Ayşenur Arslan

Ayşenur Arslan

YAPARSA AKP YAPAR: KAMU TERİMİ BANKASI

Aşağıdaki yazıda kendi gözlerinizle göreceksiniz. İktidar, ülkenin kodlarını değiştirme, toplumu kendi çıkarları doğrultusunda biçimlendirme yolunda yepyeni bir hamle yapmış. Ve o hamleyle çok kritik bir eşiği aşmış.


Belge, adı bende saklı özel bir üniversitenin, adı bende saklı bir öğretim üyesi tarafından iletildi.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Dairesi, yani şu ünlü Fahrettin Altun’un başında olduğu birim tarafından gönderilmiş. yazi-metin.jpg

Özetle şunu söylüyor, daha doğrusu TALEP EDİYOR: Kurduğumuz yeni bir banka ile -yazılacak tezlerden, yapılacak konuşmalara ve tercümelere kadar- TÜRKİYE’NİN POLİTİKALARINA UYGUN SÖZCÜK VE KAVRAMLARI BELİRLEYECEĞİZ. SİZ DE ONLARI KULLANACAKSINIZ.
Türkiye derken Erdoğan’ın kastedildiğini anlamak için müneccim olmak gerekmiyor. Zaten “son 20 yıllık dönüşüm” ifadesi daha baştan çerçeveyi çiziyor.
Peki bu hamleyi kritik kılan ne? Saray KAMU TERİM BANKASI ile ne amaçlıyor?
                                                     star-solid.svgstar-solid.svgstar-solid.svg
“Son 20 yıllık dönüşüm” sırasında hatırlayıp konuşmaya doyamadığımız 1984 romanında Orwell yeni düzeni anlatır. Ve o düzenin en önemli payandasının da YENİDİL olduğunu söyler.
Siyah ve beyaz nasıl / nerede / kim için kullanıldığına bağlı olarak yer değiştirebilir. Anlamları farklılaşabilir.
Eğer bir düşman siyahın beyaz olduğunu söylerse, bu, KÜSTAH BİR TAVIRDIR.
Sonraki cümleyi -çarpıttığım sanılmasın diye- tırnak içinde aktarayım:
“Yandaş bir parti üyesi kullandığında ise, parti disiplini gerektirdiğinden, siyaha beyaz demek SADAKAT anlamındadır.”
Erdoğan rejimi, medyası ve bürokrasisi ile bunu çoktan yapıyordu. Anlaşılan YENİDİL yaratmada sıra akademiye, resmî özel üniversitelere geldi.
Dil, ideolojinin / doktrinin temel taşlarıdır malum. Oto yollara, köprülere doyamayan iktidar zihnimize giden yolları da döşeme derdinde!
Endoktrine etme çabasında!
Endoktrinasyon, kesinlikle eleştiri ya da tartışma kabul etmeyen bir öğreti biçimi. Eklemeye gerek var mı bilmiyorum; faşist / otoriter/ kutsallık atfedildiği için dokunulmaz kılınan bir sistemin temel aygıtı…
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın yazısında -genelge demek daha doğru sanki- DOĞRU YERLERDE KULLANILACAK STANDART DOĞRU İFADELER’den söz ediliyor.
Kimin doğrusu? Saray’ın!
O doğruları kim saptayacak? Saray’ın İletişim Başkanlığı.
                                                     star-solid.svgstar-solid.svgstar-solid.svg
70’li yılların ikinci yarısından itibaren TRT’de benzeri müdahalelere çok tanık oldum.
Küçük ama çok şey anlatacak bir örneği paylaşayım:
1978 veya 79 yılıydı. Kelimesi kelimesine aynen şöyle bir cümleyle bir haber yayınlandı:
“CHP Samsun İl Başkanlığı’na bomba atıldığı ÖNE SÜRÜLDÜ.”
Merkez Haberler şefine gidip sordum:
Biz bu cümleyle ne demek istiyorduk?
A) Böyle bir duyum aldık ama koskoca TRT, bir türlü doğrulatamadık. Onun için iddia olarak söz ettik..
B) Aslında bombalama falan yoktu ama CHP (Ce-Ha-Pe zihniyeti yani) ortaya böyle bir yalan atmıştı. Ana muhalefet partisi olduğu için mecburen verdik. Verirken de, aslında gerçek olmadığını vurgulamak için “öne sürüldü” demeyi tercih ettik..
C) Olay doğru.. Doğrulattık da.. Ancak CHP muhalefette olduğu için haberi böyle kurduk..
Tahmin etmişsinizdir, yanıt alamadım. Yanıt niyetine sert bakışlarla masama döndüm.
Dedim ya, küçük ama çok şey anlatan bir örnek… Onca yılda daha ne örnekler yaşandı, kimbilir!
Saray’ın son hamlesini o örneklerden farklı kılan ise sistematik hale getirilecek olması. Dahası, her türlü sınırlamadan, baskıdan, özetle endoktrinasyondan uzak ve bağımsız olması gereken akademiye, bilim dünyasına uzanması.
BÜTÜNLEŞİK İLETİŞİM STRATEJİSİ kavramı, açık ve yakın tehlikeyi ortaya koyuyor.
Her tarafı dökülen hastalıklı demokrasilerde bile savunulamayacak bir kavram.
Ama çok uzun zamandır oralarda olmadığımızı, bir zamanların ateşli Erdoğan yandaşları bile görüyor artık. Demokrasi treninin son durağa yaklaştığını fark ediyor.
                                                     star-solid.svgstar-solid.svgstar-solid.svg
Hitler 1920’lerdeki başarısız darbe girişiminden sonra -6 ay kadar kaldığı cezaevinde kafa yorup- “demokrasiyi yıkmanın en emin yolunun demokrasiyi kullanarak iktidara gelmek” olduğu sonucuna varmıştı.
Nitekim, vatan/ millet / bayrak kavramlarının boca edildiği seçim kampanyası.. Üstüne bir de ABD kaynaklı büyük buhran işe yaramış, Hitler Almanya’nın başına geçmişti.
Sonra Almanlar bir bakmıştı ki, şansölye diye oy verdikleri adam aslında efsanelerde tarif edilen bir güce sahip MESİH’ti.
Daha doğrusu kara propagandanın / kara terimlerin süper starı Goebbels onlara böyle söylemiş, buna inandırmıştı:
“Başarısının sırrı, Hitler’in karakterinin tanımlanamayacak kadar GİZEMLİ BÜYÜSÜNDE yatıyor. Ona bağlılık yemini edenler hem bedenleri hem de ruhlarıyla kendilerini ona adamışlardır.”
                                                     star-solid.svgstar-solid.svgstar-solid.svg
Öyledir. Otoriter rejimlerin karakteristik özelliği, liderden bir MESİH yaratmaktır.
Bunun için de, üretilmiş kavramlar ve mucizevi öykülerle kitlelerin -akıllarına değil- yüreklerine yaylım ateşi açılır!
İki hatırlatma:
MİT Müsteşarı Hakan Fidan 7 Şubat 2012’de- cemaatçi- savcı tarafından ifadeye çağrılmıştı hani.. İddiaya göre tam da Erdoğan’ın ameliyat olacağı günde.. Ne var ki Erdoğan ameliyatı ertelemiş ve bunun üzerine MİT KUMPASI denilen vakanın önüne geçilmişti. Peki o sırada SABAH ve aHaber’de bunun nasıl takdim edildiğini hatırlıyor musunuz?
Erdoğan ameliyatı GÖKLERDEN GELEN BİR KARARLA ertelemişti!
“Vahiy” sözcüğünün güncellenmiş terimi nerede üretilmişti dersiniz!
                                                     star-solid.svgstar-solid.svgstar-solid.svg
İkinci hatırlatma daha iki ay öncesinden.
İstanbul’un Fethi için hazırlanan belgeselde Ayasofya’ya çok özel bir yer ayrılmıştı. Elbette ibadete açılmasında Erdoğan’ın rolü vurgulana vurgulana.. Ancak benim üzerinde durmak istediğim, bunun ötesinde bir yaklaşım. Belgeselde, Museviler için benzersiz bir öneme sahip, 2500 yıldır aradıkları Ahit Sandığı’nın Ayasofya’da olduğu ima ediliyor.. Hatta görseli Ayasofya semalarına yansıtılıyor… Bir bakıma Hz Musa ve Süleyman’dan Fatih Sultan Mehmet’e, oradan da bugüne, yani Erdoğan’a “kutsal bir yol” çiziliyordu.
Belgeseldeki imza mı?
Tabii ki Saray İletişim Başkanlığı!
                                                     star-solid.svgstar-solid.svgstar-solid.svg
Saray’ın ne yapmak istediği ortada. Biliyoruz!
Bilmediğimiz, bilim dünyasının ne yapacağı.
KAMU TERİM BANKASI’nın talimatlarına uyacak mı?
Yani susacak mı?
Saray’ın endoktrinasyonuna boyun eğecek mi?
Yoksa Boğaziçi’nin değerli akademisyenleri gibi aklın ve bilimin özgürlüğünü savunabilecek mi?

Edtör notu: Ayşenur Aslan bundan böyle her pazartesi yazılarıyla halktvcom.tr'de 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar