Yapay zeka çağında İngilizce hazırlık öğretmeni: Öğrenme mimarı

“Yapay zeka bilgi sunarken fark etmeyi yok sayabiliyor. Bu noktada öğrencileri yapay zeka dönütü konusunda yönlendirmek gerekiyor.”

Eğitimci Pınar Pürçek ile İngilizce öğretimini konuştuk.

img-20260217-wa0014.jpg

Üniversite hazırlık sınıflarında çalışmış bir eğitimci olarak; İngilizce öğretim süresince en çok zorlanılan konu/beceri nedir hocam?

Üniversite hazırlık sınıfı öğrencileri dilin yapısını kavramaktan ziyade en çok fikir üretiminde zorlanıyorlar. Dil üretiminin önemli bir kısmı beyin fırtınası yapabilmekten geçiyor. Bunun için de hazır bulunuşluk ön koşul denebilir. Hazırlık sınıflarında benim zamanımda süreç yazımı olurdu. Önce bir zihin haritası yapar, sonra düzelterek son halini alana kadar üç sefer aynı konuda yazardık. Belli bir kelime limiti ve zaman içerisinde bunu yapmak bizi de o zamanlar zorlardı ama şu anda öğrencilerin fikir üretimini yapay zekaya paslamış bir vaziyette olduğunu gözlemliyorum. Fikirler ya konu dışı oluyor ya da çok uzatılıp derli toplu olmaktan uzak oluyor. Konuşma ve yazma sınavlarında özellikle konu dışı olma olasılığı çok fazla oluyor. Konu dışı kalan öğrencilerin konuşması veya yazması gramer ve mekanik açısından yarı puan üzerinden değerlendirilebiliyor, bizim zamanımızda konu dışı yazı ya da konuşma üretimi değerlendirmeye alınmazdı, bu durumun şu anda geçerli olmayabilmesi öğrenciler tarafından sevindirici olsa da fikir üretmek ve fikirleri birer örümcek ağı gibi birbirine örmek şart. Bu noktada bol girdi yani bol okuma ve dinleme yapmaları lazım denebilir.

Dil öğretiminde yapay zekanın devreye girmesi, öğretmenin sınıf içindeki rolünü ve öğretim sürecini ne şekilde etkiledi? Yapay zeka öğretmenin yerini alabilir mi?

Dil sınıflarında öğretmen daha çok öğretimi kolaylaştırıcı rolde; kaynak sağlayıcı, bilgi verici ve bir rehber rolündedir. Ancak yapay zekanın devreye girmesi ile bu rol bir “orkestra şefinden” çok bir mimara benzemekte diye düşünüyorum. Öğretirin; öğretimin tasarlayıcısı ve duygusal destek rolünün öne çıktığını daha çok görmekteyiz. Duygusal destek ve öğretimdeki duyuşsal faktörler ile ilgili olarak öğretmen gene öğretim sürecindeki yerini yadsınamaz şekilde yeri doldurulamaz olarak korumaktadır. Yapay zekanın sınıf içerisinde kullanımı ile ilgili olarak; dil sınıflarında yapay zeka daha çok, öğrenciler tarafından; değerlendirme skalasını (dereceli puanlandırma anahtarı) paylaşıp bir yazı puanı veya dönütü almak, konuşma arkadaşı olarak ve fikir almak için kullanılırken öğretmenler tarafından ise öğretim planlama ve değerlendirmesinde fikir almak için kullanılabiliyor. Yapay zeka dönütünde bazen öğrenciler daha fazla puan alabiliyor ve gerçek puanlarını görünce itiraz edebiliyorlar. Ancak aslında yapay zekaya, değerlendirme için gereken tüm ön öğrenmeler, beklentiler ve seviye net bir şekilde sunulmamış oluyor. Ben daha önce değerlendirmeleri yapay zekaya yaptıran bir kurumda çalışmadım, kişisel olarak da “en akıllı biz olalım” düşüncesiyle daha çok kâğıt-kalem biçiminde çalışmayı severim ve tercih ederim. Ancak değerlendirmeleri tek tek öğretmen olarak çalıştığım kurumlarda biz yaptık. Yapay zekanın derste avantajını kullanmak ve çağa ayak uydurmak gerektiğini biliyorum. Zaten öğrenciler bizi bu noktada zorlamaktan ziyade teşvik edici de oluyor diyebilirim. Ancak burada asıl mesele, öğrencilere yapay zeka dönütünün isabetli olabilmesi için yapay zekaya verilen komutların ve kullanılan dilin nasıl olması gerektiğini öğretmek oluyor çoğu zaman. Neticede, yapay zeka okuryazarlığı ve yapay zeka komut öğretimi önemli konular olarak ortaya çıkıyor. Örneğin, öğrencilerden en çok bize aktarılan; yapay zeka dönütünün tamamen metni hatasız şekilde yeniden yazmak şeklinde olduğu yönünde. Bizler öğrencilerin üretimlerini değerlendirirken bütünsel olarak konu, üretim ve dilbilgisi olarak değerlendiriyoruz. Burada özellikle yazma becerisi özelinde konuşmak gerekirse; sınıf mevcutları, çoğu hazırlık sınıfında uygulanan modüler sistemin yoğunluğu ve ders programının sıkışık oluşu gibi nedenler sonucu öğrencilere verdiğimiz yazı dönütlerinde en çok gramer üzerinde durduğumuz söylenebilir. Ancak, yapay zekanın üstün kısmı şu denilebilir; yapay zeka içeriği daha kapsamlı değerlendiriyor. Diğer taraftan ise öğrencilere ya seviyelerinin üstünde bir dönüt veriyor ya da bahsettiğim gibi metni hatasız şekilde yeniden yazıyor. Bu noktada, yapay zekanın verdiği dönütler için, “gramer hatalarımı listele” şeklinde bir komut verilmesi gerektiği konusunda bir yönlendirme gerekebiliyor. Çünkü biz süreç odaklı yazma çalışmalarında dönütleri hata kodları ile veririz, örneğin “WW” “wrong word”yani, yanlış kelime kullanımı demek, direkt düzeltmenin içselleştirmeyi ve hatayı fark etmeyi sağlamadığından hareketle, öğrencinin önce bazen akran dönütü ile hatasını bulması, hata kodu ile verilen dönütte anlamadığı kısımlar üzerinden öğretmeninden dönüş almasını ve en son bir kez daha kendileri yazmasını amaçlıyoruz. Tabi düzelterek yazma kısmı, kur sisteminde sürenin kısalığı sebebiyle biraz da öğrencinin tercihine ve kendi çabasına kalmış oluyor, ben her zaman düzelterek tekrar yazmak tarafındayım. Özetle, yapay zeka bilgi sunarken fark etmeyi yok sayabiliyor. Bu noktada öğrencileri yapay zeka dönütü konusunda yönlendirmek gerekiyor. Yapay zekayı dönüt alırken yönlendirmek şart.

Sınıf içi dinamiklerin öğretim sürecinde avantajları ya da dezavantajları neler olabilir?

Sınıf dinamiğini iyi anlamak, öğrencilerin dil öğrenim ve öğretim ihtiyaçlarını karşılamak adına çok önemli. Özellikle ihtiyaç analizi sürekli olarak yapılmalı. Bu noktada, iki sınıf örneği verebilirim. Birisi daha sessiz ve çekingen öğrencilerin olduğu, bir diğer sınıf ise katılımın yoğun olduğu ve herkesin kendi üretimine odaklandığı ve hatta bazen birbirini, öğretmeni bile, domine edebilen de bir sınıf olsun-ki ben bu tarz sınıfları daha çok severim çünkü öğretmen olarak beni de çok güdüler. Şimdi bahsettigim sessiz ve çekingen öğrencilerin yoğunlukta olduğu sınıfın avantajı; herkesin birbirini cümle sonuna kadar dinlemesi olabilir, ancak diğer sınıfın da katılımının yüksek olduğu ve akran etkileşimi ile ilgili bir sorun yaşamadığını biliyoruz. Öte yandan, ilk bahsettiğim sınıfın dezavantajı, öğrencileri teşvik etmek için bir çok farklı yol bulmak gerekmesi olabilirken, ikinci sınıf örneğinde öğrencilerin birbirinin üretimini de dinlemesini sağlamak gerekir. Dolayısıyla sınıf içi dinamikleri dengelemek için biraz sürece yarışma eklemek gerekmekte. Bu iki sınıf, muhtemelen hep aynı kişiler ile akran çalışması yapan ya da kendi üretimine odaklanan ve diğerlerini kimi zaman domine de edebilen sınıflardır. Bu iki sınıf aslında birbiri ile iletişimsel aktivitelerde eşleşmeleri açısından çok uyumlu olur. Bu noktada, iletişimsel aktivitelerde sınıfları eşleştirmeyi de çok severim, güzel dönüşler alırım genelde. Sınıf özelinde ise, şu uygulanabilir. Sınıfta herkesin birbiri ile konuştuğu etkinlikler planlanabilir ya da sınıf iki gruba ayrılır ve her bir grup diğer grubun kullandığı ünite kelimelerini/yapılarını sayar ve grup olarak haftalık puan alır. Haftanın birincisi olan gruba küçük bir ödül verilebilir. Biliyorsunuz ki dili birer çocuk gibi öğreniyoruz ve motive olmak için böyle küçük ödüller süreci güzelleştirebiliyor ve katılımı artırarak daha etkileşimsel bir öğretim süreci sunabiliyor.

Özel amaçlı İngilizce öğretiminin araştırma ilgi alanınızda olduğunu biliyorum. Bu konuda yaptığınız çalışmalardan biraz bahseder misiniz?

Ben, kabin memurlarının mesleklerini icra ederken zorlandıkları durumları ve Türkiye’de ön lisans kabin hizmetleri bölümü mesleki İngilizce dersi içeriklerini araştırdım. “Kuralların kan ile yazıldığı” uçuş esnasında en çok zorlanılan becerinin İngilizce konuşma becerisi olduğu, ön lisans programlarında verilen özel amaçlı mesleki İngilizce dersinin içeriklerinin çoğunun CEFR (Avrupa Diller Ortak Başvuru Metni) B1 düzeye işaret ederken, A2 seviyesine uygun kalabildiği, kullanılan ders kitaplarının çoğunlukla ortak olduğu ancak bu dersin havacılık terimleri dersinden ayrılarak özel amaçlı olarak verilmesi gerektiği sonucuna ulaştım. Ders çok terimsel veya amacına uzak kalabiliyor. Niş ve çalışma az olan bu alanda daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir. Bu da çalışmalarımdan çıkan önemli bir diğer sonuç oldu aslında. İngilizcenin özel amaçlı öğretimi benim özel araştırma ilgi alanlarım arasında yer almaktadır. Bu yüzden, bu konuda daha çok çalışma yapmaya hevesli olmanın yanısıra, aynı zamanda kabin ekibi ile ya da farklı mesleki programlara devam eden öğrenciler veya mezunlar ile daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir. Bu konuda buradan da çağrı yapmak isterim. Teşekkür ederim.

Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Şahin Aybek Arşivi

Türkiye İktisat Kongresi ve eğitim

20 Şubat 2026 Cuma 05:00

Eğitimde "imece" ruhuyla yeniden doğuş

14 Şubat 2026 Cumartesi 05:00