“Sıra sana geldiğinde kime ne söyleyeceksin…?”

Herkes mırıldanır ama ya adını eksik söylerler, ya da olayı. Bir türlü yaşanan acıyı tam olarak anlatamazlar. Gelin biz anlatalım…

Adı; Emil Gustav Friedrich Martin Niemöller’di. 14 Ocak 1892 yılında Almanya’nın Lippstadt kentinde doğdu. İlahiyat okudu ve Alman Protestan kilisesine dahil bir ibadet yerinde papazlık yaptı. İnanmış bir Nasyonal Sosyalist Parti taraftarıydı. Nazileri ve Hitler’i destekliyordu. Ancak Nazilerin Almanya’yı; başta yargı ve silahlı kuvvetler olmak üzere adım adım ele geçirmesiyle düşünceleri değişmeye başlamıştı. Aslında kafasındaki ilk soru işareti yaratan; Nazi yanlısı bilim adamı ve Adolf Hitler’i Hitler yapan daha sonra yaptığıyla pişmanlık duyan Dietrich Eckart’ın; “Adolf Hitler bir mesihtir” sözleri oldu (Mesih sözcüğünün bizde karşıtı ‘Mehdi’dir. Hatırlayın kimler sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı yaşayan Mehdi ilan etmişti).

Niemöller’in fikirleri 1938 sonrası “Kristalnacht” (Kristal Gece ya da Kırık Camlar Gecesi olarak da adlandırılan 9-10 Kasım 1938 gecesi Alman vatandaşı Yahudilere karşı Nazi SA paramiliter güçlerce Yahudilerin sahip olduğu evlerin, mağazaların, binaların ve sinagogların yerle bir edildiği gece) olayından sonra iyice kesinleşti. Ama geç kalmıştı. Çoktan kampların yolunu tutmuştu.

O yıllarda rahip Niemöller eleştirileri yüzünden Gestapo tarafından tutuklandı. Sachsenhausen ve Dachau toplama kamplarına gönderildi. 1945 yılının Nisan ayı sonunda Niemöller yaklaşık 140 diğer önemli mahkûm ile birlikte Tirol'e transfer oldu. 5 Mayıs 1945 tarihinde Beşinci ABD Ordusu tarafından serbest bırakıldı.Yaşamı boyunca faşizme ve diktatörlüklere karşı mücadele verdi (1961 yılında, Dünya Kiliseler Konseyi başkanı oldu. 1966 yılında Lenin Barış Ödülü'ne layık görüldü. Niemöller 92 yaşında, 6 Mart 1984 tarihinde Batı Almanya'da, Wiesbaden'de öldü).Bizim eski Nazi rahip; Hitler döneminde başına gelenleri anlatırken şu sözcükleri kullandı;

“Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim.
Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim.
Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü sendikacı değildim.
Sonra Yahudiler için geldiler, sesimi çıkarmadım, çünkü Yahudi değildim.
Benim için geldiklerinde, sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.”- Martin Niemöller-

Nazi döneminde tek adam diktatörlüğünü ilk alkışlayanlar din adamları oldu. Çünkü Nasyonal Sosyalistler kilisenin üstünlüğünü tekrar hakim kılma sözü vermişler ve rahipleri yanlarına çekerek “Daha Hristiyan bir Almanya” için harekete geçmişlerdi.

Bu dini bütün din adamları ve dindar yurttaşlar yanıldıklarını anladıklarında Almanya yakılıp yıkılmış, taş üstünde taş kalmamıştı. Bu yanılgı onlara bir ülkeye mal oldu. Almanya ikiye bölündü, kadınları tecavüze uğradı milyonlarca Alman yaşamını yitirdi ve hiçbir zaman Almanya (ekonomik tüm gelişmelerine rağmen) asla eskisi gibi olamadı. 
Neden bunları yazıyorum; Türkiye hızla bir karanlığa sürükleniyor. Hiç kimsenin anayasadan kaynaklanan hak ve özgürlüklere sahip olma hakkı yok. Hiç kimsenin yarın için insanca yaşama hürriyetini elinde tutacağının hiçbir garantisi yok. 

Farklı düşünen, itiraz edebilen, farklı düşündüğünü ifade etmeye kalkışan, eleştirebilen, düşünebilen, düşündüğünü ifade etmenin yollarını arayan herkesin bu özgürlüklerinin artık hiçbir garantisi yok. 
Çünkü anayasa yok, kurallar yok, yasalar yok, siyasi ya da sosyolojik teamüller yok, parlamento yok, üniversiteler yok, sivil toplum kuruluşları bile yok hükmünde. 

Her bir aydın, gazeteci, akademisyen tutuklandığında kendi küçük dünyasında buna bir mazeret uydurup; “Bölücüleri desteklemişler, casusluk yapmışlar, devlet sırlarını ifşa etmişler, millet düşmanlığı yapmışlar” gibi akıl almaz suç komplolarına ve kumpaslarına sıkışanlar için de vakit geliyor. 
İsterseniz sırasıyla bir anlatalım;

İlk olarak Atatürkçüler Ergenekon kumpasıyla içeri atıldı…
Siz; “Bana ne ben bunlar gibi Atatürkçü değilim” dediniz…
Ardından sıra Atatürkçüleri zindanlara tıkan FETÖ’cülere geldi…
Siz yine; “Bana ne ben FETÖ’cü değilim ki” dediniz…
Ardından HDP’lilere sıra geldi…
Siz yine; “Bana ne ben HDP’li değilim” dediniz…
Ardından gazetecilere, sosyalistlere, aydınlara ve ilericilere sıra geldi…
Siz yine “Bana ne ben gazeteci, sosyalist, aydın, ilerici değilim, ben Reisçiyim” dediniz…
Bu dediğimi unutmayın, bir kenara not alın…
Yarın sizi almaya geldiklerinde; sizin için “Bana ne ben bunlar gibi değilim” diyecek kimse de kalmayacak…
Kendi sesinizi kendiniz bile duyamayacaksınız…
Bence Niemöller’i bir dinleyin;
“Benim için geldiklerinde, sesini çıkaracak kimse kalmamıştı…!”

Önceki ve Sonraki Yazılar