Müdahale de doları durduramadı, iktidarın cephanesinde ne kaldı?

Yayınlanma:
Güncelleme: 07 Aralık 2021 10:02

Merkez Bankası’nın geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği rezerv satışları da doların ateşini dindiremedi, yeni haftaya da 14 TL’nin eşiğinde girdik.

Ekonomi yönetiminin dolardaki “acı eşiğinin” 14 TL olduğunu, bu seviyenin üzerinde vatandaşın panik alımlarının başlamasından endişe edildiğini geçen hafta, Halktv.com.tr’deki ilk yazımda belirtmiştim. Bu endişe, Merkez Bankası’nın uzun bir aradan sonra rezerv satarak piyasaya müdahale etmesine yol açtı.

Bununla birlikte geçmişe kıyasla son derece mütevazi bir satıştı bu. Nerede 2020 yılında doları 6.85 TL’de tutabilmek için 128 milyar dolar satan Merkez Bankası, nerede doları 14 TL’nin uzağında tutabilmek için topu topu 1.3 milyar dolar satabilen Merkez Bankası!

Merkez Bankası neden böyle “tutuk”? Çünkü kasasında para yok, tam takır kuru bakır...

Evet, brüt rezervler 126 milyar doların üzerinde ama bunun büyük kısmının Swap, zorunlu karşılık gibi yollarla başka bankalardan emaneten alınan paralar olduğu bir sır değil. Merkez Bankası kendi kaynaklarını 2019 ve 2020’deki 128 milyar dolarlık rezerv satışı sırasında bitirdi.

Merkez Bankası başkalarından emaneten aldığı dövizleri satarak doları dizginlemeye çalışması finansal sistemin kırılganlığına dair endişeleri büyütür. Bu da Türkiye’nin bir ödemeler dengesi krizine gittiği algısını besler, vatandaşın panik alımlarına yol açar. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık...

Bu manzarayı analiz eden uluslararası yatırım kuruluşları, çaresiz kalan Merkez Bankası’nın er veya geç kallavi bir faiz artırımına gideceğini savunuyor. Örneğin Amerikan yatırım bankası Goldman Sachs, Merkez Bankası’nın bahar aylarında politika faizini artıracağını öngörüyor.

Teoride haklı olabilirler; gerçekten de 2018 yılındaki Rahip Brunson krizi sırasında dolardaki korkutucu yükseliş, politika faizinin tam 625 baz puan (Yüzde 6.25) artırılması sayesinde kontrol altına alınabilmişti.

Ama köprülerin altından çok sular aktı. Ayrıca burası demokratik bir Avrupa ülkesi değil, Erdoğan’ın ülkesi. Bu topraklarda Cumhurbaşkanının dediği olur. Erdoğan faiz indirimlerinden taviz verilmeyeceğini net bir şekilde söyledi, faiz indirimlerine karşı çıkan Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ı görevden dahi aldı. Niyetini daha nasıl açıklasın?

Bu koşullarda Merkez Bankası’ndan faiz artırımı beklemek naifliği aşan bir saflıkla açıklanabilir.

Peki doların 14 TL’nin üzerine çıkması nasıl engellenecek? İktidarın neler yapabileceğini öngörebilmek için kullanabileceğimiz bir pusula var, yakın geçmiş...

Berat Albayrak döneminde dolardaki yükselişi dizginlemek için iktidar ne yapmıştı? 128 milyar dolar satılmıştı, peki başka ne yapılmıştı? Sermaye kontrollerine başvurulmuştu.

Sermaye kontrolü, döviz piyasasındaki işlemleri kısıtlamaya yönelik zaptiye tedbirleri olarak tanımlanabilir. O dönemde döviz alım satımına kambiyo vergisi getirilmiş, ithalatı yavaşlatmak için gümrük işlemleri geciktirilmişti. Bankaları daha fazla kredi vermeye zorlamak için uygulamaya konan “aktif rasyosu” da bu dönemin eseriydi.

Geçen yılın Kasım ayında Berat Albayrak’ın istifası ve Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal’ın görevden alınmasıyla bu uygulamalar kaldırıldı.

Şimdi yine bir kur krizinin içinden geçiyoruz. Üstelik Albayrak dönemi uygulamalarını kaldıran Lütfi Elvan ve Naci Ağbal artık yok. İsmail Saymaz’ın güzel tabiriyle, “Berat Albayrak’ın kendisi yurtdışında, fikirleri iktidarda”.

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla dolardaki son yükselişte manipülatörlerin rolüne dair inceleme başlatıldı. Bu incelemenin tam gaz sürdüğünü, bu arada ekonomi yönetiminde “Döviz piyasasının aşırı liberal olduğu, birçok ülkede bireyler döviz hesabı dahi açamazken Türkiye’de aşırı serbest bırakıldığı” görüşünün giderek artan şekilde dillendirildiğini duydum.

Bu kafalardan neler çıkacak hep birlikte göreceğiz. Bence her şeye hazır olun.

Önceki ve Sonraki Yazılar