremine uzanacak eli geçmişte olduğu gibi bugün de yarın da çelik gibi iradesi ve cesaretiyle kıracak güçtedir, azimdedir, kudret ve kuvvettedir. Üstelik bugünün Türkiyesi dünden çok farklıdır. Türkiye iç cephesini güçlendirmiştir. Türkiye Terörsüz Türkiye projesiyle gücüne güç katmıştır. Savunma sanayimizdeki atılımlarla ordumuzun caydırıcılığı daha da artmıştır. Türkiye edilgen konumdan çıkmış bölgesinde denklem kurucu oyun kurucu rol üstlenmiştir. Türkiye'ye el uzatanın eli yanar! Türkiye'ye dil uzatanın dili yanar! Tekrar söylüyorum: Biz macera peşinde değiliz. Gerilim peşinde asla değiliz. Biz bölgemizin her karışında ve köşesinde sulhü sükunun hakim olmasından yanayız. Biz savaşlardan bihitap düşmüş, bıkmış, yorulmuş Ortadoğu'nun bir an önce hasretini çektiği kalıcı barışa ve istikrara kavuşmasından yanayız. Suriye'nin geçmişte Irak'ın toprak bütünlüğünü savunduğumuz gibi bugün de İran'ın, Lübnan'ın, bölgedeki tüm ülkelerin toprak bütünlüğünü savunuyoruz.
Bakın, bizim gerek ülkemiz içinde gerek bölgemizde adaletten, huzurdan, barıştan başka hiçbir gayemiz yok. Kim olursa olsun hiçbir ülkenin egemenliğinde topraklarında gözümüz yok. Ama topraklarımıza göz diken, egemenliğimize kasteden ve dahi macera arayan olursa evvel Allah ona da hodri meydan demekten çekinmeyiz. Değerli kardeşlerim, bölgemizdeki çatışmalarda gördüğümüz gibi artık savaşlar da boyut ve biçim değiştirmektedir. Dijital platformlar ve yapay zeka teknolojileri sivil ve askeri olmak üzere iki yönlü kullanılmaktadır. Avrupa ülkeleri dahil dünyanın birçok yerinde dijital mecralarla ilgili soru işaretleri yükselmekte, şüpheler artmakta, dijitalleşmenin sağlıklı bir zeminde ilerlemesi için önlemler gündeme gelmekte ve alınmaktadır. Şurası bir gerçek ki eğitimden ulaşıma, sağlıktan haberleşmeye kadar geniş bir yelpazede dijitalleşmenin sağladığı avantajlardan elbette hepimiz istifade ediyoruz. Bununla birlikte ekranda geçirilen süreler uzadıkça ders başarısından aile ilişkilerine, sosyal becerilerden ruh sağlığına pek çok alanda çocuklarımız bundan olumsuz etkileniyor. Tüm dünya için endişe verici olan şu rakamları sizlerle paylaşmak isterim. Geçtiğimiz aylarda yayınlanan bir uluslararası araştırmaya göre dünya genelinde internette geçirilen günlük ortalama süre yetişkinlerde 6 saat 38 dakikayı, televizyon izleme süresi ise 3 saat 13 dakikayı bulmuş durumda. Bir başka raporda 0-2 yaş grubundaki çocukların neredeyse yarısının akıllı telefonlarda bir şekilde temas halinde olduğu 2000 ve sonraki yıllarda doğan çocukların ekran sürelerinin ise 9 saate kadar çıkabildiği ifade ediliyor. Türkiye'deki tablo ise üzerinde hassasiyetle durmamız gereken bir başka gerçekliği gözler önüne seriyor. Ülkemizde 4 saat 4 dakikası cep telefonlarından olmak üzere internette geçirilen günlük ortalama süre 7 saat 13 dakika, sosyal medyada harcanan haftalık süre ise 25 saat 4 dakikadır. Dijital teknolojilerin çocuklarımızı nasıl etkilediğini TÜİK'in istatistiklerine baktığımızda çok net görebiliyoruz. TÜİK'in araştırmasına katılan 6-15 yaş grubundaki çocukların %66,1'i aktif olarak sosyal medya kullanıyor. Keza bu çocukların %32,6'sı her yarım saatte bir cep telefonunu kontrol ediyor. %74'ü ise en az bir dijital oyun oynuyor. Bu evlatlarımıza ekran başında geçirdikleri sürenin kendileri için hangi durumlara yol açtığı sorulduğunda %34,4'ü daha az kitap okuduğunu, %33,3'ü daha az ders çalıştığını, %25,5'i ailesiyle daha az zaman geçirdiğini, %18,6'sı arkadaşlarıyla daha az yüz yüze görüştüğünü, %17,2'si ise daha az uyuduğunu belirtiyor. Değerli arkadaşlar, çocuklarımızın şiddet, müstehcenlik, zorbalık ve istismar gibi içeriklere bu kadar kolay bir şekilde ulaşabilmesi kabul edilemez. Bizim amacımız çocuklarımızı dijital dünyadan koparmak değildir. Tam tersine gayemiz onları tehlikelerle dolu bu dünyada güvenli, bilinçli ve güçlü bireyler olarak var edebilmektir. Devletin, toplumun ve ailenin görevi de esasen budur. Dijital dünyada çocuklarımızı korumayı amaçlayan çocuğun üstün yararını esas alan, önleyici ve koruyucu bir anlayışla hazırladığımız yasa teklifimizi biliyorsunuz geçtiğimiz hafta meclisimize sunduk.
sosyal medya platformlarına gerçek ve güvenilir yaş doğrulama mekanizmalarını uygulama zorunluluğu getirmeyi hedefliyoruz. Siyasi parti ayrımı olmaksızın hepimizi ilgilendiren, çok daha önemlisi geleceğimiz olan evlatlarımızı ilgilendiren bu teklifin meclisimizin değerli katkıları ve önerileriyle yasalaşacağına inanıyorum.