Halk TV Canlı Yayın
Enver Aysever

Enver Aysever

Günlük haber programı yapınca rüyalarına bile “son dakika” vurgulu, çığırtkan ekran görüntüsü girer insanın.

Aklını kaçıran baba
Daha ilk günden Rabia Naz olayının ardına düştük ekipçe, babanın isyanını ekrana taşıdık. Göz göre göre aklı başında adamı tımarhaneye tıkmaya çalışan düzeni ifşa ettik. İçinde akla gelmeyecek entrikalar geçen bu olay, AKP döneminin ibretlik belgesidir, ne ararsanız var. Siyasetçi yakını biri trafik kazası yapıyor, kazada bir çocuk can veriyor, ardından da ortaya baba çıkıyor ve diyor ki: “Bu kaza değil cinayet!”
Kameralar karartılmış, görgü tanıkları susturulmuş, kızın amcası esir alınmış yalancı tanık haline gelmiş, sonunda fatura baba Şaban Vatan’a kesilmiş. AKP belediye başkanının yeğeni siyasilerce korunmuş, Ankara’dan devreye girilmiş olay örtbas edilsin diye elbirliği ile mücadele verilmiş! Bu koşullarda evladını yitiren baba aklını kaçırabilirdi ve gayet doğal olurdu. Şaban Vatan tam tersine dedektif gibi iz sürdü, ardına kamuoyu desteğini de alarak isyan etti. Bu lümpenliğin iktidarını sarstı.

Sen misin soran
Alican Uludağ’ın haberini okuduk dün; İstanbul’da arabasıyla seyir halinde olan sürücü, trafikte bunalınca soruyor: “Neden duruyoruz, bekliyoruz?” Yanıt işkence, dayak! Çağın en görgüsüz düğünü gerçekleşsin diye yollar kapanmış. İki sermaye nikâhlanacak, buradan yeni tosuncuklar doğacak! Nikâh şahidi kim? Erdoğan! Eh hal böyle olunca elbette yollar tutulacak! Darp edilen kişi avukat, hukukçu! Cumhurbaşkanına hakaretten zorla tutanak imzalattırılıyor. Hukukçunun yasalarla korunmuş konumu falan kimsenin umurunda değil. Avukatın yüzünde, bedeninde darp izleri var.
Her iktidar kendi döneminin zenginlerini yarattı. Özal, Demirel, derken Erdoğan! İktidar el değiştirince bu şişirilmiş şirketler bir bir ortadan kalktı. Kibirli, şımarık, sonsuza dek iktidara yaslanarak varlığını sürdüreceğini sanan sermaye sahipleri de ortada kaldı! Demirören ailesinin önlenemez yükselişi dönemin şifresini taşıyor. İstiklal Caddesi’nde tüm ahlaki/hukuki kuralları hiçe sayarak kondurdukları AVM’den, TFF Başkanlığı’ndaki utanç günlerine ve sonunda Aydın Doğan’dan gasp edilerek devredilen basın imparatorluğuna dek nereden baksanız AKP yıllarını görürsünüz bu öyküde. (Baba Erdoğan Demirören’in ağlayarak RTE’ye yalvardığı konuşma bellekte.)
İki ailenin yaşam biçimlerini gizlemek üzere uzlaşarak çağırdığı konuklar, AKP döneminin tüm göstergelerini içinde taşıyan düğünü başarıyla (!) tamamladılar. Bolca şerbet, kola ikram edilen düğün bitti. Geride işkence gören bir avukat kaldı ve uydurma “cumhurbaşkanına hakaret” iddiası. Çürümüşlüğün iktidarının belgesi olarak elbette!

Herkes bir gün tadacak...
İktisatçı Mustafa Sönmez sabaha karşı dörde doğru kapısının çalınmasını beklemezdi kuşkusuz. Türkan Saylan, İlhan Selçuk ve benzeri pek çok kişi gibi. Fethullah polisi yöntemi olarak anımsanan bu uygulama, dönemin ruhuna uygun hortladı!
Evde kimler vardı bilmiyorum. Ancak eğer küçük çocuğunuz, hastanız, yaşlınız varsa yaşam boyu unutamayacağı ve belki kalıcı hasar yaratacak anlardır bunlar. Kapınıza polis dayanmış, sevdiğiniz insanı gözaltına almıştır. Azılı bir terörist gibi!
Herkesin tanıdığı, sevdiği biri, akşam saatlerinde Beşiktaş’tan yükselen “Mazbatayı ver!” çığlığını sosyal medyada paylaşmış ve uyumuş. Suçu ne? Cumhurbaşkanına hakaret! Bir gün önce TKP yöneticisi Mehmet İnam’ın aldığı cezayı anımsadım. O da, eğer itirazlar sonuç vermezse aynı suçtan hapis yatacak. Toplamda üç yılı bulmuş ceza, yatarı nedir bilemem, ama suç soyut, evrensel hukuk ölçüsünden uzak! Sönmez toplumsal tepki ardından salıverildi, dava açılır mı, ceza alır mı belirsiz...

Yazının Devamını İçin Tıklayınız

Bu yazı toplam 4712 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm Yazıları »